AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Annesiz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Derek Esgard

avatar

Mesaj Sayısı : 84
Kan Durumu : *

MesajKonu: Annesiz   Cuma Haz. 15, 2012 10:18 am


Bir masal vardır, yelkovanın akrebi kovaladığı varsayılarak başlar. Akrep süzülürken kendi merkezinde yavaş yavaş, yelkovan onun ilgisini çekmek için saniyeleri yutar, dakikalara katar ve saatlerce harcar. Birkaç günün ardından sadece birkaç kere buluşmuşlardır aynı semada. Tüm onlara bakan ve sürekli aynı soruyu soran gözlerin önünde, sadece birkaç kere yanyana gelirler kabzada. Oysa anlatılan bu kelimeler baştan sona kadar yalnıştır. Akrep zamanı sindire sindire harcarken yelkovan ona kumarcasına yaklaşır. Günün sonunda katettikleri yol farklı olsa da ulaştıkları yol aynıdır. Planlanan işlerin olmadığı ve hayal kırıklarının biriktiği günün sonu. Ay gökyüzündeki nöbetini henüz güneşe devretmemiş, parlak zırh takınmış askerleri gökyüzünün güvenliğinden emin olamamış gibi yerlerinde sabitliydiler. O gece gökyüzünde hiçbir asker ruhunu güneşe teslim etmemişti. Şafak bugün geç söküyordu.

Ayaklarını kayroladan soğuk zemine sallandırdı ve gözündeki uykuyu elinin tersiyle temizledi. Yüzünü yıkama gibi bir alışkanlığı yoktu, kazanacak gibi de gözükmüyordu. Hatta temiz gözükme gibi bir istediği de yoktu. Temizlik ve banyo yapmak nefret ettiği eylemler arasında yer alırdı. Birkaç gün önce sandığının dibinde bulduğu çorabı uzun parmaklarına geçirdi ve ayakkabılarına kavuşturdu. Ayaklarının altından küçük farelerin kaçıştığını hissedebiliyordu. Yılanın olduğu yerde fare olmamalı diye düşündü pervazdaki yarım kalan suyunu kafasına dikerek. Göbeğini şişirip indirerek uyuyan kalabalığın keyfini bozmak için trampet çalan sarhoşları tüm Hogwarts'a doldurmanız gerekirdi. Yılanı kolay kolay uyandıramazdınız. Sarışın çocuğun uyku sorunu beş yıl öncesine uzanıyordu, aslında on beş yıl önce kök salmıştı. Erken uyanmazsanız... Bunu düşünmek için fazla güzel bir gündü. Duvarlara sürterek ilerlettiği bedeni ormanın serin nefesini hissettiğinde resmen uyanmıştı. Yalpak adımları düzene girmiş ve gömleğinin ardındaki göğsü titreyerek nefes almaya başlamıştı. Cebini birkaç şey bulmak için karıştırdı.

Rüzgar saçlarını, saçlarının çok ötesini, ruhunu okşuyordu akrep altıya vurmadan önce. Yelkovanın durumu ise meçhuldü. Elindeki ip rengini yaslandığı ağaçtan çalmış olmasına rağmen bu sertliğini Derek'in ellerinden almış olmalıydı. Kafasında esen düşünceler ellerine yansımış, vücudunda biriktirdiği sıvı ipe karışmıştı. İp, denemezdi. Daha çok halatın küçük bir parçası gibi duruyordu. Renkli gözleri düğümlerin üzerinde gelip gidiyor ara sıra gölde birbirine sataşmanın ardından zaman bulan mürekkep balıklarının süzülüşünü izliyordu. Şafağı birkaç saat geciktirmiş olan çocuk ayaklarını kıvırdığı toprak zeminin nemini bedeninde hissediyordu. Hava olabildiğince soğuk, kıyafetleri olabildiğince inceydi. Geçirdiği herhangi bir ceket ile okul pantolonu üç gündür üzerinden, uyku vakti de dahil, çıkmamıştı. Umursadığını düşünen insanlar bu boş düşüncenin içinde bulabilirlerdi kendilerini. Sorun şuydu ki Derek hiçbir şeyi umursamazdı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calvin Mychaela

avatar

Mesaj Sayısı : 66
Kan Durumu : *

MesajKonu: Geri: Annesiz   Cuma Haz. 15, 2012 11:11 am




“MUGGLE'LARA TAPIYORUM ONLARIN İÇKİLERİ İLE SEVİŞEBİLİRİM.”
Zihninin kolonlarında duyduğu bu cümle yaklaşık üç-dört saat evvel Hogwarts duvarlarında yankılanmıştı. Hufflepuff'ta okuduğunu tahmin ettiği bulanık arkadaşı River ağzına kadar dolu olan yavruları kütüphanedeki masaya koyduktan sonrasını hatırlamıyordu. Belki bir ara bir profesöre bir yerlerini sallamış olabilirdi. Belki de... Hayır kesinlikle hoşlandığı kıza bir şeyler gecelemiş olamazdı. Simasını hatırlıyordu, ardından uzun saçlarının arkasında dalgalanışı. Kesinlikle bir şeyler söylemişti. İnledi, uyanık olduğundan emin değildi. Başı feci şekilde ağrıyordu Biraz daha kestirse belki de yatağında yeniden uyanabilirdi. Yatağında. Şuan neredeydi? Güneşin yeni doğanları gözlerini yakıyordu. Vakit şafaktı oysa. Kaşlarını çatmış ve yüzünü ekşitmiş bir şekilde göz kapaklarını aralamasının ardından şiddetli bir öğürme isteğiyle başbaşa kaldı. Bir insan bu kadar şeyi nasıl hissedebilir, diyemedi. Ağzını açacağı vakit kusacağını ve ağacın tepesinden yuvarlanacağının farkındaydı. Elleriyle eksik bir yerini kontrol ediyormuşçasına vücudunu kontrol etti. Duyumsadıkları onun yüzünün iyice ekşimesine ve kafasının geriye düşmesine neden olmuştu. Dengesini bozmaktan korktuğu için üzerinde bulunduğu dala sarıldı, dışarıdan pek hoş gözüktüğü söylenemezdi. Şafak henüz sökmüş olduğundan kimsenin onu göreceğini sanmıyordu. Biraz kestirse, azıcık daha uyusa bu uygunsuz durumunu atlatacağını düşünüyordu. Evet, üzerindeki gömlek sayılmazsa tamamen çıplak, ağacın yüksek bir dalına sarılmış bir biçimde yukarıdakinden yardım istemekten başka bir çaresi yoktu.

Yarım saat uyumuş olabilirdi. Belki.

Göl, halkını uyandıracak gürültüyü kulaklara sunmanın öncesı daldan yuvarlanmış, nemli toprağı yalamak zorunda kalmıştı. Elleriyle bacaklarının arasını tutarken sırtüstü yuvarlanıyor, orman yaratıklarının bile çıkarmaya cürret edemeyeceği şekilde sesler çıkarıyordu. Canı, feci halde acımıştı ve onu sadece herhangi bir at tarafından tekmelenmiş herhangi biri anlayabilirdi. Az önce üzerine giydiği miskinlik omuzlarından düşmüş, ciddi anlamda çıplak kalmıştı. Üzerine esen rüzgar ona düşman gibi davranırken doğa ana denilen toprak onu isler içinde bırakmaya niyetli gibi gözüküyordu.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Derek Esgard

avatar

Mesaj Sayısı : 84
Kan Durumu : *

MesajKonu: Geri: Annesiz   Cuma Haz. 15, 2012 11:57 am





Göl rüzgarla birlikte dans ettikçe yabani kuşlar yuvalarında uyanıyor ve onlara melodi sağlıyorlardı. Yavrularını yuvalardan dışarıya iteklemeye çalıştıklarını tahmin edebiliyordu. Yuvaya ağzında solucanla, yumurtalardan çıkan o tüysüz yaratıkları beslemek için gelen dişi bunu birkaç haftanın ardından acımasızca yapabilirdi. Derek bir şeyi unutuyordu ki doğa tahteravalli gibi birinden alıp birine veriyordu ve kimsenin ayakları yere değmiyordu. Ondan alınanların ardı sırası kesilmiyordu. Önce anne sütü, ardından anne. Annesinin kokusu. Öyle tahmin ediyordu. İçine çökük göz kapaklarını sıkı sıkı kapattığında anne kelimesine karşılık hiçbir çehre belirmiyordu zihninde. Belki annesi meyhanelerde insanları eğlendiren bir muggledı. Belki her perşembe tüm büyücülerin uğruda dua ettiği o ismi bilinmedik cadılardan biriydi. Hayır, annesi asla bir düelloda ölmüş olamazdı. Onurlu bir şekilde ölseydi yetimhanedeki çatlak Burn ona tiksintiyle bakmazdı. Annesinin neye benzediğine dair ne kadar kafa yorarsa o kadar ondan uzaklaşıyor ve aile kelimesine tiksintiyle bakıyordu. Aile, sadece saçma sapan kırılabilir bir yemin sonucu oluşan topluluktu. Aile duygusunu hiçbir zaman tatmamıştı yetim çocuk. Annesinin hayat kadını olduğunu düşündüğünde hayat onun için daha kolay oluyordu, çünkü ruhunu para için satan birinin oğlu olmak istemezdi.

Bir annesiz olmak, öte yandan, hiç kolay değildi.

Öğürme ve ardından birkaç inilti işitmişti kulakları. Ağzından çıkan kelimeler dört bir yana kaçışmış ve elindeki halat adeta cansız olduğunu kanıtlamak için kendini yere atmıştı. Parmak uçlarından başlayıp yanaklarına kadar ilerleyen kırmızılık az önceki kelimelerini yakalamak istercesine cesur bir savaşçı gibi ortaya çıktı. Gözleri sesin sahibini aramak için çevresine bakınırken vücudu olduğu yerde kitlenmişti. Her kimse söylediklerini duymuştu, hepsini. Annesinin kendini sattığından yetimhanede tecavüze uğradığına kadar hepsini duymuştu. Ne yapacağını kestiremiyordu. Şimdi ayağa kalkıp adımlarıyla toprağı dövse kişi onu tanımayacaktı. Bu korkaklık olurdu. Vücudunun altında kıvırdığı ayaklarıyla yere tekme attı ve boğazını temizledi. Omurgalarının aynı hizaya gelmesine yardımcı olmak amacıyla omuzlarını dikleştirdi. Diğeri, belli bir süre tepki vermedi. Kafasını kaldırıp bakmaya çekindiğinden o seslerin hayal gücünün bir ürünü olup olmadığını kestiremiyordu. Güm. Kulaklarına çalınan sesle beraber kendini ayaklarının üzerinde bulan Derek asasını sesin geldiği yere çevirdi. Göğsü şişiyor, nefes sesi düşen çocuğun iniltileri arasında kayboluyordu. Yüzünü seçemediği çocuk toprağın üzerinde debeleniyor ve çıplak bacaklarıyla resmen havayı tekmeliyordu. Gülüp gülmemek arasında kalan sarışın çocuk, diğeri sakinleştikten sonra asasını gömleğinin cebine belli belirsiz yerleştirdi ve yüzündeki sırıtışa hakim olamadı.“Uçamayan kuşlara ne yaptıklarını biliyorsun değil mi Gryffindor, yerler.” Çocuğun tepesinden bakarken bir yandan da onu inceliyordu. Gryffindor arması ve beyaz gömleğiydi vücudunu örtenler. Dişlerini birbirine kenetlemiş ve kaşlarını çatmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calvin Mychaela

avatar

Mesaj Sayısı : 66
Kan Durumu : *

MesajKonu: Geri: Annesiz   C.tesi Haz. 16, 2012 8:29 am




Bacaklarının arasından başlayıp parmak uçlarına kadar yayılan acıyı bir kenara daha sonra ilgilenilmek üzere bıraktı ve kendine alıcı gözlerle bakan çocuğun suratına bir tekme atmamak için kendini tuttu. Yerden destek alan Calvin ayaklarının üzerinde durduğuna şaşırıyordu, bu süreç ciddi anlamda uzun sürmüştü. Dünyanın bugün hızını arttırmış olması mümkün değildi değil mi? Kuşların sesleri de bugün oldukça yüksekti. Her biri beynine çakılan çiviler kadar etkiliydi. Vücut uzuvlarının yer çekimi etkisinde kalması pek hoşuna gitmemişti karşısında paçavralara bezenmiş çocuk kadar. Yarı uyur, yarı uyanık halde ağacın tepesinde çocuğun birkaç şey gevelediği duymuştu, piç çocuk bu olmalıydı. “Gel de...” Doğru düzgün ilikleyemediği düğmeleri tek tek açarak gömleğini çıkarıp, beline sarmaya başlamıştı. Beceriksiz elleri bu iş için gayet yetenekli gözüküyorlardı. Şimdi dışarıdan daha hoş bir görüntü sağlanığını tahmin ediyordu, cılız ve olabildiğince kirli gözüken bacakları ve göbeği sansürlendiği taktirde. “...ye!” Alkolün verdiği etkiyle hafifmeşrep tavırları zeytinyağı gibi su yüzüne çıkmaktan çekinmemişti. Aynı zamanda bacaklarını iki tarafa açmış ellerini kucaklarcasına aralamıştı.

Asıl hiyerarşi budur! diye geçirmişti içinden. Artık yılanların başlarını ezecek, duvarlarına bu günü hatırlamak amacıyla asacaktı. Büyük babanız üzerinde sadece tek bir gömlekte o yılanın başını ezdi, bir asası bile yoktu, diyecekti onu heyecanla dinleyecek çocuklarına. Olabildiğince nefret ederdi diğer binalardan. Ona göre Hogwarts't katlanılabilecek bir bina vardıysa da o kırmızı bayrak olmalıydı. Diğerlerinin olağanüstü zekaları, sivri dilleri ve çocukça neşelerine kimsenin ihtiyacı olacağını düşünmüyordu. Birinin ihtiyacı olan tek şey cesaret ve gurur olmalıydı. Birinin olmadığı yerde o kişinin önemi yoktu. Birkaç derste karşılaştığı çocuğun yüzüne baktı, duygularını kestirdiğini söyleyemezdi. Muhtelemen diğerleri gibi duygularını saklamak için bin ton ağırlığında yükün altında kalıyordu. Calvin kusmadan önce ağlamaya ve salyalarını dört bir yana akıtmaya başlayacak, kırmızı çocuk nefretiyle birlikte midesindekileri onun omuzlarından aşağıya boşaltacaktı.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Annesiz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Okul Arazisi :: Kara Göl-
Buraya geçin: