AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Benimle Geldiğine Memnunum.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nienna Elenasse

avatar

Mesaj Sayısı : 283
Kan Durumu : Safkan.

MesajKonu: Benimle Geldiğine Memnunum.   C.tesi Mart 10, 2012 4:50 pm



Nienna Elenasse & Gwindor Elanesse


En son Nienna Elenasse tarafından C.tesi Mart 10, 2012 10:13 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nienna Elenasse

avatar

Mesaj Sayısı : 283
Kan Durumu : Safkan.

MesajKonu: Geri: Benimle Geldiğine Memnunum.   C.tesi Mart 10, 2012 4:51 pm

    Adeta üstüne gelen duvarlardan kaçmak istercesine çıktı yatakhaneden ve ortak salona inen merdivenleri uçarcasına aştı. İçinde öyle bir sıkıntıvardı ki kalbi sıkışıyor, midesi bulanıyordu. Garip bir uyuşukluk, baştan aşağı sarıyordu bedenini. Aklının içinde hep aynı kelime dönüp dururken bir yandan da kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Gwin. Nedensiz yere telaş yapıyor olabilirdi belki ancak hissettiği sıkıntı -ikiz telepatisi denilen şeyin getirisi olsa gerekti- öylesine güçlüydü ki paniğe kapılmış olması gayet doğal geliyordu. Deli gibi indiği merdivenlerin sonunda yüzünün önüne düşmüş olan saçları hızla omuzlarının ardına savurup çevresine bakındı.

    Koşmaktan kalbi öncekinden bile hızlı atıyordu. Nefes alışverişlerini düzene sokmaya çalışırken ikizini tek kişilik bir koltukta yalnız başına otururken gördü. "Tanrım, şükürler olsun. Onu burada bulduğu için şanslıydı. Çocuğu görünce öylesine heyecanlanmıştı ki bir anlığına durakladı. Hissetmemesi gereken şeyleri hissettiğinden dolayı kendine kızmaya başlamıştı ki bunun yersiz olduğunu düşünüp düşüncelerini şu an bulunduğu duruma odakladı. Hızlı adımlarla Gwindor'a yaklaşırken gözlerinin farklı bir alemi inceliyormuşçasına daldığını fark etti. Hislerinin onu yanılmadığına emin olmuştu. Onu böylesine derin düşünmeye iten neydi acaba? Yanına gittiğinde kendine bakan gözlerin boşluğunu fark etti. İçini ani bir ağlama isteği doldurmuş olsa da ona karşı çıkabildi. Çocuğun oturduğu tek kişilik koltuğun boyutuna aldırmadan yanına oturup bacaklarının onun bacaklarının üstünden attı rahatça dönebilmek için. Sonra dönüp sıkıca sarıldı çocuğun boynuna. Yanında olduğunu gösterebileceği tek yol buydu şu anda; çünkü boğazında takılı kalan yumrudan dolayı konuşabilecek durumda değildi. Birkaç saniye tereddüt eden büyücünün ellerini nihayet belinde hissettiğinde biraz olsun rahatlamıştı. Rahatlamak denemezdi aslında buna ancak en azından sevdiğinin -ki bunun ne tür bir sevgi olduğunun bahsi şu an geçmese iyi olur- sıcaklığını hissetmenin verdiği huzura sahipti. Gözlerini kapatıp biriken kaşları göz kapaklarının ardına hapsettikten sonra yutkunup doğruldu. Gwindor'a bakmamaya özen göstererek koltuktan kalktı. Çocuğun kolundan tutup hızlı adımlarla kapıya ilerlemesini sağlarken hiç konuşmuyor, rahatça konuşabilecekleri bir ortam düşünüyordu. Uygun bir yer bulur bulmaz kedi gözlü çocuğun döküleceğini biliyordu zaten. Binalarının ortak salonundan nihayet çıktıklarında göl kenarına gidebilecekleri geldi aklına.

    Konuşmadan göl kenarına indiler. Varır varmaz, Gwindor'un karşısında yerini alıp sorarcasına konuştu. "Anlat bakalım." Ses tonu birden fazla duyguyu içinde barındırıyordu. Korku, sabırsızlık, merak, telaş, sıkıntı... Öyle çok duygu vardı ki kızın üzerindeki uyuşukluk her hareketinde artıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Benimle Geldiğine Memnunum.   Salı Mart 13, 2012 4:11 pm

Ağzında biriken kan tadını yok etmek istiyordu, genç büyücü. Dudaklarını birkaç kez, şiddetli bir şekilde ısırırsa böyle olacağını biliyordu zaten ama bunu yapmaktan da alıkoyamadı kendisini. Dudaklarının acısının kafasını toplamasına, doğru düzgün düşünmesine yardımcı olacağını biliyordu. Dilinin üzerinde dağılan iğrenç metalimsi tat iyice şiddetlenmişti. Neyse ki kanın pıhtılaşması fazla uzun sürmezdi, dudaklarıyla uğraşmayı bırakırsa tabii. Aynadaki yansımasında yarılmış olan dudağını yokladı ilk önce. Fazla bir hasar yoktu görünürde. Dudağının belli bir bölgesi normalde olduğundan daha kırmızı gözüküyordu. Tabii bu, hem ısırmış olmasının hem de akan kanın etkisiydi. Elindeki kağıt parçasını sinirle buruşturduğunu fark etti. Ne kadar istese de kağıda bir zarar veremezdi zaten, bunu yapacak gücü bulamıyordu kendisinde. İçindekiler çok değerli olsa da nefret duygusu, özlemi bastırıyordu bir şekilde. Avucunun içinde normalde olduğu şekilden uzaktan yakından alakası olmayan bir şekle giren ince parşömen parçasını pantolonunun cebine sıkıştırdı. Kendini ilk bulduğu yer olan erkekler tuvaletinden hızlı adımlarla dışarı çıktıktan sonra kendisini güvende hissedebildiği tek yere yürümeye başladı hızlı adımlarla. Kafası hala karmakarışık olsa da yolu bulabileceğini biliyordu. Merdivenleri çıkarken sadece önündeki basamağı görüyor, diğer her şey bulanık şekillerde geçip gidiyordu. Balık Etli Kadın’ın portresinin önüne geldiğinde bir anlığına öylece bekledi, kadının söylenmesini duymazdan gelerek. Buğulanmış olan bakışlarını kadının boyadan oluşan gözlerine dikip yeni değiştirdiği parolayı söyledi. Geçit görevi gören portre savrularak yana açıldıktan sonra kendisini karşılayan sıcak hava biraz da olsa rahatlamasını sağlamıştı. Ortak Salon’a açılan geçitten geçtikten sonra harıl harıl yanmakta olan şömine selamladı Gwindor’u. Tamamen boş olan salonda tek ses kaynağı şöminede çatırdayan odun parçalarıydı. Duvarları ve sütunları süsleyen kırmızı tonlarındaki afişler, posterler ve sloganların arasında şöminenin karşısına hilal biçiminde yerleştirilmiş koltuklar oldukça sade görünüyorlardı şimdi.

Duvar tarafındaki tekli koltuğa bıraktı bedenini. Yumuşak koltuğun içine gömülürken ayaklarını da önündeki ufak tabureye uzatıp üst üste koydu. Ellerini kucağında birleştirip gözlerini şömineye dikti. Alevler tahta parçalarını nasıl yiyip bitiriyorsa kafasının içinde dönüp dolaşan düşünceler de Gwindor’u oturduğu yerde yiyordu, içten içe. Derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini sımsıkı kapattı. Bir şey görmezse, bazı şeyleri de unutacaktı belki de. Ama öyle olmadı. Zihnini saçma sapan anılardan ne kadar arındırmak isterse o kadar çok şeyle doluyordu. Mektupta yazanlar gözlerinin önünde canlanıyor, babasının yaptığını yazdığı şeyler bir bir gözlerinin önünden geçiyordu. O adama karşı her zaman duymuş olduğu nefret şimdi kat be kat artmıştı. Sinirle ayaklarının altında duran tabureyi tekmeledi. Tabure duvara çarptıktan sonra köşede bir yerlere kaçmıştı. Bir şeyleri kırmak, parçalamak istiyordu. Öyle yapmış olsa bile içindeki nefret bir türlü bitmeyecekti ki. Belli ki çıkıp süpürgesini kapmalı ve ormanın üzerinde son sürat birkaç tur atmalıydı. Yüzüne çarpacak sert rüzgar, kendisine gelmesini ve bu sinirinin geçmesini sağlayabilirdi. Suratını bile doğru düzgün hatırlamadığı bir adam ve çok “sevgili” ağabeyi, bilmem kaç yıl öncesinden ona emirler veriyor ve Gwindor’un da onu yapmasını bekliyorlardı. Sıradan bir kukla olmaya niyeti yoktu Gwindor’un.

Yatakhanelere çıkan merdivenlerde ayak sesleri duyduğunda suratındaki o nefret kusan ifadeyi sildikten sonra üstündekilerin düzgünlüğünü kontrol etti. Bir başkan olarak her zaman birilerine örnek olması gerekiyordu tabii. Merdivenlerden inenin kendisine selam verip defolup gitmesini temenni ediyordu sadece. Kimseyle konuşacak havada değildi açıkçası. Birilerine laf anlatması gerekirse büyük ihtimalle kalp kıracağını biliyordu ve bu da en son isteyeceği şeydi. Gözlerini duvara dikip koltuğun içinde iyice kayboldu. Beyninin içinde bir yandan alarmlar çalarken bir yandan da bedenine garip bir rahatlama hissi yayılıyordu. Sinirden gerilen kasları gevşemişti. Daha sonra da o kokuyu aldı. Kendini bildi bileli onunlaydı ve bu koku da onu hiç olmadığı kadar hayata döndürüyordu. Nienna, koltukta boş kalan ufacık yere oturup bacaklarını Gwindor’un bacaklarının üstüne koyduğunda hafifçe irkildi, genç büyücü. Babasını unutması gerektiğini biliyordu, kız kardeşine de babası hakkında umut vermek istemiyordu. Onun kalbinin kırılması, kendisinin hiç istemediği şeyler yapmasına neden olurdu. Bu hayatta sevdiği tek şey şu anda boynuna sarılmış olan bu canlıydı, belki de. Elini hafifçe kızın beline koyduktan sonra kızı kendisine doğru çekti. Yanında olmasından her zaman memnundu. Bazı şeyleri kelimelere dökmeden de anlayabiliyor oluşu ve karşılıksız bir şekilde duyduğu sevgi, Gwindor’un içine mutluluk salan şeylerdi.

Geçidi kapatan portre geriye doğru savrulduktan sonra ikili, önde; gidecekleri yere doğru Gwindor’u sürükleyen Nienna ve arkada; nereye gittiklerini bilmeyen Gwindor olmak üzere merdivenleri hızla inmeye başladılar. Bu hız, uçarken olduğu gibi olmasa da ciğerlerine iyi gelmişti ama en büyük etken de kız kardeşiydi. Merdivenleri geçip büyük giriş kapısından çıktıktan sonra Kara Göl’ün kenarına kadar koştular. Suratına çarpan serin hava bir anlığına ürpermesine neden olmuştu. Kollarının üstündeki tüylerin hepsi bir anda ayağa kalkmıştı. Çıkmadan önce en azından cübbesini almış olmayı diliyordu. Az da olsa nefes nefese kalmıştı genç büyücü. Büyük ihtimalle daha fazla antrenman yapması gerektiği anlamına geliyordu bu. Nienna’nın peşinden göl kenarına kadar geldi. Etraflarına irili ufaklı kaya parçaları vardı. Bazıları, sanki insanlar gelip üstlerine otursunlar diye birileri tarafından oyulmuş gibi görünüyordu. Kız kardeşinin dokunuşundan kurtulmak istemese de yürüyüp en yakındaki kaya parçasını üstüne oturdu. Şuraya gelene kadar aklından uçup gitmiş olan bütün düşünceler bir anda akın akın üzerine geliyordu. Gözlerini Nienna’nın gözlerine dikip bir süre öylece bekledi. Neyi, nasıl anlatması gerektiğini bilmiyordu. Ona umut vermemeli ama her şeyi de anlatmalıydı. Ondan gizli hiçbir şey yoktu zaten.

“Bugün… Garip bir şey oldu.” Derin bir nefes aldıktan sonra olayların başladığı noktayı gözlerinin önüne getirdi. Merdivenleri çıkarken hissettiği özlem, nefret ve güç ihtiyacı, sınırsız bir dünyanın kapısını getirmişti önüne. Diğerlerinden duyduğu İhtiyaç Odası artık önündeydi. İçerisi rutubet kokuyordu ve her yer toz kaplıydı. Eski ve yırtık pırtık kitapların arasında sanki üzerine ışık tutulmuş gibi görünen bir zarf vardı ve üzerinde kendi soyadı yazılmıştı. “Bir zarf buldum, bir mektup. Benim adıma yazılmıştı.” Aslında ilk başta Finn’e yazılmıştı ama o da doğrudan kendisine iletmişti görevi. Yani Finn de zamanında Gwindor’un hissettiklerini hissetmiş, bunlara ihtiyaç duymuştu. Yoksa nasıl babasının yazdığı mektubu bulacaktı ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nienna Elenasse

avatar

Mesaj Sayısı : 283
Kan Durumu : Safkan.

MesajKonu: Geri: Benimle Geldiğine Memnunum.   Ptsi Nis. 02, 2012 6:43 pm

    Gwindor'un gidip bir kayanın üzerine oturuşunu izledi cadı. Göz göze geldiklerinde, hislerinde yanılmadığından emin olmuştu. İçindeki sıkıntı yersiz değildi. Yersiz olmasını o kadar istedi ki... Hüzün, hemen her anını beraber geçirdiği bu çocuğun üzerinde ne kadar yakışıksız duruyordu, şaşırdı kız. O, daima mutlu olması gereken insanlardandı Nienna'ya göre. Her anlarında gülmeli, eğlenmelilerdi. Hayatında gördüğü en harika insanın gözlerinden mutluluk okunmalıydı daima. Onu kim üzmüş olabilirdi ki? Biricik Gwindor'unu üzen insan her kimse başına büyük bir bela aldığı fikrindeydi Nienna. Ona gösterirdi, gerekirse. Ama konuyu bilmediğinden böyle düşünüyordu. Babasını özlüyordu elbette. Onun önünde dirençli duramazdı. Ona gösteremezdi. Elbette aklına bile gelmemişti bu ihtimal. Bunca zaman sonra, ondan haber alma umudu derinlere gömülmüştü. Yine de kaybolmamıştı bu duygunun canlılığı. Yine de kaybolmamıştı bu duygunun canlılığı. Hala aynı rahatsız edici etkisi duruyordu.

    Gwindor'un kendisini bu denli rahatsız eden şeyi anlatmaya başladığı zaman özenle seçtiği kelimeler, üstü kapalı cümleler dikkatinden kaçmamıştı cadının. Onu üzenin ne olduğu hakkında en ufak bir fikri dahi olmaması çıldırtıyordu genç kızı. İkizinin bir şeyleri tüm saydamlığıyla yansıtmaya niyetli olmadığının ayırdına varmıştı üstelik. Merakı bir an önce konuşma isteğiyle dolduruyordu içini; ancak dikkatle yaklaşılması gereken bir konu olduğunu seziyordu Nienna. Yine de tutamadı kendini ve genelde yaptığı gibi düşünmeden konuştu: "Haydi Gwindor. Açık açık anlat şunu." Yaptığının sabırsızlık olduğunun farkına vardı ardından. Çocuğun oturduğu kayanın önüne gelip çimlerin üzerine oturdu. Cübbesi mahvolacaktı muhtemelen ama umursamazdı böyle şeyleri.

    Ellerini iki yanına koymak suretiyle destek alıp tekrar yüzüne baktı kardeşinin. Bu yüz, içinde çeşitli duygulara neden oluyordu cadının. Bilemiyordu ne olduğunu. Çaresiz hissediyordu bu yüzden. Yanında en rahat olduğu insandı ama kendine hakim olmalıydı da yanında. Hisleri öyle tuhaftı ki, ne yapacağını bilmiyordu çoğu zaman. Böyle anlarda hareketleri donuklaşırdı ve bu durum Gwindor'un dikkatini çekerdi elbette. Tabii ki asıl meseleyi anlayamamıştı genç büyücü. Kardeşinin kendisine karşı böyle hisler beslediğini nasıl düşünebilirdi ki zaten? Bu düşünce yüzünden suçluluk duygusuyla tanışmıştı kız. Bu derece yakın olduğu birinden bir şeyler saklamak, hele de ona olan duygularını saklamak, oldukça zor geliyordu ona. Şu an bunu düşünmenin zamanı değildi, biliyordu ama tutamıyordu kendini. Her an aklındaydı bu mesele. Dikkatini kardeşinin şu anki durumuna vermeyi denedi ki bu zor olmamıştı. "Benden bir şey saklayamazsın Gwindor." cümlesi dudaklarından ayrılır ayrılmaz yanlış anlaşılma ihtimali geldi aklına. "Yani..." Derin bir iç çekip açık bir tehdit olarak anlaşılabilecek cümlesini düzeltebilecek kelimeleri aradı. Onun yanında konuşmak hiçbir zaman bu kadar zor olmamıştı. "İçin rahat etmez demek istiyorum." cümlesi dudaklarından çıkarken rahatladığını hissetti kız. Bu rahatlık, bir anlıktı elbette. Ardından merak ve endişe duyguları kendilerini gösterdi tekrar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Benimle Geldiğine Memnunum.   Ptsi Nis. 30, 2012 2:43 pm

“Biliyorum… Biliyorum…” diye mırıldandı genç büyücü. Aklındakileri bir şekilde toparlamalıydı. Tırnağını kayanın üzerinde bulduğu ufak çatlağın kenarında dolaştırmaya başladı. Tenine batan sivriliğin verdiği his hoştu. Mektuba ek olarak konmuş haritanın her bir kıvrımını neredeyse ezbere biliyordu Gwindor. Nienna’yla da oralarda dolaşmıştı. Her yaz üstünde oynayıp durdukları toprakların altında gizlenen onca şey, Gwindor’un midesini bulandırmaya başlamıştı. Kim bilir, o kağıtta yazmayan daha nice şey gerçekleşmiş olabilirdi. Yüce ağabey Finn, sadece bu kadarını anlatmayı kafi görmüştü belli ki. Peki ya neden Inglor’a devredilmemişti de kendisi bu boktan iş için seçilmişti? Zeki ve kurnaz olan oydu. Gwindor çoğu zaman parçalamayı başarmıştı. Gözlerini ayaklarının altındaki çimenlere dikti. Bir şey gizleyerek ağabeyleri ya da o şerefsiz babası gibi bir insan olmak istemiyordu. Belki bazı şeyleri tek başına üstlenmekten de korkuyor olabilirdi.

Sabırsızlanan kız kardeşine baktı. Bunu ona yapmalı mıydı? Bazı şeylerden haberi olmazsa, çok daha mutlu bir yaşamı olabilirdi belki. Bunun bir dönüşü olmayacağından emindi. “Babam… Babamız. Çok kötü şeyler yapmış. Ve Finrod da korkak bir tavuk gibi yarım kalan işlerin tamamlanması için bana bir görev bırakmış.” İçindekilerin tamamını dökmemiş olsa da rahatladığını hissediyordu. En azından gizlediği çok da önemli bir şey kalmamıştı. Derin bir nefes alıp göğsünü şişirdi. Kendini susamış hissediyor olmasının nedeni neydi? Sadece fotoğraflardan hatırladığı bir babanın ona ihtiyaç duyuyor olması mı heyecanlandırmıştı Gwindor’u? Yumruğunu sıkıp hafifçe kayanın zeminine vurdu. Nienna’nın bunu görüp de meraklanmasını istemediği için de aynı suratsız ifadeyi takındı. Fazla ses de çıkmamıştı neyse ki.

Hafifçe geriye yaslanıp ne kadar çaresiz bir durumda olduğunu düşünmeye başladı. Deney yapacak birisi değildi Gwindor. İksirlerde bile vasat sayılırdı. İş daha önce kimsenin -babasını saymazsak- denemediği bir şeyi yapmaya gelince başarılı olacağını nereden çıkartmışlardı ki? Gerçi babasının kendisine güvendiği de meçhuldü. Sadece Finn’in kendisine güvendiğini düşünebilirdi. O da kendisini kurtarmak için görevi Gwindor’a bırakmıştı, büyük ihtimalle. Parıl parıl parıldayan güneşin önüne geçen ufak bir bulut, ortamı da karartmaya yetmişti. Bu da Gwindor’un gölgelerle kaplanmış düşüncelerin somut bir hale geçişiydi. Etrafını sarmış olan umutsuzluğu avucunun içinde toplayıp uzaklara, bir daha geri dönemeyeceği bir yerlere göndermeyi düşünüyordu. Yapabilse, babası gibi yapardı. Ama Nienna’yı bırakamazdı. Onsuz hiçbir şekilde yaşayamazdı. Hayır.

“Biliyor musun, bunu yapacağım. Finn’in gözüne sokmak için iyi bir şey.” kayanın üzerinde doğrulup kız kardeşinin yanına çöktü. Onun bu işten uzakta durmasını istiyordu. Hayatının eskisi olmasını, hiçbir şeyin değişmemiş olmasını istiyordu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nienna Elenasse

avatar

Mesaj Sayısı : 283
Kan Durumu : Safkan.

MesajKonu: Geri: Benimle Geldiğine Memnunum.   Salı Mayıs 01, 2012 6:25 pm


    Gwindor'un dudaklarından çıkan baba kelimesi kulaklarına ulaşınca nefesinin kesildiğini hissetti cadı adeta. Bunca yıl sonra babalarından haber almış olmalarına inanamıyordu. İnanmak da istemiyordu zaten. İşleri karıştırmaktan başka bir işe yaramazdı. Neden yokluğuna alıştıktan sonra onun hakkında bir şey duymuşlardı ki? Bunun birden rahatını bozduğunu fark etti cadı. Oysa beş dakika önce olsaydı babasından haber almayı delice istediğini söylerdi. Tam bir aile olmak için... Annesi onlara tam bir aile hissini yaşatmaya çalışıyordu tüm gücüyle ama elbet bir yerde eksikliği hissediliyordu tanıma fırsatına hiç sahip olamadığı o adamın. İşin içinde Finrod'un olması oldukça garipti. Ağabeyinin bu kadar zamandır babası ile iletişimde olabileceği ihtimali aklına geldiğinde içini bir acı hissinin kapladığını hissetti. Finrod ile daima iyi anlaşırdı; hemen hemen herkesle olduğu gibi. Gwindor ile Finrod arasında her zaman daha farklı bir bağ olduğuna inanırdı ama. Gwindor ile Nienna'yla olduğundan çok daha fazla anlaşmazlığa düşmelerine rağmen bazen biraz dışta hissederdi kendini. Bu histe onu pençesine almış olan kıskançlık duygusunun payı olduğunu düşünür, kendini öyle sakinleştirirdi hep. Gwindor'a duyduğu her yönden aşırı sevgi yüzünden... Hem Gwindor Finrod'un salağın teki olduğunu söylemez miydi? Cidden böyle biri olabilir miydi Finrod? Korkak tavuk... Bu damga hiç hoşuna gitmemişti kızın, doğal olarak. İkizinin bunları sinirle söylediğinin, Finrod'u ne kadar sevdiğinin farkında olsa da haklı olabilirdi. Kendisinin de pembe gözlüklerini acilen çıkarıp görüşünü normale çevirmesi gerektiğinin farkına vardı.

    Başlarına gelen veya gelecek olan şey neyse, oldukça kötü olmalıydı. Nereden çıkmıştı şimdi bu görev? Eğer ortada cidden kötü bir şey varsa ikizini karıştıramazlardı, buna asla izin vermezdi Nienna. Bunları düşünürken Gwindor'un kararını çoktan vermiş olduğunun anlaşıldığı sözlerini işitti. Hemen ardından yerinden doğrulup yanına oturdu. Kendisi de kararını vermişti. Onu vazgeçirmek için elinden geleni yapacaktı ama başaramama ihtimaline karşı ikinci planını hazır etmişti. Ona yardım etmek konusunda inat edecekti. Elbette ikizi onun bu fikrinden cayması için ondan istenen şey her neyse ondan vazgeçecekti. En azından öyle olmasını umuyordu kız. Konu hakkındaki bilgisizliği, olayın ciddiyetinin derecesini kestirememesine neden olduğundan kafasında oldukça fazla soru işareti vardı.

    Olur da bu işi beraber yapmak zorunda kalırlarsa... Bu ihtimali düşünmek bile istemiyordu. Muhtemelen onu endişelendirmekten çekiniyordu Gwindor ve bu yüzden şu an hissettiği stresin büyücünün içinde hissettiğinin yarısı bile olmadığını rahatlıkla tahmin edebiliyordu. Onu bu kadar kızdıracak ne yapmıştı babası? Aklına gelen tüm ihtimaller oldukça korkutucuydu ve çocuğun bunlara bağlı olarak verilen bir görevi yapmayacağını biliyordu. Başka bir şeyler olmalıydı. Beyni durmuştu adeta. Dayanamayıp ısrar edeceğini tahmin etmek zor değildi. Her zamanki meraklı hali... "Haydi Gwin, benden saklayacak halin yok ya." Sabırsızlığı olabildiğince yansımıştı ses tonuna. Oysa bu değildi cadının amacı. Kardeşine daha ağır yaklaşması gerekiyordu şu an, bunun farkındaydı ama sabrı tükenmek üzereydi. Herhangi bir lafın dolandırılmasından nefret ederdi ve Gwindor onu en iyi tanıyan kişi olarak bunu gayet iyi biliyordu.

    Zaten er ya da geç anlatacağı bir şeyi neden böyle geciktiriyordu ki çocuk? Anlayışlı olması gerektiğini yeni fark etmişti sanki. Aralarında zerre mesafe kalmayacak şekilde yaklaştı çocuğa ve başını omzuna yasladı. Kollarını beline doladıktan sonra yumuşak bir ses tonuyla konuştu. "Babamız seni pis işlerine bulaştıramaz." Zaten kokusunu bu kadar yakından almak onu her durumda, rahatlattığından ses tonunu kontrol etmesi dahi gerekmemişti. Hafifçe iç çekerken gözlerini kapadı. "Eğer uygun bir şeyse, anlat da neler yapabileceğimize bakalım."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Benimle Geldiğine Memnunum.   Perş. Mayıs 10, 2012 9:56 pm

Elini cebine sokup katladığı, buruşturduğu üç tane parşömen parçasını parmak uçlarıyla tutup dışarı çıkardı. Sanki biraz daha sıkı tutsa yanacaklar, hiçliğe kavuşacaklarmış gibi hissediyordu. Kız kardeşinin beline doladığı kollarını hafifçe aralayıp parşömen parçalarını düzeltmeye başladı. Parşömenin kırışıklığı ruh halini de tamamen yansıtıyor gibiydi sanki. Karmakarışık. Parmaklarını ağabeyinin kaleminden çıkan mürekkebin üzerinde dolaştırdı. Yazısı hiç bu kadar mükemmel olmayacaktı. Sanki kelimeler kendi başlarına ayrı ayrı şeyler anlatıyormuş gibiydiler. Böyle bir yazıyla etkilenmeyecek insan yoktu. Ama içerdiği o ağır yük… Gwindor’u ilgilendiren asıl şey buydu. Kendisine verilen, emredilen görevin, omuzlarında yarattığı o baskıydı Gwindor’u ilgilendiren. En üste babası olan şahsın yazdığı mektubu getirerek Nienna’nın kollarından ayrıldı. Üç tane kağıdı üst üste katlayıp kıza uzattı. Kendisinin her şeyi doğru düzgün anlatamayacağını biliyordu. Zaten anladığı tek şey de babasının başarısız bir şerefsiz olduğuydu. İstem dışı sol elinin parmakları içeri doğru kıvrılıp yumruk oluşturdu. Bir ağacın kabuğunu yumruklamak bir işe yarar mıydı, bilmiyordu ama içinde biriken o nefreti bir nebze de olsa akıtabilirdi. Boşta olan elini dudağına götürüp ısırmış olduğu yeri yokladı. Hala sızlıyordu. Daha fazla kurcalamaması gerektiğini düşünüp elini aşağıya bıraktı.

Mograine’in ne yapıyor olduğunu öğrenmeliydi. Bu kadar zahmete girip de gizli gizli bir şeyler yapmak, pek de iyi sonuçlanacakmış gibi görünmüyordu Gwindor’a. Yaptığı şeyleri bir de Bakanlık öğrenirse, değmeyin eğlenceye. Bütün bir ailenin başı tam o anda hiç düzelmeyecek şekilde belaya girerdi. Finrod ve Inglor’un başını beladan kurtarmak, ömür boyu başlarına kakabileceği bir şey olurdu aslında. Nienna’nın mektuplara göz atmasını, en azından bu işi şimdi yapmasını istemediği için yeniden sarıldı kıza. Bu sefer çok daha sıkıydı sarılışı. Ondan ayrılmak istemiyordu. O, kendisinin bir parçasıydı. İçinde bulunduğu her ruh halini daha katlanılabilir kıldığı için de minnettardı. Bu borcu nasıl ödeyebilirdi ki? Gidip sağa sola saldırarak yapamazdı herhalde. “Benimle olduğun için memnunum, Ni. Benimle geldiğine memnunum.” Gülümseyerek kızın üstüne doğru eğildi. Güneş kendi arkasında olduğu için gölgesi kardeşinin üzerine düşüyordu. Alnını alnına dayayıp hafifçe gülümsedi. O an, kız kardeşinin asla yanından ayrılmayacağını düşünmeye başlamıştı. Her zaman, ölene kadar…

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nienna Elenasse

avatar

Mesaj Sayısı : 283
Kan Durumu : Safkan.

MesajKonu: Geri: Benimle Geldiğine Memnunum.   Paz Haz. 03, 2012 12:21 pm


    Kendisine uzatılan katlanmış kağıtları parmakları arasına aldı cadı. Adeta kötü bir enerji yaratıyormuş gibi içini sıkan bir şey vardı. Bu Gwindor'un ruh halinden de kaynaklanıyor olabilirdi tabii. Çocuğun ne için bu denli kaygılandığını bilmediği her saniye acı veriyordu cadıya. Bir çözüm de üretemeyeceğini düşünüyordu. Çözüm üretilebilecek bir şey olmadığını bile bilmiyordu ne yazık ki. Kağıtlara göz atmak için parmağıyla en üstteki kağıdın ucunu kavradığı sırada Gwindor'un sarılması üzerine durakladı. Birkaç saniye ne yapacağını bilemememişti. Bir şey yapmaya fırsat bulamadan ikizinin sesi kulaklarına ulaştı. Çocuk gülümseyerek üzerine eğildiğinde farkında olmadan tebessüm etti. Büyücü alnını alnına dayadığında kız da onun gibi gülümsedi. Birlikte büyümüş olduklarından her zaman yakın temas halindelerdi ve her seferinde bir heyecan dalgasıyla sarsılıyordu Nienna. Ani sayılmayacak biçimde olmasını umarak geri çekildi kız. O sırada Gwindor'un dudağına takıldı gözü. "Tanrı aşkına Gwindor, dudağına ne yaptın böyle?" Tıpkı anneleri gibi konuştuğunun farkına varmadan kaşlarını çattıktan sonra çenesini tuttu çocuğun. Kardeşinin dudaklarındaki kanı görünce içinden bir ürperti dalgası geçmişti. "Sana kaç kere sinirlenince salakça şeyler yapmamanı söylemem gerekiyor?" Birden bire farkına vardığı anaç tavrı artık kendisine bile komik geldiğinden kendisini tutamayıp kahkaha attı.

    Gwindor'a zarar gelmesine katlanamazdı. Bu yüzden hep beraber olacaklardı. Onun yanında olmaktan memnundu ve onu bırakmak gibi bir düşüncesi olmamıştı hiç. Nasıl olabilirdi ki zaten? İnsan beraber büyüdüğü insanı, birici ikizini bırakabilir miydi? Çocuğun yanağını okşarken gülümsedi. "Ben senin hep yanında olacağım bebeğim." İronik hitabının ardından sırıttı ve yanında küçücük kaldığı büyücüye sarılıp yüzünü onun omzuna gömdü.
s o n
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Benimle Geldiğine Memnunum.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Okul Arazisi :: Kara Göl-
Buraya geçin: