AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bizim Adımıza Verilen Karar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Raven Orlov
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 178
Kan Durumu : .
Özel Yetenek : Zihinbendar, Zihinfendar.

MesajKonu: Bizim Adımıza Verilen Karar   Salı Mart 13, 2012 10:32 pm



Raven Orlov & Matteo Orlov
Bizim Adımıza Verilen Karar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 178
Kan Durumu : .
Özel Yetenek : Zihinbendar, Zihinfendar.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Salı Mart 13, 2012 10:40 pm

Raven, tatilini kısa kesip bir an önce malikaneye dönmek zorundasın. Gerekli açıklamayı döndüğün zaman yapacağım.

Feodora.


Raven koyu renk ruj sürdüğü dudaklarını büyük bir hayal kırıklığı ile büktü ve kendisine kahvaltı hazırlayan Anuja’ya üzgün gözlerle baktı. Sabahın erken saatlerinde genç kız adına imzalanmış bir mektup gelmişti ve Raven mektubu kimin yolladığını zarfın üzerindeki ince yazıya baktığı an anlamıştı. Feodora Orlov, biricik büyük annesi, Raven’ın uzun zamandır beklediği ültimatomu yapmıştı. Bu, eve dönüş çağrısıydı ve Raven’ın başka çaresi yoktu. Hogwarts’tan en iyi olarak mezun olup Anuja ile dünya seyahatine çıkacağını söylediği an, tüm hayatı boyunca büyük annesinin kendisine karşı tüm inisiyatifini tüketmişti. Alıp başını gitmiş ve beş ay kadar bir süre Anuja ile birlikte vakit geçirmiş, hayatın tadını çıkartmıştı. Elbette beş ay oldukça uzun bir süreydi fakat Raven’ın boğazına yerleşen düğüm tam aksini savunuyordu. Anuja’ya nasıl söyleyecekti? En çok gitmek istedikleri yeri en sona bırakmışlardı, ikisi de hayatları boyunca Kenya’ya gitmemişlerdi. Timsah etinin tadına bir de orada varmak istiyorlardı. Moğolistan da ayrı bir meseleydi, oraya girebilmek için sert karasalın dinmesini, daha makul hava şartlarının kendilerini karşılayacağı bir dönemi beklemişlerdi. “Anuja, mektup büyük annemden.” Sarı kağıdı genç kadının yüzüne doğru salladı ve ona verme gereği duymadan masaya bıraktı. “Bitti. Buraya kadar. Böyle olacağını ikimiz de biliyorduk, Feodora’nın bu kadar uzun süre sabredebileceğini tahmin edemezdim doğrusu.” Dostunun suratında kendisininkinin bir benzeri olan kırgın bir ifade gördü, birbirlerinden ayrılmak istemiyorlardı, birbirlerini tamamlıyor, güzel vakit geçiriyorlardı. Öyle ki Anuja, genç kızın tam anlamıyla açıldığı tek kişi sayılabilirdi. “İstersen sen de gelebilirsin Anuja ama önce seni neyin içine sürüklediğimi öğrenmem lazım. Feodora’nın söylediklerinden ani gelişen bir durum olduğunu anlayabiliyorum, gidip etrafı kolaçan edeceğim ve etraf yatıştığında arkamdan gelirsin. Feodora da seni görmek istiyordu uzun zamandır.” Genç kadının hazırladığı kahveli kreplerden birini aldı ve bir parça ısırıp iyice çiğnedi. Elinin yanıyla dudaklarının etrafına bulaşan pudra şekeri sildi, tasasız bir şekilde gülümsedi. Hayatının en güzel beş ayını geçirmişti ve mutluluğun elde edilmesi pek de zor olmayan bir şey olduğunu anlamıştı. Anuja’ya borçluydu. Genç kadın da kendisine. Aslında birlikte geçirdikleri her anı bir şekilde bir diğerine borçluydular, Raven, dostunun yanında olmadığı her mutlu anı, suçlulukla dolu olacaktı. Birlikte Amazon ormanlarında kayboluşlarını, birer Muggle gibi hayatta kalmaya çalışışlarını, o kısacık dönemde aşkı tadıp, hemen ardından ayrılıkları yaşayışlarını ve her daim birbirlerini teselli edişlerini unutmak imkansız olacaktı. Raven özellikle acımasız ekvatoral yağmurları özlemle anacaktı, derme çatma yaptıkları ahşap tavanı neredeyse delip geçen o kuvvetli yağmuru.

“Vakit kaybetmeden ayrılsam iyi olacak. Şu Japon seks maskeleri bende kalabilir mi?”

***

Raven Fas’tan ayrılmadan önce Feodora ile iletişime geçmeyi unutmadı. Mevsim kıştı ve Orlov malikanesi cisimlenme alanı dışındaydı, malikaneye en yakın yere cisimlenmek zorunda kalan Raven, bir akıma kapılır gibi ardında bıraktığı şirin, tek odalık dairelerini gördü ve ardından sıcak renkler soğuyarak yerlerini kara, tipiye bıraktılar. Raven ayakları Yakutsk’a basmadan, henüz vücudu tam olarak bir bütün haline gelip cismi bir şekilde yoğunlaşmadan soğuğu iliklerine kadar hissetti, adeta parmak uçlarını ısıran soğuk onu esir aldı ve vücudu derin karların arasına gömüldü. Daha kışın başında kar, dört metreyi aşmıştı. “Bayan Orlov,” Bir el genç kızı karların içinden çekti ve ayağa kalkmasına yardım etti. Raven ayaz sesini yutup gökyüzüne savururken büyük annesinin yaverine teşekkür etti. Yoğun tipiden yaşlı adamın Çerkez suratını göremiyordu. Yavaşça asasını kaldırdı ve zarif bir hareketle yaşlı adamla kendisini kapsayan sağır bir bölge oluşturdu. Hala soğuğu hissetseler de en azından birbirlerini hem görebiliyor, hem de duyabiliyorlardı. “Tipi çıkabilir diye ben buraya iki gece önce geldim, yoksa o dağ yokuşunu asla inemezdim, değil mi? Ama ne yazık ki tipi durana kadar beklemek zorunda kalacağız, sizin için oda ayarladım.” Raven ana vatanının karakterini bu kadar çabuk unuttuğu için kendine lanet etti. Karlar asla geçit vermezdi, eğer soğuktan ölüp gitseniz cesediniz ancak ilkbahara bulunurdu, çamur içinde. Böylece genç kız malikaneye bir hafta daha dönemedi, tamamen engellenmişti. Tipi dursa da arabanın donan benzini, bozulan motoru ve yedek mazot ile fazlası ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. Uçuç şebekesini de kullanamıyorlardı zira düşmanı fazla olan Feodora on sene önce malikaneye büyü yolu ile erişimi engellemişti. Sırf bu yüzden Raven, Noel tatillerinde evine, büyük annesine dönememiş, yazın ayrıldığı yüksek dağların eteklerine yaz ile birlikte dönmüştü. Bir kez daha fark ediyordu ki her şey yeniden değişmişti. Kendisini o malikanede neyin beklediğini az çok biliyordu, karamsarlığı bundandı. O an sonunda çalıştırabildikleri arabaya doğru yürürken iki kat kürkün içinde, alabildiğine hafif hissediyordu kendini. Bilinçli bir şekilde bir şeylerden koparılıyor, bir şeylere veda ediyor ve ne olduğunu bilmediği şeylere selam vermek üzere yola çıkıyordu. Arkasında yaşamaktan zevk duyacağı bir hayat bırakmışken önü, bilinmezliklerde doluydu. Raven ise zor olanı yaşamak zorundaydı, her bilinmezliğin bir çözümü ya da bir sonucu yoktu elbette ama Anuja ile elde ettikleri o kısa mutluluk bir kaçıştan ibaretti, biliyordu ki sonsuza kadar kaçamazdı. Hele ki kaçması gereken kendi kanı, kendi canıysa.

Sert karasal gözlerinin ardında akıp giderken Raven’ın yoğun bir duman oluşturan nefesleri arabanın içini dolduruyordu. Alnını neredeyse buz tutmuş cama dayadı ve renkleri ne kadar özlediğini fark etti. Geniş yapraklı, yeşilin en parlak tonuna sahip Amazon ağaçları, haki bedenleri ile çıngıraklı yılanlar, çuha çiçekleri, altın sarısı kumlar… Oysa her yer beyazdı, dünya siyah beyaz bir televizyonun içine tıkılmış gibiydi ve bu yüzden gözleri hüzünle uzaklara dalıp gidiyordu. Raven bir anda buz gibi kesilmişti, memleketine adımını attığı an eski Raven olmuş ve tatilde ne kadar yol kat ettiyse, hepsini geri tepmiş, vardığı noktadan, hatta başlangıç noktasından bile uzağa savrulmuştu. Her zamanki gibi güçlüydü ve her zamanki gibi kurtların karşısına çıkmaya hazırdı. Matteo’nun ailesine karşı bir kez daha zar atacak ve bir kez daha kazanacaktı. Oyunu, onların almasına izin vermeyecekti. Eğer Raven, ne kadar çabalarsa çabalasın yine de eninde sonunda o malikaneye dönüyorsa, geri kalan hayatını da orada geçirmeye kararlıydı. “Bayan Orlov, sol camdan dışarı bakın.” Raven düşüncelerinden sıyrıldı ve büyük annesinin yaverinin gösterdiği yere bakıp gülümsedi. Karlar altında kalmış olmasına rağmen küçük yapıyı tanımıştı. Büyük babası Nikolai’ın torunu için tasarladığı ufak bir şapeldi karlar altında kalan. En yüksek noktası olan haç haricinde tamamı karlarla örtülüydü. Gökyüzünü delercesine meydan okuyan haç ise adeta beyazın güzelliği ile taçlandırılmıştı. Raven, karlar erimeye başladığı zaman şapeli ziyarete gelmeyi aklına koydu ve arkasına yaslandı. Şapeli de gördüklerine göre Orlov arazisinin sınırlarına girmişlerdi ve özgürlüğü yadsınamaz bir şekilde maziye gömülmüştü. Vücudunu neredeyse görünmez kılan kürklerin arasında iyice büzüldü ve ağlamamak için kendisini zor tuttu. Bundan sonra ne olacaktı? Feodora’nın ve Matteo’nun ailesinin kendisine uygun gördüğü hayat neydi? Raven’ı Inferno’da betimlendiği hali ile buzdan cehenneme mi hapsedeceklerdi? Peki Raven boyun eğer miydi? Eğmezdi, hatta o an kesin bilgisine ulaşabildiği tek şey de buydu.

Yolculuk yorucu geçti, şapeli arkada bırakışlarının ardından yaklaşık beş saat daha yol aldılar. Normalde iki saatte gidebilecekleri yol sık sık durup motoru ısıtmak zorunda kalışları ve kimi zaman kar küremeleri yüzünden gereğinden fazla uzamıştı. Neyse ki Raven fiziksel olarak idmanlıydı, soğuğa olmasa da yorgunluğa ve ağır işe karşı. Parmak uçları sertleşmiş, o iş görmemişliğini kaybetmişti. O ellerle yaptıklarını hatırlarken keyifleniyordu. “Evinize hoş geldiniz,” Bir kez daha yaverin sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı ve önlerinde tüm ihtişamı ile uzanan Orlov malikanesine baktı. Adeta, buzdan oyulmuş gibi bembeyazdı kalın duvarları ile bir kaleyi andıran malikane. Arkasında en az Yasak Orman kadar büyük ve tehlikeli bir orman uzanan yapı on sekizinci yüz yılda işçi cüceler tarafından inşa edilmişti. Yer yüzünde en ince işçiliğin ise cücelere ait olduğu söylenirdi. Raven her kendi odasının oyma balkonuna baktığında buna daha fazla inanırdı. Karlar altında kalmış balkonunu araba durmadan önce zar zor seçebildi. Balkon duvarlarının kavislendiği yerde bir Tanrıça figürü heykelleştirilmişti. Saçları rüzgarda dağılırken elleri riyakarca gökyüzüne dönüktü Tanrıça’nın. Çoğu kişi figürü dua ediyor olarak adlandırabilirdi ama yüzündeki bencil ifadeden –heykel bir hayli detaylıydı- Raven bambaşka bir sonuca ulaşmıştı. “Buyrun.” Yaver arabanın kapısını kendisi için tutarken Raven keskin soğuğu içine çekti. Feodora’nın güçlü büyüleri ile ayazın acımasızlığı malikaneye sokulamamıştı, buna rağmen için titreten soğuk yadsınamazdı, Raven üzerindeki kürklerden birini çıkarttı ve bedeni ile soğuğun çarpışması ani ama dinlendirici oldu. O soğuk iklim insanıydı ve bedeni evi özlemişti. Olumsuzlukları yavaş yavaş üzerinden attı ve eşyaları arkasından gelirken gösterişli bahçe merdivenlerini tırmanmaya başladı. Devasa bahçeyi çabuk adımlarla aştı ve gördüğü sahne karşısında şaşırmasa da bir an tepkisiz kaldı.

Feodora kendisini bekliyordu ama yalnız değildi, Matteo yanındaydı, diğer yanında Matteo’nun annesi ve onun da yanında Matteo’nun babası. Vladimir… Nasıl da nefret ediyordu ondan! O kadar ki, ikisinin de Orlov gözleri buluştuğu an Asya’yı kaplayan kar örtüsü eriyebilirdi. “Sevgili Vladimir Amca, görüyorum ki yokluğumu büyük anneme hissettirmemek için büyük çaba göstermişsiniz.” Kendi ölmüş babasını andıran Vladimir’e kısa ama öldürücü bir bakış attıktan sonra Matteo ile göz göze geldi. Ah hayır, karlar o an erimeliydi. Raven özlemin ağırlığını o bakışlarda hissetmiş ve cevap vermişti. Ardından düşmanlık Matteo’nun bakışlarına geri dönmüştü ve Raven yine onlara cevap vermişti. Adeta Matteo’nun duygularını yansıtan bir ayna gibiydi gözleri fakat gariptir ki, genç adam ne hissediyorsa o da aynısını hissediyordu. Bakışlarını kuzeninin bakışlarından ayırıp Feodora’ya doğru yürüdü. Ailenin büyüğü olarak en arkada duran sert hatlı kadın herkesi –Raven’ı bile- şaşırtarak kollarını şefkatle açıp torununu kucakladı. Raven yüzünü onun bembeyaz saçlarının arasına gömdü ve güçlü kollarının arasında kısa bir süre için huzurlu hissetti. Zaten sarılma faslı da pek uzun sürmedi. Ayrıldıklarında Feodora bir süre Raven’ı inceledi, ardından iyice geri çekildi. “Raven, dinlenmeye çekilmeden önce senden ricam bizimle toplantı salonunda buluşman. Kıyafetlerini değiştirmek istiyorsan değiş ve bize katıl.” Genç kız Feodora ve diğerlerine başıyla selam verip malikanenin içine girdi. Kalp atışları hızlanmıştı, bunun için Matteo’nun yüzündeki ifade yeterdi, endişeli görünüyordu ve onun endişesi Raven’ı da endişelendirmişti. Genç kız koridorlarında rahatça kayıp olabileceğiniz malikanede kestirmelerden yararlanarak –gizli geçitler vardı- çabucak odasına ulaştı. Yatağının heen karşısındaki şöminenin içine çelik bir sürahi yerleştirilmişti. Raven elini yakmadan sürahiyi aldı ve ayaklarını yıkaması için bırakılmış ufak küvete boşalttı. Kalın çizmelerini, kat kat giydiği çorapları ve taytını çıkartıp ayaklarını kaynar suyun içine soktu. Parmak uçlarını yeniden hissetmeyi başardığında üzerine kalın kumaştan siyah bir elbise ile yün çoraplar geçirdi. Topuklu ayakkabıları ile kıyafetini tamamlayıp toplantı salonuna indi. Herkes, Raven’ı bekliyordu. Genç kız kendisi için boş bırakılan yere –Matteo’nun yanına- isteksiz bir şekilde oturdu ve hemen konuya girmeye niyetli Feodora ile göz göze geldi.

“Haberdarsınız ki Sevgili Vladimir, ailemizin menfaatine olacak bir öneride bulunmuştu. Bu yüzden lafı uzatmayacağım. Karlar erimeye başladığında, yani ilkbaharın son haftası, evlenmeniz uygun görüldü. İtirazlarınızı duymak istemiyorum, odalarınıza gidin.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matteo Orlov
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Kan Durumu : *
Özel Yetenek : Animagus, kedi.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Perş. Mart 15, 2012 12:39 pm


Orlov Kuklası - Şah ve mat.

Yıllardır tahammül etmek zorunda bırakıldığı bir ailesi vardı ve artık sınırı fazlası ile aşmışlardı. Oğullarını kendilerinden nefret etme aşamasına getirmişlerdi sonunda. Bir an önce gitmesi gerektiğini biliyordu. Orlov Malikânesi dışına çıktığında özgürlüğüne kavuşmuş olacaktı. Böylece kendi adına verdikleri kararlara da tahammül etmek zorunda kalıp kendini kukla gibi hissetmeyecekti. Birkaç parça kıyafet daha tıkıştırdı bavuluna. Malikânede cisimlenmek yasak olduğu için bahçenin dışına çıkması gerekiyordu, fakat etrafta gezinen babasının adamlarını geçebilmek için gecenin yaklaşmasını beklemeliydi, neyse ki çok fazla kalmamıştı. Kolundaki saate baktı, vakit bir hayli hızlı geçmişti. Son bir parça kıyafet daha alıp bavulunda elbiselerin en üstüne koyduğu resmin üzerine kapağı kapadı. Raven ile birkaç sene önce birlikte çekildikleri resimlerden biriydi. Gittiği yerde o resme ihtiyacı olacaktı. Kazağının kollarını düzeltti ve üzerine kalın bir ceket geçirdi. Bu evin rahatlığını özleyecekti, şöminede yanan ateşi, geniş siyah örtülerle kaplı yatağını, belki de duvardaki boyaya kadar. Bu eve ait olup da özlemeyeceği şeyler arasında anne ve babası vardı. Onlardan ve yaptıklarından artık nefret ediyordu ve daha fazla kaldırabileceğini sanmıyordu. Sweat Shirt’ün kapüşonunu düzeltti ve kot pantolonunun üzerinde o sportif görünüme bütünlük sağlayan botunun üzerinde huzursuz bir şekilde birkaç tur attı. Ses çıkartmaması gerektiğini biliyordu fakat bu evden çekip gitmesine az bir zaman kala gerilme oranı fazlası ile artmaya başlamıştı. Hayal bozan büyüsü denemeli miydi bilmiyordu, kısa bir an düşündü ve bunun işlemeyeceğine karar verdi. Daha fazla kaçışı hakkında ki ayrıntıları düşünmeye vakti kalmamıştı. Saatin tik takları da yetmiyormuş gibi sessiz oda içerisindeki gerginliğini arttırıyordu.

Gerilen sinirlerini gevşetmek adına buz tutmuş elleri ile ellerinin aksine yanan ensesini ovdu ve yatağın üzerine oturdu, şansı varsa herkes bir an önce uykuya çekilirdi de bir an önce bu evden uzaklaşabilirdi. Yaklaşık yarım saat boyunca oyalandı ve sonunda yatağın örtüsünü de bozarak hızla üzerinden kalktı, vakit yaklaşmıştı. Kapıyı hafifçe araladı ve başını uzatıp hole baktı. Ses yoktu, rahatladığını hissediyordu. Hemen arkasında duran bavulu kemerinden tutup kaldırdı. Hızlı adımlar ile odasından çıkıp yürümeye başladı, şimdilik kimseye görünmeden rahatlıkla ilerliyordu, bu yüzden rahatladığını hissetti, yine de tetikte olmalıydı. Raven’e gideceği yere ulaştığında haber gönderecekti ve ondan yerini kimseye söylememesini isteyecekti. Özleyeceği tek kişi oydu bu yüzden bir şekilde haberleşmesi gerekiyordu. Bir labirenti andıran hollerden birine girdi ve babasının adamları ile burun buruna geldi. Matteo'nun kaçacağını bir şekilde öğrenmişler ve yolunu kesmeye karar vermişlerdi. Odalardan birinin kapısını açıp dışarı çıkan babasının sinirli yüz hatlarını görünce olduğu yerde donup kaldı. Şansına küfretmeliydi belki de fakat Vladimir Orlov’un ürpertici soğukluğu karşısında adeta düşünceleri bile donmuş gibiydi. “Bırak gideyim.”söyleyebildiği tek şey buydu. Geri birkaç adım attı. Vladimir ürpertici bakışları ile genç delikanlıya yanaştı. “Sana ne diyorsam onu yapacaksın Matteo.”dedi yaşlı adam ve geriye dönüp adamlarına talimat verdi. “Aklı başına gelinceye kadar canını yakın, yüzüne zarar gelmesin.”verdiği bu tek emirle birlikte holden ayrılan Vladimir’in arkasından bakan Matteo duyduklarına inanamıyordu. Sonunda amaçları doğrultusunda oğlunun canını yakmaya kadar varmıştı demek ki.

Genç büyücü bavulu elinden bıraktı, asasına yeltendi fakat isabet eden bir büyü ile asası çoktan kendinden uzağa savrulmuştu bile. Yaklaşan birkaç adama yumruğu indirdi, fakat hem iri hem de sayıca fazla oldukları için bir şey yapamıyordu. Karnına inen yumruk ile iki büklüm oldu, sonrasında olanları hatırlamıyordu bile. Vücudunun her yeri morarmıştı, dudağının kenarından akan kanı silip doğrulmaya kalkıştı. Yumruklarını sıktı, daha önce hiç bu kadar öfkelendiğini hatırlamıyordu, içinde bir yerlerde tipik bir sızı vardı. Ağlamak istiyordu fakat gururuna yediremiyordu. Yerden doğrulup aksak adımlarla odasına gitti, babası çoktan odasının kapısına iki adamını dikmiş ve güvenliği sıkılaştırmıştı bile. O asayı eline geçirdiği ilk dakikalarda bir lanetle öldürmeyi düşünüyordu fakat dakikalar sonra vücudundaki sızılar çoğalıp yatağın üzerinde halsiz bir şekilde iki büklüm olurken bunu yapamayacağını fark etti. Vladimir Orlov ne kadar aşağılık bir adam olursa olsun Matteo ona bundan daha ileri gidip karşılık veremeyecekti. Odanın kapısı yavaşça açıldı ve içeri giren kadının yüzündeki endişeli ifade eşliğinde yatakta biraz daha büküldü ve yüzünü sakladı. Annesi şu anda görmek istediği en son kişiydi, kadın yatağın ucuna ilişti ve Matteo’nun koluna dokundu, o ani dokunuşla birlikte genç delikanlıdan acı dolu bir inilti duyuldu. Belinde, kolunda ve bacaklarında morluklar oluşmuştu.“Sana yaptığı adilikti, daha anlayışlı davranabilirdi, onunla konuşacağım.” Yatağın ucunda oturan kadın koyu renk saçlarını omzunu gerisine attı ve oğluna yanaşıp yüzüne bakmaya zorladı. Matteo yatakta doğrulmaya çalıştı, canı yanıyordu.

“Onunla konuşmanı istemiyorum. Eğer söylediğini yapmazsam Raven’i hiç beklemediği bir anda zehirleteceğini söyledi. İstediğinizi yapacağım. Raven benden nefret edecek biliyorum ama onun böyle bir şeyle karşı karşıya kalmasını istemiyorum. Benden nefret etmesine razıyım.”yatakta öbür tarafa döndü ve konuşmanın bittiğini belirtir gibi gözlerini kapadı. Artık ne hissedeceğini ne diyeceğini bilemiyordu bir Orlov kuklası ve Vladimir Orlov’un piyonu haline gelmişti. Otuzlu yaşlarının ortalarında olan kadın yataktan doğruldu ve sessizce odadan dışarı çıktı. Aradan günler geçmişti, vücudundaki morluklar bir parça geçmişti fakat kendini iyi hissetmiyordu, uykusuz geçen gecelerin ardından gözlerinin altında mor halkalar belirmeye başlamış aldığı ağrı kesiciler ise kendini daha hastalıklı hissetmesine sebep olmuştu. Yine de kendini zorladı ve iyi görünmeye çalıştı. Feodora’nın malikânesine geçtikleri gün içindeki sıkıntı biraz daha fazla artmıştı, o gece orada kaldılar, ertesi gün Raven gelecekti. Yemek masasında önüne itilen dosyaları inceledi, babası Raven’in nelerden hoşlandığını, hangi renkleri sevdiğine kadar araştırmış ve Matteo’nun bunları hafızasında yer edinmesi için uyarmıştı. Buna gerek yoktu, Raven ile renklerden muhabbet edeceklerini sanmıyordu. Ertesi gün annesinin ona kibar davranmasını söyleyen uyarısının ardından bıkkınlıkla gözlerini devirdi. Neyi nasıl yapacağını biliyordu fakat bu Raven’in kendisinden nefret etmesini engellemeyecekti. Bunu artık bir şekilde anlasalar iyi ederlerdi.

Sonunda Feodora Raven’in yaklaştığını bildirdiğinde onu karşılamak için hazırlandılar. Vladimir’in ve annesinin gözlerinde ki o aç ifadeyi görebiliyordu. Sonunda Raven kendilerine yanaştığında gözlerini ondan ayıramadı. Onu o kadar özlemişti ki, etraftaki her şey, herkes yok olsun sadece kendisi ve Raven kalsın istiyordu, yine de bir şey diyemedi ona. Bakışları dondu, sertleşip buzdan bir heykele dönüşüverdi. Genç kız odasına çıkıp hazırlanırken ailesinin yönettiği bir kukla gibi hareket etmeye devam etti ve sonunda toplantı masasına kollarını yaslamış genç kızı bekler şekilde buldu kendini. Feodora’nın verdiği karardan haberdardı çünkü babasının onu ikna ettiğini bilecek kadar yakınındaydı. Derin bir nefes aldı ve yaşlı kadının konuşmasını bekledi. Sonra olanlar ise bir film şeridindeymiş gibi hızla gelişmeye başladı. Raven’in masadan hızla kalkışı Matteo’nun peşinden gidişi. Sonunda genç kızın odasında yalnız kaldıklarında onu kolundan tuttu ve kendine bakmaya zorladı. “Bunların hepsi senin ve ailemizin iyiliği için.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 178
Kan Durumu : .
Özel Yetenek : Zihinbendar, Zihinfendar.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Cuma Mart 16, 2012 11:47 pm

Nefret… Elleri titredi. Parmaklarını kenetledi ve gözyaşlarını içine hapsetti. Toplantı odasının zümrüt rengi perdelerle kaplı penceresiz duvarında asılı olan portreye baktı. Nikolai Orlov’un portresi mutsuz görünüyordu, oysa tüm benliği renklere sıkıştırılmış yaşlı adam yüzünde üzüntü ile bir kez daha suskunluğu tercih ederek tablonun içinde kayboldu. Raven düğüm düğüm olmuş içini ağır ağır açmaya, önünü görebilmeye çalıştı. İmkansızdı, ailesinin kendisini böyle kurban etmesine izin veremezdi. Diline ölüm tehditleri dolanıyordu, Raven nefretini bir türlü yatıştıramıyordu. Matteo’ya bakmaya takati yoktu, onun gözlerindeki bakışa katlanamazdı. Ani bir hareketle oturduğu yerden kalktı ve toplantı salonundan dışarı yürüdü. Ayakları onu bir yere götürüyordu ama Raven geçtiği koridorlardan habersizdi. Yanında birisinin daha yürüdüğünü hissetse de o an yaşadığı bilinçsizliği anlatacak kelimelerden yoksundu, yedi dil biliyor olmasına rağmen duyguları hiçbir alfabeye, hiçbir kelime dağarcığına sığmıyordu. Yenilmişti, köşeye sıkıştırılmıştı. Vladimir Orlov satranç tahtasında onu ilk kez ama ölümcül bir darbe ile devirmişti. Kendisinden nefret etti, nasıl olmuştu, içine ne girmişti de Anuja ile tatile çıkmaya karar vermişti? İşte, o beş aylık yokluk, Feodora ile beş aylık uzak kalışı terazinin kefelerinin dengesini değiştirmiş, Vladimir oyununu oynayıp kazanmıştı. Raven ise gezip tozmuş, insanlarla düşüp kalkmıştı. Kendi zekasına öyle bir güvenmişti ki ne olursa olsun Vladimir’in o yarışta kendisine yaklaşamayacağına inanmıştı. Oysa adam genç kızı asla içinden çıkamayacağı bir duruma sürüklemişti. Acaba anlamış mıydı Matteo’ya olan hislerini? İmkansızdı. Raven, Matteo’nun o duygulardan haberdar bile olmadığı ihtimalini düşünürken, Vladimir gibi kalpten yoksun bir insan kızın derine gömdüklerini anlayamazdı. Körlemesine odasının kapısını savurdu ve içeri girdi. Matteo tam karşısında duruyordu. Bu oyunun diğer bir kurbanı da oydu fakat Raven ona öfkeliydi. Nasıl genç kıza ulaşıp haber vermeye çalışmazdı? Nefret gözyaşlarını zar zor bastırıyordu, öyle ki Matteo’nun ağzından ‘aile’ kelimesini duyduğu an insaniyet namına tuttuğu kayışlar koptu. Raven çalışma masasının üzerindeki vazoyu kaptığı gibi Matteo’ya fırlattı. Olmasını umduğu gibi isabetsiz bir atış değildi, Matteo omzuna sert bir şekilde çarpıp parçalanan vazo ile geriye bir adım atsa da devrilmeyip, öylece kaldı. Kurşundan gibi, metalden gibi… Tanrı aşkına, onları bu hale nasıl getirmişlerdi? Daha çok genç olmalarına rağmen bu kadar yaşlanmayı nasıl başarmışlardı? “Ailemizin mi? Hangi ailemiz Matteo?” Siniri bir an için yatışır gibi olurken aniden alevlendi ve Raven ellerini saçlarının arasına doladı. İmkansızdı, kendi kendine tekrarlayıp duruyordu. Raven Orlov pes etmezdi, yenilmez ve… Muhtemelen artık bir hiçti. Olmaktan en çok korktuğu şey oluvermişti, bir kukla, bir maşa ve çoğunluk için kendisini feda etmek zorunda kalan kişi. Vladimir Orlov’un ölmesi gerekiyordu, Raven onun ölümü için bekleyebilirdi, katlanabilirdi. O yüzden buz gibi bir soğukluk yerleşti kalbine. Oyun bitmişti fakat bu, bambaşka bir şeyin başlangıcıydı. Vladimir Orlov, ölmek zorunda kalacaktı. Tatminkar bir şekilde ellerini saçlarının arasından çekerek Matteo’nun karşısında zarif bir şekilde durdu. Ona baktığı zaman gördüğü tek bir kişi vardı, o Vladimir’in piyonuydu.

“Çık dışarı Matteo, bana o piç kurusu babanı hatırlatıyorsun. Yüzünü bile görmek istemiyorum.”


8 Nisan, muhteşem bir düğün.

Beyaz, bembeyaz… Feodora ellerini genç kızın üzerindeki gelinlikte gezdirirken Raven’ın gözleri çok uzaklara dalmıştı. O günün ardından zamanın çabuk geçmesini beklemişti, ne de olsa çok dua etmişti düğün gününün yaklaşmaması için ve Tanrı, Raven’ın dualarını kabul etmeyi çok uzun zaman önce bırakmıştı, bu sefer yaptığı bir istisna olmalıydı. Adeta yaşlanmıştı genç kız, Matteo yurt dışına çıkıp her şeyin baskısından uzaklaşırken Raven, miras hisselerini konuşmak üzere Vladimir Orlov ile aynı masaya oturmak zorunda kalmıştı. Bir an için bunun öneminin olmadığını fark etti. Dev boy aynasında gelinlikli haline bakarken tek önem arz eden, her şeyin kısa süre içinde biteceğiydi. Taze çift için Orlov Malikanesi’nin elli kilometre kadar uzağında, dağın daha yüksek kısımlarında bir köşk hazırlanmıştı. Daha doğrusu köşk, Vladimir Orlov’un, Raven’a düğün hediyesiydi. Genç kız gidip görmeye tenezzül bile etmemişti. Yakutsz’un yaşamaya en elverişsiz yerinde olan köşk en yakın yerleşim yerine yüz yirmi kilometre uzaklıktaydı ve cisimlenme ile bu uzaklık ancak yüz kilometreye indirgenebiliyordu. Kaçmalarını imkansız hale getirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. “Raven, adeta bir melek gibi görünüyorsun.” Feodora genç kızın tüm hazırlığı ile kendisi ilgilenmişti. Gözlerinde gençliğini yad eden yoğun bir bakış vardı, Raven elini, yaşlı kadının elinden çekti. “Yalnız kalmak istiyorum.” Feodora ağzını açıp bir şey söyleyecek gibi oldu fakat Raven’ın gözlerindeki bakış yetmiş yıllık tecrübeye kafa tutacak kadar sertti. Feodora kendi krem rengi elbisesinin eteklerini düzelterek nikahın yapılacağı şapelde Raven için ayrılmış odayı terk etti. Kapıyı ardından belli belirsiz çarparken gürültü adeta Raven’ın kalbinde yankılandı. Olumsuz olan her şey kalbinde büyüyordu, bir şekilde şeytan tarafından ele geçiriliyor ve öldürme isteği duyuyordu. Oysa tek yapabildiği odasına bırakılmış kırmızı şarabı kadeh kadeh yuvarlamaktı. Öyle sarhoş bir hale gelmeliydi ki uyandığında gün, çoktan bitmiş olmalıydı. Sırf bu yüzden uzanıp bir kadeh daha doldurdu kendisine, aynadaki yansımasını incelerken ufak yudumlarla, ağır ağır içti. Yeşil, altın sarısı bakışları kendi kalbini kıracak kadar öfke dolu, yüzü kaskatıydı. Saçları güzel bir topuz haline getirilmiş, çatık kaşları iyice ortaya çıkmıştı. Bembeyaz gerdanını süsleyen pırlanta kolye Matteo’nun hediyesiydi, yani Raven’a Matteo adına gönderilmişti. Muhtemelen genç adamın annesi seçmişti, hatta Vladimir bile seçmiş olabilirdi. Raven pırlantadan ölesiye nefret ettiği için, hediyenin sorumlusu Vladimir olmalıydı. Raven hakkında bir şekilde her şeyi biliyordu. Düğün pastaları bile çikolatalıydı, genç kızın en nefret ettiğinden.

Kadehi masaya bırakma zahmetine katlanmadan umarsız bir şekilde yere atıp kristalin parçalanışını izledi. Kendi hayatının parçalanışını izlemek zorunda kalışı gibi. Kalbi adeta tersine atıp kendisini korumaya çalışır gibi göğüs kafesine gömülürken güldü. Ne kaçacak delik, ne de güvenli bir yer kalmıştı artık. Artık ismi gibi kalbi de kapkaraydı ve o kalp hala Matteo’yu sevebiliyorken Vladimir Orlov’a karşı tarifi imkansız bir nefret büyütüyordu. Dışarıdan buz kesmiş bir denizdi Raven, oysa derin akıntıları bir tek o hissedebiliyordu, genç kızın nefreti hançer gibi kesiyordu ve hedef arıyordu. Nefret hançerine intikam kanını akıtmadıkça huzur bulmayacaktı, o gelinliğin içinde oluşunun tek sebebi ise buydu. Uygun zamanı bekleyecekti ve Orlovlar tarafından öldürülürse armut piştiği gibi Vladimir’in ağzına düşecekti. Elbette Raven’ın eski gücüne kavuştuğu zaman gelecekti. Raven bu konuda Matteo’yu bile karşısına almaya hazırdı. Sabırsız bir şekilde zümrüt kutusunun üzerinde olan, yine zümrüt ile süslenmiş saç tokasını aldı ve topuzunun üstüne kibar bir şekilde yerleştirdi. Toka, kendisine annesinden kalan tek şeydi, kibar, sanatçı elleri sayılmazsa tabi. Fransız Cecilé, yazık oldu, diye düşündü Raven annesinin evlenirken taktığı saç tokası üzerinde parmaklarını gezdirirken. Kadın, Raven’ın babası gibi bir insanla evlenmek zorunda bırakılmıştı, onu sevmeyen, gözünü hırs bürümüş ve en sonunda ölümüyle kızını bile sevindiren… Raven o an çevresindeki her şey, etrafındaki herkes gibi tokadan da nefret etti, yine de çıkartmaya tenezzül etmedi. Zaman geliyordu ve odasına yaklaşan adım seslerini duyabiliyordu, kısa süre sonra kapısı tıklatıldı. Zaman gerçekten de gelmişti. Raven son kez aynadaki görünümüne baktı alelacele şarap şişesini kafasına dikerken. Daha önce hiç olmadığı kadar güzel görünüyordu. Büyükannesine ait olan uzun kollu, derin göğüs dekolteli gelinliği kabarık değildi, genç kızın beline mükemmel bir şekilde oturuyor, geniş bir kesimle yere dökülüyor, incilerle süslenmiş uzun bir kuyruk haline geliyordu.

Kapı bir kez daha vurulunca dışarı çıktı ve kendisine iç çekerek bakan nedimeleri umursamadı. Arkada yürümesi gerekirken eğreti bir şekilde tuttuğu beyaz güllerden yapılmış gelin buketi ile şapelin merdivenlerini inmeye başladı. Büyükbabasının kendisi için yaptırdığı, Orlov arazisinin hemen girişinde olan, bir zamanlar kendisine Cennet gibi hissettiren şapel şimdi kızın darağacı oluvermişti. Kadere bak sen… Gülümsedi yine beyaz güllerle bezenmiş, sunağa giden yola girdiğinde. Mutlu görünüyor olmalıydı, gözleri sunakta, siyahlar içinde kendisini bekleyen Matteo’da idi. Sanki ona doğru çekiliyordu, kalp atışları bir yaşamlık vuruşu tamamlamaya ant içmiş gibi aniden hızlandılar, Raven acıyı ve özlemi hissetti. Ardından da tiksintiyi, Vladimir Orlov görüş alanına girerek genç kızın bileğini tutmuştu. Elbette, bir babası olmayan Raven’ı sunağa kadar geçirmesi gereken kişi Vladimir Orlov idi. Raven onun sıcak elini kendi çıplak teninde hissedince nefretle ürperdi, kılını bile kıpırdatmadı. Büyülenmiş tavandan beyaz ve pembe gül yaprakları yağarken bulutlar üzerlerinde dolaşıyor, yasemin kokan ılık hava çıplak tenini okşuyordu. Vladimir Orlov koluna girip kendisini güler yüzle sunağa götürürken, Raven adeta hayal aleminde yürüyordu. Alkol etkisini göstermişti, topuklu ayakkabılar üzerinde süzülürcesine yürüse de mantığı ulaşamayacağı bir yerdeydi. Gittikçe O’na yaklaşıyordu. Matteo’ya, sevdiği adama. Kuzenim, o benim kuzenim. Defalarca fısıldayan iç sesini çığlıklar gölgeliyordu. Vladimir Orlov’un oğlu, bu dünyada sahip olduğum en güzel, sahip olduğum tek şey o. Farkında olmadan kederle gülümsedi genç kız. Hislerini okumuş olacak, büyülü arp daha kederli notalara geçti ve Vladimir Orlov ile sunağın önünde durdular. Yaşlı adam Raven’ı kendisine doğru çevirdi ve yanaklarından öpmek için yüzünü, yüzüne yaklaştırdı. “Şah ve mat.” Raven kulağına fısıldanan söz ile buz kesti, diğer yanağını da öpmek üzere kendisine yaklaşan yaşlı adamın kolunu kimseye belli etmeden sıktı, “Beni öldürmen gerekirdi.” Ardından büyük bir nefretle geri çekildi ve Vladimir Orlov genç kızın narin elini Matteo Orlov’un eline bıraktı.

Raven o eli farkında olmadan sıktı, zira bundan sonra sahip olduğu tek şey oydu. Matteo’nun gözlerinin içine baktı ve birer damla yaş, kızın gözlerinden süzülüp gerdanına aktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matteo Orlov
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Kan Durumu : *
Özel Yetenek : Animagus, kedi.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   C.tesi Mart 17, 2012 6:03 pm

Raven'ın Cehennemi.


Dondu, o her zaman bir alev parçasını andıran bakışları yavaşça dondu ve gittikçe biraz daha hissizleşti. Genç kızın son sözleri ile incinen gururu yüzünden kaşları çatıldı ve dudak çizgilerine gergin bir ifade geldi. Gözlerinde yansıyan gurur, hüznün izleri ile yok olup gitmeden önce ona son bir kez daha baktı. Onun için nelere katlandığını bilmiyordu, neler yapabileceğini, neleri göze aldığını. Sonunda kaybetmişti genç kızı. Sol avucunu sıktı ve elini yumruk yaptı, omzunun acısı umurunda değildi. Bunun on katı acıya katlanmış her seferinde biraz daha güçlenmişti, kendini zayıf düşüren genç kızın yaptıkları değildi, kendini zayıf düşürüp gurura kapılmasına sebep olan onun sözleriydi. “Sen!”dedi öfkesini kusmak üzereydi, ondan nefret ettiğini söyleyecekti ama yalan söyleyemiyordu. Raven’den asla nefret edemeyecekti. Sözünün devamını getirmeden sustu ve gözlerine yansıyan buzlar çözülmeden önce genç kıza sırtını döndü ve kapıyı çekip odadan dışarı çıktı. Onunla konuşamayacaktı, hiç olmazsa bu gün karşı karşıya gelmeliydi, hızlı adımlar eşliğinde hole çıktı ve genç kızın odasından olabildiğince uzaklaştı. Yürürken gözleri karardı ve başının dönmeye başladığını hissetti, sırtını ve başını arkasındaki soğuk duvara yasladı. Bedensel acıdan değil de hissettikleri yüzünden bir gün öleceğini hissediyordu. Sağ elini yumruk yapıp kalbinin üzerine bastırdı, oradaki acıyı durdurabileceğini hissediyordu fakat yanılıyordu, o acını uzun bir süre daha geçmeyeceği Raven’in sözleri ile açıkça belli olmuştu zaten. Yaslandığı duvardan doğruldu, az önceki gururlu duruşu çökmüştü. Artık rol yapmasına gerek yoktu.“Beni bir zavallıya dönüştürdün Raven. Cehenneminde en diplerde yok olup gidiyorum.”mırıldanarak söylediği bu sözler kendi hakikati ile kavruluyordu.

Odasına yönelen merdivenlere çıktı ve oraya vardığında tek yaptığı odanın camından dışarıyı seyretmek oldu. Ne kanayan omzu ne de morluklarla kaplı vücudu umurunda değildi. Düşüncelerinden kurtulmak istiyordu, Raven’i oradan çıkartabilmeliydi, o ruhunu esir alan gözleri unutmalı ve kalbindeki acıyı dindirmeliydi, fakat tüm bunlardan kurtulmak için kalbine bir hançer saplaması gerektiğini biliyordu. Çünkü ölene kadar Raven’i unutamayacağını biliyordu. Camın önünde elleri ceplerinde saatlerce durdu, ayakları acımaya bacaklarında ağrılar hissetmeyene başlayana ve güneşin yerini gökyüzünde ay alana kadar öylece durdu. Gözlerini süsleyen uzun kirpiklerine ve çocuksu sevimlilikteki yüzüne yansıyan ay ışığı grileşene kadar buzdan bir heykel gibi dikildi. Kendine eziyet etmekten zevk alan bir mazoşist gibiydi, gün boyunca odasından çıkmamış, yemeğe inmemiş. Ertesi gün ise o gün yaptığı gibi bavulunu hazırlamaya başlamıştı. Feodora ile konuştu, ondan izin isteyip bir süreliğine yurt dışına çıkacağını bildirdi. Böylece babası daha fazla üsteleyememiş, yine de Matteo’nun peşine bir adamını takmak konusunda diretmişti. Karşı gelemedi. Bir Orlov’a daha ileri gidip karşı gelinemeyeceğini bir süre önce öğrenmişti. Gidebileceği şehirlerarasından seçtiği Paris’e vardığından babasının sağ kolunun nefesini de ensesinde hissetmişti. Bıkkınlık ve bezmişlik yaşamak diye işte tam anlamı ile buna denirdi. Trençkotunun düğmeleri ile oynadı kısa bir süre ve yakasını kaldırıp bavulunu da peşinde sürüklerken kendine eşlik eden adamın yüzüne öfke ile baktı. Gözlerindeki siyah camlı gözlükler yüzünden genç delikanlının gözlerindeki anlam gizlenmişti. İri kıyım adamı nefretle izlemekten vazgeçip kolundaki saate baktı. Zamanı öğrenmeyi bir tik haline getirmiş gibiydi. Raven ile düğünlerine az bir zaman kala günler o günden sonra adeta hızla akıp geçti. Kimseyle konuşmuyor, suskunluğunu koruyup sadece kafasını dinlemek için Paris sokaklarının her bir köşesini arşınlıyordu. Vladimir Orlov genç delikanlının inancını yıkmış, hayata bakış açısının değişmesine sebep olmuştu, küçük bir çocukken aradığı mutluluğu artık aramıyordu, çünkü ona hiçbir zaman kavuşamayacağını biliyordu.

Günler sonra Paris de ki barlardan birinde Raven’in dayısına denk geldi. Aralarındaki benzerlik gözle görülebilecek kadar fazlaydı, aynı gülümseyiş, aynı bakışlar, aynı saçlar. Aynı şeylerden hoşlanıyorlar, aynı şeylere gülebiliyorlardı. Birlikte bir bütün olabilecek yakın bir dost bulmuştu kendine Matteo fakat bu benzerliğin farkında değildi. O sadece düşüncelerini dağıtıp mutlu olmasına sebep olan insana sıkıca yapışmıştı. Onunla Raven hakkında rahatça konuşabiliyordu, neler hissettiğini anlatabilmiş tüm sırlarını açığa dökmüştü. Bir insana güvenebilmenin bu olacağını daha yeni öğrenmişti genç delikanlı. Birkaç gün sonra artık geri dönmesi gerektiğini söyleyip adamdan ayrıldığında tipik bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Orlov malikânesine geri döndüğünde aynı hayal kırıklıklarını yaşamaya devam edecekti. Uzun bir yolculuğun ardından malikâneye vardığında Feodora tarafından güler yüzle karşılandı. O da Vladimir ile yalnız kalmaktan ve doyumsuz isteklerinden bir nebze bıkmış gibiydi. O günden sonra aradan geçen günleri hesaplamadı bile. Raven ile fazla karşılaşmamaya çalışıyordu, çoğu zaman yemeğini odasında yiyor oldukça nadir akşam yemeklerine iniyor ve günün geri kalan kısımlarında malikâneden uzaklaşıyor ve vaktini bin bir bahane ile dışarıda geçiriyordu. Kendine acı veren ne varsa onlardan olabildiğince uzaklaşma gayreti içerisindeydi fakat her seferinde biraz daha kapılıp gidiyordu o acı içerisindeki hüznüne. Eskiden gülen yüzü solup ciddileşmiş yerine sert bir adamı getirmişti. Düğün için önlerine itilen katalogları umursamadı. Damatlığını dikmeleri için çağrılan terziden kaçmak için elinden geleni yaptı fakat babasının tehditleri ile tekrar karşılaşınca bu kaçışların devamını getiremedi.

Önüne getirilen mücevherlerden birini seçmesi ve onu Raven’e hediye etmesi gerekiyordu. Bunu yapmayacağını söyleyip sonunda bağırınca annesi seçmiş ve Vladimir’e daha fazla oğlunun üzerine gitmemesini tembihlemişti. Matteo’nun tipik bir bunalımın içerisinde olduğunu annesinden başka kimse anlamamış gibiydi. Aradan yine günler ve haftalar geçmiş sonunda her şey hazırlanıp düğün günü yaklaştığında Matteo damatlığını üzerine geçirip sağdıçlar eşliğinde gelini beklemeye başlamıştı. Matteo’nun üzerindeki gösterişli takıma kadar her şey kusursuzca hazırlanmıştı fakat genç delikanlının gözü hiçbir şey görmüyordu. Düşünceleri donmuş gibiydi, bir boşluk içerisinde salınıyormuşçasına gözleri uzağa dalıp gittiğinde gelinin gelmek üzere olduğunu bildiren sağdıcın elini kolunda hissetti ve uzaklara dalıp giden gözleri Raven’i aramaya başladı. Sonunda onu babasının kolunda yürürken gördüğünde nefesinin kesildiğini hissetti. Cennetinden kovulmuş hüzünlü bir meleği andırıyordu. Matteo içinde bir yerlerde buzların eridiğini hissetti, gözü kimseyi görmüyordu, görebildiği tek kişi hüzünlü meleğindeydi. Genç kızın elini avuçları arasında hissetti. Her şey onunla birlikte o kadar kusursuz ilerliyordu ki. Ta ki o gözyaşı damlasını genç kızın yanağında görene kadar. Ondan özür dilemek istiyordu, tüm sebep oldukları yüzünden kendini cezalandırmak ve yok olup gitmek. Fakat bunu yapamıyordu.

Rahibe döndüler ve sonunda ikisini birbirine bağlayan yeminleri birlikte ettiler. “Ölüm bizi ayırana dek.” Genç delikanlı hafifçe yutkundu ve sağdıçla nedimelerden birinin getirdikleri yüzükleri birbirlerinin parmaklarına taktılar. Sonunda gelini öpebilirsin sözü ile genç kıza baktı ve mırıltı halinde. “Özür dilerim.”dedi. Parmağında yüzük parlayan elini kaldırıp genç kızın çenesinden tuttu ve başını kendine çevirip dudağına bastırdığı dudağındaki öpücük ile ona sözlere dökemediği hislerini anlatmaya çalıştı. Sonra olanların- Raven ile el ele tutuştukları kısım dışında – hiçbirini hatırlamıyordu. Sürekli babası tarafından yönetiliyordu. Köşke gitmeden önce bir süreliğine genç kızdan ayrıldı ve bu fırsatı değerlendiren Vladimir Matteo’yu kolundan çekiştirip sessiz bir yere iteledi. “Amacımıza ulaştık, onun sana âşık olmasını sağla.” Dedi, çok önemli bir sır veriyormuş gibi genç delikanlıya yanaşmıştı. Matteo bir adım geri çekildi ve “Beni iğrendiriyorsun artık.”dedi. Söylediği tek şey buydu, derince bir nefes aldı ve arkasını dönüp oradan uzaklaştı. Raven ile birlikte dağ evine vardıklarında yaptığı tek şey genç kızı arkasında bırakıp yürümek olmuştu. Sanki tüm bu sıkıntıların sebebi oymuş gibi hızla yürümeye başladı ve birkaç adımda eve girdi. İçerisi bir hayli güzeldi, hemen arkasından içeri giren Raven’e baktı ve ceketini çıkartıp koltuklardan birinin üzerine attı. “Odamıza mı gitmemizi istersin sevgili eşim yoksa birlikte şömine karşısında şampanya mı içelim?” Dalga geçtiği her halinden belliydi fakat gülümsemiyordu. Tüm bunlardan nefret ettiği apaçık ortadaydı. Boyunluğunu gevşetti ve gömleğinin yakasını açtı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 178
Kan Durumu : .
Özel Yetenek : Zihinbendar, Zihinfendar.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Paz Mart 18, 2012 8:46 pm

Derin bir nefes aldı ve dünyadaki tüm kederi ciğerlerinde toplamış gibi hissetmesine rağmen yeni birlikteliğini kutlayıp kendisine uğur getirmesini dileyen akrabalara, sadece kalabalık görevi oynayan tanımadığı insanlara ve bir nebze bile umursamadığı, Vladimir Orlov ile Raven Orlov’un devasa servetlerinin birleşmesi ile dost canlısı kesilen önemli kişilere gülümsedi. Genç kız yüzsüz bir şekilde kendisi ile iş görüşmeye çalışan birkaç akbabayı başından attı, dudaklarında mizahtan uzak bir gülümseme dolaştı. Raven artık bir cesetti ve ellisini aşmış, durmadan kaşıdıkları göbekleri kazan kadar olmuş, kelleşmiş ufacık kafaları ile Rus yatırımcılar yani akbabalar ölümünün izi tazeyken bedeninin etrafında saldırı uçuşunu gerçekleştirmeye başlamışlardı bile. Raven onların dalışa geçtiklerini görebiliyordu, genç oluşu ve deneyimsiz görünüşü dolayısı ile asıl hedef olduğunu da. Zira Vladimir Orlov güçlü çehresi ve sert duruşu ile ikna edilmesi, pazarlık yapılması imkansız bir imaj çizerken Raven Orlov ona ulaşılmak için kullanılacak bir basamaktan ibaret gibiydi. Genç kız görünürde gerçekleştirilen bu hakareti sineye çekmedi, sadece görülecek hesabı sonraya erteledi ve şapelin dışında kurulmuş nikah sonrası eğlence alanında dolaşmaya başladı. Hava hala sertti, gerçi Raven için bu soğuk bile değildi, oysa kıymetli misafirleri için birbirinden kuvvetli efsunlarla yarım kilometrelik bir alan etki altına alınarak kuvvetli ayaz, ılık bir melteme, kalın kar örtüsü de güneş ışıklarının üzerlerindeki çiğ damlalarından yansıdığı yemyeşil çimenlere dönüştürülmüştü. Kısacası, o yapay ilkbahar mevsiminde olması gerekenden çok daha soğuk olan sadece Vladimir Orlov’un kalbi ve Raven Orlov’un gözleri vardı. Sunağa yürüdükleri o an dışında bir kez daha yan yana gelmek şöyle dursun, birbirlerinin gözlerinin içine bile bakmamışlardı. Olan olmuştu çünkü, ikisi de oynanan elin galibini biliyor, biri zaferin tadını çıkartırken diğeri yeni yaşamının ilk dakikasından itibaren intikam planları yapıyordu. Genç kızın kusursuz öcünü planlaması bir hayli vaktini alacaktı, Vladimir Orlov temiz bir ölümü hak ediyor olsaydı işler bu noktaya gelmeden Raven onu alt etmiş olurdu ama hayır, Vladimir Orlov büyük bir soysuzlukla da olsa zekasıyla, hayatını riske atarak elde ettiği her şeyin bir bir çöküşünü izledikten sonra can düşmanı olan Raven’ın ellerinde ölmeliydi. Düşüncesi bile genç kızın kalbinin zevkle titremesine sebep oldu. Elinde tuttuğu şampanya bardağını sıcak tenine bastırdı ve dikkatli gözleri Matteo’ya takıldı. Tüm günü el ele geçirmişlerdi, genç kız onun keder dolu öpücüğünü hala dudaklarında hissedebiliyordu. Genç adamın özür dileyen buğulu sesi ise kulaklarında yankılanıyor, puslu Orlov gözleri zihninden bir türlü silinmiyordu. Biliyordu ki Matteo yaşanmaya en elverişsiz yeri bile Cennet’ten topraklar haline getirebilecekti kendisi için, eğer Raven bu denli hırslı olmasa taze çift için mutluluk bile getirebilirdi gelecek. Bir şekilde akraba oldukları gerçeğini arkalarında bırakabilir ve birbirlerine olan sevgilerini itiraf edebilirlerdi, ilmek ilmek her düğümü çözer, bir şekilde mutlu olmanın yolunu bulabilir, aralarındaki buzdan ülkeleri, uçsuz bucaksız okyanusları eritebilirlerdi. Raven bunu yapmayı gerçekten isterdi fakat kanının getirdiği hırsın kendisini kör ettiği zamanlardan birisinde yaşıyordu, gözleri çok uzun zamandır ya ışıktan ya da zifiri karanlıktan kördü. Böylece Vladimir Orlov genç kızın Matteo’ya olan duyguları sayesinde güçlendiğinde Raven hayatındaki köklü değişimi sezip görebildiği tek şey olan zirveye odaklanmıştı. Şampanya kadehini herhangi bir köşeye bıraktı. Zirve ile arasında duran en büyük engel Matteo idi ve Raven onu aradan nasıl çıkaracağını bilemiyor, ona zarar vermemek için yerinde sayıyordu. Onca sene boyunca nerede yanlış yaptığını bilmiyordu genç kız. Kirli bir masa olarak görüyordu hayatını, elinde ise bir bez vardı. O kiri temizlemeye çalıştıkça kir masanın her köşesine yayılıyor, temizlemek imkansızlaşıyordu. Merak ediyordu, acaba elindeki bez mi kirliydi ya da kiri temizlemek için ikinci bir beze mi ihtiyacı vardı?

Dakikalardır aynı noktada duruyordu. Kalabalık arasında iki tane hedefi vardı, Matteo’yu da Vladimir’i de görüş alanından çıkartmamaya dikkat ediyordu. Bir süre etrafındakilerin kendisini oyalamasına aldırmadan Matteo ve Vladimir’i izledi. Vladimir, Matteo’ya –eşine- doğru ilerliyordu ve Raven dikkat kesilmişti. Konuşulacakları duyamayacak bir uzaklıktaydı ama önemi yoktu, dudak okuyabilirdi. “Raven, buketini atmayacak mısın?” Sarışın bir kafa görüş alanına girdi ve izlemeye konsantre olduğu çiftten dikkatini ayırmak zorunda bıraktı Raven’ı. Buket? Sol elinde tuttuğu gelin buketine anlamsız bir bakış attıktan sonra sarışın kızı kenara itti ve bir hayli kısa süren konuşmayı kaçırdığını gördü. Duyduğu öfkenin haddi hesabı yoktu, buna rağmen arkasında bir güruh oluşturmuş genç kızlara hiçbir şey yansıtmadan beyaz güllerden oluşan buketi zarif bir bilek hareketiyle geriye fırlattı. Matteo ile kısa bir in için göz göze geldiği sırada ince bir sesin sevinç çığlığını duydu, dalga geçercesine gülümsedi. Buketi yakalayan kızın Matteo Orlov gibi bir eş istediğine adı gibi emindi Raven zira Matteo bir kızın isteyebileceği her şeye sahipti, herhangi bir kızın. O, Raven’ın aşık olduğu bir çok özelliğe sahip adam aslında genç kızın en çok istediği şeye sahip değildi. Raven kuzeninin, eşinin, Vladimir’e karşı yanında durmasını istiyordu fakat onun bunu yapamayacağını da adı gibi biliyordu. Bu yüzden hala göz bağını koparmadığı Matteo’ya sırtını döndü. Etrafındaki insan kalabalığını yararcasına ilerleyerek şapelin içine girdi. Kendisinin ve Matteo’nun düğünden ayrılmalarının vakti gelmişti. Feodora ve Matteo’ya şapelin içindeki hizmetçilerden ikisi ile haber yolladıktan sonra hazırlanması için ayrılan odaya çıktı. Günün başından beri yapmayı beklediği şeyi yaparak beyaz gelinliği yırtarcasına üzerinden çıkarttı, ne kadar üşüdüğüne aldırmaksızın ateşten gömleğinden yeni kurtulmuş gibi hisseden bedenini özgürlüğün tadını çıkartması adına çırılçıplak bekletti. Sanki görünmez bir gücün o gelinliğin teninde bıraktığı uğursuz izi yıkayıp götürmesini bekler gibi sabırla aynanın önünde dikildi. Şapelden ayrılma isteği ağır basınca da vücuduna ikinci bir deri gibi oturan, kısa, kahverengi kumaştan elbiseyi opak çoraplarının üzerine geçirdi. Kahverengi çizmelerinden bir ton daha açık kalın kürkü omuzlarına attı, altın sarısı saçlarını topuzdan kurtardı ve yüzündeki hafif de olsa kendisini rahatsız eden makyajı sildi. Emir verdiği üzere araba, onları ‘yeni evlerine’ götürmek için arka kapıda bekliyor olacaktı. Bir kez daha kalabalığa karışmaya niyeti yoktu ve Vladimir Orlov ile bir kez daha karşı karşıya gelmeden günü noktalamak istiyordu. O yüzden topuklu çizmeleri üzerinde kapıya yöneldi ve merdivenlerden inmeye hazırlanırken o uğursuz suratlı adamın merdivenlerden çıkmakta olduğunu gördü. Raven kürkünün altında sakladığı meşe asaya ulaşıp Vladimir Orlov’u oracıkta öldürmemek için kendisini zor tuttu. “Senin için düzenlenen eğlenceden kaçarcasına uzaklaşmak benim tanıdığım Raven’a yakışmıyor, ya da kızıma mı demeliyim?” Yaşlı adam Havva’ya bakan yılan gibi gülümserken Raven büyük bir tiksinti ile onun yanından geçip merdivenleri indi. İç sesi nefretle fısıldıyordu, sana acımayacağım.

Köşk’e Gidiş.

Yol boyunca Matteo ile arka koltuğu paylaşmışlardı. Raven ağzını açıp tek bir kelime bile etmemişti o ana kadar. Dondurucu soğukta ne üşüyor ne de iç bunaltan sessizlikte konuşmaya yelteniyordu. Şoförün bile bozmaya cesaret edemediği bir sessizlik hakimdi ki kanser gibi büyüyüp yayılıyordu. Raven gittikçe gecenin düştüğü Tayga ormanlarında bile sessizliğin hüküm sürdüğünü söyleyebilirdi. Canlılığa dair izler onlar köşke yaklaştıkça azalıyor, kar derinleşiyor ve araba hızından kaybediyordu. Öyle ki bir süre sonra ağaçların yüksek dalları bir çatı gibi birleşerek gökyüzü ile bağlarını kesti, Raven etrafını net bir şekilde göremediğini fark edince uzun yolculuklarda sıklıkla yaptığı gibi alnını buğulu cama dayayıp sıcak teninin soğumasını bekledi. Yorgundu, günün ağırlığı kaldıramayacağı bir kütle ile somutlaşıp omuzlarına binmişti. O yükü yanında oturan adam ile paylaşabileceğini biliyor fakat bu zayıflığı kabullenemiyordu. Matteo’ya bakmaya bile cesaret edemiyordu, genç adamın kalbini bakışlarıyla bile kırabilir, onun bakışlarıyla kalbinin buzları çatlayabilirdi. Daha fazla değişimi kaldıramayacağından yolun geri kalanı boyunca sessizce oturdu. Hava yeni bir kar fırtınası ile parçalanırken arabanın içinde kan donduran bir hareketsizlik vardı. Gümüş bir sisin içinde kayıp giderek en sonunda köşke vardıklarında ise hava çoktan kararmıştı. Raven kimsenin kapısını açmasına izin vermeden arabadan indi. Eşyaları bir gece öncesinden köşke yerleştirilmişti, bu yüzden iki kolu da boş olan genç kız umarsız bir şekilde nikah hediyesine tartarcasına baktı. Karanlık, köşkün hatlarını gizlese de Raven lüks taş işlemeciliğini yanılmaksızın görebiliyordu. Gündüz daha detaylı bir inceleme yapma kararı alarak arabanın farları gecenin içinde kaybolurken Matteo’nun peşi sıra içeri girdi. Giriş holünden geçip şöminenin gürül gürül yandığı salona girdiler. Raven tüm stresinin kendilerine sunulan rahatlık karşısında akıp gidişini neredeyse gözle görebilecekken Matteo, söyledikleri ile her şeyi mahvetti. Raven aniden ona döndü ve sert sesi büyük ölçüde kürklü mobilyalarla döşenmiş salonda yankılandı. “Laflarına dikkat et Matteo Orlov. Yanlış düşüncelere kapılma ve ben seninle konuşmadıkça benimle konuşma. Anladın mı?” Genç kız kırıcı olup olmadığını önemsemiyordu, Matteo’nun o anda bulunduğu psikolojik durumu önemsemediği gibi. Daha büyük endişeleri vardı. Geleceği yol aldığı patikasından sapıp sonu nereye çıktığı belli olmayan bir yola girmişti. Eli ile alnını ovuşturdu genç kız, sanki düşüncelerinin ağırlığı bacaklarına binmiş gibi büyük bir yorgunluk hissederek Matteo gibi o da bir köşeye oturdu. Üzerindeki kalın kürkü kenara atarken ilacının tam karşısında oturan adam olduğunu biliyordu, daha fazla düşemeyecek kadar dibe vurduğunu bilişi gibi, soğuğun vücudunu ele geçirişini hissedişi, kalbinin her atışında Matteo için ağrıyışı gibi… Kabullenemeyiş her tüneğe siniyor ve bir çıldırma hali olarak kendini belli ediyordu. Matteo mutluluğu hak ediyordu, peki Raven için de aynısı söylenebilir miydi? Güldü. Ne olursa olsun, mutluluğu hak etmese de onu elde etmeye kararlıydı Raven. Mutluluğu için ilk basamak Matteo idi, onu deli gibi istemiş ama istemediği bir biçimde elde etmek zorunda bırakılmıştı. İkinci basamak ise Feodora ve Vladimir’in arasını olabildiğince açmaktı. Üçüncü basamakta Vladimir’in tüm otoritesini ve maddi gücünü elinden almak vardı, dördüncü basamak ile Matteo’yu ondan olabilecek en uzak noktaya kadar çekecek, son darbe ile hak ettiği yere, Cehennem’e gitmesini sağlayacaktı. Plan dış hatları ile oturtulmuştu ama Raven neden hala Matteo’ya uzak bir portre çizdiğini bilmiyordu. Sıcak savaş bitmiş, kendi sınırlarına çekilmişlerdi ve en azından bir süre için dinlenmeyi, harap olan duygularını tamir etmeyi hak ediyorlardı. Bu düşünceye dayanarak Matteo’ya güzel bir şeyler söylemek adına yeltendi. “Ben yatmaya gidiyorum.” Duraksadı, tek yapması gereken iyi geceler dilemekti. “Eğer odama girmeye kalkarsan seni öldürürüm.” Laflarını içi kaynamasına rağmen soğuk bakışlarla noktaladı, yere bıraktığı kürkünü almaya zahmet etmeden üst kata çıkmak adına merdivenlere yöneldi.

Tek yapması gereken iyi geceler dilemekti, oysa o asla Matteo’ya karşı istediği duyguları besleyemeyecekti. Birbirlerini sevmelerinin en büyük cezası muhtemelen ikisinin de bir hayli dengesiz olan kişilikleriydi. Onları birbirlerinden ayıran tek şey Raven’ın zarar görmemek için elinden gelen her şeyi yapışına karşın Matteo’nun Raven zarar görmesin diye her şeyi göze alışı olmalıydı. Aslında trajikti ki, ikisi de aynı saflar için çalışıyordu, işin aslında ise, Raven, Matteo ile aynı saflarda oynadığına inanırken tamamen yanılıyordu. Bunu anlaması için genç adamın kendisine dünyaları vaat eden gözlerine bakması yeterliydi, o zaman zırhlar düşecek ve genç kız aşkı için kendisini bile katletmeyi umursamayacaktı. Şu gözlerinin önüne inen perdeler bir kalksaydı…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matteo Orlov
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Kan Durumu : *
Özel Yetenek : Animagus, kedi.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Çarş. Mart 21, 2012 12:22 pm

Matteo ve kara kedi


Raven’in son sözleri ile dudak kıvrımlarında alaycı bir gülüşün izi belirip yok oldu. Koltuğun kenarına koyduğu elini geri çekip saçlarını karıştırıp dağıttı ve merdivenlere yönelen genç kızın arkasından herhangi bir şey söylemeden baktı. O an cevap verme gereği duymamıştı ve Matteo kolay pes eden biri değildi. Raven bunu hala kabullenememiş gibi görünüyordu. Genç kızın arkasından bakmaktan vazgeçip başını camdan tarafa çevirdi ve kısa bir süre koltuk üzerinde yayılarak oturdu. Babasının istekleri doğrultusunda artık evli bir erkekti, bu düşünceler eşliğinde sıkıntılı bir iç geçirişe engel olamadı. İpleri çekiştirilen, bir türlü vazgeçilemeyen bir kukladan başka bir şey değildi ve buna izin verdiği için kendi kendinden nefret etmeye başlamıştı. Vladimir Orlov’un baskıcı rejimine hiçbir zaman karşı koyamamıştı ve bundan sonrada bunu yapabileceğini sanmıyordu. Derin bir nefes aldı ve oturduğu koltuktan çevik, hızlı bir hareket ile kalktı. Günün yorgunluğu yüzüne fazlası ile yansımıştı, geri kalan zamanını nasıl geçireceğini bilmiyordu fakat burada böyle koltuk üzerinde yatarak yorgunluğunu gidermeyeceğinden emindi. Gözleri yerde yığılı kürke takıldı ve eğilip kürkü aldı, avuçları arasında yumuşaklığını hissettiği kürkten yayılan Raven’in kokusunu hissedebiliyordu. Hangi çiçek olduğunu kestirmek zordu, şayet Raven’i bir çiçekle karşılaştıracak olursa onu anca cennet çiçekleri arasında bulabilirdi, sıradan bir çiçek olamayacağı kesindi. Az önce Raven’in yöneldiği merdivenler ilerledi ve yavaş adımlarla yukarı çıkıp odanın kapısını iteleyerek içeri girdi. Bir türlü kabullenmek bilmediği ve farkında olmadığı aşkının yükü ile bir kez daha karşılaştı. Bir günahın bedelini ödeyecekse eğer bunu tek başına yapmayacaktı. Raven her şeyden sorumlu tuttuğu Matteo’yu bir şekilde kabullenmeyi öğrenmeliydi artık, şayet omuzlarına çok fazla yük binmişti ve yıllar sonra dayanamaz bir hale gelmeye başlamıştı.

Çocukken her şey çok daha kolay gelirdi insana, çünkü sığınabileceği hayalleri ve umutları olurdu fakat yıllar sonra bu hayaller yıkılır paramparça olur ve savunacak bir şey kalmazdı ortada. Matteo’da işte tam anlamı ile bunları yaşıyordu. Yıkılacak daha fazla hayali kalmadığı için Raven’in de kendini bir pislikmiş gibi ezip geçmesine de izin vermeyecekti, çünkü kendini teselli edebilecek hayaller yığınına sahip değildi artık. Odanın kapısının ardından sert bir hareket ile kapanmasını ve gürültü çıkartmasını umursamadı. Raven çoktan soyunmuş ve geceliği ile orada öylece dururken Matteo’ya umarsız bir hal geldi. Genç kız daha fazla ne kadar acı verebilirdi ki kendine? Sözleri ile her gün öldürüyordu zaten. “Beni öldürmen çok mu umurumda sanıyorsun Raven, zaten yaşayan bir ölüyken senin ölüm tehditlerinden korkacak değilim ve burası benimde odam. Rahatsız oluyorsan içeride ki koltuğun üzerinde yatabilirsin, ya da yanımda bir yer bulabilirsin.” Dedi. Düşüncelerinin aksine sözleri ona yönelirken sert ve hırçındı. Üzerinde ki ceketi çıkartıp konsolun üzerine fırlattı ve gömleğini de aynı şekilde çıkartmaya başladı. “En azından öldürmeye kalkışırsan huzurlu bir uyku uyurum” dedi. Raven’in ciddi yüz hatlarını görünce ciddiyetini korumak için direndi, onu kızgın olduğu zamanlarda bile sevdiğini unutmuştu. Örtüyü çekip yatağın üzerine uzandı ve gözlerini kapadı. Düğün günlerini bu tip saçmalıklarla geçireceğini söyleselerdi kesinlikle inanmazdı. Gerçi daha on dokuzundayken evli bir erkek olabileceğini bile düşünmezken, her şey bir anda çok fazla gelmeye başlamıştı. Başının ağrıdığını ve vücuduna yayılan sızılar eşliğinde yorgunluğunu hissedebiliyordu. Vladimir Orlov’un adamlarının haşatını çıkartırcasına vurduğu yerlerin sızını hala hissediyordu. Bedensel olarak hiçbir şey kalmamış olsa da bu daha çok ruhsal yönden fazlası ile yıpranmış ve gururu yerle bir olmuş bir insanın sızısıydı ve gurur Matteo Orlov’un sahip olabildiği tek şeydi, şayet o her zaman çok istediği sevgiye bir türlü sahip olamamıştı. O sevginin yokluğu kalbini her geçen saniye biraz daha donuklaştırıp buza çevirirken gözlerini kapadı ve Raven’in diyeceklerini umursamadan son bir kez düşünceleri eşliğinde diğer tarafa dönüp sessizliğe büründü.

O günden sonra aradan geçen zaman dilimini, saatleri, dakikaları saymayı unutmuştu genç büyücü. Yaptığı her bir şeyde sessizlik hüküm sürüyordu. Sabahın ilk ışıkları ile yataktan doğruldu, buraya geldiklerinden bu yana iki gün geçmişti ve bu zaman içerisinde Raven’in sürekli kendine uzak davranmasına alışmaya başlamıştı. Viadimir Orlov yapabileceği en kötü şeyi yapmıştı oğluna. Hayatı boyunca sevebileceği tek kızın ilgisini söküp kendinden almış onu zorlayarak kendine düşman etmişti fakat yine de ses çıkartmıyordu, tipik bir suskunluğa bürünmüştü ve günler geçse de böyle devam edeceğini biliyordu. Bazen öfkenin etkisine kapılmamak, bu evde dahil her şeyi yerle bir etmemek için kendini zor tutuyordu fakat daha büyük bir bedel ödememek için susmasını öğrenmişti, şayet ödeyeceği en büyük bedelin sonunda Raven’in zarar görebileceğini biliyordu. Babasının ne kadar hırslı bir adam olduğunu gördükçe midesi bulanıyordu. Yine de ona bağlı kalmaktan kendini alamıyordu. Eğer gerçekte babasının o adam olmadığını öğrenmiş olacak olsaydı yine bu şekilde ona bağlı kalır mıydı, bu tartışılacak bir konuydu.

Matteo ne yapacağı belli olmayan, durgun bir su iken çağlayana, küçük bir kor parçası iken aleve dönüşebilecek bir gençti ve bu yönü ile Vladimir Orlov hiçbir zaman tanışık olmamıştı. Kapıyı çekip dışarı çıktı. Raven’in nerede olduğunu bilmiyordu, belki de odalardan birindeydi şayet son birkaç saattir sesini duymuyordu ve bu meraklanmasına sebep olmaya başlamıştı. Bahçede yürümeye başladı, soğuğu iliklerine kadar hissediyordu fakat çoktandır alıştığı için umursamamayı da öğrenmişti. Başını karlı gökyüzüne çevirdi, soğuk havayı teninde hissetmek iyi gelmişti, ardından gözü pençelerden birine takıldı. Raven’i sonunda görmüş olmanın içinde oluşturduğu rahatlıkla geri döndü ve camın önünden uzaklaşarak köşkün arka tarafına doğru yürümeye başladı. Aklından ne geçtiğini anlamak bir hayli zordu. Duvara yansıyan gölge eşliğinde insan formundan sıyrıldı ve küçük, siyah bir yavru kediye dönüşüverdi. Bu animagusu elde ettiğinden bu yana babası için kullanmaktan başka bir şey yapmamıştı, bu yüzden animagusunu babasından başka kimse bilmiyordu. Az önce Matteo’nun durduğu yerde bir yavru kedi belirdi ve genç delikanlının geldiği yönün aksine ilerleyip geri döndü. Birkaç saniye önce Raven’i gördüğü cama sıçradı ve dikkatini çekebilmek adına gürültü çıkarttı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 178
Kan Durumu : .
Özel Yetenek : Zihinbendar, Zihinfendar.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Perş. Mart 22, 2012 12:01 am

Evliliklerinin üstünden yaklaşık bir buçuk ay geçmişti ve yaşadığı duygusal çöküntü Raven’ın intikam isteğine bir türlü köstek olamamıştı. Öyle ki evli olarak geçirdiği ilk gecenin ardından harekete geçmesi için hiçbir engelin olmadığına kanaat getirmişti, zira Vladimir genç kızın ya pes etmiş olduğunu ya da toparlanmaya çalıştığını düşünüyor olmalıydı. Eğer Raven’ı yeterince iyi tanıyor olsaydı onun için yıkımların daha hızlı inşalar demek olduğunu biliyor olurdu. Gerçi, Raven’ı kim iyi tanıyordu ki? Feodora, Matteo, Vladimir, Anuja? Elbette hiçbiri. Belki sevgili babası kızının ileride nasıl bir kişilik geliştireceğini önceden tahmin etmiş olacak ona kızın vazgeçilmezi olup gerçek adının yerini esir alacak ‘Raven’ lakabını takmıştı. Genç kız Tanrı’ya hala babasını cehennemine aldığı için gece gündüz şükür duaları ediyordu o uğursuz sıfatla yaşamak zorunda bırakıldığı için. O, altı yaşında, herhangi bir çocuğun yapması gerekeni yapmıştı sadece. Rusya’nın uçsuz bucaksız steplerinde av arayarak dolaşan, evlerinin önünde uzanan, hiçbir verim elde edilemeyen mısır tarlalarını talan eden kargalardan ne kadar nefret ettiğini söylemekten ibaretti yaptığı. Gecenin şafağa bağlandığı o ince çizgide bir süre sonra unutulacak güzel bir isimle anılan Raven, çatı penceresine çarpan kargalarla uyanır, cama sert dalış gerçekleştirip ölen kargaların cesetlerini bıkmaksızın gömerdi, aynı hırsla şikayet edip, inadından vazgeçmeyerek. Adı sanı belirsiz bir ilahiyat kitabında okuduğu asılsız öğretilere inandığından böyleydi belki de, kim bilir. Kitaba göre kargalar Araf’ta kısılmış ruhları ait oldukları yere taşımakla yükümlü Tanrı elçileriydi. Raven okuduğu anda yadsınamaz bir gerçeklik bulduğu çocuk hikayesini babası neden kargalardan hoşlanmadığını sorduğunda dile getirmiş ve Raven ismi kendisine layık görülmüştü. İngilizce bilmeyişi, kulağa güzel gelen kelimeyi benimsemesine sebep olduysa da yedi yaşına gelişi ve dil eğitimine başlayışı ailesine beslediği o pek de aşırı olmayan sevginin gittikçe güçlenen bir nefrete dönüşmesine sebep olmuştu. En iyi yapabildiği şey bir başkasının temellerini attığı duyguları alıp yeşertmekti ve babasının kızına layık gördüğü şey buydu. Raven ablasının ya da annesinin ölümüne üzülmemişti, sevinç duymadığı gibi. Oysa büyükbabası Nikolai ve Feodora, ailesinin cenazesinde yanında yer aldığında kalbinde havalanan kelebeği oraya hapsetmişti. Babası için yaptırılan, çiçeklerle süslenmiş taştan lahit kendi küçük bedeninin önünde uzanıyor, üzerinden yıllar geçmesine rağmen anıt mezar tüylerini diken diken ediyordu. Babası, Raven’ın ilk düşmanı olmuştu ve kız, babasının ruhunu huzura taşıyacak kargayı çoktan öldürmüştü. Mikhail Orlov asla huzuru bulamayacaktı ve çok uzun bir süre bu, kızı için huzur kaynağı olmuştu. Oysa refah içinde Feodora’nın kalbinde hüküm sürdüğü yılların ardından Raven tahtının sarsıldığını hissedebiliyordu. Üç oğlunun üçünü de kaybetmişti Feodora zamanında, kocası Nikolai’ı kaybettiği gibi. Raven’ın babası, mirasa varis gösterilen Mikhail gizemli bir şekilde ölmüş/öldürülmüştü, Vladimir Sovyet Rusya’nın yıkılışı ile gözden düşmüş ve üzerindeki baskıyı bir türlü özgür ruhuna yediremeyen Vasily, miras üzerindeki hakkını terk ederek kaçmıştı. Onların yarattığı boşluğu diplomatik zekası ve işleri çekip çevirme isteği ile Raven doldurmuştu. Oysa zaman geçmiş, Vladimir Orlov babasının ölümünü altın fırsat belleyerek saklandığı delikte güçlenmiş ve desteklediği rejimin yıkılmasının ardından bambaşka bir strateji geliştirmişti.

Zeki bir adamdı Vladimir. Feodora’nın kalbinde kendisi için ayrılmış o ufacık yeri genişletmek adına geri dönmüş, aşağılamaya ve alaya katlanmıştı. Artık kendisini aşağılayan herkes Vladimir’in ayaklarının altındaydı. Raven hariç zira o bu hataya düşmemişti. Amcasını ilk gördüğü andan beri asla, tedbiri elden bırakmamıştı. Gülümseyen dudaklarının ve tatlı sesinin ardındaki nihai amaçları görmüştü. Kızın saçlarını okşayıp adeta baba şefkati gösteren ellerde, ince boynu kavrayıp kanırtma isteğini sezmişti. Sonra, tüm Orlovların aksine amcasının isteği ile Raven okumak için Hogwarts’a gönderilmiş, kimi zaman Feodora’yı görmesi engellenmişti. Bunların elbette bir önemi yoktu. Vladimir yapmaması gereken bir hata yapmıştı ve bu sayede genç kızın başına gelenler ölümcül bir darbe olarak güçlenip onu vuracaktı. Raven gece gündüz düşünmüş, uykusunda bile zihninin bir kısmını düşünmeye zorlamıştı. Bedeni gergin, zihni yorgundu. Düşünselliğin canını acıttığı bir evredeydi ve hiçbir duygusunda masumiyet yoktu. En büyük düşmanının, ailesinin katilinin oğluna aşık olmuştu. Daha doğrusu kendi aleyhine kullanılan bir silah olan Matteo’ya... Genç kızın sonunu hazırlaması gereken adama… Raven yaşadığı duyguları nasıl adlandırması gerektiğini bilmiyordu, hem bedeninde, hem zihninde düzgün işlemeyen bir yan vardı ve düzgün işlemeyen yanlarıyla da, tıkırında çalışan benliğiyle de Matteo’yu seviyordu. Eğer genç adam bu sevginin nasıl bir sevgi olduğunu bilse muhtemelen ardına bile bakmadan kaçardı Raven’dan çünkü Matteo’ya duyduğu sevgi Raven’ı aşıp bambaşka bir boyutta kendisinden çok daha güçlü bir bedene bürünmüştü. Eli yüzü olmayan, cüzamlı, Tanrı’nın laneti ile sonsuzluk boyunca cezalandırılmış bir canavardı kızın aşkı, en azından Matteo ve diğerlerinin görebileceği şey buydu. Raven ise Tanrı’nın yarattığı bir şeyi sevmeyi beceremediği kadar seviyordu onu, Matteo’ya minnettardı, o olmasa kalbi aşılmaz bir bir buz denizinden ibaret olacaktı. Belki hala da öyleydi, hayata ve insanlara karşı bu kadar acımasız bir tutum sergileyişi ile bir kalbinin olup olmadığını sorgulamıyor da değildi doğrusu. Uzun düşünmelerin ardından ise aklının asla varmayacağı bir noktada buluyordu kendini. Duyguları, Raven mı yaratıyordu Matteo’ya karşı yoksa eserin asıl sahibi Matteo muydu? Kimin imzası atılacaktı tabloya? Beste kimin ismini alacaktı? Matteo’nun teni her tenine değdiğinde zihninde yükselen, en yetenekli parmaklarda, yani Tanrı’nın parmaklarında, hayat bulan müzik neyin nesiydi? Muhtemelen tek bir açıklaması vardı. En az, Matteo’nun içten bir gülümsemesiydi.

Düşüncelerin kendisini savurduğu o ölümsüz kıyılardan uzaklaştı Raven. Ilık bir nefes gibi bedenini dolaşan yoğunluk yerini ayazın acımasızlığına bıraktı. Islak bedeninin etrafına sardığı havluya biraz daha sarılıp ani bir kararla açtığı pencereyi kapattı. Soğuk neredeyse boş odayı öyle bir esir almıştı ki kanının bile akarken yavaşladığını hissetti. İlk iş asası ile ıslak saçlarını kuruttu, üzerine kalın bir kazak geçirip şöminenin karşısındaki deri koltuğa oturdu. İçini ısıtsın diye baharatlarla tatlandırdığı şarabından bir yudum aldı. Sadece kısa bir an için huzur duydu, kulağında doğu müziği yankılanırken şömine gitgide daha da büyük bir nefretle harlamaya başladı. Raven sıcağı daha da hissetmek amacıyla şömineye doğru eğildiğinde fark etti garipliği. Asasına uzandı ve birkaç koruma büyüsünü inanılmaz bir çabuklukla gerçekleştirdi. Dışarıdan duyulmayacaktı sesi, tıpkı içeri girişin Raven’ın rızası olmadan imkansızlaştırılması gibi. “Azad,” Şöminede alevlerden ve korlardan bir surat belirdi. Büyükbabasına hizmet etmiş Azeri’nin yüz hatları kolay kolay tanınmayacak haldeydi zira ateş tarafından yutulmuşlardı. “Riske girip seninle iletişime geçmek zorundaydım. Vladimir Orlov adına askıda kalmış cezai işlemler buldum, Sihir Bakanlığı ve Muggle Bakanlığı’nda. Şu durumda Vladimir Orlov Sovyetler’in yıkılışından itibaren vatan haini olarak kaçak.” Raven ister istemez burun kıvırdı. Vladimir Orlov, Alexander Vlasov’un –Sovyet Rusya hükümet başkanı- görev süresi boyunca danışmanlığını yapmıştı. Dolayısı ile Sovyetlerin çöküşü ile kendi çöküşü de kaçınılmaz olmuştu. “Azad, bunun için kurallarımı çiğnedin.” Azeri, katiyen Raven onunla iletişime geçmedikçe Raven’a ulaşamazdı. Genç kız Azad’a hayatı pahasına güvense de bu kuraldan ödün vermeye niyetli değildi. “Henüz bitmedi. Nikolai Orlov’un ölümünden on yıl sonra açıklanmak üzere bıraktığı vasiyeti henüz açıklandı.” Raven kalbinin teklediğini hissetti. Gerçek bir Orlov olmadığından Feodora mirasta söz sahibi değildi fakat genç kızın büyükbabası miras hakkında son sözü söyleyecek kişiydi. “Evlenmediğin müddetçe mirasın büyük çoğunluğu sana kalıyor.” Evlenmediğin müddetçe. Raven derin bir nefes aldı, parmakları arasında sıkı sıkı tuttuğu şarap kadehini canını acıtacak kadar çok sıktı. Mirastan men edilmişti. “Bu durumda mirasın sana ait payı Matteo’ya geçiyor fakat o da mirası babasına devredebilme hakkına sahip.” Raven bilinçsizce başını salladı. “Bu kadar mı Azad?” Ateşten yoğunluk kıpraştı ve yok oldu, Raven’ı bir cehenneme terk ederek.

Eğer mirasın doğal hakkı Matteo’ya geçtiyse, bu onun hayatını birinci elden tehlikeye atardı. Bir anda genç kız hiçbir şey oluvermişti. Hayat ilginçti, gerçekten. Artık hiçbir vasfı yoktu. Hele ki Matteo, Vladimir tarafından manipüle edilir de mirası devretmeye zorlanırsa ölüm fermanı olurdu. Raven düşünmesini imkansızlaştıran bir çıkmaza girmişti. Yavaşça asasını oynattı ve koruma büyülerini yaptığı çabuklukla çözdü. Mirasın varlığı omzunda büyük bir ağırlıktı ama yokluğu daha büyük bir yüktü. Sahip olduğu siyasi gücü kaybetmişti ve bu, planını yarı yolda bırakırdı. En azından ağlayabilmek istedi genç kız, her şey çöküyor, ruhunun camdan kuleleri tuzla buz oluyor ama gözyaşlarına dönüşmemek için diretiyordu. Henüz üstesinden gelinmeyi bekleyen bir sürü sorun varken buna da dayanabilir miydi? Düşünceleri gittikçe sessizleşti ve zihni vızır vızır çalıştı. O Matteo ile evliydi. Elinde kontrolü imkansız bir siyasi güç, hakimiyeti mutlak bir zenginlik tutan adamla. Ardından Vladimir’in Matteo ve kendisine Feodora’nın da onayı ile imzalattığı evlilik sözleşmesini hatırladı. Evlilik sözleşmesine göre bir tarafa ait olan, diğer tarafa da ait sayılacaktı. Bu sözleşmenin asıl amacı Matteo’nun Raven’ın zenginliğinden yararlanmasını kolaylaştırmaktı. Feodora ise bunun onayını tarafların eşitliği ilkesine dayanarak vermişti, kısaca, Vladimir Orlov elde ettiği altın şansı Raven’a imzalattırdığı evlilik sözleşmesi ile kaybetmişti. Matteo’ya ait olan neyse, Raven’a da ait sayılacaktı bundan böyle. Genç kız gülümsedi. Fes edilemeyecek evlilik sözleşmesi her ihtimale karşı güvenli kasasında duruyordu. Bundan böyle tek yapması gereken gözler üzerinden çekilip Vladimir ile Matteo’ya odaklanmışken fırsatlardan yararlanıp taktik geliştirmekti. Mutlulukla gözlerini kapattı ve sinir bozucu ses dolayısı ile temkinli bir şekilde dönüp pencereye baktı. Kömür rengi bir pati camı aşıp Raven’a ulaşmaya çalışıyordu adeta. Genç kız köşkün bulunduğu ormanlarda tek bir kedinin bile bulunmamasını hiç sorgulamadı. Uzanıp camı ardına kadar açtı, kediyi içeri alıp şöminenin başına götürdü. Kısa bir süreliğine onu odada bırakıp büyük bir bardağa doldurduğu ılık süt ile geri döndü. Hayvanın sütü yalayan pembe dilini uzun uzun izledi. Karnının doyduğuna kanaat getirince kediyi alıp kalbinin üstüne yasladı. Bakışlarında Raven’ın anlam getiremediği bir yoğunluk vardı ve onu daha çok sevmesine sebep olmuştu. Doğuştan sevgi göstermekte problemli birisi olduğu için pek fazla bir şey yapmadan kediyi öylece tutmayı sürdürdü.

“Fazla huysuz bir şeysin ve biraz… Deli bakıyorsun. Bence ismin Matteo olmalı, gerçi bir domuz olsan o uğursuz isim sana daha çok uyardı.” Nedense gülümsedi ama kedi kendisi kadar eğlenmemiş olsa gerek, Raven’ın şöminenin insanı uyuşturan etkisi ile gevşemiş kolları arasından sıyrılıp kızın süt getirmek için çıkıp girdiğinde açık bıraktığı kapıdan hışımla çıktı. Genç kız kedinin ardından merakla bakarken gerçekten de hayvanın verdiği ismi hak ettiğini düşündü. Ardından bambaşka bir düşünce belirdi zihninde. Mirasın Matteo’ya devredilmesi ve evlilik sözleşmesi sayesinde Raven’ın da mirastan yararlanabilişi, Vladimir tarafından ayarlanan evliliklerinin Vladimir tarafından bozulmasına sebep olur muydu? Dudaklarını ısırdı zira içinde hırsından kaynaklı bir tedirginlik yoktu. Matteo ile evlenmemek için çok diretmişti fakat bir an ayrıldıklarını düşünmek… Garip bir şekilde canını yakmıştı.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matteo Orlov
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Kan Durumu : *
Özel Yetenek : Animagus, kedi.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Paz Mart 25, 2012 1:58 pm



Aklını kaçırmaya mı başlamıştı pek emin değildi, burada Raven’in camı önünde ne yapıyordu bilmiyordu. Artık aklına doluşan Raven dolu düşüncelere engel olamıyor gibiydi. Kedigözlerini camdan içeri dikti, neden hala fark etmemişti. Bir insan nasıl bu kadar dalgın olabilirdi? Ses çıkarmak adına camı tırmaladı. Bu kedi bedeni içerisinde onu dikizlerken kendini bir garip hissediyordu, aynı zamanda röntgenlemekten de zevk alıyordu. İçten içe güldü. Eğer Raven öğrenecek olursa canına okurdu fakat onun vücut hatlarını bu şekilde inceleyebilecekse değerdi. Kendini sapık gibi hissediyordu, sapık bir kedi… Yine de umduğu gibi görememişti onu, bu kızın duyuları fazla mı gelişmişti kendine mi öyle geliyordu? O az önce yaptığı büyü de neydi öyle? Cama birkaç kez daha patisi ile vurdu. Aradan geçen saniyeler arasında Tanrıya şükretmek gerekirdi ki kendini görmüştü. Raven cama yaklaşıp küçük yavru kediyi kolları arasına alırken boğulacakmış gibi hissetti, bu kızların hepsi aynıydı sevimli bir şey gördüklerinde boğarcasına kucaklamadan edemezlerdi. Zavallı hayvanları aslında o an bir hayvan kılığına bürünmüşken daha iyi anlıyordu. Kedigözlerini Raven’in gözlerine dikti, ona bu kadar yakından bakmayı seviyordu. “Öpücük versene.” demeye çalıştı, şayet bir kedi miyavlaması duyulduğunda karmaşık duygular içerisindeydi, gerçek kimliğine bürünmüş olsaydı kahkahalara boğulacağından emindi.

Burada karısının kolları arasında anca bir kedi olarak bulunuyordu, ne bahtsız bir adamdı. Raven kendini kolları arasından yavaşça bıraktı ve kısa bir an gözden kaybolup süt getirmeye gitti. Böyle bir tastan ilk süt içişi değildi. Bu biraz rahatsız ediciydi fakat görüntüyü bozmamalıydı, normal bir kedi gibi davranmalıydı. Hiç tereddütsüz sütü içmeye devam etti ve sonunda bitirdiğinde kendini tekrar kolları arasına alan Raven’e tüm ciddiyeti ile baktı. Patisinin altında duran göğüslerinin üzerinde bir kedi patisi değil de Matteo’nun gerçek pençeleri, daha doğrusu elleri olsaydı o zaman görürdü gününü. “Önce düğün günü öptüm sonra da ikizlerini elledim, daha doğrusu patiledim.” içten içe şeytansı bir gülüş attı. Raven bu durumu öğrenmesin diye adak adamalıydı şayet öğrendiği an kendine bir lanet yollayacağından ve bu durumdan hiç hoşnut olmayacağından adı gibi emindi. Raven’in kollarında kısa bir an huysuz bir kedi gibi kıpırdandı ve sonra onun sözlerini duydu. “Domuz mu?” dedi gözlerini hayattan bezmişçesine Raven’e dikti. “Ben sana domuzu gösteririm.” kolları arasından hızla sıyrıldı ve aralık kalmış kapının arasında hızla çıkarak odadan uzaklaştı. Dalga mı geçiyordu? Demek bir domuza daha çok yakışırdı. Bu Raven hiç uslanmayacaktı. O an gerçek kimliğinde olsaydı ona bir çift lafı olurdu fakat tutmalıydı kendini, o yavru kedinin kendi olduğunu anlamamalıydı.

Banyoya girdi ve insan formuna geri döndü. Elbiselerini dışarıda unutmuştu, fakat bu halde dışarı çıkabileceğini sanmıyordu. Sıcak suyu açıp duşun altına girdi, tenine değen suyun etkisi ile kaslarının gevşediğini hissedebiliyordu. Buhar dolan banyo kendisine bir hayli iyi gelmişti. Beline bir havlu sarıp duşun altından çıktı ve tıraş olup küçük bir havlu ile saçlarını kuruladı, yine de havadan olsa gerek kıvırcık ve nemli kalmıştı. Banyonun kapısını açıp tüm buharlanmayı dışarı verircesine dışarı çıktı, evin içi soğuk muydu ne? Bir an önce üzerini giyinmesi gerekiyordu. Bu düşünceler eşliğinde aklına Raven geldi, nemli saçları ve buğulu bakan o gözleri. “Tanrım delirmek üzereyim.” Bir an bu düşüncelerden huylanmış gibi silkindi. Birbirlerine karşı ne hissettikleri belli değildi, daha doğrusu Matteo tarafından bu böyleydi, ona karşı çoğu zaman nefret duyuyordu. Bazense dost olduklarını düşünüyordu fakat kısa bir an sonra düşünceleri değişiyordu ve romantik eğilime kapılıyordu. Delirmek üzereydi ve buna engel olamıyordu, şu an ondan nefret etmeliydi, aklına o nemli saçları, o gözleri ve öpebilmek için kıvrandığı dudağı getirmemeliydi. Gözlerini kısa bir an sıkıca kapadı ve ovdu, böylece onun görüntüsü aklının ucundan gidecekti. Gözlerini tekrar açıp hol boyunca yürüdü. Babası Vladimir yüzünden birbirine âşık bir çift değil de düşman kesilen iki kişi olmuşlardı. Odaya girip dolaplardan birini açtı ve yeni kıyafetler çıkartıp koltuğun üzerine attı. Başını kurulayıp ıslak omzuna attığı havluyu da koltuğun üzerine atıp kurulanmak için belindeki havluyu çıkarttı ve tam zamanında kapını açıldığını duyup havluyu hışımla beline geri sardı. Kendini rezil olmuş gibi hissediyordu. Raven’a baktı ve “Tanrı aşkına! Girmeden önce odanın kapısını çalmayı bir deneseydin ya.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Raven Orlov
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 178
Kan Durumu : .
Özel Yetenek : Zihinbendar, Zihinfendar.

MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   Cuma Mayıs 25, 2012 8:23 pm

Olanlardan Matteo’ya bahsetmesi gerekir miydi? Emin olamıyordu Raven fakat genç adamın Vladimir tarafından manipüle edilmesi işten değildi. Çöktüğü yerde bir süre etrafını izledi ve kedinin yokluğuyla boşalan kollarını bedenine doladı. Ok yaydan çıkmıştı. Son gelişmelerden sonra Vladimir, kendi zehriyle zehirlenen bir yılandı. Ölmeden önce Raven’ı da sokup beraberinde götürmeye niyetlenen bir yılan. Genç kız tatsız tatsız güldü. Bir yandan tüm ailesinden uzakta kalabileceği bir yer istiyordu, bir yandan ise Orlovların kapkara kalbinde bir ağaç gibi kök salmak, hastalıklı bedenlerinde dolaşmak, tamamen onlara ait olmak… Zordu. Bir Orlov olmak zordu, özellikle de Raven Orlov olmak… Hiçliğin bile bir hiç yapamadığı Raven Orlov… Dudaklarını ısırdı ve Vladimir Orlov’un ilk hatasının keyfini çıkartmak istedi. Şampanya patlatabilirdi ya da mahzene inip güzel bir şarap seçer, yemek için onu açardı. Peki, Matteo katılır mıydı ona? Raven ile birlikte kutlar mıydı? Canı gönülden? Sanmıyordu Raven. Genç adamın Vladimir’den pek haz ettiğini sanmıyordu, belki birazcık korkuyordu ondan –normal olan da buydu zira- ama sonuçta adam babasıydı. En fazla ne kadar kötülüğünü isteyebilirdi ki? Raven’ın bu işi ölüme kadar götürmek istediğini gözlerinde görmüyor muydu? Genç kız her aynaya baktığında intikam isteğiyle parlayan bir çift altın sarısı göz görüyordu, bazense yeşil ama her zaman, alevden mücevherlerle bezeli, bazen isli, insanları delik deşik eden. Sırtını duvara dayadı ve güçlü kollarıyla bedenini yerden kaldırdı. Gözleri şöminede neşeyle harlayan aleve kaydı. Genç kız sanki aradığı tüm cevaplar o alevlerde dans ediyormuş gibi dikkatle izlediği coşkulu kızıllığı. Kıvılcımlar alevden sıçrayıp taş şöminenin içine dağılıyordu, odunların çıtırtısı yürek vericiydi, odada Raven’ın arayışında olduğu bir dinginlik vardı. Bir kadeh şarap ve ağır, Sovyet Rusya’yı anlatan tarihi bir roman… Tolstoy okuyabilirdi ya da. Belki de hiçbir şey okumazdı, müzik de yeterli olurdu. Lacrimosa? İyi bir tercihti. Huzur bulmak, düşünebilmek için elinden daha da fazlası gelmezdi zira içine kısıldığı kapan, mutsuzluklarından önünü göremeyen insanların eviydi. Raven yanında olmak istediği kişinin yanında olsa bile mutsuzdu.

Odanın içinde ilerledi ve altın çerçeveli –düğün hediyelerinden biriydi- dev aynasının önünde durdu. Parmak uçlarını rengi son zamanlarda açılmış olan sarı saçlarının arasında gezdirdi. Zayıflamıştı. Altın sarısı kirpiklerinin ardına saklanır gibi çökmüştü kedi gözleri. On sekiz yaşında gibi görünmüyordu Raven. Gözlerini kısacık bir an için kapattı ve bulunduğu andan üç ay kadar öncesini düşündü. Üstü açık bir arabada, kalabalık bir grup içinde tüm o kuru gürültüye rağmen nasıl huzur bulduğunu, dünyayı Raven Orlov’un gözleriyle değil de yeni doğmuş bir bebeğin gözleriyle gördüğünü hatırladı. Uzakta, bulunduğu yerden çok uzak, neredeyse bambaşka bir dünyaya ait, sıcak bir coğrafyaya aitti güzel anıları. Dudak büktü, şımarık bir çocuk gibi. Kaderinden kaçmaya çalışmayarak Matteo Orlov dışındaki güzelliklerin hepsini elinin tersiyle itmişti. Bir an, tüm bunlara onun için katlandığını düşünüp tüm suçu onun omuzlarına yükleme ihtiyacı duydu. Matteo’dan intikam almak Raven’ın kendisinden intikam almasından çok daha kolay olurdu. Aynaya arkasını döndü. İçinde bir ses, bundan bile tam olarak emin olmadığını söylüyordu. Her şey o kadar karışık, duygular o kadar iç içe girişikti ki Raven düğümü açmaya çalışırken gece gündüz parmaklarını yaralamıştı. Çözülmüyordu düğüm, Raven ise vazgeçmiyordu. Direnmek artık acı veriyordu. Üstünden bir ay geçen bu evlilik için yas tutmanın, çoktan gerçekleşmiş bir şeyi engellemeye çalışmanın manası yoktu. Tek ihtimal zamanı değiştirmekte yatıyordu, Raven bunu yapabilirdi ama ilk ve son denemesinde eline yüzüne bulaştırdığı gibi, bu sefer de öyle olmayacağı kesin değildi. On iki yaşında deneme uğruna aldığı kolyeyi kullanmayı alışkanlık haline getirdiğinden çevresindeki insanların bedeni zayıf düşmüş, birkaç at ve birkaç sevimsiz akraba zamanın hiçliğinde paramparça olmuştu. Raven fena bir şekilde cezalandırılmıştı ama hatırladıkça keyifleniyordu. Orlov ailesinden lüzumsuz birkaç kişinin eksilmesine sebep olmak övünç kaynağıydı onun için.

Aynaya arkasını döndü ve ne yapabileceğini düşündü. Matteo ile konuşmak istiyordu ama gidip ilk konuşan kendisi olmayacaktı. Gözlerini aralık kapıya çevirdi ve aklına o kedi geldi. Odadan koridora çıkmıştı ki Raven evde giriş çıkışların kapalı olduğundan emindi. Kısaca, kedi evde sıkışıp kalmış olmalıydı. Garip bir şekilde hüzünlendi ve kedinin kendisiyle aynı kaderi paylaşmasını istemediğini fark etti. İstediği zaman Orlov hapishanesinden çıkıp gidebilmeliydi. Genç kız o yüzden aralık kapıyı açtı ve koridora çıktı. Bir yandan da kedinin neredeyse hiçbir hayvanın yaşamadığı ormanda nasıl yaşayabildiğini düşünüyordu. Bir anormallik vardı, kesinlikle ama Raven üstünde düşünemeyecek kadar yorgun hissediyordu kendini. Çıplak ayakları yumuşak İran halılarına gömülürken –Vladimir seçmişti onları- ağır ağır koridorda ilerledi. Kapıları açıp odaların içlerine baktı. Hogwarts yıllarında bina arkadaşlarından birinin kedisinin kapıları açabildiğine şahit olmuştu. Koridorun sonundaki kapıyı da açtı ve bir anda neye uğradığını şaşırdı. Matteo çıplaktı, gerçekten çıplaktı hem de. Raven kalbine –ve kasıklarına- saplanan ani sızıyı görmezden gelmeye çalıştı ve genç adam sıkı –ve kaslı- vücudunu çabucak havlunun ardına gizledi. Gereği yoktu çünkü Raven, göreceğini görmüştü. Yine de fazlasıyla soğukkanlıydı, çıplak gördüğü Matteo da olsa, arzusunu bastırmayı çoktan öğrenmişti.

Genç kız odadan çıktı, kapıyı ardından kapattı. Ardından kapıyı çaldı ve yeniden içeri girdi. “Oldu mu? Seni memnun edebildim mi, sevgilim?” Son söylediği kelimenin ardından küçümseyen bir şekilde güldü ve odanın içinde ilerleyip yatağa oturdu. Garip bir şekilde öfkeli hissediyordu, sanki bir şeyin intikamını alması gerekiyormuş gibi. “Bu kadar utangaç olma Matteo. Evliyiz artık, unuttun mu?” Sonra, huzursuz bir şekilde güldü, yatağa iyice uzanıp yorgunlukla gözlerini kapattı.
Spoiler:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Bizim Adımıza Verilen Karar   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bizim Adımıza Verilen Karar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Karşılıksız verilen başarı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Diğer Şehirler-
Buraya geçin: