AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İkinci.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: İkinci.   Paz Haz. 24, 2012 11:00 pm

Eöl Ancalimë x Bjørn Devereaux
x

_________________


    Mesela:
     


En son Bjørn Devereaux tarafından Ptsi Haz. 25, 2012 12:08 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: İkinci.   Paz Haz. 24, 2012 11:01 pm

    Günbatımını arkasında bırakarak okul binasına doğru ilerlemeye başladı. Güneşin yakmayan sıcaklığını ensesinde hissederken, saçlarının arkasından vuran turuncu renklerin, sarı saçlarının arasına karışmasına izin verdi. Saçları, ateşe verilmiş gibi görünmekten çok Metamorfmagus özelliğini kullanmış gibi duruyordu. Hayatının pek çok karesinde karşılaştığı bu durum, hoşuna gitmiyor değildi. Hatta onu özel kıldığını düşünüyordu. Kumlu zemini arkasında bırakırken, güneşin her geçen saniye daha da battığını turuncu ışıkların geliş açısından anlayabiliyordu. Batarken, ışıklar da etkisini yavaş yavaş yitiriyordu. Okul binasına adım atıp, güneşin görüş alanından çıkmasına fırsat bırakmadan, saçlarındaki bütün ışığın çekildiğini fark etti. Bahçedeki birkaç öğrencinin arasındaki varlığını sonlandırarak taş zeminde ilerlemeye başladı. Kalabalığın ihtişamlı kapısından geçtiği Büyük Salon’a yöneldi. Her zamanki akşam yemeği öncesi kafasını dinlemeye ayırdığı bir göl seansını tamamlamıştı yine. Böyle zamanlardan sonra kalabalık grupların arasına karışmaktan çok yalnız takılırdı bir süre. Yani yemek zamanındaki Büyük Salon bu duruma pek uygun bir yer olduğu söylenemezdi. Yine de acıktığı zaman başka çaresi olmuyordu. Hele gece Mutfak’tan yiyecek çalmaya ayıracak zamanı yoksa. Bu geceki planı hazırdı, Sınıf Başkanları Banyosu’na gidecekti. Richard’ı parolayı vermesi için ikna etmek o kadar da zor olmamıştı. İstediğini her zaman alan bu genç büyücü için yeni bir şey sayılmazdı bu tabi ki. Küçük şeylerle mutlu olan birisi olsaydı belki bu küçücük zaferle dahi sevinebilirdi. Bjørn’a göre değildi ama. Mesela bugün ders saatleri içerisinde profesörün yaptırdığı düelloda kazandığı galibiyet. Çok önemli olan bir şey değildi, olması gereken oydu. Ama onu bile kusursuz yapamamıştı. Hatta onlarca hatasını bulabilir, daha iyisini yapabileceğini hatalarını düzelterek gösterebilirdi. Tabi bunların hepsi kendisine göreydi, profesöre ve rakibi Eöl’e göre kusursuzdan farkı yoktu belki.

    Tıka basa dolmuş midesi yüzünden yavaş, hatta olduğundan daha yavaş bir şekilde kalabalığın arasına karışıp salondan ayrıldı. Kalabalıkla merdivenlere sürüklenmişti ki arkasından dördüncü sınıf bir çocuğun seslendiğini işitti. Onu duyduğunu tabi ki çocuğa hissettirip kafasını arkaya doğru çevirmeyecekti. Bjørn’a ulaşmadan gözden kaybolmalıydı. Senenin başından beri takıma girmek için Bjørn’un peşini bırakmamıştı neredeyse bu çocuk. O yüzden sesini unutması zor oluyordu. En zoru da aynı binadan olduğun birisinden kaçmakmış, bunu anlamıştı. Çocuğun arada takıma girme isteği azıyor olmalıydı. Her takıma girme isteği azdığında Bjørn’un yakınlarında olmadığı için yahut her Bjørn’un yakınlarında olduğu zaman takıma girme istediği azmadığı için şanslı sayılırdı. Bu sefer ne istediğini bilmediği çocuk, şansını denemeyi bırakmış olacak ki sesini duymuyordu artık. Düşünceler, kafasında dolanırken derin bir nefes alıp, Ravenclaw öğrencileri arasında Ortak Salon’a girdi. Salonda oyalanmadan yukarıya, yatakhanelerin olduğu bölüme çıktı. Birkaç saat sonra, gece yarısından sonra neredeyse herkesin yattığından emin olup -en azından herkes yatakhanelerine çekilmişti, salonda kimse kalmamıştı- dışarı çıktı. Tabi sırt çantası da yanındaydı. İçinde havlusu ve yedek kıyafetleriyle beraber. En ufak bir ses dahi çıkartmamaya özen göstererek koridorları geçiyor, tehlikeli olabileceğini düşündüğü yerlerde asasındaki ışığı kapatıyordu. Işığı kapattığında, karanlıkta bir şeylere çarpmamak için çabalıyordu. Fazla geçmeden banyonun önüne geldiğinde parolayı söyleyip, kapının açılmasını bekledi. Açıldığında, hızla bedenini içeriye soktu ve kapıyı gelişi güzel bir şekilde arkasından asıldı. Kapının kapanıp kapanmadığını pek düşünmüyordu zira buraya en son geldiğindeki gibi bir hayranlıkla etrafı inceliyordu. Buranın sadece başkanlara özel olması kötüydü. Akşamlarını, buraya gelerek gayet eğlenceli kılabilirdi. Cüppesini, gömleğini ve üzerinde kalan diğer bütün kumaş parçalarını çıkartıp, çantasından çıktıktan sonra beyaz mermer zemine serdiği mavi havlunun üzerine bıraktı. Muslukları açtığı anda, onlarcasından çeşitli renkler halinde ılık su, ortaya akmaya başladı. Köpüklü su, küçük bir havuz oluştururken Bjørn, çırılçıplak ayakta bekliyordu. Neyse ki hava soğuk değildi.


_________________


    Mesela:
     


En son Bjørn Devereaux tarafından Ptsi Haz. 25, 2012 3:52 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eöl Ancalimë

avatar

Mesaj Sayısı : 24

MesajKonu: Geri: İkinci.   Ptsi Haz. 25, 2012 6:23 am


    Hafif rüzgârın pencerelerde oluşturduğu gıcırtı dışında ses gelmiyordu yatakhaneden. Gökteki tek parıltı henüz yeni çıkmış olan aydan geliyordu, sanki birileri yıldızları çizmek istediği için koca bir boşluk bırakmış; ama sonradan vazgeçip bir daha boşluğa dokunmamışçasına yıldızsızdı gökyüzü…
    Yatakhane bir köşede bacaklarını yeryüzündeki tek sadık dostuymuşçasına sımsıkı kollarının arasına almış sessizce kâh araziyi kâh gece mavisine dönmekte olan gökyüzünü izleyen Eöl haricinde boştu. Eöl ise Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinden beri aynı köşede, aynı pozisyonda; fakat farklı diyarlardaydı. Düşünüyordu, ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Güneş son ışıklarını sunarken de Şamarcı Söğüt tek bir kıvrak hareketle tüm yapraklarını dökerken de Bjørn denen o çocuk Kara Göl'den dönerken de...


    Bjørn onda farklı bir etki yaratmıştı. Farklı bir his, daha önce hiç hissetmediği bir şey. Ondan hem nefret ediyor hem de onunla yakınlaşmak ve onu tanımak istiyordu. Yenilmişti; ancak bu yenilgi hırs ve azmi değil karmaşıklığı getirmişti Eöl'e. Göklerin yeryüzüne hediyesi olan kar taneleri kanatlarına çarparken uçmaya çalışan bir posta güvercini gibi hissediyordu kendisini. Bir görevi vardı, bilmiyordu. Yapması gerekenler vardı; ancak onlardan da biharberdi. Peki ne yapacaktı, burada oturup bekleyecek miydi? Hayır, bu yatakhane köşesi aslana uygun bir yer değildi. Aslanlar hükmetmek için yeryüzüne gönderilmişti ve oturup bekleyerek hükmedilmezdi.

    Ani bir şekilde ayağa kalktı, nereye gittiğinin bir önemi yoktu. Hareketsizlik ve Gordion'un Düğümü kadar kör sorunlar için bu kadar zaman yeterdi. Şimdi Gryffindor'un Kılıcını bulmalı ve düğümleri kesmeliydi. Yatakhanenin kıvrılmış bir yılan kadar sarmal merdivenlerinin ardından her zamanki kadar neşeli ortak salonu geçti. İnsanlar gülüyordu, Eöl'ün hiç gülmediği kadar; ancak kararlıydı: Gülecekti ve gülene kadar bu ortak salona dönmeyecekti.

    ...

    Hogwarts... Mükemmellik, ihtişam ve gizem. Sayısız bloktan oluşan duvarları, hâla ayakta duran yıllara hatta yüzyıllara meydan okuyan, kuleleri ve taş duvarları binlerce öğrencinin sırrını saklıyordu içinde ve Eöl için bir yuva olmanın yanında bir dosttu. "Çözemediğin sorunları Hogwarts'a getir çözülsün!" Onun için bir alışkanlık halini almıştı ve şuanda yaşadığı belirsizlik hissini de Hogwarts'ın çözeceğine emindi; çünkü Hogwarts'ta isteyen herkese yardım edilirdi. Birkaç saattir yer değiştiren her merdivenin sunduğu sonu bilinmez teklifleri kabul ederek dolaşıyordu koridoralarda Eöl; ancak kendini daha iyi hissediyordu. En azından göğüs kafesinin altındaki sinek kuşu ona varlığını fısıldıyordu ve bu iyiye işaretti.

    Derken aralı bir kapı gördü Eöl, içeriden insana huzur verici bir ses geliyordu. Bir melodi; ancak bu melodi kadar doğal ve güzelini daha önce hiç duymamıştı. Üstelik koridoru sarmış olan cezbedici kokunun da bu kapının ardındakine ait olduğuna emindi. Neresi olduğuna aldırış etmeden birkaç geniş adımda kendini içeride bulmuştu Eöl; ancak girer girmez gördüğü manzara karşısında duralamıştı. Gögüs kafesinin altındaki sinek kuşu daha hızlı atmaya başlamıştı, karşısında Bjørn vardı. Çözümü ve sorunu olan Bjørn üstelik üzerinde ruhun giysisi olan bedenden başka hiçbir şey yoktu. Arkası kapıya dönük bir şekilde rengârenk suların dolmasını bekliyordu. Neresiydi burası, Sınıf Başkanları Banyosu tabii ya beşinci katta sadece iki kapı vardı zaten birisi derslik diğeri de banyo. Peki şimdi ne yapmalıydı, kendisini henüz görmemiş olan Bjørn'u ve belki de çözümünü burada bırakıp gerisingeri gidecek miydi yoksa o da üzerindeki kumaş parçalarını çıkarıp Bjørn'la birkaç kadeh eşliğinde bu suyun keyfini mi çıkaracaktı? Onu buraya getiren Hogwarts olmalıydı ve sinek kuşu kanat çırpışlarıyla ona doğru yerde olduğunu fısıldıyordu. Birkaç çevik hareketle üzerindekileri çıkardı ve sessizce ilerledi sorununa doğru...




En son Eöl Ancalimë tarafından Ptsi Haz. 25, 2012 6:54 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: İkinci.   Ptsi Haz. 25, 2012 3:57 pm

    Ayak bileklerine kadar çıkmış sıcak suyun etkisiyle vücudu gevşemeye başladı. Odanın içerisine yayılan buhar da yardımcı oluyordu. Bedeninin içerisinde dolaşan mutluluk, kendisini dışarı vurmayınca rahat etmeyecekti. Banyonun mükemmel akustiğiyle şarkı mırıldanmaya başladı. Gerçi akustiğe ihtiyacı yoktu. Sesinin kendisinden doğal bir güzelliği vardı. Şarkının ve sesinin güzelliğinde kaybolurken, bütün duyularının köreldiğini unutmuştu. Kim bilir kaç dakikadır orada durmuş Bjørn’u izleyen bedeni hissedene kadar fark etmemişti bile duyularının köreldiğini. Yavaşça kafasıyla beraber vücudunu da arkaya çevirirken mavi gözleri, Eöl’ün gözlerinde sabitlendi. İki genç beden, karşılıklı çıplak bir şekilde bütün mahremiyetlerini birbirlerine sunmuş gibiydiler. Mavi gözlerini, Eöl’ün gözlerinde tutmaya zorluyordu. Onu baştan aşağı süzmemek için kendisini o kadar kasıyordu ki, işaret parmağındaki tırnağı, avucunu neredeyse deşecekti. Ancak maalesef bu işe yaramış gibi değildi. Dikkat dağınıklığı konusunda tecrübeli olan Bjørn bile vücudu güzel olan birisinin karşısında tecrübelerini konuşturamıyordu. Mavi gözleri, çocuğun göğüslerine, oradan karın kaslarına, oradan da kasıklarına inmişti. Orada biraz oyalandıktan sonra devam edip, bacaklarına indi. Bacaklara ve karın kaslarına karşı zaafını her zaman bilirdi ama karşısında çıplak bir beden varken bunu bilmekten çok hissediyordu. Gözlerini yavaşça tekrar yukarıya, çocuğun gözlerine çıkartırken iç çekip dudaklarını araladı. “Tanrı, bugün önce birlikte savaşmamızı sonra da birlikte banyo yapmamızı istemiş olmalı.” Çocuk, büyük ihtimal Bjørn’un dindar yahut Tanrı ile alay eden birisi olduğunu düşünecekti ancak ikisi de değildi. Sadece kendi durumlarıyla alay etmişti zira komikti de. Bileklerinden bacaklarına tırmanan sıcak suyun içerisinde ilerleyip, çocuğa ulaşmaya çalıştı. Yükseltiye ayağını uzatıp, sudan çıktı. Kapının olduğu yöne, çocuğun olduğu yöne doğru tekrar ilerlemeye başladı. Zeminin soğukluğu yüzünden biraz rahatsız, ayaklarının ıslak olmasından dolayı da biraz dikkatli bir şekilde çocuğa birkaç santim kala durdu. Çocuğun da çırılçıplak bir şekilde karşısında durmasından da anladığı üzere, tek taraflı bir arzu değildi bu. Bir eşcinseli otuz mil öteden algılayabilirdi, ancak Eöl’e düello sırasında çok dikkat etmemiş olacak ki onun karşısında olmasını beklememişti açıkçası. Tabi şaşırmamıştı, heteroseksüel erkek yoktur, Bjørn ile tanışmamış erkek vardır. Kendi düşünceleriyle kendini gülümsetebilen bir yapısı vardı. Kırmızı dudakları, yanaklarına doğru genişlemişti. O sırada tekrar harekete geçen bacakları, Eöl’ün etrafında dolanmaya başladı. Sol işaret parmağı ise, çocuğun vücuduna değiyordu. Mavi gözleri, arkasından geçerken bu ziyafeti kaçırmak istemediği için poposuna yönelmeyi ihmal etmemişlerdi.

_________________


    Mesela:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eöl Ancalimë

avatar

Mesaj Sayısı : 24

MesajKonu: Geri: İkinci.   Ptsi Haz. 25, 2012 5:09 pm

    Eöl birkaç adım atmıştı ki Bjørn son günlerde pek popüler olan bir ezgiyi mırıldanmaya başladı ve Eöl sesin cezbediciliği karşısında sinir sistemindeki ani kasılmayla titreyiverdi birden. Banyonun sıcaklığı için kuruculara şükran duyarak ilerledi, Bjørn oldukça dalgın olmalı ki Eöl kendini duyurmak isteyene kadar farkına varamadı arkasından avına doğru ilerleyen bir aslan misali gelen Eöl'ü. Eöl'ün farkına vardıktan sonra mavi gözleriyle olabildiğince uzun bir süre Eöl'ün gözlerinin içine baktı; ancak gözlerini aşağılara kaydırmamak için kendini zorluyormuş gibi bir hali vardı ki birkaç dakika sonra iradesi yenilmiş ve gözleri Eöl'ün muhteşem vücudu üzerinde ipek bir mendilmişçesine kaymıştı. Eöl kendini o kadar yaşanmamışlıkla dolu hissediyordu ki tüm kasları kasılmış ve daha önce hiç olmadıkları kadar belirgin görünüyorlardı. Bjørn da bunu farketmiş olacak ki Eöl'ün kasları üzerinde takılan gözlerine hükmetmekte biraz zorlanmıştı. Gözlerini kaldırarak: "Tanrı, bugün önce birlikte savaşmamızı sonra da birlikte banyo yapmamızı istemiş olmalı." dedi oldukça keyifli bir şekilde. Eöl, çocuğun bu keyfini doğal karşılıyordu doğrusu gerçekten de her şey bu sabahki düellolarıyla başlamıştı ve şimdi banyoyla devam ediyordu. Eöl bunları düşünürken Bjørn'un en az Eöl kadar kaslı bacakları harekete geçmiş, Eöl'e doğru ilerletiyorlardı Bjørn'u. Genç çocuk kendisine yaklaşırken Eöl'ün gözleri de Bjørn'un her hücresinin üzerinden geçti; ancak Bjørn kadar hızlı değildi, hisselerinin şokunu yaşayarak geçiyordu. Ne oluyordu, neler hissediyordu böyle? Sinek kuşu bir aslana dönmüş ve Bjørn'u parçalamak istiyordu. Tek bir kıvılcımda her şey çok farklı gelişebilirdi.

    Bjørn iyice yaklaşıtı, Eöl'ün gözleri kasıklara inmiş bacaklara doğru ilerliyordu. Tam bacak kaslarının mükemmel hatlarına karşı kendisini zorlarken Bjørn durdu. Eöl olabildiğince yavaş bir şekilde kahve gözleriyle Bjørn'un buğday tenini geçti ve kırmızı dudaklarının ardından deniz mavisi gözleriyle buluştu. Dudaklar hala görüş alanındaydı ve Eöl'ün hiç beklemediği bir şekilde gergin bir yay halini alıyorlardı. Nasıl bu kadar rahat olabiliyordu? Eöl bu kadar kasılmış, duygularına hakim olmaya çalışıp iradesini yenilgiye uğratacak o kıvılcımın olmamasını umarken Bjørn gülümsüyordu, sadece gülümsüyordu. Eöl hislerinin fırtınası ile düşüncelerindeki dalgaların kaosu arasında bir yerlerde iradesinin iplerini bulmaya çalışırken Bjørn çakmak taşlarını birbirine sürtüp kıvılcım çıkarmak peşindeydi.

    Sol elinin işaret parmağıyla Eöl'ün etrafında bir çember çiziyordu. Bu çember onları içine alacaktı birazdan. Eöl daha fazla hakim olamıyordu kendisine. Bjørn'un kaslı vücudu, buğday teni, sarı saçları ve kırmızı dudakları kendine çekiyordu onu. Bu kuzgunun karşısında içindeki aslan kükrüyordu ve birazdan pençelerini çıkaracaktı. Zira iradesinin ipleri çoktan şehvetin eline geçmiş ve daha önce hiçbir erkeğe karşı hissetmediklerini Bjørn'a karşı hissediyordu. Ona sahip olmak istiyordu ve ona ait olmak, sadece ona. Daha önce sevgilileri olmuş, onlarla birlikte de olmuştu; ancak bir erkeğe karşı bu tür duygular hissetmemişti hiç. Bjørn onu baştan çıkarmıştı, onun da Bjørn'u baştan çıkardığını biliyordu; çünkü o parmak her şeyi ortaya çıkarıyordu. İşaret parmağı omurgasına gelmişti ki ani bir şekilde arkasına döndü ve Bjørn'un kırmızı dudaklarına asıldı Eöl. Bjørn da aynı şekilde karşılık veriyordu, Eöl onun alt dudağını emerken o da onun üst dudağını vakumluyordu; ancak Eöl'ün aslanı dudakla yetinecek gibi değildi, elleri Bjørn'a bir sarmaşık gibi sarılıp sırtında agnostik davranış içindeki yılanlarmışçasına şehvetin ritüellerini sergiliyordu. Bjørn da aynı şekilde Eöl'ü sarıyordu elleriyle, dudakların ayrıldığı birkaç saniye içinde "Sabaha kadar benim olmanı istiyorum Bjø-" dedi Eöl; ancak Bjørn tekrar dudaklarına asılarak sözünü bitirmesine izin vermedi, bu evet demek olmalıydı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: İkinci.   Ptsi Haz. 25, 2012 8:30 pm

    Mavi gözleri, Eöl’ün sıkı kalçalarında durdukça onları parmaklarının arasında hissetme gereksinimi duymaya başlıyordu. Gereksinimini karşılaması için hamle yapacaktı ki, iradesini kullanıp kendisini tuttu. Çocuğun etrafında çember çizmeye devam etmeye karar vererek harekete geçti ancak önündeki beden, ani bir şekilde yön değiştirdi. Çocuğun poposunun yerini, aleti alırken, kırmızı dudaklarında bir sıcaklık hissetti ve görüş açısı kapandı. Birkaç saniyelik bir şaşkınlığın ardından dudaklarından bütün vücuduna doğru yayılmaya başlayan o tatlı hisse bıraktı kendini. Yavaş yavaş gözleri kapanırken, sırtında birleşip rahatlatıcı hareketlerle vücudunun daha da gevşemesini sağlıyordu Eöl’ün parmakları. Vücudu gevşedikçe, daha sık hareket etme isteği uyanıyordu bütün hücrelerinde. Kollarını ileri doğru, Eöl’ün boynuna doğru uzatıp, boynunun arkasında birleştirdi. Yıllardır öpüşmüyormuş hissi vardı, ama deneyimsizliğin heyecanından çok Eöl’ün şehvetini arzulamasını barındırıyordu bu his. "Sabaha kadar benim olmanı istiyorum Bjø-" Enerjisini konuşarak harcamak istemiyordu. Bu yüzden konuşmamış, Eöl’ün de cümlesini yarıda bırakmasını sağlamıştı kırmızı dudaklarını onunkilere bastırarak. Tekrar başlayan öpüşmeleri, vücudunun kontrolünü kısmen tekrar kaybetmesini sağlıyordu. O sırada şehvete bulanmış vücudunun tepkisi olarak sarı saçlarının kızıla, şehvetin rengine döndüğünü anlamak için aynanın karşısına geçmesi gerekmiyordu. Hissedebiliyordu. Sırtındaki hareketler devam ederken, çocuğun boynunun arkasında birleştirdiği kollarını çözdü. Sağ elini, çocuğun boynundan, kafasının arkasına doğru çıkarttı. Kahverengi saçlarının arasına karışan parmaklarıyla sıkıca tutundu onlara. Sol eli ise, sağ elinden ayrıldıktan sonra çocuğun yanağına yerleşmişti avuç içiyle. Birkaç saniye hiç bozmadan öpüşmeye devam ettikten sonra Eöl, kaslı kollarının yardımıyla zorlanmadan Bjørn’u kucakladı. Eöl’ün karın kaslarına çarptığına yemin edebilirdi biraz önce. Dudaklarını ayırmadan, banyonun ortasından, en yakın duvara doğru ilerlediler. Bu sırada bacakları, Eöl’ün kalçasının üzerinde birleşmiş durumdaydı. Çıplak sırtı, soğuk mermere çarpmasıyla irkildi ve soğukla temasına tepki olarak bedeni yukarı doğru uzandı. Ancak Eöl’ün dudaklarından ayrılmamak için vücudunu, sıcaklığa alışmaya zorladı. Fazla sürmeden mermerin soğukluğuna alışan sırtı, daha rahat öpüşmesini sağladı. Derin bir nefes almak için geri çekildiğinde, kırmızı dudaklarını tekrar aralayarak nefes nefese konuşmaya başladı. “Mmm, vücudunu suya sokmalıyız bence.” O şehvet dolu çehresiyle çocuğun kahverengi gözlerine bakarken, Eöl’ün vücudu tekrar yerlerini değiştirmişti. Bjørn’un söylediğini yapacak gibi görünüyordu. Yeterince dolmuş olan ılık suyun içerisine girdi Eöl. Bjørn, suya girdikleri yeri görmüyordu, çünkü o sırada gözlerini kapatmış Eöl’ün kucağında, onun dudaklarını kemiriyordu. Suyu da ancak Eöl, suyun içerisine oturduğu zaman hissetmişti. Kırmızı dudaklarını, çocuğun dudaklarından çekip, yanağına götürdü küçük öpücüklerle. Oradan da yavaşça boynuna kaydı. Yarı dişliyor, yarı emiyordu.

_________________


    Mesela:
     


En son Bjørn Devereaux tarafından Salı Haz. 26, 2012 10:26 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eöl Ancalimë

avatar

Mesaj Sayısı : 24

MesajKonu: Geri: İkinci.   Salı Haz. 26, 2012 7:33 am

    Eöl'ün içindeki denizler kabardıkça kabarıyordu, Bjørn'un yarattığı fırtınada iki kırmızı dudak birbirine kenetlenmiş ve fırtınayla dans ediyorlardı. Eöl'ün boyu Bjørn'dan biraz daha uzundu, eğilmesi gerekiyordu; ancak tamamıyla baştan çıkmıştı, eğilmesi nedeniyle ağrıyan boynuna aldırış etmeden Bjørn'un yakut kadar kırmızı dudaklarını arzularının şiddeti ve kılcal damarların acziyetiyle morartıyordu. Bu sırada Bjørn da boş durmayıp bir yandan Eöl'ün dudaklarıyla oyalanırken diğer yandan parmaklarıyla kahverengi saçlarıyla oynuyor, yanağını okşuyor adeta Eöl'ü hissediyordu. Eöl'ün görüş açısı daralmıştı; ancak Bjørn'un şakaklarından inen kızıllık görüş alanı içerisindeydi ve metamorfa uğraması onun da tamamıyla baştan çıktığının göstergesiydi. Eöl'ün artık hiçbir şeye dikkat etmesi gerekmiyordu, kendini ve Bjørn'u kabaran sulara terkedebilir, akıntının gittiği yere gidebilirdi artık.

    Boynundaki ağrı yeterince rahat hareket etmesini önlemeye başlamıştı Eöl'ün. İçgüdülerinin de etkisiyle kollarını Bjørn'un beline doladı ve ayaklarını yerden kesti. Dudaklar artık birbirleriyle eşti ve çok daha hırçın bir şekilde parçalıyorlardı birbirlerini; ancak Eöl için bu rahatlık da yeterince iyi değildi, banyonun mermer duvarına doğru ilerledi ve bacaklarıyla Eöl'ü sardığı için erkekliği Eöl'ün karın kaslarının üstünde olan Bjørn'un sırtını duvara dayadı. Tenin soğuk mermere değmesiyle bir yay gibi uzayan Bjørn şehvetin ipleriyle tutunduğu dudakları bırakmamak için mermerin soğuğunu ateşiyle yaktı ve Eöl'ün dudaklarını şehvetiyle sömürmeye devam etti.

    Uzun süredir öpüşüyorlardı, vücudunun ihtiyaç duyduğu oksijeni almak için geri çekilen Bjørn nefes nefese bir şekilde: "Mmm, vücudunu suya sokmalıyız bence." dedi. Bjørn artık Eöl'e sahip olmuştu, genç aslan tamamıyla onu arzuluyordu. Bjørn'un pamuk kadar yumuşak bedenini kucaklayıp banyonun dolmakta olan suyuna ilerletirken dudaklarının hakimiyetini Bjørn'a bırakmıştı tamamıyla, arada bir diliyle Bjørn'u hissetmesinin dışında tamamıyla beline sarılı bacaklardaydı benliği, o buğday rengi bacakları elleriyle hissetmek istiyordu; ancak oturmadan bu pek de mümkün değildi. Yeterince birikmiş olan suyun içinde çöktü, Bjørn da suyu hissettiğinde dudakları bırakmış ve öpüşmekten soğumuş dudaklarıyla Eöl'ün boynuna inmişti. Eöl ise Bjørn'un hâla kendisini çevreleyen bacaklarını elleriyle hissediyor, bacak kaslarını sıkıyor bir yandan da burnunu Bjørn'un tekrar sarıya dönen saçlarının arasında gezdiyordu.

    Bjørn küçük öpücükeriyle Eöl'ün boynundan göğüs kafesine indiğinde bir yandan da avuç içiyle karın kaslarını bastırıyordu. Eöl karın kaslarına dokunan ellerin hissiyle içinde yanan ateşin kızıştığını hissediyordu. Bjørn daha önce yattığı kızlardan çok daha iyi bir şekilde hormanlarını harekete geçirmeyi beceriyordu Eöl'ün. Eöl elini Bjørn'un su altındaki kalçasına doğru götürürken: "Bu işi de düello kadar iyi biliyorsun; ancak benim de çok daha iyi olduğumu göreceksin!" dedi ve kahve gözlerinin içinde bir ateşin parladığına emin bir şekilde Bjørn'un üstüne doğru eğildi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: İkinci.   Salı Haz. 26, 2012 12:45 pm

    Ardı sıra kesilmeyen küçük öpücüklerinden sonra, Eöl’ün derisini iki dudağının arasına alıp emmesiyle ortama biraz daha şehvet katıyordu. Kırmızı dudakları, Eöl’ün tenini morartmak için programlanmış gibiydiler. Elleri ise Eöl’ün karın kaslarını avuçlamıştı. Tanrım, onlara sonsuza kadar dokunabilirim. Bir yandan boynundan göğsüne kadar olan bölümü morartıyor, bir yandan da avuç içlerindeki kasların olduğu yerden bastırıyordu. Bugün düelloda yeterince zarar verdiğini düşünüp, biraz daha yumuşatmıştı hareketlerini. Bu sırada, kalçalarında gezinmeye başlayan eli fark etti. Eöl’ün eli, kalça kaslarını gevşetiyor, ellerinin dokunduğu yerlerden vücuduna doğru bir uyuşukluğun yayılmasını sağlıyordu. Uyuşukluğun etkisiyle, üzerine doğru gelen Eöl’e bırakmıştı kendisini iyice. Hatta Eöl, Bjørn’un meme uçlarını dişlediği zaman da, sadece kafasını arkasına atıp alt dudağına dişlerini geçirirken küçük iniltiler bırakmıştı. “Bana göstereceğinden eminim.” İniltilerin arasında kendisini belli eden anlamlı bir cümle çıkmıştı belli aralıklarla. İstemsiz olarak sağ eli tekrar Eöl’ün saçlarının arkasını kavrarken bir yandan da sol koluyla onun omuzuna tutunuyordu. Eöl’ün bir eli, düşmemesi için belinde olup ona güven verse de, kolu istemsiz olarak omuzlarına tutunmuştu. Bütün hücreleri vücudunun içerisinde olduğu yerde zıplama evresini bırakmış, diğer hücrelerle görev değişimi yapıyordu resmen. Hiçbirini hissedemiyordu neredeyse. Kalbi hariç. Kalbi, bütün inatçılığıyla yerinde duruyor, hatta Bjørn’a bunu göğüs kafesine vurarak sık sık hatırlatma ihtiyacı duyuyordu. Hissetmese dahi hala vücudunu kontrol edebileceğini umarak hızlı bir şekilde geri çekildi. Bu sırada bir anlığına saçlarının tekrar kızıllığa bürünüp, sonra eski sarı haline döndüğünü fark etti. Eöl’ün sudan, arkasına dayandıkları yüksekliğe oturmasına yardım etti. Hala suyun içerisinde olan Bjørn, dizlerinin üzerinde hafifçe bedenini Eöl’ün kasıklarına doğru uzattı. Kırmızı dudakları, tekrar Eöl’ün derisini ağzına götürmüştü ancak bu seferki sadece deriden ibaret değildi. Kanın pompalanıp, harekete geçmesini sağladığı aletiydi. Ağzının içerisinde gelip giden et, Eöl’ün daha da zevk almasını sağlıyordu. Ayrıca, gayet tatmin edici bir şekilde dilini her yerde iyi kullanabildiğini gösteriyordu. Sağ eli, arada yardımcı olması için aletinin yakınlarında dururken sol eli, Eöl’ün bacaklarındaydı. Yavaş ve nazik hareketlerle aşağı yukarı gidip geliyordu.

_________________


    Mesela:
     


En son Bjørn Devereaux tarafından Salı Haz. 26, 2012 8:27 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eöl Ancalimë

avatar

Mesaj Sayısı : 24

MesajKonu: Geri: İkinci.   Salı Haz. 26, 2012 5:02 pm

    Eöl'ün bronz teni Bjørn'unkine değdikçe içindeki arslan Bjørn'u parçalamak istiyordu. Elleri kâh kalçaların yumuşaklığını tadıyor kâh omurgasını hissediyordu kuzgunun. Bjørn artık tamamıyla ona aitti, onundu ve o oyuncağının her noktasını kurcalamak istiyordu. Eöl dilini Bjørn'un memelerinin üzerinde gezdirirken içgüdülerindeki ilkelliğin kalıntısının ve şehvetin dürtüleriyle meme uçlarını ısırmaya başlamıştı. Bjørn artık Eöl'ün ateşinde kavrulmak istediğinden olsa gerek kafasını geriye atmış, bir yandan alt dudağını ısırıyor bir yandan da iniltiler çıkarıyordu; ancak bu iniltiler Eöl'ün şehevi arzularını kamçıladıkça kamçılıyor ve şuana kadar zincir altında duran ejderhayı da uyandırıyordu.

    Eöl'ün bir at misali şahlanmış olan erkekliği Bjørn'un "Bana göstericeğinden eminim." fısıltılarına cevap veriyordu adeta; ancak Eöl onu biraz bekletmek niyetindeydi. Bu harikulade vücudun biraz daha tadını çıkarmalıydı, Bjørn'un kalbini hissetmek istiyordu, bir taş kadar sert erkekliğini Bjørn'un üzerine dayadı ve kuzgunun eli kahve saçlarının arasında dolanırken Eöl başını Bjørn'un göğsüne doğru indirmiş memelerini dişleriyle hissetmeye devam ediyordu. Bjørn'un verdiği tadı şuana kadar hiçbir kız verememişti Eöl'e. Bu çocukta var olan hangi şey onu bu kadar cezbedici kılıyordu bilmese de onu istediğinden emindi Eöl ve kalbi kadar hızlı atmakta olan erkekliğini daha fazla bekletmek istemiyordu, kulağını Bjørn'un en az Eöl'ün erkekliği kadar sert atan kalbine koydu. Evet, neyin zamanı geldiğini Bjørn'un kalbi de Eöl kadar iyi biliyordu. Tam Eöl eliyle Bjørn'un kalçalarını bulmaya çalışırken Bjørn birden geri çekildi, Eöl'ü de kaldırıyordu. Rahatına düşkün ve ne yaptığını biliyor diye düşündü Eöl, Bjørn Bronz'un rengini ve sertliğini hissetmek istiyordu anlaşılan.

    Sınıf Başkanları Banyosu'nun içindeki geniş oyukluktan çıkmış, kenardaki beyaz mermerlere oturmuştu Eöl. Suyun ve Bjørn'un sıcaklığından sonra bu soğuk taşa oturmak pek iyi gelmemişti Eöl'e; ancak içindeki ejderhanın ateşi ve önünde duran bir bakireden çok daha cazip teklifin yarattığı kasırga mermerin soğuğunu önemsiz kılıyordu. Bjørn Eöl'ün Kleopatra'nın İğnesi misali dikilmiş erkekliğinin önünde diz çöküyordu ve mavi gözleri totemlerine tapınan bantu halkının ateşinden bir parça taşıyordu, dili yakut kırmızısı dudaklarını ıslatıyordu. Eöl tam daha fazla dayanamayacağını söyleyip Bjørn'un üzerine doğru yayından çıkan bir ok misali atlayacakken Bjørn yine daha hızlı davranmış ve ejderhanın başını kırmızı dudaklarının içine almıştı.Eöl, içeride bir yılan kadar kıvrak dilinin oyunlarına bırakmıştı minik ejderhasını. Eöl'ün damarları hormonları etkisiyle genişlemeye başlamıştı öyle ki elindeki damarlar Missisipi'nin kollarını anımsatıyordu Eöl'e. Damarlı elini Bjørn'un sarı saçlarının arasına gömdü ve yakut dudakların işleyişine hız kattı. Erkekliğinin atışları Bjørn'un ıslaklığıyla dinmişti, Eöl uzun boyunun en büyük faydasını kullanarak Bjørn'un bir erkekliğini bir kalçalarını gözlüyordu. Birkaç dakika sonra Bjørn'un gidiş gelişlerini daha net hissedebilmek için göz kapaklarını kalın perdeler misali örttü kahve gözlerinin üstüne; ancak gözlerini kapadığında da görebiliyordu Bjørn'u. Hayalindeki Bjørn'un sırt kasları Eöl'ün ilkel arzularını kabartmıştı yine. Ellerini Bjørn'un saçlarından çekip dudaklarına doğru götürürken gözlerini açtı.

    Dudaklarına değen ellerin etkisiyle eğlencesini bırakan Bjørn deniz mavisi gözlerini Eöl'e dikmiş, sahibine sırnaşan bir kedi yavrusunun şirinliğini taşıyordu. Eöl kedisini avutmak istercesine: "Şimdi çok daha fazla eğleneceğiz!" dedi. Eöl'ün aklındakileri anlayan Bjørn kocaman bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirirken Eöl'ün yanına çıkıp bir at pozisyonu almış, sürücüsünü beklemeye başlamıştı. Eöl önce elini Bjørn'un nemli dudaklarında ıslattıktan sonra iki kalçanın arasında venüs sinekkapan misali açılan deliğe sürüp yumuşatmaya başladı. Zaten dakikalarca sıcak suda kalan kalçaları oldukça gevşemiş olduğundan hemen yumuşayan sinekkapan sineğini, minik ejderhasını, bekliyordu. Eöl'ün erkekliği de onun kadar heyecanlıydı. Eöl kalp misali atmaya başlayan erkekliğini bir eliyle zaptetmeye çalışırken Bjørn da sinekkapanın açık kalabilmesi için sol kalçasını çekiyordu ve nihayet ejderha sinekkapanından içeriye giriyordu. Eöl Bjørn'un üstüne eğilmiş, bir yandan ejderhasını oyalıyor diğer yandan dudaklarıyla muhteşem sırt kaslarının tadını çıkarıyordu...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: İkinci.   Perş. Haz. 28, 2012 12:37 am

    Vücudunun her hücresi daha fazlasını istiyordu. Daha hızlısını ve yırtıcı olanını. Eöl’ün, Bjørn’un sarı saçlarını kavrayan parmakları yardımına yetişmiş gibiydiler. Hızına hız katmıştı. Etrafındaki bütün nesnelerden kendisini soyutluyordu. Tek hissettiği Eöl’ün aldığı zevkti. Onun aldığı zevki hissetmek, Bjørn’a tam anlamıyla haz veriyordu. Karanlık bir boşluğun içerisinde giderek yukarı doğru uçuyorlardı. Onları birbirlerine bağlayan tek şey etraflarını sarmalamış olan beyaz bir ışıktan ibaretti. İkisinin de etrafını sarmalamış olan bu beyaz ışık, birbirlerine daha da yaklaşsınlar diye bilerek sıkılıyordu sanki. İşe de yarıyordu. Her saniye daha da yaklaşıyor, korkmadan, çekinmeden birbirlerinin vücutlarına dokunup güven alışverişi yapıyorlardı. Son durağı yokmuş gibi görünen boşluktan kurtulmamaya karar vermişken, bir saniye içerisinde gözlerini açar açmaz tekrar banyoda olduklarını fark etti. En azından Eöl ile vücutları birbirlerine yine de değiyordu. Bjørn, onu boşluktan çekip alan, saçlarından dudağına kaymış parmakları birkaç saniye sonra algıladı. Beyni algıladığında ise, kafasını kaldırıp mavi gözlerini çocuğa dikmesini sağlamıştı. Ağzından çıkarttıktan sonra kendi haline bıraktığı aleti, Eöl’ün vücuduna çarparken Eöl’ün konuştuğunu işitti. Kırmızı dudakları, bu sefer aralanmadılar ancak Eöl’ü onayladıklarını yanaklarına doğru açılarak açıkça gösterdiler. Şimdi de onayladıktan sonra icraata geçiyordu. Eöl’ün yanına, mermerin üzerine çıktı. Sudan çıkan vücudu, birkaç saniyelik soğuğa alışma sürecinden geçerken derin bir nefes aldı. Eöl’ün önüne geçip aklındaki pozisyonunu uyguladı. Bjørn’un dudaklarından aldığı ıslaklığı iki kalçasının arasına sürüp eliyle genişletmeye çalıştı. Delikte hissettiği genişlemeyle, o anın birazdan geleceğini anlayabiliyordu. Bu kadarının yeterli olduğuna karar kılmış olacak ki, aletini yavaşça deliğe dayamıştı. Eöl’e yardım etmek için sol kalçasını yana doğru asıldı, Bjørn. Sertliğin, deliği zorlamasıyla mavi gözlerinin önüne ince göz kapaklarını atmıştı. Tekrar o sonsuz boşluğa gitmeye çalışıyor, bütün acısını geride bırakmak istiyordu. Ancak işe yaramadığını anlayınca bu sefer de dudaklarını dişliyordu sertçe. Belki başka bir yere çekerse acısını daha iyi olabilirdi. Tabi bu da fayda etmiyordu. Birkaç saniye sonra, onu tamamen içine aldığından emin oldu. Şimdi acısı biraz daha hafiflemiş, zevke doğru yönelmişti. Zevke doğru yönelmiş, göz kapakları buruşmaktan biraz daha rahatlamıştı ki sırtındaki küçük öpücükleri, yer yer sıcak dilini hissetti. Gel gitlerine başlayan Eöl, birkaç saniyedir aynı hisleri paylaştığı Bjørn gibi memnun görünüyordu. Her girişinde biraz daha hızlanan bedeni, Bjørn’unkine değdiğinde banyoyu dolduran su sesini bastırarak kendisini fark ettiriyordu. Eöl bir süre sonra yavaşça içinden çıktığında, mermere oturmuş Bjørn’u kendisine doğru çekiyordu. Birkaç adım emekleyerek Eöl’ün kucağına oturup tekrar onu içine aldı. Bu sefer kendisi hareket ederek, kucağına oturup kalkıyordu. Tabi arada Eöl’ün de hızlandırmak için kendi yardımı oluyordu. Hafifçe onun üzerine doğru eğilerek kırmızı dudaklarını, onunkilere bastırdı. Dillerini bile devreye sokarak aynı hızla öpüşüyorlardı.

_________________


    Mesela:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eöl Ancalimë

avatar

Mesaj Sayısı : 24

MesajKonu: Geri: İkinci.   Perş. Haz. 28, 2012 6:27 am

    Bjørn'un sırtı Eöl'ü gerçekten deliye döndürüyordu, sabaha kadar bu sırtı hissedebilirdi. Buğday teni o kadar çekici geliyordu ki dudaklar onları hissetmek için yetersiz kalıp şehvet ateşiyle yanan dili devreye sokuyorlardı. Eöl'ün minik ejderhası her hamlesini bir öncekinden çok daha sert bir şekilde yapıyordu, Bjørn'un baştaki inilti ve kıvranmalarının yerini zevk fısıltıları almıştı ve ağzından çıkan fısıltılar Eöl'ü mahvediyordu. Fısıltıların etkisiyle daha da hızlandı, tenin tene değmesinden çıkan ses banyonun akustiğiyle olabildiğince net duyuluyordu. Bjørn iyice rahatlamış olacak ki kendisi de bedenini ileri-geri götürüp daha fazla zevk almak istiyordu, Eöl de artık zevkin sınırlarını zorlamak istiyordu.

    Hâla taş kadar sert olan ejderhasını yavaşça çıkardı Bjørn'un içinden, karın kasları ter damlacıklarının etkisiyle parlamaya başlamıştı. Hâla pozisyonunu koruyan Bjørn'u kasıklarından tutarak bir yorgan misali kendine doğru çekti Eöl. Mermerin soğukluğuyla kısa süreli bir şok yaşayan kalçaları daha yeni alışmaya başlamıştı, bacaklarının arasında şahlanan erkekliğini meydana çıkarmak için araladığı bacakları şimdi erkekliğin sahibini misafir ediyorlardı. Bjørn yavaşça erkekliğin üzerine oturdu, iyice alışmış delik bu pozisyonu da kabullenmekte gecikmedi. Eöl, Bjørn'un hareketleriyle kendinden geçip zevk fısıltıları katıyordu banyonun akustiğine; ancak Bjørn fısıltıların boşa gitmesini engelleyerek dudaklarıyla örttü fısıldayan dudakları.

    Dudaklar birbiriyle sevişirken Eöl'ün boşta kalan elleri Bjørn'un memeleri ve sırtı arasında gezintiler yapıyor, sıkıp okşuyordu minik oyuncağını. Bjørn da boş durmayıp bir elini ter damlacıklarının etkisiyle parlayan karın kaslarında tutarken diğer eliyle Eöl'ün üzerinde bir gezintiyi devam ettiriyordu. Bu pozisyonda uzunca bir süre devam ettikten sonra Bjørn yavaşça kalktı ejderhanın üzerinden; ancak öpüşmeleri devam ediyordu, ellerini Eöl'e sararak onu da götürüyordu gittiği yere. Birkaç geniş adımdan sonra -banyonun Kara Göl'e bakan penceresinin önüne geldiklerinde- mermerin üzerine oturdu, dudaklarıyla avını takip eden Eöl'ü de elleriyle çekerek sırtını yavaşça zemine yasladı, mermerin soğukluğuna alışana kadar elleri ve dilleri onlara yardımcı oldu. Eöl uzun kollarıyla Bjørn'u bir bohça misali sarmıştı, dudaklarını yavaşça yakut kırmızısı dudaklardan çekip aşağılara doğru kaydırdı, Göğüs ve karın kaslarının ardından Bjørn'un erkekliğinin de tadına baktıktan sonra dikeldi ve kendisini cezbeden bacaklardan birini omuzuna dayayıp yüzünde yine muhteşem bir gülücük beliren Bjørn'a bir gülümsemeyle karşılık verirken hâla sert olan aletini Bjørn'un sıcak ve kaygan deliğine doğru sokuyordu. Gidiş-gelişlerde mermer zemine dayalı dizleri vücusunun ağırlığıyla ezilse de Bjørn'a karşılık olarak oldukça makûl bir fiyattı. Bir yandan gidiş-gelişler devam edip diğer yandan elleriyle Bjørn'un ulaşabildiği her yerini ellerken Bjørn'un da yaptığı cezbedici hareketlerle hormonları daha da kuduruyordu. Hormonları etkisiyle damarları genişleme sınırını çoktan aşmıştı; ancak Bjørn önünde ve tamamıyla ona aitken varlık oydu ve gerisi Eöl için boşluktu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: İkinci.   Perş. Haz. 28, 2012 2:06 pm

    Banyonun içerisindeki ses topluluğuna katılan zevk nidaları, her sert vuruşta daha belirginleşiyordu. Tabi ki dudaklarının birbirlerinin arasına girmiş halinin dışında. Eöl’ün sürekli zemin değiştiren parmakları, Bjørn’un göğüs ucu ve sırtı arasında mekik dokuyordu. Bu sırada Bjørn’un da boş durup sadece çocuğun üzerinde zıpladığı söylenemezdi. En az Eöl’ün parmakları kadar hareketliydi parmakları. Özellikle kasları olmakla beraber neredeyse bütün vücut hatlarına dokunmuş, hissetmişti. En az kendi vücudu kadar mükemmel olan çocuğun vücudu, Bjørn’ü tam anlamıyla doyumsuz bırakıyordu. Aynı hislerini paylaştıklarını Eöl’ün gözlerine bakarak rahatça anlayabiliyordu. O da daha fazlasını istiyordu, ancak ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu Eöl’ün. Bunu düşünüp, aklındaki diğer pozisyona geçme isteğiyle sarmalandı vücudu. Kalbinin isteklerine kulak veren vücudu, çocuğun üzerinden kalktı. Ama Eöl’ün vücuduna teması olmadan sonsuz boşluktan yukarı doğru çıkmak istemiyordu. Bu yüzden, kırmızı dudaklarını onunkilerden ayırmadı. Elleriyle Eöl’ün vücudunu sarmaladığı yerlerden çekiştiriyor, onunla beraber yer değiştirmesini sağlıyordu. Düşüncelerinde geçen pencerenin önüne geldiklerinde, durdular. Kontrolü eline almış, yönetiyormuş gibi görünen Bjørn, mermere oturdu. Bacakları ve poposunun tekrar soğukla birleşmesi aslında bir nebze iyi olmuştu onun için. Zira odaya ilk girdiğinden bu yana vücut ısısının arttığını ve vücudunun ter damlalarının içerisinde kaldığını anlamak mümkündü. Vücudunun değdiği mermer, vücut sıcaklığından nispetini alırken, ince parmaklarıyla Eöl’ü kendisine doğru çekti. Zaten dudakları sayesinde bağlarını koparmamışlardı ama şimdi tekrar vücutları birbirine değiyordu. Yavaşça arkasına, zemine doğru uzandı. Bacaklarında ve poposunda hissettiği serinliği şimdi sırtında hissediyordu. Eöl’ün onu sarmalaması, o an sıkıntıdan çok güven duygusu veriyordu. Neredeyse birkaç dakika boyunca birbirlerinden ayrılmayan dudakları, en sonunda bağı koparttılar. Eöl, yine de dudaklarını Bjørn’un vücudundan çekmeye niyetli gibi görünmüyordu. Göğsünden aşağı doğru inen Eöl, karın kaslarından sonra da kasıklarına gelmişti. Bjørn’un aletini, dudaklarının arasına alıp, dibine doğru itiyordu kafasını. Ağzının içerisine tamamen girdiğinden emin olmuşçasına yavaşça dudaklarının arasından serbest bırakıyordu. Ucuna geldiğinde, tekrar çıkarttığı bölümleri geri alıyordu. Ağır tempoda ilerleyen hareketler, kasıklarından bütün vücuduna yoğun bir sıcaklığın yayılmasını sağlıyordu. Durmadan yeniliyordu kendisini sıcaklık. Bedenini ele geçirmeye çalışan Vampir zehrinden tek farkı acı yerine şehvet dolu olmasıydı.

    Damarlarında atan kanda dâhil rahat bir şekilde rastlanabilecek şehvet, birkaç saniyeliğine durmuştu. Eöl’ün dudaklarından çıkıp gelen aleti, vücuduna değdi. Eöl, ter damlalarının aşağı kayış şeklinin bozan karın kaslarına sahip vücudunu doğrulturken Bjørn, yüzüne çekici gülümsemelerinden birisini yerleştirdi. En çok tahrik olduğu yerini biliyormuş gibi sol bacağını avucunun içerisine alan Eöl, onu omuzuna yerleştirdi. Yüzündeki gülümsemeye karşılık veren Eöl’ün gülümsemesiyle dudaklarına tekrar yapışma isteği uyanmıştı. Ama ondan önce bir şey daha vardı. Düşüncelerini okumuş gibi aletini tekrar deliğe doğru itip, içeriye girmişti Eöl. Delik alışmış olacak ki tek hissettirdiği zevkti. Teninden her an fışkıracakmış etkisi veren bir zevk. Uslu durmayan parmakları, vücutların zevkin fışkırmasını önlemek istercesine her kıvrımını kontrol ediyordu. Belki tenlerinden fışkırmayacaktı ama daha fazla dayanamayıp aletinin yardımıyla dışarı çıkacağından emindi. Düşüncelerinde o kadar da yanılmadığını içinde hissettiği farklı bir sıcaklıkla anlamıştı. Deliğinde biriken, beklenen beyaz sıvıydı. Son gidip gelmelerini de tamamlarken, içinden çıktı. Yorgunlukla bacağını zemine bırakıp, sırt üstü yatan Bjørn’un üzerine geldi. Kafasını, Bjørn’un kafasına birkaç kere sürtüp öylece yasladı. Bjørn ise Eöl’ün omuzlarına küçük öpücükler konduruyordu.

_________________


    Mesela:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eöl Ancalimë

avatar

Mesaj Sayısı : 24

MesajKonu: Geri: İkinci.   Perş. Haz. 28, 2012 6:46 pm

    Eöl'ün minik ejderhası titreyerek boşaltırken beyazlığını Hogwarts burçları güneşin ilk ışıklarıyla yıkanıyordu. Sabaha kadar Bjørn ile geçirmişti. Daha önce hiç bu kadar uzun süre performans sergilediğini hatırlamıyordu Eöl. Bu Eöl'ün nasıl da müptela olduğunun kanıtıydı belki de. Erkekliği bir hamur misali yumuşayınca yavaşça çıkarttı Bjørn'un içinden. Oldukça yorulmuştu, tüm ağırlığını Bjorn'un üzerine verdi, çenesini geniş omuzlarına dayadı. Yorgunluktan tükenmişti; ancak elleri hala Bjørn'un kalçalarını sıkıyordu. Bjørn Eöl'ün sırtına küçük öpücükler kondururken Eöl onun dudaklarının dokunuşuyla tekrar baştan çıkmaya başlıyordu; ancak bitkin vücudu elverse bile gün doğmuştu ve zaman yoktu. Bjørn'un zecbedici dudaklarından kaçarcasına yanına uzandı Eöl. İkisinin de gözleri banyonun işlemeli tavanına bakıyordu; ancak elleri hala birbirlerine ulaşabiliyordu ve Bjørn'un elleri bu işi gerçekten çok iyi beceriyordu. Eöl karın kaslarıyla oynayan inca parmakları hala gücünü koruyan elleriyle tutup ağzına götürdü ve bir öpücük kondurduktan sonra sımsıkı tutarak mermer zemine yapıştırdı. Bjørn'un daha fazla onu cezbetmesini istemiyordu; aksi takdirde bugünkü tüm dersleri kaçırabilirlerdi.

    Bjørn'un eli Eöl'ün avucunun içinde bir yılan misali kıvranıyordu, bu kıvranış az önce Eöl'ün altında kıvranan güzelliği hatırlatıyordu Eöl'e. Erkekliğinin zayıf bir hareketle bir an kalkıp ardından sağa doğru yattığını hisseden Eöl tohumlarına ev sahipliği yapan Bjørn'un kendini kudurtmasını sonlandırmak amaçlı: "Bugüne kadar yattığım tüm kadınlardan çok daha iyiydin; ancak zamanımızın daha fazla olmasını isterdim, gece çok kısaydı ve bu mermerler pek rahat değil açıkçası." dedi, sesini olabildiğince duygusuz çıkartmak için gayret gösteriyordu. Zira Bjørn'un ne cevap vereceğinden hiç emin değildi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: İkinci.   Cuma Haz. 29, 2012 8:38 am

    Mermer ile bedeninin arasına girmiş Eöl’ün parmakları, kalçalarına hak ettiği değeri veriyor, yeni bir görünüm kazandırmak istercesine yoğuruyordu. Pürüzsüz parmaklarını aralıklı bir şekilde etinin üzerine yerleştirip, ardından parmaklarının arasındaki mesafeyi kapatarak Bjørn’ün kalçalarının birkaç saniye de olsa şekil alıp tekrar eski halini almasını sağlıyordu. Eöl’ün bu ufacık hareketinde dahi hareketlenmeye hazır hormonları, onu şaşırtmıyorlar. Adım adım ayaklanıyordu aleti. Aynı hareketlenmenin vücuduna çarpan Eöl’ün aletinde de gerçekleştiğini anlaması zor olmamıştı. Birkaç dakikalık bu dinlenme aletleri için yeterli bir zaman gibi görünüyordu. Tekrar başlamaya hazır aletlerinin aksine vücutları ve zaman bu şekilde düşünmüyordu. Güneş ışınları, mavi gözlerinin görüşünü engellemese pencerenin ardındaki aydınlanmış manzarayı fark edemeyecekti bile. Bu kadar hızlı ve fark ettirmeden zamanın geçmesi tuhaftı. Üzerinden ceset misali yuvarlanıp yas tarafına düşen Eöl, yanına boylu boyunca uzandı. Mavi gözleri, tıpkı Eöl’ün yaptığı gibi girintili çıkıntılı tavanı inceliyordu. Aslında, incelemekten çok biraz önceki sahneleri geri sarmış, tavanı da arka plan olarak kullanıyordu. Eöl’ün yanında olduğunu bilmesi ve nefes alış verişlerini duyması yetmemiş ve sol parmaklarını, karın kaslarına götürmüştü. İnce parmaklarının bir çift elle tutulup, yukarı doğru çekildiğini fark etti. Ardından gelen öpücükle, gülümsemesi tekrar suratına yayılmıştı. Ama bu seferkinin şehvetten ve sinsilikten yoksun olduğu açıktı. Bu sefer besbelli aşk doluydu. Kalbinin orta yerinden kopup gelen bir istekti. Eöl, zaman sıkıntısından dolayı o isteğe karşı çıkıyormuş gibi görünüyordu. Bjørn’ün de öyle yapması gerekirdi. Zemine dayanan eli, Eöl’ün eli tarafından hapsedilmiş gibi görünüyordu. Dikkatini parmaklarından alıp, odanın içerisinde duyulan sese, Eöl’ün sesine verdi. “Hayatın boyunca görüp görebileceğin en iyi orgazmı sana yaşattığımı itiraf etmek zorundayım korkarım ki. Ve maalesef sonlandırmalıyız. Ama tek seferlik olduğunu düşünmüyorum. Devamı gelecektir.” Gülümsemesi, yüzüne yayılarak tavana bakmaya devam etti.

    Duruma uygun gif:
     

_________________


    Mesela:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eöl Ancalimë

avatar

Mesaj Sayısı : 24

MesajKonu: Geri: İkinci.   Cuma Haz. 29, 2012 12:02 pm

    “Hayatın boyunca görüp görebileceğin en iyi orgazmı sana yaşattığımı itiraf etmek zorundayım korkarım ki. Ve maalesef sonlandırmalıyız. Ama tek seferlik olduğunu düşünmüyorum. Devamı gelecektir.”

    Kahverengi gözler hâla tavandaki eişlemeleri incelemeye devam ederken minik aslan bir zihinbendar ustalığıyla soyutlanmıştı duygularından. Zevkten, şehvetten, öfkeden, tutkudan, karmaşıklıktan kısacası duygularının hepsinden soyutlanmış ve kaskatı bir şekilde uzanıyordu mermerde; ancak Bjørn'dan hoşlandığını biliyordu en derinlerde, Douat kadar derin bir yerlerde biliyordu bunu. Bjørn tatminkâr ve kibirli bir ses tonuyla bitirmişti sözlerini, o da biliyordu Eöl'ün kendisinden bile saklamaya çalıştığı gerçeği; ancak Eöl o aralık kapıdan ilk adımını attığı ana oranla çok daha karmaşık bir ruhiyyete doğru ilerliyordu. Belki onu bastırabiliyordu; ancak uzun süre dayanabileceği konusunda şüpheleri vardı.


    Eöl bir yandan bastırmaya çalıştığı dürtüleriyle uğraşırken hafızasının koridorlarını binlerce küçük Bjørn işgal ediyordu ve hep bir ağızdan o cezbedici sesin son sözcüklerini fısıldıyorlardı onu delirtmek isterlercesine: Devamı gelecektir... İyi ama neyin devamı? Hayır, devamı gelecek bir şey yoktu ortada. Tam böyle düşünürken Eöl, bir el örümcek misali tekrar karın kaslarına doğru ilerliyordu; ancak bunun devam etmesine izin veremezdi, duygularını bağladığı kalın ipler çözülmeye başlamıştı. İçindeki fırtınaya daha fazla hükmedemezdi, küçük örümcek karın kaslarının kıvrımlarına yeni ulşamıştı ki Eöl ani bir hareketle Bjørn'un üzerine çıktı. Kahverengi gözler az önce zevkin doruklarına çıktığı bedene vedalaşırcasına baktı, kollarıyla onu son kez sarmalarken dudakları kırmızı dudakların tadına son kez bakıyordu. Ani bir hareketle ayrılırken Bjørn'undan içindeki fırtınanın acısıyla bir bir damla süzülüyordu kahve gözlerinden...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İkinci.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Beşinci Kat :: Sınıf Başkanları Banyosu-
Buraya geçin: