AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Gazap Tohumları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Claudius D. Dieudonné
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 174
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Kesenlere ilgisi var.
Özel Yetenek : Çatalağız.

MesajKonu: Gazap Tohumları   Çarş. Mart 21, 2012 4:47 pm

Ruh çağırır, kan gider~
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Slytherin VI. Sınıf
Slytherin VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 377
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Bekledik de gelmedi.
Özel Yetenek : Görücü.

MesajKonu: Geri: Gazap Tohumları   Çarş. Mart 21, 2012 4:50 pm


    Yine o bilindik havasızlık hissi ile tavanı yarım daire biçiminde eğimli oluşturulmuş dar, karanlık koridorda yavaş yavaş ilerliyordu. Duvarların arasında belli aralıklarla pencere benzeri oyukların içine yerleştirilmiş şamdanların ılık ışığı Aethra’nın içini ısıtmaya yetmiyordu. Bu anıyı birkaç haftadır sayısız kere yaşayan Aethra yine aynı nokta da derin bir nefes alıp duraksadı. Yetişmek istediği bir yer var gibiydi ama adımları buna izin vermiyordu. Yavaş hareketleri sınırlıydı. Tekrar yürümeye devam ettiğinde güçsüz nefes alışını birkez daha duyumsadı. Taştan duvarların üzerine çizilmiş figürleri görmeyi amaçlasa da kontrol edemediği bakışlar sadece ileriye odaklanmıştı. Kendine ait olmayan gözler hissettiklerini de, algıladıklarını da kısıtlıyordu. Uzun koridorun bitmek bilmeyişine hayıflandı. Kendini yorgun ve bir o kadar susamış hisseden cadı, koridorun sonundaki yoğun ışığa çıktığında bir an karşılaşacağını bildiği tüm gözler ona döndü. Başını hafifçe eğen figüranların hiçbirinin yüzünü seçemiyordu. Kime dönse yüzlerin önünde grimsi, kirli bir duman geziniyordu. Bakışları bu sefer mekanda dolaştı ve oturması için ahşap bir sandalyenin üzerinde durdu. Ona doğru ilerleyen cadı ahşap sandalyenin üzerindeki sarmaşık gibi bir şeye dolanmış betimlemeyi net bir şekilde seçti. Gözlerini gördüklerine odaklamaya ve onun neyi anlattığını çözmeye çalışsa da sonuç fiyaskoydu. Aethra yavaşça oturduğu sandalye ile rahat bir nefes aldığında düşünceleri allakbullaktı. Rahatlık kendinin hissettiği değil, görmesine yardımcı olduğu bedenin sahibinin duyduğu bir histi. Onun hissettiklerini duyumsuyorsa, düşüncelerini de paylaşabilir miydi? Aethra işte o an heyecanı ile başbaşaydı. Sahip olduğu gözler bulunduğu ortamda sırayla dolaştı. Oval bir odadaydılar ve yaklaşık on kişi siyah cübbelere bürünmüş dağınık olarak ayakta bekliyordu. Aralarındaki konuşmaları duymuyor ama onları sırasıyla süzüyordu. Odaya açılan kendi geldiği koridora benzer dört tane daha geçit vardı. O geldiğinden bu yana birkaç kişi daha o geçitlerden çıkmışlardı. Üzerlerindeki cübbelerin kumaşları dahi aynı olan bu kişilerin cadı mı, büyücü mü olduğu pek belli olmuyordu. Aethra biraz daha sandalyede kaydı ve bakışları bu sefer taş duvarların üzerindeki çizimlerde durdu. Çoğunlukla siyahın hakim olduğu duvarlar, sarı ve yeşillerle renklendirilmişti. Beyaz taş duvarın üzerinde o kadar canlı duruyorlardı ki biraz sonra harekete geçip odayı terk edecek gibiydiler. Aethra, bu bilindik anının içinde sırası ile birkez daha hareket ederken biraz sonra ona yaklaşacak adamın yüzünü bu sefer görmeyi umut etti. Grimsi dumanların yok olması görüye bir adım daha yaklaştığını gösterirdi ama beklenen geçen haftalarda hiç olmamıştı. Her zaman olduğu gibi biraz sonra siyah cübbelilerden biri yanına yaklaşacak ve ona bir şeyler söyleyecekti. Aethra ellerini yavaşça kaldırarak ve bir yaşlıya ait olduğu belli olan buruşuk ellerle karşılaşarak hayrete düşecekti. Sonrasında terler içinde uyanacak ve hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edecekti. Derin bir soluk alıp anının yavaş yavaş gerçekleşmesini bekledi. Belki de doğru olan durumu akışına bırakmak ve görüyü zorlamamaktı. Beklediği gibi saniyeler sonra adam geldi. O an kalbinin durduğunu sandı. Masmavi gözlerle ona yaklaşan yakışıklı yüzde okunan şevkatli bir duyguydu. Aethra, görünün bir sonraki evresine geçtiğini düşünerek dikkat kesildi. “ Sanırım ayine başlayabilirsiniz.” Ayin mi? Eğer kendi bedeni olsaydı, şimdi göğsü hızlı bir şekilde inip kalkardı. Oysa yaşlı kadının tek yaptığı iki elini kaldırmak oldu. Aethra, görünün bu kısmında hep kopmuş, genç adamın ne sesini işitmiş ne yüzünü görmüştü. Üstelik gördükleri olayın yüzyıllar öncesine ait olduğunu düşündürmüştü, şimdi ise yakın geçmişin kapıları Aethra’ya açılıyor gibiydi. Buruşuk eller ile karşılaştığında Aethra, heyecanla uyanacağını sanmasına rağmen beklediği gerçekleşmedi. Genç adamın yardımıyla sandalyeden kalktı. “ Kızları getirin.” Genç adam şaşkınlıkla kendi gözlerine baktı teyit eder gibi… “ İkisini de mi?” Sorduğu soru ile kadından bir adım uzaklaşan büyücü kısa bir an afalladı. Tek kelime etmeden başını eğip emre itaat etti. Arkasını dönüp kadından uzaklaşırken, ortam karardı. Neler oluyor? Uyandığını sanan Aethra, başka bir düzende odayı tekrar gördüğünde görüye döndüğünü anladı. Bu kopmanın üzerinde durmadan bulunduğu ortamı analiz etti. Bu sefer, siyah cübbeli insanlar ortada bulunan büyük bir taş masanın üzerinde sıralanmıştı. Kadın iki elini yukarı doğru kaldırarak sihirli sözleri mırıldanmaya başladı. “ … sit corpus in caelum …” Sözcükler birbirine geçmiş devam ederken bakışlarını bir ara kurbanlara çevirdi. İki cadı boylu boyunca taş masanın üzerine uzanmıştı. Aethra, damarlarındaki kanın çekildiğini hissetti. Cadıların kim olduğunu göremese de kalbine saplanan ağrı canının yanmasına, nefes nefese kalmasına neden oldu. Bu duyguları neden yaşıyordu?


Kesik kesik nefes alıyorken uyandı. Geri dönmüştü. Karşısında Darcy’nin endişeli gözlerini gördü. “ Nefes al, hadi!” Neredeyse hiç şahit olmadığı bir şekilde astım krizine girmiş gibi soluklanıyordu. Darcy’nin sözlerini işitmesine rağmen kontrol edemiyordu. Kaç dakikadır böyle uyanık bir halde kontrolsüz davranıyordu kimbilir? Aethra’nın yatağında karşısına oturmuş cadı onunla zorlukla göz teması kurmuştu. Yataktaki sarsıntıyı hissetti. Yatağın üzerine hızla çıkıp tepine tepine yanına yaklaşan Fia, Darcy’i ile arasına girdi. “ Off! Çekil!” Darcy’i pek umursamayan Fia, Aethra’yı omuzlarından tuttuğu gibi sarstı. “ Dünyaya dön hatun! Uyandın artık.” Nefes alışları hâlâ düzensizken bakışları Fia’ya kaydı. Hiçbir şey söyleyemiyordu ve üstelik nefesini kontrol etmeye de çalışmıyordu. Bir süre sonra nefesi normale döndü ve Fia’nın ellerini omuzlarından çekmesi için son bir gayretle iki elini kaldırdı. “ Merak etmeyin ben iyiyim.” Sözleri kulağa pek emin gibi gelmiyordu. Yatağına doğru kendini bıraktı, daha fazla konuşacak takati kalmamıştı. Fia ve Darcy’nin, onu yalnız bırakması bir hayli uzun sürse de Aethra iki cadıyı da duymamaya çalıştı. Biraz uyusa iyi olurdu ama bunu başarabileceğinden pek emin değildi. Gözlerini yumdu ve gördüklerini hatırlamaya çalıştı.

Bir saat sonra Slytherin Yatakhanesi sessizliğe gömülmüştü. Tek çıkan ses kızların derin nefes alışlarıydı. Acaba Fia uyuyor muydu? Üzerindeki örtüyü tuttuğu gibi açtı ve yataktan indi. Parmak uçlarında yatağının etrafından dolaşıp Fia’nın yatağına yanaştı. “ Fia, uyan! Bir yere gitmeliyim.” Mahmur mahmur bakan gözlerle onu karşılayan Fia’nın tavrına gülümsemeye çalıştı. Fia söylene söylene yatakta doğruldu. Sessiz olmasını istesede yaygarayı koparan cadı, Aethra’ya demediğini bırakmadı. Bir yandan üzerine doğru düzgün bir şeyler giymeye çalışan Aethra, Fia’nın başkalarını uyandırmaması için Muffliato büyüsünü kullandı. Nasılsa Fia’yı ikna edemeyeceğini biliyordu. Yapılan büyünün farkında olmadan Fia hazırlandığında iki cadı sessiz olmaya çalışarak yatakhaneden çıktılar. Nereye gideceğini tam olarak bilmese de, o yer altı geçidinin Yasak Orman’da bir yerde olduğuna emindi. Ufak bir ipucu ona tüm yolları açmaya yeterdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fia Righelli
Slytherin VI. Sınıf
Slytherin VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 91
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Çatalağız.

MesajKonu: Geri: Gazap Tohumları   C.tesi Mart 24, 2012 10:07 pm

    Bilincini kazandığında bir gül bahçesinin ortasında buldu kendini. Çiçeklerden yükselen iç bayıltıcı koku, ayaklarına kadar inan koyu yeşil elbisesini dalgalandıran ılık rüzgarla dört bir yanını sarmalıyordu. Geniş bahçenin bitimindeki çorak arazinin altında, denizin karayla bütünleştiği yeri göremese de kayalıklara çarpan su sesi, cadıya bir uçurumun tepesinde olduğunu söylüyordu. Arkasını döndü ve pencere sayısını dahi bildiği heybetli kaleyi gördü. Torre Astura'daki yüzen kalenin doğusuna yapılmış ilk Righelli şatosundaydı: Castello di Principessa Marquesso. Hogwarts'a kaydolduğunun yazında babası Ricciardo, Roma'daki Risurrezione Şatosu'nun yanında küçük bir malikane gibi kalan bu şatoya getirmişti onu: 'Toplantılara katılacak yaşa geldin kıymetlim.' Sonraki tüm yazlarının neredeyse her gününü burada, ülkeyle ilgili toplantılara katılarak geçirmişti, ta ki on beşinci yazını yaşarken amcası Deangelo tahtın varisi ilan edilene kadar.

    Kadifemsi ses kulaklarını doldurduğunda irkildi ve sağına baktı. Ondan bir kaç metre ötede duruyordu ve Fia'nın çoğu zaman takındığı alaycı gülümsemenin bir kopyası dudaklarındaydı. Öğlen güneşinin altında kuzguni saçlarının arasına serpiştirilmiş acı kahve teller parlıyordu.

    "Vakit geldi, Leydim."

    Vakit geldi. Özlemini çektiği kudrete sahip olmasına sadece dakikalar kaldığını düşününce içinde kelebeklerin kanat çırptığını hissetti. O kadar uzun zamandır bekliyordu ki bugünü, bir kaç saat daha beklerse öleceğini düşünüyordu artık. Yine de yüreğinin olması gerektiği yerde hissettiği sancıyı seviyordu cadı. Ona senelerdir devam etmesi için güç veren bu sızının son demlerinin keyfini sürmek istercesine yavaş yavaş yürüdü Raum'a. Fia'nın destek alması için uzattığı koluna girdi adamın. Geçen yıllar içinde bir kez bile birinden güç almak istememişti ama şimdi bu işin altından kalkamayacakmış gibi geliyordu ona. Minnetini kelimelere dökmeden, Raum'un onu şatoya açılan arka kapılardan birine yönlendirmesine izin verdi. Oymalı ahşap kapıdan içeri girdiler, dar basamaklı bir merdiveni tırmandılar, yirmi metrelik koridoru geçtiler ve Taht Salonu'na açılan ağır kapının önünde durdular. Raum'un önüne geçti cadı ve tam o anda kapı açıldı. Odanın iki yanına dizilmiş pencerelerden süzülen ışık, dikdörtgen şeklindeki odanın sonuna yerleştirilmiş altın tahta çarpıyor ve içerideki cadı ve büyücüleri som altından yapılmışlar gibi gösteriyordu. Ona dönen başlar, yanlarından geçtikçe saygıyla eğiliyordu. Tahtın önüne gelince arkasını döndü. Pencerelerin önünde duran tüm o tanıdık simalara göz gezdirdi. Raum ondan bir kaç metre ötede duruyordu. Daha önce görmediği yaşlı bir adam üst tarafı ipeklerle süslenmiş kulpsuz bir tepsiyi Raum'a uzatırken eğildi ve Raum altın tacı eline aldığı an hızlı adımlarla insanların arasına karıştı. Hakkı olan taca sahip olmasını sağlayan adam yüzünde naif bir gülümsemeyle aralarında bir kol mesafesi kalana kadar yaklaştı. Fia, Raum tacı başına yerleştirebilsin diye zarifçe başını öne eğip bir kaç santim eğildi. Saçları önüne düştü ve kendi açık karamel rengi saçları yerine beyaza çalan tutamlar görüşünü engelledi. Panikle başını kaldırdı ama Raum'un yüzünü değil; tahtı, tahtın önündeki adamı ve platinin en soluk rengindeki saçları yeşil elbisesinin kıvrımlarına uzanan narin bedeni gördü. İnsanları ayırarak salonun ortasına geçti, o sırada adam önünden çekildi ve hafifçe eğilmiş kadını gördü. Kadın zarifçe doğruldu. Fia'nın gözleri, tacı süsleyen zümrütlerin parlaklığından bir an için kamaştı. Kadın geriye doğru bir adım atıp tahta oturduğunda karnından yumruk yemişe döndü cadı. Darciel Dieudonné yüzünde kibirli bir gülümsemeyle dosdoğru Fia'ya bakıyordu.



Kendine ait olduğunu sandığı bir çığlıkla uyandı Fia. Hogwarts'ta, Kara Göl'ü gören yatağındaydı. Su yeşili gözlerini yatağının üstünü kaplayan tenteye dikti. Bir rüya. Hepsi bu. Bir rüya. Kendini sakinleştirmek için boynunu süsleyen Righelli madalyonuna dokundu. Ağır altın, terden ıslanmış teninin üstünde buz gibiydi. Zincirini dudaklarına bastırdı. Daha kaç defa Darciel'in onun yerine geçişini izleyecekti böyle? Bunun sonu yok. Aylardır her düşünde ona görünen, asla tanışmadığı Raum'u düşündü ister istemez. Bir kitap okur gibiydi önceleri düşleri. Her gece, kendinin olanı elde ederken Raum'un ona yardım edişinin bir sayfasını okuyordu sanki. Tanışmalarından tahta çıkışına kadar... Her şey harikaydı Fia için. Geceleri Raum'un ona verdiği fikirler, gündüz vakti kurduğu planların temelini oluşturuyordu. Planlarının kusursuz işleyişiyse beyninin oynadığı oyunların birer işaret olduğunu düşünmesine yol açtı zaman içinde. Öyle ki Syrinx'i adeta sorguya çekip görücülüğün nasıl başladığını anlatmasını istedi bir gün. Bu adamı bulmayı kafasına taktığı gün ise Darciel'i kendi yerinde gördü ilk defa. Haftalar geçip her gece Raum'un ihanetini gördükçe; onu bulma isteğinin yerini onu öldürme arzusu aldı. Sanki gerçekmiş gibi.

Bir çığlık daha duyduğunda ilk çığlığın da kendinden gelmediğini anladı. Syrinx... Yatağını çevreleyen perdeleri hızla ayırdı ve Darciel'i Syrinx'in yatağında gördü. Uyku sersemliği ve Darciel'e duyduğu kin birleşip ortaya her zamankinden daha huysuz bir Fia çıktı. Syrinx'e nedensizce öfkeyle baktı ve hemen ardından Darciel'i en yakın arkadaşının yanında görmeye dayanamayacağından yalpalayarak aralarına girdi. Syrinx'i omuzlarından tutup salladı kendine gelmesi için ve sabırsızca kızın uyandığına dair bir şeyler geveledi ağzında. Teskin edici lafları duymaya ihtiyacı olan kendisiydi asıl.
Yarım saat sonra Syrinx'in iyi olduğuna kanaat getirince istemeye istemeye yatağına döndü. Uyuması imkansız olduğundan yüzünü yatağının yanındaki pencereye döndü ve Kara Göl'ün ayakkabı bağacıkları kadar heyecanlı gece hayatını izledi. Gözüne ekstirdiği küçük, çizgili bir balığın yosunların arasında bir görünüp bir kaybolmasını seyrederken uyuyakaldı.

Gözünü açtığında Syrinx her daim başarısız olduğu zoraki gülümsemesiyle bir yere gitmesi gerektiğini söylüyordu.

"Cehennemin dibine git Syrinx. Uykum var."

Ona birkaç küfür savurdu, tehtid etti ama cadıyı başından savamadı. Sonunda teslim olup giyinirken bile söylenmeye devam etti. Zor bela daldığı uykusunu böldüğü için bu gece yürüyüşünü burnundan getirecekti Syrinx'in.

İki cadı Yasak Orman'da nereye gittiklerinden pek emin olmadan ilerliyorlardı. En azından Fia nereye gittiklerinden emin değildi ve Syrinx'in de kendinden farklı olmadığına emin olmasına rağmen, cadının ne yaptığını bilmesini umuyordu. Syrinx ondan bir kaç adım önde ışıklandırılmış asasıyla çaresizce bir şeyler ararken Fia gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı etrafı kolaçan ediyordu. Johann'la yaptığı yürüyüşler gibi değildi bu. Onun yanında kendin daha rahat hissediyordu kız. Johann'ın hızlı refleksleri ve duyarlı hisleri sayesinde neredeyse tüm gezileri sorunsuz atlatıp okula dönerlerdi ama tam şu an bir akromantula saldırsa Syrinx'in hülyalı gözlerle yaratığa bakacağını düşünüyordu. Cadıya endişeyle baktı ve düşüncesinde haklı olduğundan emin oldu. Zira en ufak seste düello pozisyonu alabilen kız, kulağının dibinde çığlık atılsa duyamayacak gibiydi bu gece.

Çat! Birinin ayağının altında kırılan dal parçasının sesi tüm kaslarının gerilmesine ve saldırı için asasını kaldırmasına sebep oldu. Usulca arkasını dönüp sese doğru bir adım attı. Bir silüet görmeyi umarak ağaçları taradı. Beş metre kadar ileride, bir çam ağacının arkasına saklanmıştı. Kukuletasının ucundan çıkan açık renk bir saç teli soluk ay ışığında parlamasaydı onu görmesinin imkanı yoktu. Asasını indirdi ve arkasına uzanıp Syrinx'i dürttü.

"Bir ziyaretçimiz var Syrinx." Sesi sıkıntılıydı. Gözlerini devirdi. "Çık ortaya Dieudonné, seni öldürmeyeceğim."

Not:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gazap Tohumları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Okul Arazisi :: Yasak Orman-
Buraya geçin: