AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Creigton.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Kelvin Creighton
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kan Durumu : Safkan.
Yaş : 23

MesajKonu: Creigton.   Ptsi Haz. 25, 2012 9:25 pm

- Kelvin Creigton.
- Kuşkusuz en fazla ön plana çıkmayı başaran özelliği kıvrak zekasıdır. Olayları farklı değerlendirebilme, gizemli şeylerle fazlasıyla ilgilenme ve mümkün olduğunda çok kitap okuma gibi huyları bunun bir göstergesidir. Bunun yanında eğlenceli kişiliği de dikkat çekmeyi başarır. Vaktini eğlenmeye ve eğlendirmeye adadığı söylenebiir. Başına buyruk bir yapıya sahiptir, her zaman kendi bildiğini okur. Bu yüzden birçok kişinin onu biraz ukala bulduğu söylenebilir.
- Gözlerinin önünde sergilenenler zifiri karanlıktan ibaretti. Sadece siyahı görüyordu, başka hiçbir şey yoktu, hiçbir seste. Kendi bedenini de hissetmiyordu, o karanlığın içinde olduğu düşüncesiyle hareket etmek, aydınlığa ulaşmak için yürümek istedi, bunun boş bir çaba olduğunun farkında olmadan. Görüntü de hiçbir şey değişmemişti, her şey hala aynıydı; karanlık. Birden beliren ışık ise dikkatinin ani biçimde dağılmasına, bambaşka şeylere yoğunlaşmasına neden oldu. Işık bir tiyatro sahnesindeki perdenin etkisini yaratmıştı, bir anda belirmesi çeşitli sesleri işitmesine, çok tanıdık gelen bir yüzü görmesine neden olmuştu. Biraz daha yaklaşmayı öyle çok istiyordu ki, sanki tüm hayatı buna bağlıymış, bu merakı gidermesi çok büyük bir önem taşıyormuş gibiydi. Ancak bir kez daha durumu yalnızca izlemekle yetinebildi, kendisinin bir kamera olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ve kameraman yakınlaşmayı akıl etmiş olsa gerek, şimdi yüzü çok net görebiliyordu. Carmelita. Görebileceği en güzel yüzü görmek rahatlamasını sağlayabilirdi aslında; tabii ağlamıyor olmasa. Çok sayıda ağacın olduğu bir mekândaydı, hava karanlıktı ve rüzgâr etkiliydi. Bu sırada Carmelita’nın gözlerinden dökülüp, karanlığa doğru dökülen yaşlar beraberinde Benjamin’i de götürüyor gibiydi. Öylesine huzursuz ve garip bir his içini kaplamıştı ki, kızın gözyaşlarını silmek, bu görüntüyü durdurmak için içinde hızla kabaran büyük bir istek oluşmuştu. Yaklaşık beş saniye sonra da ağlamanın güzel yüzüne hiç yakışmadığı kızın hemen karşısında, kendi yüzünü gördü. Çok garip bir durumdu bu, kendini görmesine bir anlam verememişti. Ve şimdi Carmelita’nın gözyaşlarıyla parlayan gözlerinin dikkat çektiği yüzüne tatlı bir gülümsemenin yayıldığını, kendi ellerinin de onun yüzüne hareket edip, gözyaşlarını silmeye çabaladığını fark etti. Şimdi biraz olsun ruhunda bir rahatlık hissediyordu. Biraz sonra göreceklerinin daha da mutlu olmasını sağlayacağından hiç haberi yoktu elbette; Carmelita’nın kendisine sarıldığı bir sahne gözlerinin önünde, oldukça canlı ve çok gerçekçi bir şekilde sergileniyordu.

Bir anda açılan göz kapakları, her şeyin değişmesine neden olmuştu. Gördükleri o kadar netti ki, rüya olduğuna inanması gerçekten çok güçtü. Beyninde yankılanmakta olan seste aynı şeyi söylüyordu: bir rüya değil. Başlangıçta görmüş olduklarının etkisini üzerinden atabilmişte değildi, farklı duygular beslediği kızı ağlarken görmenin böylesine dayanılmaz olabileceğini aklına getirmemişti. Üstelik tüm gördüklerinin gerçekleşeceğine olan inancının, saniyeler ilerledikçe daha da artması içinde büyük bir karışıklık ve korku dalgasının ortaya çıkmasına neden oluyordu. Sakin ol Ben, sakin. Daha fazla uyuyabileceğini düşünmediği için, üzerine ağırlık yapmış olan çarşafı hızla bir kenara attı. Kalp atışlarının hızlanmış olduğunun farkında değildi, aynı zamanda bembeyaz olmuş yüzünün de. Yatağından yine ani bir hareketle kalktıktan sonra istediği tek şey yüzünü yıkayabilmekti, tenine temas edecek soğuk suyun biraz olsun rahatlatıcı bir etkisi olacağına, genç adamı kendine getirebileceğine inanıyordu saçma bir şekilde. Ve avucundaki su kütlesinin yüzüne sertçe çarpmasının ardından, etkileyici mavi gözleri aynanın karşısındaki adama, kendisine bakıyordu. Gözleri dolmuş gibiydi, bir an için uykusunda ağladığını ciddi ölçüde düşünmeye başlamıştı. Ayrıca bakışları öyle donuk, öyle ifadesiz hâle gelmişti ki; bu şekilde biraz önce gördüklerinin yalnızca bir kişinin ağlamasından ibaret olduğunu birilerine anlatsa, dalga geçileceğinden adı gibi emindi. Hemen kendine gel Benjamin Caldwell! Hemen! Aynadaki yüzüne sert bir bakış atmak gibi anlamsız bir işin ardından, tekrar yatakhaneye dönüyordu. Gün içinde tam olarak neler yapacağı konusunda bir plân yapmış değildi, fakat kesinleşmiş bir şey vardı ki, gece, mümkün olduğunda geç bir saatte aynı bölgeye gidip, gördüklerinin yalnızca bir rüya olduğu gerçeğiyle karşılaşacaktı.

~

Bu yaptığım tam bir saçmalık. Saatin kaç olduğunu bilmediği ve umursamadığı, yalnızca oldukça geç olduğunu tahmin ettiği anlarda yatağında huzursuzca bir sağa, bir sola dönüyordu. Neden bunu yaptığına bile anlam verememişti, neden diğer herkes gibi uykuya dalıp, oldukça özgür olabileceği rüya dünyasında gezinmiyordu? Neden Carmelita’nın ağlamış olması yüzünden uykusuz kalıyordu ki? Sorunun cevabını oldukça uzun bir süredir düşünüyordu aslında, ancak gün içinde yaşamış oldukları beyninde geri plâna atılmış olan fikirlerin yeniden gün yüzüne çıkmasına neden olmuşa benziyordu. Her ne olursa olsun içindeki ses tek bir şeyi söylüyordu: git ve onun iyi olduğundan emin ol. Bu sese daha fazla karşı koyamayacağına karar verdiğinde, kendine söylemekte olduğu birçok küfrün sesli bir biçimde yatakhanede yankılanmasına engel olarak, her bir yerine alıştığı yatakhaneyi meraklı bakışları eşliğinde terk etti. Bunu ne için yaptığını bilmiyordu -aslında biliyor olsa da söylemeye cesaret edemiyordu- ama beynine yerleşen o sesi dinlemişti bir kere. Okul bahçesine giden yolda geçirdiği dakikalarda da hep aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu: ben ne yapıyorum böyle? Geri dönmeyi, uyumayı düşünmeye başladığı sıralarda, ağaçlık alana çoktan ulaşmıştı bile. Buraya kadar gelmişken, en azından kimsenin burada olmadığından emin olmak istedi genç adam ve sebebini bilmese de adımlarının herhangi bir ses çıkarmaması için çabalayarak ilerledi. Akademinin bu bölümünü daima çok acayip diye tanımlamayı tercih etmişti Benjamin, bu kadar çok ağacın bulunduğu bir bölgeyi başka bir yerde gördüğünü hatırlamıyordu. Ve şimdi burada tek başına, üstelik bu saatte bulunmasına gerçekten hayret ediyordu. Tam kesinlikle saçmaladığı fikrini benimseyip, yeniden yatakhaneye dönme fikrini kendine kabul ettirmişken, tıpkı rüyasında duyduğu ağlama sesini işitti. Merakla büyüyen gözleri, sesin geldiğini düşündüğü noktaya, sol tarafına doğru yöneldi. Adımları biraz önce olduğu gibi yavaş ve sessizdi. Bu işlemi tekrarladığı birkaç saniyeden sonra da, uyandığından bu yana inanmak istemediği o anı yaşıyordu artık: Carmelita ağlıyordu. Kızın bir şeyler anlattığını da işitiyordu ancak pek önemli olduğu söylenemezdi, o an beyni yalnızca sevdiği kızın ağladığı düşüncesini kavrayabiliyordu; kapasitesi bu kadarmış gibi, başka bir şeye odaklanamıyordu. Her ne kadar bunu yapmaması gerektiğine inansa da, istemsizce bakışları bir kere daha ikiliye odaklanmıştı. Oysaki Carmelita’nın yanında başka bir kişinin daha olduğunu yeni anlayabilmişti. O sırada, kendi gözlerinin de dolmaya başladığını hissedebiliyordu. Hayır, hayır, ağlamak yok. Büyük bir çabayla gözyaşlarına engel olmaya çalışıyordu, bütün gücünü onları gözlerinde tutabilmek için harcıyordu. Bu zor olabileceğini düşündüğü şaka plânlarını uygulamaktan çok daha zordu, şimdi en karışık ve zor şakasını gerçekleştirmeyi tercih edebilirdi. Çok zor olsa da kendini kontrol altına alabildikten sonra, ne söyleyeceği konusunda hiçbir fikir yürütmüş olmasa da, Carmelita’nın yanına gitmek istedi ve bu yüzden gizlenmiş olduğu ağacın arkasından çıkmaya niyetlendi. Fakat kafasını çevirdiği anda gözlerinin önünde bir başka beden belirdi; Cornelia idi. Ona herhangi bir şey söylemek ya da bir ifadeyle ne yapmak istediğini anlatmak gibi bir derdi yoktu, yüzüne zorla yerleştirmeye çalıştığı ve başaramadığından emin olduğu bir tebessümü gösterdi sadece. Ardından tek bir kelime etmeyerek kızın yanından geçti ve her saniye aklında olan Carmelita’nın yanına gitmeye çabaladı. Ancak koluna uzanan bir şey, onu engellemişti.

“Onu üzecek bir şey yaparsan ya da duygusallığından faydalanırsan, seni buna pişman ederim Benjamin Caldwell.” İşittiklerinden bir anlam çıkarabilmesi, mantıklı düşünemediğinden olsa gerek oldukça zor bir iş olmuştu. Ne kadar olduğunu bilmediği bir süreden sonra, yine sırıtmak için uğraşarak, sesini belli belirsiz gülümseyen Cornelia’nın kulaklarına ulaştırdı. “Emredersin, Cornelia.” Daha sonra bu kez önceden sergilemiş olduğu hareketlerinin aksine, çok daha hızlı yürüyerek Carmelita’nın yanına ilerledi. Kızın yüzünü daha yakından gördüğünde, rüyasını tekrar yaşadığını düşünmeye başlamıştı. Biri elbette birazdan onu uyandıracaktı, yaşadığı bu kadar şeyin tamamen rüya olduğunu söyleyecekti. Bir süre ciddi bir şekilde bunu beklemişti. Ancak tahmininde yanılınca, Carmy’nin yanına geçti ve ağacın altına, kızın hemen yanına oturdu. Şimdi yapmaya çalıştığı tek şey, Carmy’nin güzelliğine bakmaktı. Hava bulutsuz olduğunda güneşe bakmak gibi zor bir şeydi bu. Ve bakarken, böylesine güzel bir yüze ağlamanın hiçte yakışmadığı düşüncesini, sesli bir biçimde dile getirmişti. “Böylesine güzel bir yüze, gözyaşı hiç yakışmıyor bence.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seçmen Şapka
Seçmen Şapka
Seçmen Şapka
avatar

Mesaj Sayısı : 476
Kan Durumu :

MesajKonu: Geri: Creigton.   Ptsi Haz. 25, 2012 10:11 pm

    Ravenclaw, V. Sınıf!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Creigton.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter Gelişimi :: Karakter Oluşturma :: Seçmen Şapka-
Buraya geçin: