AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bedel.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Bedel.   Cuma Haz. 22, 2012 10:14 am

Perseus x Bjørn Devereaux
x

_________________


    Mesela:
     


En son Bjørn Devereaux tarafından Ptsi Haz. 25, 2012 12:08 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: Bedel.   Cuma Haz. 22, 2012 10:15 am

    Okul binasına çarparak dans eden rüzgâr, eskimiş pencereye basınç uygulayarak, ayakkabılarının yürürken ki sesini odanın içerisindeki tek ses olmaktan çıkartıyordu. Tozlar yavaşça zemine çöküyor, odanın bir ucundan diğer ucuna gitmek için onların üzerlerinden geçerken tekrar havalanıyorlardı. Burun deliklerinden içeriye küçük bir girdap eşliğinde giren tozları fark etmiyordu bile. Annesi tarafından verilen bu titizlik alışkanlığı, babası tarafından birkaç saniyede alınmıştı. Bütün dikkatini biraz önce okuduğu satırlara odaklamıştı. Asasını yavaşça siyah, dar pantolonunun cebine yerleştirdi. Kendisini hem fiziksel hem de psikolojik olarak hazırlayarak boş sınıfı terk etti. Aslında psikolojik olarak gerçekten kendisini hazırladığından emin değildi. Nasıl hazır olabilirdi ki? Babasının bu sefer kendisinden istediği çok fazlaydı. Ama yapmaktan başka bir seçeneği varmış gibi görünmüyordu. Birilerini öldürmek için bir Vampir tutabilirdi, kendi kanını verebilirdi ancak Bjørn’dan bunun bedelini ödemesini istemesi kabul edilir olmamalıydı. Kesinlikle bir Devereaux hareketiydi, bencilce. Bjørn bunu kabul etmese büyük ihtimal Vampir, ödülünü almak için babasının peşine düşecekti. O yüzden Bjørn’dan, babasının hayatını kurtarması bekleniyordu. Öyle de yapacaktı. Ne kadar bir Vampir’in boynuna yapıştığını düşünmesi ve kendisinin savunmasız bir şekilde kanının çekilmesini beklemesi ürkütücü gelse de. Bu düşüncelerindeki görüntülerin birazdan gerçekleşeceği ormana doğru ilerlerken sol avucundaki mektubu, sağ elinin de yardımıyla parçaladı. Parçaları ise belirli aralıklarla ormanın içerisine paylaştırdı. Parşömenin son parçasını da elinden çıkarttığında çoktan ormanın derinliklerine dalmıştı. Derin bir nefes alıp, babasının mektubunda geçen satıları getirdi aklına. Ormana girdiğin zaman seni bulacaktır.

    Birkaç saniye geçmemişti ki önünde, nereden geldiğini bile ayırt edemediği bir vücut belirdi. Ayın bütün ışığını Bjørn’un mavi gözlerine geri yansıtan yüzü, porselen bebeğinkini anımsatıyordu. İnsan, bu yüze ne zaman baksa, her seferinde sabaha kadar böyle kalıp onu izleyebileceğini düşünürdü. Bjørn, düşüncelerinde kendisine anlattığı insanlardan birisine dönüşüp, çocuğa hayran hayran bakmaya başlayacakken, biraz sonra kendisine yapacaklarını düşününce bütün hisleri geri çekilmişti. Niye içgüdülerine kulak verip, oradan var gücüyle uzaklaşmıyordu acaba? Çoğuna göre mantıklı bir seçim yapmış olurdu hatta. Babasına onlarca küfür yollayıp, bakışlarını çocuğun yüzüne çevirdi. Çocuğun ne kadar genç olduğunu o zaman fark etmişti. Biraz önce o kadar da detaylıca incelememişti. Belki de aynı yaşlarda bile olabilirlerdi. Tabi Bjørn, Vampir yaşını hesaba katmamıştı. Kim bilir kaç yaşında dönüştürülmüştü. Acaba şu an Bjørn’un ne düşündüğünü duyabiliyor muydu? Belki sadece hissediyordur. Gözlerini devirme isteğiyle düşüncelerinden sıyrılıp, buraya geliş amacını kendisine hatırlattı. Kafasını ve bedenini biraz daha dikleştirip, hazır olduğunu sözcüklerden önce, beden dilini kullanarak gösterdi. Ölmeyecekti, bir an önce verilmesi gerekeni verip bu işi burada bitirmeliydi. Babasının bir kere yaptıktan sonra, tekrar istemeyeceğine inanarak. Ne kadar korkmasa da içinde bir tutam şüphe vardı, bu yüzden daha fazla kendi düşüncelerine yer vermemeliydi. “Haydi.” Haydi? Gerçekten? Ne tür bir manyaktı? Tek söylediği haydi olmuştu. Çocuk, öylece durup gülmeye başlarsa hiç şaşmayacaktı.

_________________


    Mesela:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Perseus

avatar

Mesaj Sayısı : 56
Kan Durumu : çıkarları.

MesajKonu: Geri: Bedel.   Ptsi Haz. 25, 2012 11:06 pm

    Aniden başlayan seyrek yağmuru veya soğuk meltemi uçuk renkli teninde hissettiğinde tepkisiz kaldı, irkilmedi bile. Sahte tepkileri geçmişte bıraktığı söylenebilirdi, tıpkı geride bıraktığı diğer onca şey gibi. İsimler, yüzler, kimlikler ve tüm o duygular... İnsani şeyler. Tüm hayatı sıkıcı bir rutine bağlı denebilirdi aslında, omuzlarının üzerinde ağırlık yapan türden bir rutinlik. İnsanlar çivit mavisiydi artık, duygular da öyle; ziyaret edilen mekânlar, anlaşmalar, düşünceler ve daha pek çoğu gökyüzü gibi çivit mavisiydi. Karşısındaki Devereaux oğlanı da öyleydi, kendisine onu ısırmasını söyleyen çatlak sesi, o sesin geldiği aslen nar kırmızısı olan dudaklarını da çivit mavisi olarak görüyordu. Elian'ın dünyasında tek renkli şey kendisinden ibaretti o da bu dünyaya ait olmayışından dolayıydı. Ne kadar da ironik diye düşündü bir an için. Ne kadar da ironik insanların tüm bu sıradanlığı görmeyişi! 1400'lerin ortalarında her şey daha yepyeni ve tazeyken o kadar güzeldi ki, o kadar lezzetliydi ki. Şimdiyse her şey çürümüştü, dünya çürümeye yüz tutuyordu. Sandığı gibi geçmişi açık bir yara veya hatırlanmaması, karanlıkta zincirli kalması gereken bir anı olarak kalmamış aksine kendisini kıskandırtmayı başaran bir hayat kadını halini almıştı.

    “Haydi.”

    Onu düşüncelerinden ayıran şey Devereaux oğlanının melodik sesi olmuştu. Onunla ilgili hiçbir şey özel değildi aslında, sadece rutinliği bozmak, kendisini kukladan farklı bir şeye çevirmek amacıyla yaptığı anlaşmanın bir parçasıydı. Oğlanın sarf ettiği kelimeler gülünçten öte aşağılayıcıydı; gerçi şu anki çehresi göz önüne alınınca kelimelerinin yapacağı etkiyi düşünmemesi doğaldı. Ne düşündüğünü az çok kestirebiliyordu, muhtemelen şu an Elian'ın kaç yaşında olduğunu, nasıl dönüştürüldüğünü veya kendisini nasıl ısıracağına odaklanmıştı tüm zihni fakat herhangi bir cesaret belirtisi gösterip bunu sormaya çekinecekti; karşılaştığı diğer tüm ölümlüler gibi. Dikkate şayan herhangi bir özelliği yoktu çocuğun, aksine o kadar sıradandı ki bu hafif sinir bozucu bile sayılabilirdi. Oval suratını çevreleyen saçları, kendisine doğrultulmuş ateş ve zeka dolu bir çift mavi göz, gerginleşmiş yüz hatları ve yine bundan ötürü incelip adeta bir çizgi halini almış olan dudakları vardı. Ancak bedenindeki en can alıcı nokta bunların hiçbiri değildi; benzi atmış, hatta bir kağıdı andıran incelikteki teninin altından rahatlıkla görülen damarları; bu damarlardan akan taze, saf kandı. Onu istiyordu, hem de fazlasıyla. Ancak oğlana herhangi bir zarar veremeyeceğinin de farkındaydı; öldüremeyecek olması ne kadar yazık, ne kadar büyük bir israftı oysa. Elian sırtını verdiği meşe ağacından ayırarak hafif nemli toprağın üzerinde yavaşça oğlana doğru yaklaşarak, ince parmaklarıyla gömleğinin yakasını düzeltmeye başladı. Rowena Ravenclaw'ın soylu oğullarından biriydi, kendisi de öyleydi eskiden. Tekrardan anı seline kapılmamak adına bir şey söylemek için dudaklarını araladı.

    "1438'de 17 yaşımdayken dönüştürüldüm. Zihnini okumuyorum, ancak bunu merak ettiğini ve soracak kadar cesaretin olmadığını biliyorum. Sonuçta diğerlerinden farklı bir yanın yok."

    Dişlerini saklama zahmetine girmeyerek kıkırdadı, kendisine özgü ince bir ironisi vardı. Başta sırf onu daha rahat ettirmek için söyledikleri sonradan alaycı bir ifadeye dönüşmüştü. Umursamıyordu gerçi, oğlanın da kendisinden üstün birinden aldığı hafif hakareti takacağını sanmıyordu. Yaklaşık 600 yıllık bir vampirin ondan daha deneyimli ve güçlü olacağını kabullenmiş olmalıydı zaten, dil uzatmaya yeltenmemesi gerektiğini fark etmeliydi. Eğer tersi olsa bile oğlanı kolayca öldürebilirdi, çıkarları için kendi canından birini tehlikeye attığına göre çok umursamıyor olmalıydı. Sayın Devereaux, oğlunuz hakkında en ufak bir duygunuz var mı? Şahsen ben öyle bir şey sezmiyorum. Gecenin ayazından kat kat soğuk olan parmaklarından biri hala yakasıyla oynarken yanlışlıkla oğlanın tenine dokununca, onun irkildiğini fark edince, ellerini oğlanın boynundan hemen geriye çekti. Hala aç olduğunu, kendi damarlarında dolaşan kanın azlığını tamamiyle unutmamış olsa dahi acemice, dikkatsizce davranmıştı. Bir veya iki adım gerileyerek konuyu tamamiyle değiştirmeye çalıştı.

    "Ne hissediyorsun, 'asil' Devereaux?"



    Spoiler:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bjørn Devereaux
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1278
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: Bedel.   Çarş. Haz. 27, 2012 7:33 pm

    Kırmızı dudaklarından salıverdiği kelime, Vampir’in istifini bozmaya yetmemiş gibiydi. Onu fiziksel bir güç kullanarak yerinden kaldırmayı düşünmüyordu, ancak söylediği sözün ardından oradaki işini bitirmek için ona yaklaşmasını umuyordu. Tabi umduğu gibi sonuçlanmamıştı. Vampir’lerin dengesiz yaratıklar olduklarını bilirdi, şimdi ise kendi yaşayarak bunu kafasında onayladı. Bugün tahmin etmediği birkaç dakika geçirecek gibi duruyordu. Tek istediği, kötü bir şeyler olmasındansa hareketlerinin tahmin edilemez olmasıydı. Vampir, razı geldiği şeyi duymuş olacak ki biraz önce tahmin ettiği hareketini yapıyordu. Yaslanmışken onun bir parçasıymış gibi görünen ağacı arkasında bırakıp, Bjørn’un yanına geldi. İnce parmakları, Bjørn’un gömleğinin yakasını düzeltmekle uğraşıyorlardı. Bir süre mavi gözlerine aldırış etmeden Bjørn’un yakasını düzelten Vampir, en sonunda gözlerini buluşturmaya ikna olmuşçasına kafasını kaldırdı. Sonuçta diğerlerinden farklı bir yanın yok. Vampir’in merakını gideren diğer cümlelerini işitmemiş gibi sayıp, sadece son cümleye odaklanmıştı beyni. Diğerlerinden daha ilgi çekiciydi çünkü. Sivri dişlerini özellikle gözüne sokma çabasıyla gülen çocuğa eşlik etti Bjørn, dudaklarının müthiş güzelliğiyle. Gerçekten onu böyle basit sözlerle incitebileceğini yahut laf sokacağını mı sanmıştı? Devereaux’larla iş yapıyor olabilirdi, ancak Bjørn’u tanımıyordu. Onu diğerlerinden farklı olarak görmeyecek küçüksemişti ve bu kesinlikle yanlıştı. Bjørn bunu genelde söylemeyi değil göstermeyi severdi. Şimdi de öyle yapacaktı. Aslında göstermemesinin bir sebebi de karşısındakinin neredeyse bin yıllık bir Vampir olmasıydı. Laf sokup, üste çıkmayı bilirdi ama kıçının değeri bundan fazlaydı. Onu düşüncelerinden sıyıran vücudunun ani bir şekilde irkilmesiydi. Altında en önemli damarının bulunduğu sıcak derisine değen buzluktan yeni çıkmış gibi olan parmaklar, hemen geri çekilmişti. Boynuna yapışacağı anın gelip çattığını, birkaç saniye içerisinde derisinde iki deliğin oluşup damarlarına battığını hissedecek sandı. Ancak Vampir’in tek yaptığı birkaç adım gerilemek oldu. Biraz önceki dokunuş nedeniyle tedirginlik içerisinde karşısındaki bedenin gözlerine bakıyordu. Hala ani bir deşmenin gelmesini bekliyordu. Tabi Vampir, yine hareketlerini tahmin edemeyen Bjørn’u hazırlıksız yakalamıştı. Gelen soruyla birkaç saniye düşünmüştü. Nasıl hissediyordu gerçekten? Cevabını gerçekten bildiğinden emin olmadığı soruyu yanıtlamak üzere kırmızı dudaklarını araladı. “Sıkılmış ve ısırılmak üzere olan bir büyücü nasılsa, öyle hissediyorum.”

_________________


    Mesela:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bedel.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Okul Arazisi :: Yasak Orman-
Buraya geçin: