AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Izdırabın Külleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Floja Feodora
Slytherin VI. Sınıf
Slytherin VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 857
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : SQ
Özel Yetenek : Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Izdırabın Külleri   Çarş. Haz. 27, 2012 12:14 pm

"Esen rüzgâr siliyor alnımdan kaderimi / Okşuyor saçlarımı, yüzümü, ellerimi"

Euterpe & Floja
x

Okullar açılmadan önce, yağmurlu bir gece.


En son Floja Feodora tarafından Çarş. Haz. 27, 2012 4:48 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Floja Feodora
Slytherin VI. Sınıf
Slytherin VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 857
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : SQ
Özel Yetenek : Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Izdırabın Külleri   Çarş. Haz. 27, 2012 4:36 pm

    “Gitme! Gitmek zorunda değilsin.”
    “Bunu artık devam ettirmek istemiyorum Floja.”
    “Peki ama neden? Bir başkası mı var?”

    Genç adam, susuyordu. Feodora kızı, bu susmanın ardındaki gerçeği tüm çıplaklığıyla görse de, görmeyi red ediyor yalvarışlarına tekrar başlıyordu. O, aşık olduğu ilk adamdı ve onu kaybetme düşüncesi bile öldürüyordu onu. Ne dediğini bilmez halde, sürekli konuşuyor ve konuşması için karşısındaki büyücüyü sarsıyordu.

    Kızın defalarca yalvarışları altında duruyordu genç adam. Kız, yine ve yine aynı cümleleri tekrarlıyordu. Gitme… Böyle olmak zorunda değil… Neden bana bunu yapıyorsun! Sokakta, şiddetini arttıran yağmurun altında, sadece ikisi vardı. Karşılıklı durmuş, birbirlerine bakıyorlardı. Genç cadı, elini karşısındaki oğlanın yanağına koymuş okşuyor ve bir yandan da sessiz sessiz göz yaşı akıtıyordu. Karşısındaki genç adam sessizliğini sürdürürken, her saniye cadının yüreğine teker teker bıçaklar saplanıyordu sanki. Acısını belli etmemek için kendini sıkıyordu. Yüreğinin yandığını, her saniye eridiğini belli etmek istemiyordu karşısındaki adama. Güçlü olmak istiyordu, güçlü durmak istiyordu onun karşısında. Ama, bunu pek o kadar da başaramıyordu işte. Eli, yavaşça yanağını okşarken genç adam, cadının yanağına koyduğu elinin üzerine elini koydu. Genç cadının gözlerinde bir parıltı belirse de, karşısındaki büyücünün buz gibi bakışları karşısında söndü. Cadının yanağındaki elini yanağından söktü ve bir hışımla yere doğru savurdu. Cadı, bu davranış karşısında şok olmuş gözlerle karşısındaki gence bakıyor bunu ne için yaptığını idrak etmeye çabalıyordu. Büyücü, cadıdan bir adım uzaklaştı ve arkasını döndü. Floja, ne olduğunu anlamış olsa bile, buna inanmak istemiyor, kendi kendini kandırıyordu. Şimdi arkasını dönecek, bunların hepsinin bir şaka olduğunu söyleyecek ve bana sarılacak! Diyordu kendi kendine. Şu an, başkaları bu halini görse ona o kadar acı dolu gözlerle bakardı ki. Aynı şeyi, kendisi de bir başkasına yapardı. Yapmıştı da zaten. Ama bunlar, neyin ne olduğunu bilmeden önce gösterdiği davranışlardı. O, bir Feodora kızıydı. Güçlü olmalıydı, karşısındakine her ne olursa olsun yalvarmamalıydı ve göz yaşı dökmemeliydi gidenin ardından. Yapamıyor, kendine engel olamıyordu.

    “Hoşça kal.”

    Karşısındaki genç, ona sırtını dönmüş hızla uzaklaşırken, Floja geride eli kolu bağlı hiçbir şey yapamıyordu. Kulaklarında, sevdiği adamın son sözü çınlarken, suratı ifadesizdi. Hiçbir tepki vermiyordu. Ağlamayı kesmiş, yerinden kıpırdamıyor giden büyücünün arkasından bakıyordu. Gözden kaybolduktan sonra, öne doğru birkaç adım attı, durdu. Yağan yağmurda, sadece sokak lambasının aydınlattığı karanlık, taş yollu sokakta bir başına dikiliyordu. Yağmur, şiddetini arttırınca ani bir hıçkırmayla tekrar ağlamaya başladı cadı. Başı dönüyor, gözleri puslu görmeye başlıyordu yavaş yavaş. İlerlemek istiyordu. Bir adım atmak. Sadece bir adım atmalıyım. Beynine doğru komutu verdiği halde, ayakları onu dinlemiyor gibiydi. Ne yapması gerektiğini biliyordu, ama yapamıyordu. Derin bir nefes alıp bedenini öne doğru uzattığında, dengesini kaybetti ve dizlerinin üzerine düştü. Düşerken, ani bir manevra ile ellerini önüne siper etmiş, taş zemine sertçe vurmalarını sağlamıştı. Şimdi, avuç içleri de kanıyordu. Göz yaşlarını yavaşça sildi ve ardından tekrar hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bu, o değildi! Bunları yapmaması gerekiyordu. Kendini toparlamalıydı! Göz yaşlarını her silişinde, ardından daha fazla ağlamayla karşılaşıyordu. Bedeni titremeye başlamıştı. Burada, yağmurun altında zaatüre bile olabilirdi. O, bunları hiç düşünmüyordu. Zihninde çalınan ses aynıydı. Ona aitti. Hoşça kal diyordu ard arda. Dudaklarından da sadece tek bir sözcük akıyordu. Gitme! Yavaş yavaş kendinden geçmeye başlarken, titrediğini bile unutmuştu. Ona doğru seri adımlarla gelen birini seçebiliyordu gözleri puslu puslu. Heyecanlandı. Bunun, o olmasını diliyordu içten içe. Geri geleceğini biliyordum. Biliyordum. Şimdi, sadece bunlar geçiyordu zihninden. Siluet ona doğru yaklaştıkça, onun beden ölçülerinde biri olmadığını fark etti. Gelen her kimse, ya onu soyup öldürmeye geliyordu, ya da tecavüz etmeye. Bu saatte, karanlıkta, yolun ortasında, tek başına bir kadının başına da ancak bunlar gelirdi zaten. Başına gelecekleri beklerken, saçlarında hissettiği bir okşama ile gözlerini kapattı. Artık ne olursa olsun diye düşünürken, tanıdık sese kulak verdi.

    “Floja?”

    Gözlerini açıp, kafasını sesin geldiği yöne doğru çevirdi. Tanıdık yüzü görünce birden sevindi, rahatladı. Hareket etmeye, konuşmaya mecali kalmamıştı. Kim bilir kaç saattir burada, tek başına ağlıyordu. Yağan yağmur altında gözlerini kırpıştırdı ve dudaklarından tek bir şey çıktı.

    “Euterpe?”

    Cadının yavaşça kapanan gözleri, onu sonsuz bir karanlığa yollamış gibiydi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Euterpe Châtillon
Slytherin V. Sınıf, Sınıf Başkanı
Slytherin V. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 2821
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : This melody was meant for you, Vlassis.
Özel Yetenek : Meta, Çatalağız.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Izdırabın Külleri   Perş. Haz. 28, 2012 2:09 am

    ‘‘Ah tatlım, sesin fazlasıyla iyi!’’
    ‘‘Harikasın güzelim, haydi ama bir şarkı daha patlat.’’
    ‘‘Sesini geçtim, peri kızlarını andırıyorsun. Bir geceye ne dersin?’’

    Türlü iltifatlar arasında siyah saçlarını savurdu ve merdivenden indi. Birkaç basamaklık olan bu merdiven, genç cadının sahneden inmesine izin verirken, barda kendisine doğru sırıtan barmene ters ters baktı. Birkaç gündür burada takılması ve karşında sırıtmakta olan bu barmenle yeni tanışması garip dururken, onunla iyi anlaşmıştı. Kendini bile şaşırtan bu sıcakkanlılığın kendisinden kaynaklanmadığını adı gibi bilse bile, şaşırmışa benziyordu. Bar taburelerinden birinin üzerine kalçasını yerleştirirken, bakışlarını barmene odakladı. ‘‘Bana en kaliteli içkini getir, çocuk.’’ Aşağılayıcı bakışlarını adamın üzerinde gezdirirken, o hiç rahatsız olmamışçasına tavırlarına devam ediyordu. Genç cadının sinirini bozan barmen dudaklarını aralarken kadının tepkisini ölçmeye çalışıyordu. ‘‘Amélia, bence patron ile konuşup işe başlamalısın. Tanrım adam sana deli oluyor!’’ Son cümle kulaklarını doldurunca tiz ancak bir o kadar da eşsiz kahkahasının tüm barı doldurmasına izin vermişti. İşte böyleydi, tanrıçanın annesi Amélia Châtillon. Her zaman en zirvede, en şanslı ve en üne kavuşanı olmuştu. Ara sıra genç cadı sıkılıyor ve kendini küçük bar köşelerine atıyordu. Şimdi ise Yunanistan’ın en berbat mekânlarından birindeydi. Vlassis burada olduğunu bilse kızı azarlar onunla da kalmaz ceza verirdi, bir ağabeylik dürtüsü ile yaşayan yakışıklı büyücü. Ancak Euterpe’in bakışları ona hep farklıydı. Bir ağabey gibi davranmasına izin verebilirdi fakat bu âşık olduğu gerçeğini değiştirmezdi. Dudakları narin bir tebessüm ile hayallerine cevap verirken görüntüsünü getirdi aklına. Notadan başka şeyler içermeyen kalbi şimdi bir büyücüye ev sahipliği yapıyor, adeta onun için yaşatıyordu bu güzel hayatı. Ölümüm olacağına yaşamım olsun, şimdi yoksun. Yine ve yine… Beyni isyankâr hali ile sözlerinin yankılanmasını sağlarken sessizce bekledi. Bar bile o kadar sessizleşmişti ki, yavaş yavaş insanların evlerine gitmekte olduğunu anladı. Uzun bacakları, tabureden inmesine yardım ederken cebinden çıkarttığı yüklü miktarda parayı masanın üzerine fırlattı. Üstü kalsın dercesine savurduğu saçları, tavırları ile büyük bir uyum sağlarken hiçbir söz söylemeden çıktı bardan.

    Yağmurun şiddetlenmesi birkaç dakika kapıda beklemesine sebebiyet vermişti. Üzerinde bulunan dar ve deri pantolon genç cadının rahatlığında artış sağlarken üzerinde bulunan askılı bluz ve deri mont her şeyiyle uyumluydu. Uzun kuzguni saçları, buz mavisi gözlerini belli edercesine dalgalanırken çizmelerini yere vurdu. Sanki balkabağını bekleyen asi bir külkedisi gibi davranıyordu. Zamanın geldiğini anlarcasına baktı saate ve cebinden çıkarttığı asası ile bir kelime fısıldadı. Diğer elini gösteren asanın ucu, siyah bir şemsiyeyi oluştururken hızla etrafına bakındı. Kimsenin onu bir polise şikâyet etmesini istemezdi. Dudaklarında alaycı bir tebessüm oluşurken, baktı etrafa. Böylesine güzel bir yağmurun tadını çıkarmak varken kim eve gidip büyükannesinin azarlamasını dinleyebilirdi ki? Ruhunu ferahlatan yağmur sayesinde onları dilemişti yanından. Annesini, babasını, sevdiği adamı… Belki saydığı üç kişiden ikisinin gelmesi imkânsızdı ama Vlassis onu yalnız bırakmayacak bir gençti. Eli bir anlığına deri pantolonundaki telefona gitse de engel oldu kendisine. Ne onu rahatsız edecekti ne de canını sıkacaktı. Başka kızların telefonunu açması, tanrıçanın sinirini hoplatırken buna dayanamıyordu. Etrafındaki bütün kızlar, bu çocuğu arzularken en yakını olup ona dokunamamak cadının tüm sinirini alt üst ediyor ölmesi için bir neden daha gösteriyordu.

    Ölümdü senin adın.
    Karanlığında kaybolduğum, ölüm.
    Hiçliğinde ağladığım, ölüm.


    Dudaklarından bir mırıltı misali çıkan bu şiiri anımsayınca kapattı buz mavisi gözlerini. Yıllardır tuttuğu günlüğün içinde bulunan kendi şiirlerinin hepsi, Vlassis’ine adanmış onun izlerini taşıyordu. Hıçkırıkları kulaklarını doldursa da ağlamamaya çalıştı. Bi damla gözyaşı, bir inci misali yanağından süzülürken güçlü olmaya çalıştı. Güçlüsün sen tanrıça! Sen yoksan, kimse yok. Ancak kimse olmasa bile yine de sen olacaksın. Beynine dolan melodi, genç kızı düş kırıklığına uğratırken bir ses duydu. Bir sürünme sesi kendisine doğru yaklaşırken çatallı ses tüm neşeyi geri getirmişti. ‘‘Persephone?(ç)’’ Sadık hizmetkârı, babasından kendisine kalan en önemli mirası Arys karşısında duruyor ve tüm ihtişamını gözler önüne seriyordu. Uzun boyu ve göz kamaştıran derisi ile hiçbir yılana benzemeyen bu büyülü yaratık her daim tanrıçanın göz bebeğiydi. Tebessümü yüzüne yayılırken bekledi yılanın diyeceklerini. ‘‘Sizi rahatsız etmek istemezdim ancak birkaç sokak ileri de Bayan Feodora’yı gördüm. Acilen yanınıza gitmelisiniz.(ç)’’ Sözlerini bitirmişçesine hızla kaybolmuş ve tanrıçayı şaşkınlık dolu bakışlarla bırakmıştı. Dolgun dudaklarından, yunanca bir küfür duyulurken yürümeyi bırakmış adeta adımlarını hızlandırmıştı. Floja’dan başkası olamayacağını düşündüğü bu cadının ne işi olduğunu merak ediyordu. Bir lambanın altında duran genç cadıyı görünce, olduğu yere çivilenmişti. Duyguları, kalbine yansırken hızla kızın yanına gitti ve bu arada şekil değiştirmeyi de unutmamıştı. Uzun ve çekici bedeni bir anda tanrıça haline dönüşürken dudaklarından çıkan melodiye engel olamamıştı. ‘‘Floja?’’ Genç cadının harap olmuş hali, tanrıçanın yüreğini darmadağın ederken hemen yanına ulaştı. Kollarından tutup ne olduğunu anlamaya çalışırcasına okşadı saçlarını ve şemsiyesini kızın üzerine tuttu. Hangi sokakta olduklarını anımsamaya çalışırken, malikânenin birkaç sokak ileride olabileceğini anlaması uzun sürmemişti. Dostuna tekrar baktığında, okyanusu andıran gözlerini görememesi onu hayal kırıklığına uğratırken belinden tuttu ve kolunu omzuna attı. Tek başına taşımak zor olacaktı ama mesafenin yakın olması ona büyük bir avantaj sağlıyordu. Arkadaşını taşımaya çalışırken bir yandan da sadık dostuna fısıldamıştı. Nasılsa kendisini duyduğunu biliyordu. ‘‘Teşekkürler Arys.(ç)’’


    Büyük malikânenin kapısındaki tokmağa zar zor da olsa sertçe vurmuştu. Geçmeyen birkaç saniyenin ardından açılan büyük kapı, ihtişamlı salonun ışığını dışarıya kadar yansıtıyordu. Hizmetlilerden biri tanrıçayı görünce şaşırmış üstüne üstlük kollarında bayılan kızla birlikte iyice afallamıştı. Birkaç görevli, Floja’yı tanrıçanın kollarından alırken merdivenden hızla inen saçları ağarmış kadına çevirdi karamel rengi gözlerini. Kadın, mavi gözlerini genç cadıya kızgınla dikmiş bir açıklama yapmasını ister gibi bakıyordu. Tanrıça dayanamayıp, dudaklarını aralayacakken kadın tüm sinirini vurmuştu dışarı. ‘‘Sana daha kaç kere diyeceğim, benden habersiz dışarı çıkmayacaksın diye?’’ Gözlerinin maviliğini, sanki yanardağ volkanı sarmış lavdan başka bir şey görülmüyor gibiydi. Merak ediyordu cadı, acaba annesi de kızdığında böyle miydi? Geçmişe ait soruları bir kenara bırakırken kadının itaatine uydu ve peşinden çalışma odasına doğru ilerledi. Bir yanı arkadaşını merak ederken bir yanı da cezasını düşünüyordu. Böyle zor bir durumda ne yapacağını bilemezken göz kapaklarını açık tutmaya çalışmıştı.

    Merdivenleri bitirdikten sonra sağa döndü ve ilk kapıya attı adımını. Duvarlarda atalarının resimlerini görünce tüyleri bile ürpermişti. Bazen korkuyordu bu evden, o kadar ihtişamlı ve güzeldi ki filmlerdeki gibi olmamasını diliyordu. Hayatı o kadar karmaşıktı ki, muggle bir cadı olsa her şeyin bir şakadan ibaret olduğunu sanabilirdi. Karamel rengi gözleri, siyah çizmelerinden uzaklaşıp kadına doğru bakarken sadece onu dinlemeyi tercih etti. Ağzını açmayacak, onu kızdıracak bir şey söylemeyecekti. Aksi takdirde cehennem ateşinde cayır cayır yanabilirdi, her ne kadar bir tanrıça olsa bile. Kadının buğulu sesi biraz olsun sakinleşmiş ve anlayışla dolmuştu sanki. Ama yine de hissedebiliyordu, patlamaya hazır volkanı. ‘‘Euterpe, kıymetli ve özel olduğunu biliyorsun. Beni neden zor durumda bırakıyorsun meleğim?’’ Kendisine şefkatle yaklaşan büyükannesi konuşurken ilk defa dolmuştu gözleri. Annesi Amélia’ya melek dediğini biliyordu ve şimdi bu özel kelimeyi kendisi için kullanması hem ruhuna dokunmuş hem de canını acıtmıştı. Kadın ara vermek istemeden devam ediyordu sözlerine. ‘‘Bir daha bunu yapmanı istemiyorum. Aksi takdirde seni Melanie’nin yanına göndereceğim istemesem bile. Hem bunları Vlassis’in duymasını istemezsin değil mi?’’ Karamel rengi gözleri, panikle canlanırken sakince kafasını hayır anlamında sallamıştı. Hisleri bir korku gibi yansırken sakin olmaya çalıştı. Halasının yanına giderse bir daha buraya dönemeyebilir aksi takdirde Vlassis’i göremezdi. Halasının, Dimitriou ailesini sevmediğini üstelik Euterpe’in de onlardan uzak durmasını istediği için durmadan uyarı halindeydi. Buraya geldiği zaman onunla geziyor eğleniyor hatta okul günlerini aramıyordu bile. Kızlara bu kadar aşağılayıcı davranan, diğer öğrencileri küçümseyen çocuk adeta tanrıçanın yanında bir tanrı olup çıkıyordu karşısında. Tebessümü yayılınca dudaklarında, anlamıştı yaşlı kadın yine onu düşündüğünü. İzin verircesine kafasını sallayıp, odasından çıkmasını söylemişti. Tam eşikten adım atacaktı ki, otoriter sesi yine durmasını sağlamıştı. Karamel rengi gözlerini, buz mavisi gözlere çevirince kadının sesi tüm odayı doldurmuştu. ‘‘Arkadaşın ile sen alakadar olacaksın, güzel kızım. Şimdi gidebilirsin.’’ Cadı mutluluktan kapıdan çıkmış ve hizmetlilerin yanına gitmişti. Arkadaşının nerede olduğunu öğrenmek için can atıyordu.

    Büyük misafir odasına girdiğinde dostunu büyük yatakta yatarken gördü. Yüzü solmuş ve gözlerinin altı morluklarla dolmuştu. Onu bu kadar üzüp yıpratacak ne olabileceğini düşünürken canının gerçekten acıdığını düşünüyordu. İlk defa birinin acısı, kendisine işlemiş ve bu kadar kötü hissetmişti kendini. Vlassis’ten başka. Düşüncelerini, genç büyücüden uzaklaştırarak arkadaşına odakladı ve sessizce beklemeye başladı. Nasıl olsa uyanacak ve tanrıçaya bilgi vermesi gerekecekti. Yani er ya da geç öğrenecekti tüm bilgileri. Bedeni derin bir nefes alırken, ruhu huzura ermişti. Koltuğa biraz daha yaslandı ve dostuna bakmayı sürdürdü. Buradan birkaç saniye bile ayrılmayı düşünmüyordu.

_________________

Çünkü ben Sibel'i öpüyorum çokça.
Benimsin dedim, değişmez ki bu:
 

~:
 

♥:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Floja Feodora
Slytherin VI. Sınıf
Slytherin VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 857
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : SQ
Özel Yetenek : Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Izdırabın Külleri   Perş. Haz. 28, 2012 12:03 pm

    Beyaz bir ışık… Gözleri kör edercesine parlayan, insanı içine çeken bir ışık. Genç cadı, karanlıkta bir anda beliriveren ışığa doğru adımlıyordu yolu. Daha da yaklaştıkça, ışığın içerisinde, siyah bir siluet belirdi. Daha da yaklaştığında, onun Fransua olduğun gördü. Gözleri, mutluluktan parıltılar saçarken, karşısındaki genç adam kollarını açmış, ona gelmesini söylüyordu. Cadı, adımlarını daha da hızlandırarak, adeta koşarcasına daldı ışığa, genç adamın kollarına. Gözlerini kapatmış, sıkıca sarılıp, kokusunu içine çekerken, kollarındaki adam bir anda yok oldu. Cadı, gözlerini açtığında boşluğa sarılıyordu. Işık yerini yavaş yavaş zifiri karanlığa bırakırken, Floja boşlukta asılı kalmıştı. Birkaç saniye öyle durduktan sonra, hızlıca düşmeye başladı. Karanlıkta, nereye düştüğünü bilmez halde ilerlerken, bedeninin bir tüy gibi hafifçe yere değmesiyle uyandı.

    Yataktan zıplayarak gözlerini açtığında, ilk önce ne olduğunu, nerede olduğunu idrak edemese de birkaç saniye içinde her şey sil baştan yaşanıyordu gözlerinin önünde. Yağan yağmur, karanlık sokak ve onun gidişi. Bu anılar gözlerinin önüne gelince, bir inleme dalgası sardı tüm ruhunu, bedenini. Bir yerleri acıyordu. Kalbinin acısından, neresinin acıdığını bile hissedemez konuma gelmişti cadı. Gözlerini kapattığında, arkasını dönüp giden bir Fransua ile karşı karşıya geliyordu ve bu ona kat kat acı veriyordu. Acıdan inlerken, bir yandan da titriyordu. Gözlerini açmak istemiyordu. Gidişini görse bile, açmak istemiyordu. Çünkü, onu görüyordu ve bu ona yeterdi.

    Kulaklarını dolduran, her zaman zihninde kazılı olan sesle birlikte, sıkıca kapattığı yaşlı gözlerini aralamıştı. Başında dikilen, gözlerinde endişe çanları çalan bir Euterpe ile karşı karşıyaydı. Floja’nın acı çektiğini gördüğünde, dayanamayarak bir ağlama seline daha başladı ve kanları kurumuş ellerini karşısındaki kıza uzattı. Kız, elleri nazik bir biçimde tuttu ve okşamaya başladı. Floja, artık ağlayamaz hale geldiğinde, susmuş yerdeki halının deseninde odaklanmıştı. Hiç konuşmuyordu. Konuşmaya nereden başlayacaktı? Hem, Euterpe beni nasıl bulmuştu. Sokakta, yalnız başına olduğunu sanıyordu. Gözlerini halıdan çekerek, karamel rengindeki gözlere odaklandı. Kurumuş dudaklarını araladı. “Beni…beni nasıl buldun?” Sesi, bir fısıltıdan farksızdı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Euterpe Châtillon
Slytherin V. Sınıf, Sınıf Başkanı
Slytherin V. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 2821
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : This melody was meant for you, Vlassis.
Özel Yetenek : Meta, Çatalağız.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Izdırabın Külleri   Perş. Haz. 28, 2012 12:46 pm

    Bekleyiş devam ederken ara sıra gözlerini açıyor ve cadıya bakıyordu. Akşamdan beri uyumamış, sanki üzerinde tonlarca yük varmış gibi hissediyordu. Başına saplanan keskin ağrı, birkaç saniyeliğine inlemesine yol açarken büyükannesinin masa üzerine bıraktığı beyaz porseleni tutup dudaklarına götürdü. Kırmızı dudaklarına değen sıcaklık ile ürperirken, sıcak bitki çayının boğazından akıp içini yakmasına izin verdi. İçinin ısındığına tatmin olunca tekrar aldığı yere bıraktı porselen bardağı. Ellerini birbirine sürterken üzerindeki örtüyü hafifçe yana bıraktı ve arkadaşının yattığı yatağın kenarına oturdu. Bir o kadar sıkıntılı görünen cadıyı gördükçe ruhu huzursuz oluyor, onu derin bir uykudan uyandırıp bunu yapanların cezasını vermek istiyordu. Derin bir nefes aldığı sırada kendini izleyen gözleri de ancak o zaman fark etmiş. Bir çift mavi göz şaşkınlıkla bakarken cadıya, ne diyeceğini bilemiyordu. Hızla yanına gitti ve hıçkırıklar arasında sarıldı dostuna. Sımsıkı sardı, sanki yanında olduğunu belli edercesine okşuyordu saçlarını. ‘‘Şşşt. Geçti, geçti.’’ Yatıştırıcı sözler peş peşe sıralanırken onun konuşmasını bekledi. Yavaşça uzaklaştı ve anlına baktı. Ateşinin olmaması kızı rahatlatırken, tebessüm etmeye çalıştı ancak başarılı olduğu söylemezdi.

    “Beni…beni nasıl buldun?”

    Fısıltıdan farksız olan ses tonu, derin bir iç çekmesine sebebiyet verirken saçlarını kulaklarının arkasına attı. Sanki onu bulması şans eseri bir olaymış gibi tebessüm etti ve dudaklarından sadece bir cümle çıktı. ‘‘Seni bulan Arys’ti.’’ Sadık dostunun, her daim yanında olup onu gözetlemesi bazen hoşuna gitmese de bugün ona bir kere daha inanmıştı. Haklıydı belki de, Arys olmasaydı şimdiye kadar başardıklarının bir nebzesini bile elde edemeyecekti. Karamel rengi bakışlarını beyaz yatak örtüsünden arkadaşının gözlerine doğru kaydırdı ve konuşmaya devam etti. ‘‘Bir lamba altındaydın ve ağlıyordun.’’ Başını hafifçe yana yatırmıştı. Floja’nın ne kadar güçlü bir yılan olduğunu bilir ara sıra onu kendisine örnek alırdı. Anlamamışçasına salladı kafasını, inanmak istemiyordu sadece. ‘‘Kim seni üzdü Floja? Bu kadar hırpalanmanın sebebi ne?’’ Söylemeye direneceğini tahmin ediyor ancak bunun olmasını istemiyormuş gibi yalvarırcasına bakıyordu cadıya. Söylemeliydi ki o kişiyi mahvetsin. Derin bir nefes alarak tüm sinirine hâkim oldu. İki kelime ve bir asa… O kişiyi öldürmesi için yeter de artardı.

_________________

Çünkü ben Sibel'i öpüyorum çokça.
Benimsin dedim, değişmez ki bu:
 

~:
 

♥:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Floja Feodora
Slytherin VI. Sınıf
Slytherin VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 857
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : SQ
Özel Yetenek : Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Izdırabın Külleri   C.tesi Haz. 30, 2012 11:42 am

    Cadının dudaklarındaki tebessümün ardından, o da gülmeye çalıştı yarım yamalak. Şu anki hali, aciz birinin halinden bile daha berbat geliyordu. Karşındaki cadının devam eden sözlerine karşılık, biraz tebessüm edebilmişti. Arys diye düşündü. “Akıllı yılan”. Gözlerini, arkadaşının gözlerinden çekmeden, düşünmeyi sürdürüyordu. En azından, buraya nasıl geldiğini öğrenmişti. Onu, başkasının bulmasını o an istemiş bile olsa, şu anki durumda bunun gerçekten iğrenç bir seçenek olduğunu hatırladı. En azından, dostunun yanında güvendeydi ve onunla her şeyini paylaşabilirdi. Dostunun konuşmalarını duyuyordu ve hiç tepki göstermiyordu. O an, nasıl bir halde olduğunu anca hayal edebilirdi. Ama, gerçek olmuştu. Hiçbir zaman bunun onun başına geleceğini, gelmesine izin vereceğini aklının ucundan bile geçirmemişti cadı. Gözlerini cadının gözlerinden çekip, yatak örtüsüne dikti boş bakışlarını. Euterpe’ye her şeyi anlatmalıydı. Nasıl anlatması gerektiğini bilmiyordu ama. Cadının son sözleri de kulaklarında çınlayınca, yavaşça başını kaldırdı. Artık ağlamaya takati kalmamıştı. Dudaklarına acı bir gülümseme kondurdu. “Beni terk etti Euterpe. Sokağın ortasında… Arkasını dönüp gitti.” Cadının anlamayan bakışları, daha da derinleşirken, derin bir nefes alıp olduğu yerde kıpırdandı cadı. Gözlerinin önüne, tekrar tekrar aynı sahne geliyordu. Canı, o kadar yanıyordu ki artık bunu bile hissedemez olmuştu. Bunu hak edecek ne yapmıştı? Çok sevmekten başka…

    Cadı, sabırla birkaç kelime etmesini beklerken Floja fısıldadı. “Fransua”

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Euterpe Châtillon
Slytherin V. Sınıf, Sınıf Başkanı
Slytherin V. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 2821
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : This melody was meant for you, Vlassis.
Özel Yetenek : Meta, Çatalağız.
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Izdırabın Külleri   Cuma Ağus. 10, 2012 2:59 pm

    Dediklerine dudaklarını bükmüş ve sindirmeye çalışmıştı. Kim? Beyninde yankılanan bu kelimeler kızın canını sıkarken sadece dinlemeye çalıştı. Karamel gözlerine yansıyan öfke sadece hislerini değil bedenini de zapt etmesini zorluyordu. Yumruk olan ellerini serbest bırakmaya çalıştı. Belli ki dostu tekrar hatırlamıştı tüm olanları. Elini tuttu ve yüzüne doğru yaklaştı. ‘‘Floja, ne istiyorsan onu yaparım.’’ Cümlesinin açıklayıcı olmadığını biliyordu. Zihnin kelime her saniye yankılanırken, kendini kaybetmekten korkuyordu. Yarım kalmış cümlesini bitirmek için dudaklarını araladı, bir katil misali. ‘‘İstersen onu öldürürüm.’’ Yapmayacağı hiçbir şey yoktu. Yıllardır çektiği lanetin üstüne katil olsa bir şey değişmezdi. Sonuçta o bir katildi. Her değer verdiği gözlerinin önünden hayata gözlerini kaparken acısına tuz basmaya çalışıyordu. İçinde kopan fırtınaları dışarıya vuramıyordu. Persephone’du o. Koskoca tanrıça. Aciz değildi, aklından ne geçiyorsa yapardı onu. Sakin olmaya çalıştı ve derin bir nefes aldı. Arkadaşının dediklerini beklemeye başladı sakince. O ne derse, o olacaktı.

_________________

Çünkü ben Sibel'i öpüyorum çokça.
Benimsin dedim, değişmez ki bu:
 

~:
 

♥:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Izdırabın Külleri   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Izdırabın Külleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» GÖKTEN ALTIN DÜŞTÜ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Diğer Şehirler-
Buraya geçin: