AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Geçmişin Dönüşü

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Chloé Kowalczyk
İksir Profesörü, Slytherin Bina Sorumlusu
İksir Profesörü, Slytherin Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 58
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Orası karışık biraz. Çözeceğiz.
Özel Yetenek : Veela.
Yaş : 26

MesajKonu: Geçmişin Dönüşü   Ptsi Tem. 02, 2012 12:32 pm






Aleksandre Lucien Roux & Chloé Kowalczyk

_________________

    “The most beautiful clothes that can dress a woman are the arms of the man she loves.
    But for those who haven't had the fortune of finding this happiness, I am there.” Yves Saint-Laurent
    ~:
     
    <3:
     

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Chloé Kowalczyk
İksir Profesörü, Slytherin Bina Sorumlusu
İksir Profesörü, Slytherin Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 58
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Orası karışık biraz. Çözeceğiz.
Özel Yetenek : Veela.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Geçmişin Dönüşü   Ptsi Tem. 02, 2012 2:05 pm


Akşam üzeri, tam güneş batacakken. Turuncunun her tonunun hakim olduğunu gökyüzünün altında uzanan doyasıya mavilik. Balıklar kara gölden birer ikişer zıplarken birkaç dakika sonra yeniden gözden kayboluyorlardı. Bu düzen kendi içinde devam ediyordu. Güneş gölün en uzak yerinde kıyıya vurmuş, ufuk çizgisini boyuyordu rengiyle. Diğer tarafta ay inat yapmak istercesine belirmişti gökyüzünde. Tezatlığın arasında yer yüzünde tek bir kıpırtı vardı bu saatlerde. Çimenlerin arasından gözlerini bir noktaya dikmiş yürüyordu genç kadın. Güneşin batışını izlemeye geliyordu belli ki ama aklında bambaşka şeyler vardı. Kahverengi saçları geceye geçişin telaşında olan havayla birlikte dalgalanıyordu arkasından. Her adımında bir kere zıplıyordu saçlar. Bukleleri dağılmıştı. Bir tutamın yüzüne doğru meyledince tek elini kaldırdı genç kadın. Ufak eli tutamı yakaladı ve kırılgan bileğinin bir hareketiyle geriye attı. Mavi gözlerine vuran ışıkla beraber yeşermeye başlamasını umursamıyor gibiydi. Birkaç kere gözlerini kırpıştırarak ufak çizgisindeki güneşe bakmaya çalıştı. Gözlerini öyle yormuş olmalıydı ki bir anda kesti bakışlarını. Gözlerini yumdu ve rüzgar eşliğinde hatıralarına daldı.

2 Yıl Önce Fransa ~
Paris'in kalabalık sokaklarının en köşesinden boş bir sokağa döndü yaşlı kadın. Üzerindeki montu istemsiz birkaç defa çekiştirmesinin ardından elleri iki yanına düştü. Hızını hiç yavaşlatmadan ilerliyordu, oysa yaşının verdiği bir şey olsa gerek en hızlı hali bile normal bir insan kadardı. Bedeni yaşına rağmen oldukça diriydi. Mavi gözleri buğday teninin altında parlıyorlardı artık. Koyu sarı saçları geriye doğru atılmıştı. Rengi aralardan atmış olmasına rağmen hala bir bütün gibiydiler. Dalgaları öylesine bir düzen yakalamış, her adımında bir kere sekiyorlardı kadının sırtında. Boş sokakta üç bilemedin beş apartmanı geçmesinin ardından birinin tam önünde durdu. Öylesine yanına alınmış gibi durmasına rağmen elini çantasına attı. Çıkartana kadar anahtar aradığını anlamazdınız, çünkü hala kapıdan çok uzaktaydı. Yolun ortasında durmuş anahtarını çıkarttı. Yaşlı gözleri kalkıp etrafına bakınca kapıya uzaklığını fark etmiş olacaktı ki hızla gitti kapıya. Anahtarı deliğine yerleştirip; ağır, demir kapıyı ileterek açtı. İçeri doğru süzüldüğünde yaşlı elini hemen bıraktı kapıyı. Birbirine çarpan demirin sesi apartmanın içinde yankılandı. Bu sesle birlikte yaşlı kadının gözleri birazcık kısıldı. Gözlerinin etrafındaki çizgiler yüzünün her yanına yayılmış oldu böylelikle. Yaşının hatıra bıraktığı her bir çizik yüzünün güzelliğinden hiçbir şey götürmüyordu. Hala diri olan bedenini tamamlayan yüzü peri güzelliğine sahipti. Hele gözleri yeniden gerçek boyutuna kavuştuğunda bütün çizikleri bir anda yok olmuştu. İşte o zaman yüzüne bakan biri bir kez daha bakmaya mahkumdu. Merdivenleri ağır ağır çıkıp birinci kata ulaştı. Anahtarını şöyle bir sallamasının ardından daha büyük bir anahtarı soktu bu sefer deliğe. Gözlerini kapıyı açar açmaz içeriye çevirmişti. Sessiz eve meraklı bir bakış atıyordu. Sanki evde kıyametler kopması gerekiyor gibiydi, oysa hiçbir ses yoktu evde. Kadın içeriye girip kapıyı arkasından, bu sefer yavaş bir biçimde kapattı. Çantasını köşede duran pufun üzerine bırakıp hızla salona yürüdü. Büyük salonun kapısından girdiğinde bir an gözleri masanın üzerinde duran şarap şişesine takıldı. Şişe bitmişti, hemen yanında bir kadeh duruyordu. Kadehin içinde son bir yudum kırmızılık kalmıştı. Tıpkı kadeh gibi masanın ilerisinde kanepenin üzerinde sesiz hıçkırıklarıyla oturan genç bir kadın vardı. Yalnız, tek başına duruyordu. Mavi gözlerini tek bir noktaya dikmişti. Elinde olmadan yanaklarından akan yaşlarla kapatıyordu arada gözlerini. Onun dışında hiçbir hareket yoktu genç kızda. Kadın hızla yanına gidip oturdu kızın. Kahverengi saçlarını sevgiyle okşayarak geriye attı. Mavi gözlerini donuk mavilerle birleştirmek adına kızın başını kendine çevirdi. Yüzünde sevgi vardı ama sözleri sitem içeriyordu. " Gene mi ağlıyorsun, Chloé? " Genç kız gözlerini kapatarak hızla kadına atıldı. Boynunu yakaladığı gibi yüzünü kadının göğsüne kapatıp hıçkırmaya başladı. Kadınsa kahverengi saçlarını severek konuşmasına devam etti. " Eh be kızım. Kaç yıl oldu o herif gideli, hem bıraktı seni. Hala onun için böyle acı çekmeye değer mi? " Genç kız bir süre hıçkırıklarına devam etti, hiçbir şey duymamış gibi. Annesinin sevgisini kusmasını bekledi ve hemen sonra duruldu. Başını geriye atıp ufacık elleriyle gözlerini sildi. Yüzüne çarpık bir gülümseme yerleştirmeye çalışırken konuştu. " Ben... Ben iyiyim, yani artık iyiyim. " Oysa annesi ikna olmadan sallıyordu kafasını. Çünkü kızı gibi emindi asla unutamayacağına o adamı.

Günümüz ~
Geçmişten kalma tek bir gözyaşı düştü genç kadının gözlerinden. Saçları geriye doğru savrulurken o bir damla göz yaşı ipeksi yanağından aşağı süzüldü. Tam çenesinin altında koptu teninden. Geriye hiçbir iz bırakmadan rüzgarda savrulup gitti o damlada. Şimdi bir kez daha unutma rolü oynayabilirdi genç kadın dünyaya. Geride bıraktıklarını sildiği yalanına bir süre daha kendini bile inandırabilirdi. Arada böyle ufak patlamalar yaşar, bir damla göz yaşıyla acısını geriye bırakırdı. Rüzgar alıp götürürdü o acıyı, genç kadından çok uzaklara. Oysa nereden bilebilirdi genç kadın tam arkasında geçmişin o tek damlayı yakalayacağını. Gerisin geri acılarını bırakmak için geldiğini bilemezdi elbet. Öylesine yalnızdı ki korunmasızdı geçmişine karşı. Gene gelmeyeceğini düşünerek acı çekerken, aslında bir anda karşısına çıkmasıyla sarsılacağını hiç düşünememişti. Bu yüzden gayet sakin açtı gözlerini. Son bir defa ufuk çizgisinin kan kırmızıya çalan rengine baktı ve arkasını döndü. Yeni hayatına geri dönmek adına dönmüştü, oysa karşısına çıkan yenisi değil eskisi olmuştu. Hiç değişmemiş yüz hatlarıyla karşısında duruyordu şimdi.

_________________

    “The most beautiful clothes that can dress a woman are the arms of the man she loves.
    But for those who haven't had the fortune of finding this happiness, I am there.” Yves Saint-Laurent
    ~:
     
    <3:
     

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aleksandre Lucien Roux
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Kan Durumu : Safkan
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişin Dönüşü   Salı Tem. 03, 2012 1:15 am

    11 yıl önce

    Kurulduğu koltukta kollarındaki cadının kokusunu içine çekerken hafifçe gülümsedi. Cadının yuvarlak suratını avuçlarına alırken gözlerini gri gözlerin enginliğinde boğulacak kadar yaklaştırdı. Burunları birbirine sürterken kıkırdadı. Tam dudakları birleşeceği sırada arkasından duyduğu öksürük sesiyle irkildi. Gördüğü kişi dadısı Sophie'den başkası değildi. Koyu sarı saçları, ince pembe dudakları ve beyaz bir teni olan zayıf bir kadındı. Öyle ki yeşil gözleri çökmüş ve oyuklaşmıştı. Şimdi olduğu gibi otoriter ve görünüm itibariyle korkutucu bakışları üzerlerindeydi. "Beyefendi sizi bekliyor küçük bey. Yalnız." Sözlerinde hafif bir ima ile Chloé’a kaydırmıştı gözlerini. Eh babasının bu ciddi tavırlarına alışmıştı ancak Sophie’nin küçümseyen tavrını hoş karşılayacak değildi. Öfkeyle gözlerini kısarak bir bakış fırlattı. Ancak bunu yanındaki cadının görmesine izin vermeden ona döndü ve bu sefer yanağına hafif bir öpücük kondurdu. "Beni burada bekle hayatım. Birazdan dönerim." Arkasını dönen ve dimdik bir yürüyüşle ilerlemeye koyulan Sophie'nin peşinden yürümeye koyuldu. Yeşil, mavi ve altın sarısı renklerde flamaların asılı olduğu koridordan ilerledikten sonra vardıkları yer çift kapılı orta boyda bir kapıydı. Camlarına aile sembolü olan vitraylar konmuştu. Sophie kapıyı hafifçe açtı ancak içeri girmek yerine Lucien'e yol gösterdi ve kapıyı Lucien'in arkasından kapattı. Çok geçmeden duyduğu ayak sesleri onun muhtemelen alt kattaki odasına gittiğini gösteriyordu. Derin bir nefes alarak içeri doğru adım attı. Oda yarım daire şeklindeydi. Tam ortada büyükçe çalışma masası vardı ve onun iki yanından uzanan merdivenler kitap, iksir ve çeşitli büyülü aletlerin olduğu raflara uzanıyordu. Masanın tam karşısında duran kırmızı deriden koltuklardan birine yerleşirken gözleri karşı duvardaki ejderha ağzı şeklinde süslenmiş şöminede çıtırdayana alevlere bakarak öylece durdu bir süre. Kelimeleri zihninde toparlamaya çalışırken babası önündeki evraka bir şeyler çiziktirmekle meşguldü. "Merhaba baba. Eminim Sophie bahsetmiştir ama bugün buraya getirdiğim kız..."Adam çiziktirdiği kağıdı aniden bıraktı. Kağıt ağırlığı olarak kullandığı ametist taşını çiziktirdiği sayfaların üzerine yerleştirdikten sonra arkasına yaslandı. Kurşuni uzun saçları omuzlarına dökülen oval yüzlü büyücü keçi sakal ve ince bir bıyık bırakmıştı. Gözleri kısılırken altında uykusuzluk ve yaşlılıktan oluşmuş torbaları daha da belirgin hale geldi. Dudaklarını araladığında kulaklarına o tanıdık tok ses doldu.

    “Chloé Kowalczyk? Babası kafayı veelalarla bozmuş bir kaçık. Evet onu gayet iyi tanıyorum. Hakkındaki her şeyi sayabilirim” Demek her şeyi... Lucien bile insan zarrafı gibi görünse de onun hakkında her şeyi tümüyle öğrenememişti. Özellikle ailesi konusunda cadı her zaman ketum davranmayı seçmişti. Ama gerek dört bir yandaki adamları gerekse özel yetenekleriyle olsun bu işte daha başarılıydı. Belki onu daha iyi tanımasını sağlayabilirdi bu görüşme. Bir an içinde bir merak oluşurken kulaklarına varan gülümsemesi babasının sonraki sözleriyle bozuldu. "Ama asıl bildiğim o kızın sana uygun olmadığı. Ne yaparsan yap ama evlenmek gibi bir kararla gelme karşıma." Koltuğu tutan elleri sıkılırken içini bir öfke dalgası sarmıştı. Evet hovardalıkları olmuştu ama bunun farklı olduğunu göremeyecek kadar tanımıyor muydu oğlunu? O lanet çalışmaları bu kadar mı kör etmişti? Konuşurken sesi titredi. "Peki ama neden?" Adam omuzlarını silkerken pahallı elbisesi ışıkla parladı. Önemsemez tavrını sürdürürken onun da kontrollü davrandığını fark etti. Daha önce kararları hakkında konuşurken hiç böyle olmamıştı. En azından ilgili görünür ve ikna için kelimeler sarf ederdi. Şimdiyse en önemli meseleyi kolayca kestirip atıveriyordu. "Biraz istihbarat biraz tecrübe. Bana güve..." Bu kadarı fazlaydı. Ayağa kalkan Lucien adamın sözlerini keserek yüksek sesle konuştu. Sesi büyüklüğüne tezat olarak boş olan odanın soğuk duvarlarında yankılandı. Babasının bu kadar kolayca kestirip atmasına inanamıyordu. "Artık on sekiz yaşımdayım baba. Mezuniyet belgemi bir daha getireyim istersen. Bir büyücü için gayet büyük bir yaş bu. Çocuk gibi emirler verip başından savacağın yaşta değilim. Ben...” Babası sert bir şekilde yumruğunu masaya vurana kadar bu sözleri hızla söylemeyi sürdürmüştü. Üstünlüğü ele geçiren adam böyle bir karşı koymaya gerçekten sinirlenmiş görünüyordu. "Evet. Madem artık çocuk değilsin o halde hayatın gerçeklerini de gör. O kız da tıpkı annen gibi bir..." Sözlerini yutmuş sinirle arkasını dönüp oval pencerenin önüne yürümüştü. Bedeninin kalkıp inişinden Lucien onun sakinleşmeye çalıştığını görebiliyordu. Annesinden bugüne kadar hiç bahsetmemişti. Sadece trajik bir sihir kazası sonucu öldüğünü biliyordu. Tıpkı amcası gibi… Ama hep bundan fazlası olduğunu düşünmüştü. "Annem... Ne olmuş ona?" Babasının derin bir iç çektiğini işitti. "Konuş baba. Ne? Anlat." Yürüyüp onu sarstığında yüzünü çeviren babasının gözlerinden süzülen damlaları gördü. "Gençliğimde yaptığım hatanın aynısını yapıyorsun. Annen güzelliğinin arkasında iblis taşıyan bir kaltaktı. Tıpkı dışarıdaki gibi." Lucien bu sözlerle beyninden vurulmuşa dönmüştü. Hiç sahip olmadığı annesi için söylenen bu sözler Chloé için söylediklerinin etkisini unutturmuştu. "Sen! Bunu nasıl söylersin. Ölüsüne hürmetin de mi yok?" Yumruklarını sıkan babası aniden gevşeyip kahkaha atmaya başlamıştı. Lucien'e iğrenç ve delice gelen bu ses odanın neredeyse tamamına yayılmıştı. "Sefilce bir halde de olsa da yaşamayı sürdürüyor. Ona delirene kadar işkence ettim ve pişmanlığına neden olacak hataları dışında her şeyi beyninden sildim. Bana yaşattığı yüzünden her gününü vicdan azabıyla geçiriyor olmalı." Lucien öfkeyle titreyerek asasını kaldırdı ancak babası ondan hızlı davranıp tokatı yapıştırmıştı. Yere düşüp kan tüküren genç büyücü yumruklarını sıktı. Ağzına dolan demir tadıyla yüzünü buruşturdu. Ancak kendini toparlayıp doğrulması uzun sürmemişti. Odadan çıkarken tek bir şey mırıldanıyordu. "Annemi bulmalıyım. Çok geç olmadan."

    Bugün

    Bıraktığı notu görmüş olacak ki her zaman oturdukları yerde yerini almış cadının yanına teklifsizce yerleşti. Kokusunu hafifçe alabiliyordu ancak yine de çok yakınına oturmamıştı elbette. Ona bakarken onu hala unutamadığını, özlediğini düşündü genç büyücü. Acaba anlatsa derdini anlar mıydı? Affedebilir miydi? Bir an özür şekillenecek oldu dudaklarında ama söylemedi. Söyleyemedi. Diyecek yüzü yoktu zira. Onun yerine hülyalı hayallere dalarak geçmişi yad etmeyi seçmişti. “Burada saatlerce oturduğumuzu hatırlıyor musun Chloé. O günlere, aynı masumiyetle dönmeyi öyle çok isterdim ki.”

_________________

Teşekkürler Yasemin


En son Aleksandre Lucien Roux tarafından Cuma Tem. 06, 2012 8:28 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Chloé Kowalczyk
İksir Profesörü, Slytherin Bina Sorumlusu
İksir Profesörü, Slytherin Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 58
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Orası karışık biraz. Çözeceğiz.
Özel Yetenek : Veela.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Geçmişin Dönüşü   Salı Tem. 03, 2012 3:43 pm


Güneş birkaç saniye daha atlamıştı ömründe. Oysa aynı saniyeler yanına yerleşen genç adamın hissiyle birlikte geriye sayımı başlatmıştı genç kadında. Rüzgarla birlikte burnuna değen silik kokuyu eski bir defterin kapağını açtığında burnuna gelen koku gibi anımsıyordu şimdi. Çok geride kalan bir şeylerin kıpırdadığını biliyordu genç kadın. Magmaya yakın ufacık bir taşın yerinden oynamasıyla bile büyün dünyanın sarsılacağına emindi. Oysa yanında oturan beden kendi dünyası için ufacık bir taş olmaktan öylesine uzaktı ki, şu anda bile çoktan yıkmıştı dünyasını. Genede hala dik bir biçimde yanında oturabiliyordu. Aslında buna kendi bile şaşıyordu. Çünkü o an dokunsan kırılacak ve ağlamaya başlayacak gibiydi. Belki daha demin döktüğü ufak damlayı şimdi için saklamalıydı ama sevindi saklamadığına. Adamın yanında ağlayarak kendini küçük düşürmeyecekti. Geride bırakılan olarak bunu kabullenmiş ve hayatına devam etmiş gibi davranacaktı. Böyle yapmak zorundaydı zaten, başka çaresi yoktu. Çünkü yapmazsa zaten kırılan kalbi paramparça olacaktı. Bu yüzden ne diyeceğini bilemiyordu. Geride bırakılan, her şeyi atlatmış kadın değildi. Aksine yıllar boyunca hatırlamış, her hatırladığında da acı çekmiş bir kadın duruyordu. Yüzünden gülümsemesi sönmüş, geriye yalnızca peri güzelliği kalmış gibiydi. Sustu. Bütün bunlar yüzünden susmak zorunda bırakıldı. Karşıdan bekledi ilk cümleyi. İşte o zaman yıllar öncesine ait o tanıdık ses, gücünden hiçbir şey eksilmemiş ama zamanla daha da kendine güven kazanmış bu ses hiç beklemediği bir şey söyledi. Giriş cümlesi olarak böyle bir şeyi beklemiyordu genç kadın. Aslında bu sözleri hiçbir zaman beklemiyordu. Çünkü bahsedilen onun için geride kalmış bir anıdan öte değildi.

12 yıl önce ~
Güneş en tepede kendini kabullendirmişti bütün yer yüzüne. Her öğrenci boş tatil gününde kendilerine en iyi kapmak adına eline geçen ilk fırsatta bahçeye dökülmüştü. Birbirleriyle sataşan gruplar, sessizce güneşlenen kızlar, ağaçlara tırmanıp bu güzel günün bozmaya çalışan hayta öğrendiler ve dahası vardı şu an bahçede. Hogwarts'ın belkide hemen hepsi güzel günün tadını çıkartmak adına kendilerine izin vermişlerdi. Hatta büyük bir Ravenclaw grubu bile kendini dışarıya atmıştı. Ellerinde gene kitap vardı ama bir kaçı bu güzel günde bir süre sonra kitaplarına ara verme kararı alarak sıkı bir tartışma konusu bile bulmuşlardı. Kısacası her şey öylesine mükemmel bir akışla gidiyordu ki kimse bunu bozamazdı. Yedinci sınıflardan genç, sarışın bir adam okuldan çıktı. Gözlerine işleyen güneş ışıklarına alışarak etrafa bakmak adına bir süre tanıdı kendine. Bu kısa sürenin hemen ardından alışmış gözleriyle bahçeyi taradı. Ağaçların biraz ilerisine yerleşmiş kızlar grubuna şöyle bir göz atarak ilerlemeye başladı. Ağır adımlarını kızlar grubunun yanına saklarken gözleri ikinci hedefini de çoktan belirlemişti. Gölün hemen kenarında, belkide bahçenin en güzel yerinde sarmaş dolaş oturmuş çifte baktı. Ufak gülümsemesiyle arkadaşları için mutlu olurken kızlar grubunun yanından şöyle bir pike yaparak direk bu ikilinin yanına vardı. Uzun cübbesini elleriyle geriye savurarak iki gencin tam önünde duran ağaç kökünün üstüne zıpladı. Elinde olmadan takıntığı muzur gülümsemesiyle konuşmaya başladı.
" Gözde çiftimiz de buradaymış. Sana bir şey anlatacağım Alex ve bayılacaksın. "
" Heh! Gene başladık. Başka işin yok mu oğlum senin? "
" Yok bu gün gene kendime sizi rahatsız etmeyi görev bildim. "
" Hadi ama Sam birazcık rahat bıraksan. Bak yoksa... "
" Tamam tamam anladık, Lia'yı ayarlamazsın. Bu yenge çok tehditkar dostum dikkat et. "

Genç adam gülerek çifti yalnız bırakırken ikilide ufak bir gülme seli yaşamışlardı. Alex denen genç büyücü kolları arasında duran ufak kıza biraz daha sıkı sarılarak kızın yanağına şöyle bir öpücük kondurdu. Genç kız yanağına konulan öpücükle başını genç büyücünün göğsüne yerleştirerek bir süre gözlerini kapattı. Güneş yüzüne vururken sevgilisinin kokusunu içine çekiyordu. Bir daha asla ayrılmayacaklarından öylesine emin ve rahattı ki kötü şeyler aklına bile gelmiyordu. Küçük suratında yayılan gülümsemeyi gizleme bile zahmetine kapılmadan " İki çocuk istiyorum. Kız ve erkek. İkiz olurlarsa ne ala ama olmazlarsa beyefendi ikinci için acele edeceğiz. Anlaştık mı? " diyerek mavi gözlerini sevgilisine dikti. Ufak elini genç adamın göğsüne koyarak kendini birazcık yukarı kaldırmıştı. Genç adam bu sözleriyle biraz garip baktığında ufak bir gülme krizine giren genç kız bir süre sevgilisine bakarak güldü. Hemen sonra uzanarak genç adamın dudaklarından ufak bir öpücük aldı. Geri çekilirken güçlü bir kol onu yakaladı ve yeniden kendine çekti. Dudakları birbirlerine tekrar kenetlendiğinde genç kız öpücükler arasında ufak kıkırdamalarına hakim olamıyordu. Sonunda birbirinden zar zor ayrılabilmiş genç çift gözlerini bile kırpmadan birbirlerine bakıyorlardı. Güneş tepede bütün mutluluğu yaymaya devam ediyordu. Onlar için hayat öylesine masum ve rahattı. Çocukluk masumiyetini hala kaybetmemiş, hiçbir şey onları endişelendiremiyordu. Genç çift öylesine aşıklardı ki bu aşkın her şeyi yenebileceğine emindiler.

Günümüz ~

Artık neşe saçmıyordu hiçbir hava etrafa. Güneş öyle deli gibi parlamıyordu bu çift için. Aksine geceye yaklaşır kan kırmızılarını saçıyordu gökyüzüne. Sanki geçmişler dalga geçercesine aynı yerde oturuyorlardı. Bu sefer sarmaş dolaş olmayı bırak, birbirlerine yanlışlıkla dokunacaklar diye ödleri kopuyordu. Genç kadının artık tatlı kıkırdamaları yoktu, yerini durgun suya dalan gözleri almıştı. Dudakları kıpırdamak istemiyor gibi kenetlenmişti birbirine. Getiremeyeceği geçmişin farkında yanında duran adamın bunu telaffuz etmesini bile hakaret olarak görüyordu. Onca günler, yıllar sonra yaşadıklarını düşününce masumiyetten öylesine uzaklardı ki bir daha oraya dönmek imkansızdı. Dudakları bu acı gerçeği söylemek istercesine çarpık bir gülümseme aldı. " Masumiyetten eser kalmadı, yerini gerçekler aldı. " Böylesine bir şeyi yanındaki adama söyleyeceğini hiç düşünmemişti. Genede şartlar ve genç adamın seçimleri buna mecbur atmişti onu. Cevap vermesini bekledi genç kadın. İçinde yanlış olduğunu, aslında genç kadının haksız olduğunu, onu hep sevdiğini ama bırakması gerektiğini söyleyeceğini umut ederek bekledi. Bunun anlamsız bir umut olduğunun, gerçeklerin silinemeyeceğinin farkında genede bekledi.

_________________

    “The most beautiful clothes that can dress a woman are the arms of the man she loves.
    But for those who haven't had the fortune of finding this happiness, I am there.” Yves Saint-Laurent
    ~:
     
    <3:
     

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aleksandre Lucien Roux
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Kan Durumu : Safkan
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişin Dönüşü   Cuma Tem. 06, 2012 2:04 am

    Cherbourg Limanı // Fransa

    “Hey bebek yüzlü! Kalk Fransa’ya geldik. Limanda yolcuları bıraktıktan sonra bugün temizlik sende.” Miço kıyafetlerine bürünmüş büyücü yumruk yaptığı ellerini gözlerine götürürken esnedi. Ardından başını salladı. Ancak dediği olmayacaktı elbette zira büründüğü kılıkta yeterince pis iş yapmıştı ve sonunda istediği limana ulaşmıştı. Babasının takip etmemesi için ne doğrudan bir seyahati göze alabilmişti ne de daha konforlusunu. Elinde kalan küçük basık bir kamarada iki büklüm yatıp temizlik yaparak geçireceği iki günlük yolculuk olmuştu. Aşağı tabakaların hayatına alışık olmayan büyücü için fazlasıyla zor bir deneyimdi bu. Bulunduğu küçük basık kamaradaki eşyalarını toplamaya koyuldu. Etrafına bakındı. Kimsenin olmadığından emin olduğu bir sıra asasını çıkartarak salladı. Önce kıyafetleri değişti ve normal görüntüsüne kavuştu. İkinci bir asa sallamayla ise şak sesi eşliğinde gemiden kayboldu.

    Charenton Akıl Hastanesi // Fransa

    "Sonunda..." Limanda inmesinden tam üç gün geçmişti. Önce annesinin doğduğu küçük Fransız kasabasına gitmişti. Oradakiler annesinin bir süre kaçıp burada saklandığını anlatmışlardı. O sıralar küçük olsa da Lucien de apar topar kaçışını hatırlar gibiydi. Kendisini niye almamıştı? Belki de hiç sevmediği bir çocuktu küçük Alex. Kendisine bu yolculuk bir seyahat olarak anlatılmış ondan sonra da kazada öldüğü söylenmişti. Yalanlar… Öfkesini bastırmaya çalıştı. Kadın belli ki Bertrand’ın oğluna bir şey yapmayacağını düşünmüştü. Belki de babası bunu planlamıştı. Onu buraya atmış sonra da gelip o korkunç şeyi planlamıştı. Ne kadar kötü durumdaydı acaba? Tam bunu düşünürken tek düze bir ses doldu kulaklarına. "Soyez la Bienvenue* Buyurun bayım?" Lucien başını çevirdiğinde karşılaştığı tombul yuvarlak bir yüzdü. Takma olduğu belli olan dişleri vuran ışıkla parlayacak şekilde iyi temizlenmişti. Gözlerinin yanındaki üçer kırışık dışında yüzü tamamen düzgündü ancak saçlarındaki beyazlıklar göze çarpıyordu. Kırklarını henüz geçmemiş demekti. Bu iyiydi, belki de uzun süredir buradaydı ve annesi hakkında ayrıntılı bilgi verebilirdi. “Bir hastaya bakmıştım. Adı Alyssandra Madalaine Roux” Kadının gür kaşları bir an için çatıldı. Eliyle hafif bir işaret yaparak bir odaya girdi ve saniyeler sonra siyah bir defterle çıktı. Biraz karıştırdıktan sonra boğum boğum olmuş sosis parmaklarını bir isimde sabitledi. Lucien odasını söylemesini bekledi. Fakat başını olumsuz anlamda iki yana salladı. “İlk isim doğru olunca ümitlenmiştim ama maalesef soyadı…” Lucien de bir an umutsuzluğa kapıldı. O kadar çaba boşa gitmiş duvara toslamıştı. Tam arkasını dönüyordu ki aklına gelen bir fikirle ayakları üzerinde döndü. “Chamberlain? Babamdan ayrılmıştı sanırım kızlık soyadıyla yatırılmış olabilir.” Kadının yüzü aydınlandı ve gülümseyerek başını salladı. Aslında gözlerinde hafif bir şaşkınlık da vardı. Zira kadına yıllardır kimse uğramıyor olmalıydı. Yıllar sonra oğlunun çıkıp gelmesi garip bir durumdu elbette. Şüpheli bir şekilde gözlerin üzerinde dolaşmasını izledi. Kadın konuşmaya başladığında “Ah evet… Demek onun çocuğusunuz. Ah zavallı kadın. Adınız Alex olmalı. Anneniz adınızı hiç dilinden düşürmez.” Kadına sorular sormaya başlamıştı ve konuşurlarken merdivenleri tırmanmaya başladılar. Öğrendiğine göre annesi sürekli değişken bir yapıya sahipti. Bazen ağlama krizlerine giriyor, kendine zarar veriyordu. Bazense sallanan sandalyesinde gözlerini tavana dikmiş mırıldandığını anlatmıştı. Durumunu çözemiyorlardı. Eh işin içinde babası varsa zaten öyle olmalıydı. Kadından annesi hakkında bilgi almayı sürdürürken kapıya gelmişlerdi. İçeriye girdi, cılız kalmış çocuk gibi bedeni sallanan sandalyesinde olan kadının yüzündeki kurumuş yaşları gördüğünde içi acıdı. Hemen arkasındaki görevliye döndü. “Onu buradan çıkarmak istiyorum.

    Bir Yıl Sonra

    “Oğlum… Affet. Alex affet.” Kanlı cılız bilekler ellerini tuttu dermansızca. Alex’in dudakları titredi. Annesi kollarında ölüyordu ve bir şey yapamıyordu. Geç kalmıştı. Çok geç. Cılız bedeni kollarının arasına alırken hıçkırıklarının arasına karıştı sözleri. Erkekler de ağlayabiliyordu işte.

    “Affediyorum anne. Şimdi gitme. Seni oradan çıkarmak için bu kadar uğraşmışken değil. Gitme. HAYIR! HAYIIR!”

    Aynı Gün/ Angers Şatosu

    “Au revoir, maman” Angers şatosu surlarından ayaklarının altındaki şehre bakarak söylemişti bu sözleri. Şehri bölen Maine Nehri’nin tıpkı bir Fransız leydisi gibi süzüle süzüle ilerleyişini izledi.

    Bugün

    "Masumiyetten eser kalmadı, yerini gerçekler aldı.” Gerçek… Annesinin ölürken yalvarırcasına af dileyen bakışları, babasının katıksız nefreti, ellerinin arasında dağılan hayatı. Annesinin varlığını öğrendiğinde her şeyin yalan olduğunu görmüştü. Boşluğa düşmüş ne yapacağını bilememiş öğrendiklerinin ağırlığı ile boğulmuştu. Ona bunu nasıl anlatabilirdi bilemiyordu. Belki burada oturup konuşması bile saçmalıktı. Yine de dudaklarını araladığında önce derin bir iç çekip konuşmaya başladı. “Gerçekler… Doğru kelime. Öğrendiğim gerçeğin ağırlığı o kadar büyüktü ki hala ağırlığı altında eziliyorum. Evet bizi gerçekler ayırdı. Ama kast ettiğin şekilde değil. Sana olan hislerim hep gerçekti.” Hafifçe uzanıp elini tuttu cadının ve gözlerinin içine baktı. Orada o özlemi, kalbindeki acıyı görmesini bekledi. O gün babası bir açıdan istediğini elde etmişti. Annesini ortaya atarak Lucien’in önceliklerini sınamış ve cadıdan koparmıştı. Onu asla affetmeyecekti. Hayatta en çok sevdiği iki kadını elinden almıştı. Her ne olursa olsun buna hakkı yoktu. Anlamasını, dinlemesini, inanmasını umarak konuşmasını sürdürdü. “Önce kendimi bulmalıydım Chloé. Annem kimdi? Yaptığı şeyi neden yapmıştı bilmeliydim. Hayatımdaki yalanlar üzerine mutluluk kuramazdım. Kararımdan dönmeme neden olursun diye seninle konuşmadan sessizce ayrılmayı seçtim. Her şey bitip döndüğümde ise… Sen yoktun.”


_________________

Teşekkürler Yasemin
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Geçmişin Dönüşü
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Okul Arazisi :: Kara Göl-
Buraya geçin: