AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Loxnip.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Loxnip Petrov
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kan Durumu : Safkan.

MesajKonu: Loxnip.   C.tesi Tem. 07, 2012 9:07 pm

- Loxnip Petrov
- "Küçük Kral", beni anlatmak için en uygun kelime grubu olur herhalde. Zengin bir ailenin tek çocuğu olarak büyüdüm. Annem ve babam fazlasıyla kibirli ve titiz kişilerdi, hayatım boyunca onlardan nefret ettim fakat bir gün onlara dönüşmemi engelleyemedi bu nefretimi. Diğer insanlara hep kibirle baktım ve gerçekten aptal olduklarını düşünüyorum. Ellerindeki fırsatları bilmeden yaşayan egoist varlıklar. Normal bir insan olduğumu asla kabul etmedim, farklıydım ben onlardan. Daha zeki, daha kurnaz, daha çevik... Küçüklüğümden beri hiç değişmeyen bir özelliğim vardı: yargılamak. İnsanları sürekli takip edip yaptıkları işleri ve kişiliklerini yargılardım. Bir süre sonra konuşmasalar da ne anlatmak istediklerini, ne yaptıklarını, mesleklerini, hatta en son ne zaman yediklerini bile tahmin edebiliyordum. Daha önce bunları yapabilen kaç insan tanıdınız ki hayatınızda?


~

“Bir girdabın ortasında çırpınıyordu düşüncelerim, her gece olduğu gibi. Zaman akıp giderken ne kadar odaklanabilirdim ki düşüncelerime... Yağmurlu havada yakılan sigara gibiydi umutlarım; bir anda alevlenen ve hemen sonrasında sönen. Sanki bütün dünya üzerime üzerime geliyordu her gözlerimi kapadığımda, gözlerimi açtığımdaysa hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlardı hayatlarına. Hayal kurmama bile izin vermiyorlardı bazen, sadece kendilerini düşünmemi isteyen egoist varlıklardı. Onlar kim mi? İnsanlar, binalar, hayvanlar, ağaçlar... Kısacası her şey. Her şeyden bıkmıştım ve bir şekilde kurtulmalıydım bu baskıdan. Sadece geceleri düşünmeme müsade ediyorlardı, ben de her şeyden olabildiğince uzaklaşmaya çalışıyordum. Ama artık o kadar iyimser değiller, her şeyin farkında olduğumun farkındalar. Şuan bunları düşünürken bile bir şekilde izlendiğimi hissedebiliyorum. Düşüncelerimi çalmalarını da istemiyorum. Bana ait olan tek şeyi almalarına izin veremem, hayır. Bir an önce uyumalıyım ve her zaman yaptığım gibi mücadeleme devam etmeliyim. Evet, galiba uyusam iyi olacak...”



Ve bir sabah daha olmuştu. Yeni doğan güneş ilk ışıklarıyla perdelerin arasından süzülerek gözlerimi yakıyor, bir an önce uyanmam için ısrar ediyordu. Gözlerimi açtığımdaysa tekrar kapatmam için beni zorluyordu. İlk kez bu kadar parlak bir ışıkla karşılaşmıştım, göz kapaklarım resmen yanıyordu. Ani bir hareketle gözlerimi açmadan doğruldum ve hafifçe gözlerimi açtım. Kalın perdelerim kapalı olduğundan etraf genellikle gölgeydi, bu yüzden rahatça ortalığı görebiliyorum. Saate baktığımda her zamanki gibi 07:19’da kalktığımı gördüm, yaklaşık 3 senedir değişmeyen bir gelenek olmuştu adeta. Hatta birkaç kez bu sayıların özel sayılar olduğunu düşünüp araştırmalar yapmıştım, fakat elime hiçbir şey geçmemişti. Yavaşça ayağa kalkıp esneme hareketleri yaparak vücudumu yeni güne hazır hale getirdim. Banyoya yöneldim ve üzerimdekileri çıkarıp duşa girdim. Soğuk bir duş kadar insanı zinde kılan bir şey yoktu şüphesiz, kan akışının hızlanması öyle hoşuma gidiyordu ki... Duşumu yaptıktan sonra dişlerimi de fırçalayarak günlük bakımımı tamamladım ve dolabıma yöneldim. Günlerden pazardı, yani takım elbiseler yerine daha rahat bir şeyler tercih edebilirdim. Doğum günümde arkadaşlarımın hediye ettiği t-shirtlerden birini çıkardım ve üzerime geçirdim. Yeni kumaş kokusu her zaman hoşuma giderdi, ve mutlu ederdi beni. Bir de kot pantolon giydikten sonra dolabımı kapatıp mutfağa doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Bayan Lee her zamanki güler yüzüyle beni karşılayıp “Günaydın Bay Petrov.” dedikten sonra mükemmel kokuların geldiği masayı işaret ederek “En sevdiğinizden yaptım, jambon ve kaşarlı omlet.” dedi. Ah, o kadar mutluydum ki... Oturduktan sonra “Teşekkürler Bayan Lee.” dedim ve eşsiz bir sanat eserini inceler gibi yemeğimi inceledim. Hiçbir çiğlik ve yanık yoktu, mükemmel bir şekilde pişirilmiş ve servis edilmişti. Açlığımı da giderdikten sonra “Bayan Lee bugün dışarıda olacağım, öğle yemeğini sadece kendiniz için hazırlayın.” diyerek kapıya yöneldim ve kendimi dışarı attım.





Güneş biraz daha yükseğe çıkmıştı ve beni izlemeye devam ediyordu. Bazen güneşi selamlardım, fakat etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra. Deli olarak görülmek istemezdim asla. Yürümeye başladıktan sonra etrafımı incelemeye başladım. Komşularım her zamanki gibi evlerinde dinleniyorlardı. Yani kim benden başka pazar gününü sabahın köründe uyanarak başlatırdı ki? Onlara haklarını vermek lazımdı. Yürümeye devam ettikçe canlılığın fazlalaştığını hissediyordum. Kuşların cıvıltılarını “gürültü” olarak niteleyenler vardı, bense “harmoni” demeyi tercih ediyordum. Dikkatlice dinlendiğinde o uyumu yakalamamak elde değildi çünkü. Bir süre durup sadece doğanın eşsiz sesini dinledim ve fazla geçmeden yoluma döndüm. Hava hafiften bulutlanmaya başlıyordu. İlkbahar aylarında böyle şeylerin olması gayet doğaldı, o yüzden endişelenmeye gerek yoktu. Hem yağmuru seviyordum, biraz serinlemekten pek rahatsız olacağımı sanmıyorum. Yürümeye devam ederken bir şeyleri unuttuğumu farkettim. Cüzdanım yanımdaydı, saatim kolumdaydı fakat bir şeyler eksikti. Elimi sağ cebime attığımda anlamıştım, telefonum yoktu. Büyük ihtimalle çıkarken tekrar yanıma almayı unutmuştum. Yönümü değiştirerek koşar adımlarla eve doğru ilerlemeye başladım. Yıllar sonra güzel bir kızla buluşma şansını yakalamıştım ve bunu riske atamazdım. Evime yaklaştıkça farklı bir şeylerin olduğunu farkettim. Evimin önünde siyah bir araba duruyordu ve takım elbiseli biri arabanın başında bekliyordu. Şaşırmıştım, ne işleri olabilirdi ki? Biraz daha yaklaştığımda evin kapısı açıldı ve 2 takım elbiseli daha dışarı çıktı. Güneş gözlüklerini takmışlardı ve hiçbirini tanımıyordum. İçlerinden biri beni gördüğünde elini beline attı ve ani bir hareketle tabancasını bana doğrultup ateşledi. Ve o an karnımda bir yanma hissettim. Ah, canımı çok yakmıştı. Kanımın akışını yine hissediyordum, fakat bu sefer vücudumun içinde değildi. Elimle yaralı bölgeyi kapatıp bastırmaya çalışırken bir taraftan da bilincimi kontrol ediyordum. İsmimi, ailemi, arkadaşlarımı, numaraları hatırlayabiliyordum. Evet bilincim hala açıktı, fakat inanılmaz bir şekilde yorulduğumu hissediyordum. Göz kapaklarım hiç olmadığı kadar ağırlaşmıştı. Ve bir süre sonra dayanamayıp kapatmıştım gözlerimi. Ama hala bilincim açıktı, etrafımdaki sesleri duyabiliyordum. Anlaşılan planlarında sorun çıkmıştı.


- Neden vurdun ki adamı, aptal! Patron sorduğunda ne diyeceğiz?

- Hey, üzerime gelme. Kaçabilirdi, ve uzaktaydı.

- Arabamız bu yüzden var gerizekalı... İnanamıyorum.



Bir süre sonra etrafımdaki seslerin de azaldığını farkettim. Sadece birkaç kelimeyi net bir şekilde anlayabiliyordum. Bilincim yavaş yavaş kapanıyordu. Son kez gözlerimi açmaya çalıştım fakat işe yaramıyordu. Evet, ya ölecektim ya da baygın bir şekilde hastanede uyanmayı bekleyecektim. Ölüm nasıl bir duyguydu acaba? Ölümden korkuyor muydum? Yoksa sadece düşüncelerim... Lanet olsun... Düşünemiyor... Galiba... Her şey... Bitti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seçmen Şapka
Seçmen Şapka
Seçmen Şapka
avatar

Mesaj Sayısı : 476
Kan Durumu :

MesajKonu: Geri: Loxnip.   C.tesi Tem. 07, 2012 9:19 pm

    Slytherin, V. Sınıf!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Loxnip.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter Gelişimi :: Karakter Oluşturma :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: