AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Yaprağın Yolu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eslina Senalda
Kahin
Kahin
avatar

Mesaj Sayısı : 160
Kan Durumu : Muggle Doğumlu, öyle sanıyor.
Rp Partneri : Tarot kartları
Özel Yetenek : Görücü.

MesajKonu: Yaprağın Yolu   Çarş. Şub. 22, 2012 8:59 pm

Eslina Senalda&Eduardo Valenti


Çalıların arasında yürümeye çalışan bir hayaletten ibaretti yalnızca. Elinden geldiğince sessiz ilerlerken kalbinin gümbürtüsünü bastırmaya çalışıyordu. Birkaç gündür, nasıl olduğunu anlamadan kendisini bir ağacın dibinde bulduğundan beri, izlendiğini hissediyor ama ne yakalanıyor ne de takipçisini yakalayabiliyordu. Delirdiğini düşünmeye başlamıştı artık. Bir hiçlikten kaçıyordu, olmayan bir şeyden, belki de bir hayaletten! Bu düşünceyle kalbinin sıkıştığını hissetti. Hayaletlerden korkardı, büyükannenin ateşin başında anlattığı o korkunç hayalet hikayelerini biliyordu Eslina. Dost olabileceklerine inanmıyor, hepsinin kana susamış canilerin gerçek yaşamda bıraktığı suretler olduğunu düşünüyordu. İyi bir adam kendisini bekleyen cennet varken neden dünyada kalacaktı ki zaten? Ama cehennem farklıydı, ateşe atılmaktansa dünyada bir hiç olarak yaşamayı tercih ederdi o da. Şimdi de peşinde böyle bir hayalet olmalıydı. Onun yüzünden mi kendinden geçmişti acaba? Hayaletlerin insanlara dokunduğuna böyle şeyler yapabildiğini duymuştu, şimdi gerçekliğini kendisi test ediyordu işte.

Zarif, neredeyse kedi kadar sessizce yürümeye devam etti alacakaranlıkta. Yakalanma korkusuyla genellikle geceleri yolculuk yapıyor, uyuyacağı zaman da mümkün olduğunca tenha yerleri tercih ediyordu. Birkaç haftadır yaşadığı pejmürde hayat her halinden belli oluyordu şimdi. Elbisesinin eteklerine birkaç yeni yırtık daha eklenmiş, bez ayakkabıları çamurlanıp yalnızca suyla temizlendiği için rengini kaybetmiş, kendisi de son derece zayıflamıştı. Bu hali son derece tekinsiz, hatta biraz da deli görünüyordu. Üstelik ilk günlerdeki kadar çok kişi de bulamıyordu artık fal bakmak için. Görüntüsünün etkisi büyüktü bunda, birkaç maceraperest dışında kimse tamah etmiyordu artık. Üstelik karnaval alanlarının dışında beş para etmediğini de anlamıştı böylece. Pişmandı. Alıştığı ortamdan ayrılmış olmak, üstelik ne aradığını da bilmemek mahvediyordu Eslina’yı. Büyükanne özel olduğunu söylemişti, ama buna inancını kaybetmişti artık. Hiçbir özellik göremiyordu kendisinde. Sıradan, alelade bir kızdı yalnızca. Aptallık ettiğini düşünüyor, geri dönmek istiyordu. Ancak o kadar uzun süredir yürüyordu ki dönüş yolunu bulamayacağından emindi. Bulsa bile kamp çoktan dağılmış olurdu. Üstelik yaptığı aileye ihanetti ve asla geri kabul edilmeyeceği gibi cezalandırılması işten bile değildi. Belirsiz bir gelecek, bilinen geçmişinden daha az korkutuyordu genç kızı. Hala derinlerde bir yerlerde özel olduğunu fısıldayan küçük sesi duyuyordu çünkü. Bu özelliğin ne olduğunu bilmiyordu, ama o fısıltı devam etmesini sağlayan yegane şeydi.

Hava iyice kararırken duraksadı. Etrafı tüm dikkatiyle dinliyordu. Gece kuşlarının ve uzakta bir yerlerde akan suyun sesinden başka bir şey duyamadığından emin olduğunda derin bir soluk alıp bir kayın ağacının gölgesine sığındı. Bir hafta önce yiyecek bir şeyler satın almak amacıyla girdiği fırında hırsız muamelesi gördüğünde anlamıştı artık toplum tarafından kabullenilmeyeceğini. O zamandan beri modern çağda bulabildiği en yabanıl arazilerde, tenha sokaklarda yolculuk yapmaya çalışıyordu. Oysa buralar kendisi gibi toplumdışı insanların sığındığı gölgelerdi ve hepsi de Eslina kadar masum değildi. Korkuyordu onlardan, ama şimdi insanların pazar günleri piknik yapmak için kullandığı ormanlık alanda az çok güvendeydi. En azından böyle olduğuna inanmak istiyordu. Derin bir soluk aldı umutsuzlukla. Kendisi hakkında daha çok şey bilebilmeyi isterdi. Gözlerini kapatıp zihnini zorladı. Bunu ne zaman yapsa görebildiği tek şey bir yetişkin insan topluluğu oluyordu. Hiçbirisi Eslina’yı görmüyor gibiydi, üstelik onların ailesi mi yoksa başka yetişkinler mi olduğunu anlayamıyordu. Karnaval olması çok olasıydı, hayatı karnavallarda ve kalabalık yerlerde geçmişti ne de olsa. Hatırladığı ilk şeyin bu olması tuhaf geliyordu ona. Hiçbir özelliği yoktu. Çocukların ilk anılarının hayatlarında yer eden şeyler olduğunu söylerdi büyükanne hep, oysa kalabalık bir yerin onun için hiçbir anlamı yoktu. Her şey böylesine ters giderken nasıl olup da kim olduğunu öğrenebileceğini anlamıyordu. İnsanlar ondan kaçıyordu, aradığının ne olduğunu bilmiyordu, nereye gideceğini bile bilmiyordu! Büyükannenin söylediği tek şey Londra’ya gitmesi gerektiği olmuştu ve Eslina yabanıl arazilerin azalıp insanların çoğalmasından büyük bir şehre –belli ki Londra’ya- geldiğini düşünüyordu. Peki şimdi ne olacaktı? Nereye gidecek, kimi bulacaktı? Eğer bu hale düşmesine neden olan kişi büyükannesi değil de başka birisi olsa oyuna getirildiğini düşünürdü. Ama yaşlı kadının onu sevdiğini biliyordu, sevmese böylesine özen göstermez, kamp yerinden ayrılırken şimdi koynunda tatlı bir sıcaklık veren dualarla ve özel birkaç ‘tılsım’la dolu keseyi tutuşturmazdı eline. Mutlaka bildiği bir şeyler olmalıydı.

Soluğu nihayet normale dönmeye başladığında çantasını açıp içinden tek bir elma çıkarttı. Akşam yemeğinin bu olmasından hoşnut değildi aslında, ama şu an şehre gitme fikri hiç hoş gelmiyordu kulağına. Yadırganmaktan yorulmuştu. Karakterine uymayan sonsuz bir mutsuzlukla ve hala kalbini sıkıştıran korkuyla elmayı yerken izlediği gölgeler masallardaki korkunç şeyleri anımsatıyordu ona: Devler, insan yiyen canavarlar, cinler ve karanlıktan kopmuş daha bir sürü yaratık. Rüzgarın kırdığı her küçük dal parçası ensesindeki takipçinin sesi gibi geliyor ve başından aşağıya buz gibi bir terin boşanmasına neden oluyordu. Bu gece burada kalırsa asla uyuyamayacağına karar vermişti ki, ancak yürüyen bir insanın çıkarabileceği sesleri duydu. Bunun yolculukları sırasında karşılaştığı sarhoşlar, yolunu kaybetmiş çocuklar, avcılar veya yalnızca gece yürüyüşüne çıkmış sıradan bir insan olabileceğini düşünerek nefesini tuttu. Hiç kıpırdamazsa fark edilmeyeceğini ve tehlike olarak gördüğü bu sesin uzaklaşacağını düşünüyordu. Kalbi boğazında atıyordu sanki, soluk almaktan korkar olmuştu. Tüm benliğiyle dua ediyor, rüzgarın saçlarını uçuşturmamasını umuyordu. Ancak uzaklaşacağını düşündüğü ses bir anda hemen arkasından gelmişti. O an düşüneceği hiçbir şey yoktu, düşünmek için zamanı da olmamıştı zaten. Dönüp arkasına bile bakmadan, tamamen refleksif bir hareketle yerinden fırlayıp koşmaya başladığında aklında sadece o ‘şey’den uzaklaşmak vardı. Gözlerini açmaya bile korkuyor, elbisesine takılan, yüzünü ve kollarını çizen dalları zerre kadar umursamıyordu. Hatta peşinden geliyor mu diye dinlemiyordu bile. Yalnızca koşuyor, koşuyor ve koşuyordu. Her şey bir anda oluverdi. Ayağını boşluğa attığını fark ettiğinde herhangi bir önlem alabilmek için çok geçti. Midesindeki o iç gıcıklayan hoplamayı ve boşluk hissini duyumsamıştı yalnızca. Hazır olmadığı bu düşüş engel olmadığı bir çığlıkla tamamlanmıştı ve nihayet yere çarptığını hissettiğinde soluğu kesildi. Gözlerini açmadan titremesinin geçmesini bekledi. Zaman geçtikçe düzeleceğini düşünmüştü aslında ama yanılıyordu. Vücudunun çeşitli yerlerinde farklı boyutlarda ağrılar baş göstermişti şimdi ve neresinin daha çok acıdığına karar veremiyordu. Titreyerek ve biraz da zorlanarak doğrulup gözlerini açtığında aslında çok da derin olmayan, ama bu karanlıkta görülmesi pek de mümkün olmayan bir çukura düştüğünü fark etmişti. Öleceğinden emindi artık. Çok derin değildi aslında ama kendisini çıkamayacağına öyle inandırmıştı ki ayağa kalkıp denemek bile istemiyordu. Üstelik sersemlemişti de. Buraya ne sıklıkla insanların geldiğini bilmiyordu, ormana gelen herhangi birisinin bu aptal çukura bakmayı akıl etmesinin ne kadar süreceğini bilmiyordu ve gecenin bu saatinde yardım için seslenmenin hiç anlamı olmayacağının da farkındaydı. Zaten az önce attığı delice çığlık peşindeki ‘şey’ için harika bir yer gösterici olmuştu.

Terden yüzüne yapışmış saçlarını geriye iterken başını yukarıya kaldırdı bir an için ve o anda fark etti onu. Gölgesi düştüğü çukurun içine yansımıştı önce ve sonra kendisinin karanlık silueti belirdi. İri bir adamın gölgeli görüntüsüydü bu. O an anlamıştı Eslina kaçtığı ‘şey’in bu adam olduğunu. Ama neden peşinde olduğunu anlayamıyordu. Korkuyla nefesini tuttu. Görmemiş olmasını umuyor, ama aslında yukarıdan bakan birisinin çukurun dibini rahatça görebileceğini biliyordu. Oysa yalnızca umut etmek geliyordu elinden.



En son Eslina Senalda tarafından Ptsi Nis. 09, 2012 7:36 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eduardo Valenti
Esrar Dairesi Çalışanı
Esrar Dairesi Çalışanı
avatar

Mesaj Sayısı : 38
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Yaprağın Yolu   Paz Mart 04, 2012 10:18 pm

“Ne arıyorsun yakışıklı? Hoş bir gece istiyorsan yardımcı…” Esmer tenli kadın iri gözlerini üzerine dikmiş bir şekilde gülümsüyordu. Göbeğini açıkta bırakıp göğüslerini belli edecek türden bir elbise ve altına dansçılara özel bol paça bir pantolon giymişti. Uzun görece bakımlı elleri omuzlarına dökülen kurşuni saçları işveli bir hareketle karıştırıyordu. Eduardo hafifçe gülümsedi. “Yoo… Aslında ben birini sormak için gelmiştim.” Kadının beklemediği bir şey olsa gerek kaşları çatılmıştı. Şaşkın bir ses tonuyla yanıtladı. “Bizden birini? İlginç. Neden bizden birini merak edesin ki?” Onlardan biri… Evet bir Çingene en az büyücüler kadar fark edilmezdi. Yıllarca bazen korkudan bazen de dışlamaktan dolayı hep basit işlerde bırakılmış ve gözden ırak tutulmuşlardı. İyi bir dansı izlemek dışında Eduardo’nun da ilgisini çekmiyorlardı ancak bugün aralarında kudretli bir cevher taşıdıklarını öğrenmişti. Gerçek bir kâhin. Foren ile olan davaları gibi tarihin derinliklerine gömülmüş laneti bile çözebilecek güce sahip olduğu kendisine anlatılmıştı. Hoş bakanlıkta kendisini bilgilendiren kişi abartmayı sevmesiyle ünlüydü. Ancak yardımının dokunması işine gelirdi. Günlerden beri bir arpa boyu yol alamamışlardı. Derin bir nefes alarak oyununa başladı. Bir çingeneyi ne kadar kandırabileceğinden şüpheliydi. “Evet. Aslında size sonradan katılan biri. Kendisine hatırı sayılır bir miras kaldı. Onu bulmama yardım edenlere de belli bir miktar para verilecek.” Para… Bu onun konuyla ilgilenmesi için yeterli olmuştu. Kadının gözleri olduğundan da irileşirken hırsla parladı. Etrafı kolaçan etmek için savrulan saçları Eduardo’nun yüzüne hafif bir esintinin gelmesine neden olmuştu. Kimsenin bakmadığından emin olduğunda kadının eli direk elini yakaladı ve çekiştirmeye başladı. Bir taraftan kısık sesle konuşuyordu.

“Sshh… Gel buraya çadıra girelim. Görü yeteneğimle iki dakikada bulurum onu.” Eduardo gözlerini devirdi. İçine girdiği başka Çingene gruplarında da aynı saçma şeylerle karşılaşmıştı. Lanet olası para tuzağından başka şey değildi ancak denemeye değerdi. Hele yalnız kaldıkları için istediği gibi sihir yapabileceği düşünülürse hiçbir kaybı yoktu. İtalyan aksanıyla konuşmasını sürdürdü. “Grazie… Aradığım kişi Eslina olarak biliniyor.” İkinci şaşırma… İlkinden daha büyük bir tesiri vardı. Elleri titremeye başlarken beti benzi atmıştı. Ne söyleyeceğini bilemez gibi bir süre dudakları açılıp kapanırken Eduardo asasını ağır ağır çekmeye başlamıştı bile. “Eslina mı dedin? Hiçbir fikrim yok. Şey… Sanırım benim gitmem gerek.” Kadını hızlı bir hareketle kolundan kavradı. “Hey, o kadar çabuk değil. Ne biliyorsun?” Yüzünde oluşan tehditkâr ve tahammülsüz ifadenin sertliği ile kadının korkusu daha da büyümüştü. Eh yalnız kalmayı dileyen kendisiydi. “Ben… O…” Artık sabrı kalmadığından asasını çıkarttı. Çığlık atmaya kalkan kadının ağzını boşta kalan eliyle kapatırken vücudunu onunkine daha da yasladı. “Pekala. Beni buna mecbur bıraktın.” Sesi tekdüze ve soğukkanlı bir şekilde çıkartmıştı. Büyünün enerjisini içine doldururken asayı kadının şakağına dayadı. “ İmperio!”

…ve Çingene anlatmaya başladı.

Yaklaşık Bir Saat Sonra

Çingeneyi, bin dolar parayla birlikte, hafızası silinmiş ve baygın halde bırakarak hızlı adımlarını kampın çok da ilerisinde olmayan ormana yönlendirmişti. Ormanın her tarafını aramış ancak bir sonuca ulaşamamıştı. Büyü kullanmasa kadının yalan söyleyeceğini düşünürdü ancak büyünün etkisi altına girdiğinden emindi. “Lanet olası ormanın neresinde olabilir ki?” Başını önce sağa sonra sola uzanan patikaya çevirdi. Korkmuş yalnız kalmış bir kız ormanda nereye gidebilirdi ki? Belki bir mağaraya ya da iri bir ağacın kovuğuna saklanmıştı. Bir hayvan tarafından saldırıya uğraması düşüncesi aklına geldiğinde ürpererek bu fikri defetti. Kız önemliydi ve bir şey olmadan onu bulacaktı. Öyle olmalıydı. Araması uzarken umudu iyice azalmaya başlamıştı ki insandan çıktığına emin olduğu bir çığlıkla irkildi. “Bu ses… Merda! Başı belada olmalı” Koşmaya başladı. Önce sağa sonra sola doğru döndü. Hızı giderek artarken yerdeki kökler ara ara sendelemesine neden oluyordu. İri vücutlu kamçılı bir muggle’ın kurduğu tuzağın içine düşen kıza ağzından salyalar akarak baktığını fark etti. “Sshh… Artık bizi kimse duyamaz. Gel buraya tatlım. Gösterilere çıkmadan önce kollarımda ısıtayım seni. Üşümüşsündür.” Eduardo küfretti. İyi ki zamanında yetişmişti. Hızla asasını çekerken aklına gelen ilk büyünün sözcüklerini dillendirdi. “Levicorpus” Büyünün etkisiyle adam havaya tepetaklak asılmış inleyerek çırpınmaya başlamıştı. “Bu! Ne biçim bir numara böyle. Ne yapıyorsun? Bırak beni.” Asasını sallayarak ikinci bir büyü gönderdi. Büyünün etkisiyle bayılan adam havada öylece sallanmaya başladı. “Kapa çeneni. Sirk domuzu.” Ardından koşarak kızın düştüğü hendeğe yaklaştı. Çıkması için elini uzattı. “Gel buraya güvendesin. Günlerdir seni arıyorum. Lanet herifi durdurmasaydım daha çok arayacaktım sanırım. Yaralandın mı?”


Gecikme için çok çok özür dilerim. Umar ım rpyi seversin de hatamı telafi eder.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eslina Senalda
Kahin
Kahin
avatar

Mesaj Sayısı : 160
Kan Durumu : Muggle Doğumlu, öyle sanıyor.
Rp Partneri : Tarot kartları
Özel Yetenek : Görücü.

MesajKonu: Geri: Yaprağın Yolu   Salı Haz. 19, 2012 1:48 pm

Düştüğü çukurun kıyısına yaklaşan iri yarı adamın gölgesi üzerine düştüğünde göğsü hızla inip kalkıyor, kalbi çılgınca bir tempoyla atıyordu. Artık yolun sonuna geldiğine emindi. Kaçtığı hayattan daha beterinin içine düşmek üzereydi. Üstelik onu net olarak görememesine rağmen her şeyinden nefret etmişti. Ses tonu, pis görüntüsü, kıyafetleri, her şeyi mide bulandırıcı; iticiydi. Korkusu adamın her sözcüğüyle birlikte bir kat daha artarken ellerinin titrediğini hissediyordu. Ne yapacağını düşünmeye fırsatı kalmadan yukarıda çakan bir ışık ve kopan çığlıklarla irkilerek gözlerini kapattı. Neler olduğunu bilmiyor, ancak olan şey her neyse ondan da çok korkuyordu. Beklentilerle başladığı yolculukta yanlış giden çok fazla şey vardı ve bu fazla geliyordu artık genç kıza. Eğer geride kendisini bekleyen şeyin şiddetinden korkmasa, hemen şimdi evine dönerdi. Hoş, eğer tartması gerekirse bu yabanıl dünyada tehlike çok daha fazla, şiddet çok daha büyüktü. Aslında derdi bu da değildi Eslina’nın, tükürdüğünü yalamak istemiyordu. Kendisini bulmak için çıktığı bu yolculuğu tamamlamadan geri dönmeyecekti, buradan kendisini kurtarabilirse tabi…

Birkaç saniye sonra ayak sesleri yaklaştığında ve olduğu yere bir el uzandığında tereddütle baktı üzerine eğilen adama. Başka birisiydi bu. Gözlerini kısarak inceledi adamı. Genç görünüyordu. Genç ve güvenilir. Yine de emin olamadığından elini uzatmadı ona. “Ben çıkarım.” Kendisine uzanan eli de görmezden gelerek ayağa kalktı. Zaten çok da yüksek olmayan çukurdan biraz zorlanarak da olsa kendisini yukarıya çekip doğruldu ve elbisesindeki tozları silkeledi faydası olmadığını bile bile. Son haftalarda yaşadıkları yüzünden oldukça hırpalanmış görünüyordu. Üstelik az önceki çılgın koşu sonucunda edindiği yeni hasarlar görünümüne pek de olumlu bir katkı yapmıyordu. Yine de en son umursayacağı şeydi bir iki ufak yara şimdiki durumunda. Şimdi daha net bir şekilde görebildiği adamı izledi birkaç saniye. Yüzü ifadesiz, neredeyse soğuktu. Hayatını borçlu olduğunu bilse de neye karşı borçlandığını bilmiyordu ve bu tereddüte düşürüyordu Eslina’yı. “Yaralanmadım, iyiyim.” Bunu doğrulamak istercesine kolundaki çizikten akan kanı sildi elinin tersiyle. Tüm hırpalanmışlığına rağmen kendine has havası hala üzerindeydi kızın. Farklı olduğu belli oluyordu daha ilk bakışta. Yine de karşısındaki adam için ne ifade ettiğini bilmeyen Eslina, temkinli yaklaşmaya çalışıyordu. Evinden uzak geçirdiği haftalarda sahip olduğu o çocuksu saflığı büyük ölçüde geride kalmıştı, ancak yine de gerçek dünya için fazla narindi. “Beni neden arıyorsunuz? Yoksa Gringore’un adamlarından mısınız? Beni bu kadar çok istiyor olamaz!” İri gözleri iyice büyümüş adama bakıyordu şimdi panikle. Gringore kabilenin lideri konumundaki orta yaşlı çingeneydi ve asabi bir adamdı. Kendi kızı gibi büyüttüğü Eslina’nın gidişini öfkeyle karşıladığından son derece emindi ve ihanet, büyük bir suçtu onların dünyasında. Üstelik gidişinin ciddi bir maddi kayba da neden olduğundan emindi Eslina. Her panayırda en çok ilgi gören kişi olurdu. Geleceği öğrenme fikri, bir ip cambazının hayatını tehlikeye atarak yaptığı numaralardan çok daha çekici geliyordu insanlara. Bazen bu yeteneğin kendisine neden verildiğini merak ediyordu genç kız. Fal bakmayı öğrenmemişti hiç. Çocukluğundan beri, içgüdüsel olarak biliyordu. İlk kehanetinin ne olduğunu bile hatırlamıyordu, tek bildiği yeteneği ortaya çıktı çıkalı ailesindeki onlarca genç kadının ve adamın önüne geçmesiydi. Görücülük, onun dünyasında kutsaldı ve doğal olarak korunması, kollanması gerekiyordu. Gringore’un kutsal olduğunu düşündüğü bir varlığa zarar vermeyeceğini biliyordu, üstelik onun çocuğu gibi büyümüştü ama bu adamı peşine taktıysa anlamı geriye götürüleceğiydi ve Eslina geri dönmek istemiyordu. Hayatında ilk defa bir amacı vardı genç kızın, amacını gerçekleştirme fikri başını döndürmeye yetiyordu.

Adamdan birkaç adım uzaklaşırken eli boynundaki kolyeye gitti. Onun koruyuculuğuna inanıyordu ve yerinde olduğundan emin olmak istemişti. Yumuşak kumaşı ve içindeki tanıdık sertliği hissedince rahatlayarak soluğunu verdi. Hiç açmamıştı keseyi. Onu da kendisini bildi bileli taşıyordu. Asla çıkarmaması ya da içine bakmaması, aksi olursa şayet başına asla iyi şeyler gelmeyeceği büyük bir ciddiyetle anlatıldığında henüz küçücük bir çocuktu. O anı bile hatırlamamasına rağmen bilincine öyle bir yerleşmişti ki kesenin kutsal ve dokunulmaz olduğu fikri, karşı çıkmak aklının ucundan bile geçmemişti. Hem, haklı olduklarını kanıtlayacak pek çok şey de yaşamıştı. İnsanlarının başına kötü şeyler geldiğinde hep bir şekilde kurtuluyordu Eslina. Tıpkı bugün olduğu gibi… Şimdi adamı biraz ilgiyle izlerken zihninde yeni görüntüler canlanmaya başlamıştı. Kendisine ait olmadığını bildiği imgeler, karmaşık düşünce yığınları ya da adı her neyse o. Adama dairdi her biri ve öyle silik, öyle karmaşık ve öyle çoktular ki bu defa okuması güç bir yığından farklı değildi. Ne olduğunu anlayabilme umuduyla yüzüne baktı adamın. İfadesinden hiçbir şey okunmuyordu. Ama yankılanmaya devam eden karmaşa ilgisini dağıtırken bir şey görmesi mümkün değildi zaten. Gözlerini kıstı. “Söyle bana, kimsin sen?” Sesinde belli belirsiz bir dehşetin izleri vardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Yaprağın Yolu   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yaprağın Yolu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Diğer Şehirler-
Buraya geçin: