AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Eşruhların Dansı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lotte Noa Krüger
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 666
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Chancellor.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Eşruhların Dansı   Salı Ocak 31, 2012 10:41 pm

*
*YER: İngilte, Bournemouth | İngiltere'nin güney sahilinde kozmopolit ve şirin bir tatil beldesi olan Bournemouth, Londra şehir merkezine 2 saat uzaklıkta.
*ZAMAN: Temmuz, 2008
*KİŞİLER: Nikola Vladislav, Karina García Dolores

_________________

    gustav ionel&aleksa stanlavis&andrei ionel&antonije stanlavis&eireen egan

    change your mind:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lotte Noa Krüger
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 666
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Chancellor.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: Eşruhların Dansı   Çarş. Şub. 01, 2012 1:44 am


    “Artık, tüm aile üyeleri yalnız dolaşabilecek mi?”
    “Ne güzel ailecek bir şey yapıyoruz Nikola, neden günü zehir etmeye çalışıyorsun?”
    “Çünkü öbür türlü benim günüm zehir oluyor. Kısa günün kârı…”

    Vladislav ailesinde ritüel haline gelen bu kavgalar her yaz yapılmazsa aile fertleri kendilerini pek de hoş hissetmiyorlardı. Önceleri küçük olduğu için, sonraları ise sadece annesinin güç gösterisinden kaynaklanan maaile dolaşmaya çıkma fikri genç adamın her seferinde canını sıkmaya başlıyordu. On dört yaşında da olsa kendi gücünün farkındaydı ve bu her şeye yetiyordu. İşte sırf bu yüzden annesinin emredici bakışlarına rağmen kapıyı çarpıp odadan çıkabilmişti. Hayatının hangi anından itibaren onlara zıt yaşamaya başladığını pek hatırlamıyordu genç büyücü. Sanki bu sürekli olan bir şeydi. Ama değildi işte. Annesinin sözünden çıkmadığı o zamanları çok iyi hatırlıyordu. Ne olmuştu da ona böyle davranmaya başlamıştı? Ergenlik sancıları mıydı onu böyle saldırgan yapan? Hayır, pek sanmıyordu. Zira sadece ailesine karşı böyleydi. Özellikle de annesine. Çünkü onun her şeyi elde edebileceğini düşünen o kafa yapısından yorulmuştu. Parlak gün ışığına adım attığı ilk anda ellerini gözlerine siper edip nereye gideceğini düşünmeye başladı. Şehir merkezine adımını bile atmayacağını İngiltere’ye gelmeden önce söylemeye başlamıştı. Zira annesi sağ olsun hayatını İngiltere merkezinde ömrünü geçirebilecek bir kadındı. Bir adım daha atmak isterken bacaklarının kontrolü ele alıp beynin hükümlerini yerine getirmediğini fark ettiğinde ana kuzusu olup olmadığını düşünmeye başlamıştı. Neden böyle bir düşünceye kapılmıştı? Yeri geldiğinde annesine karşı çıkan ilk kişi oluyordu. Düşüncenin saçmalığı ile birlikte yürümeye devam etti. Şu anda bulunduğu mekândan olabildiğince uzak herhangi bir köşeye gitmeye razıydı.

    Şu hayatta kadınlardan kaçmak konusunda çok mu acemiydi acaba? Annesinden kaçsa Mina’dan kaçamıyordu. Kadınlar bozulmuş plak gibi aynı şeyleri tekrarlıyorlardı. Erkekler kadınları zerre anlamıyor. Peki kadınlar erkekleri anlamak için ne kadar çaba harcıyorlardı ki. Her insan gibi erkekler de biraz nefes almak istiyordu. Onlar da vakitlerini kendi arzularınca harcamak istiyorlardı. Kız arkadaşı sahibi olmanın erkek arkadaş grubu içerisinde belli bir durumu vardı. Sen kızların baktığı o havalı erkek konumuna yükselebilirdin ya da yükselmene ramak kalabilirdi. Tabii bu sahip olduğun kız arkadaşa göre de değişebilirdi. Ebette Mina, Nikola’nın gözünde güzeldi. Alımlı ve seksi denilebilecek bir vücuda sahipti. Çilek kırmızı saçları ve bembeyaz teniyle girdiği her ortamda ben buradayım diyordu. Evet, böyle bir kız arkadaşa sahip olmanın grup arasında popülariteyi artırdığı doğruydu. Ama çok sık duyduğu bir söz vardı ki genç adamın durumunu mükemmel özetliyordu. Dışı seni, içi beni yakar. Mina’nın dışına vuran masumiyet maalesef içine de vurmamıştı. İlk bakışta bu kızla ilgili duran tüm o mükemmeliyetçi düşünceler onu tanımaya başlayınca yok oluyordu. Nikola’nın bir heves giriştiği bu iş onun başını ağrıtmaya başlıyordu artık. zira genç kız kendini Nikola’nın karısı sanıyor olabilmesi oldukça yüksekti. Genç adama her gün ne yaptığını, nereye gittiğini, kimlerle görüştüğünü soruyordu ki Nikola kendini ona hesap verme mecburiyetinde zerre kadar bile hissetmediği için konuşma kavga ile sonuçlanabiliyordu. Evet, bazen genç kızın mantıklı davranacağı tutuyor ve kendisinin sadece kız arkadaş olduğu gerçeğini kabul ediyordu ama bu o kadar nadir oluyordu ki. Yine de genç adam bu kızı sevmediğini söyleyemezdi. Düşüncelerinin annesinden yola çıkarak sevgilisine varmasını dehşetle fark etse de bunun her zaman olduğu gerçeğini yadsıyamıyordu. Nereye gittiğini bilmeden yürüdüğünü ise sonradan fark etmişti.

    Bulduğu her köşeyi dönüp, kendini kaybolmuşluğa adadığında artık ailesinin konakladığı otelden iyice uzaklaştığına ikna olmuştu. Odanın kapısını çarpıp çıktığından beri ilk defa etrafına bakınarak yürüyordu. Nereye gideceğini bilmiyordu çünkü nerede olduğunu bilmiyordu. Kaybolmanın kelime anlamını tamı tamına yaşıyordu işte. Ellerini cebine atıp aylak aylak yürümeye başladı sokaklarda. Kalabalık bir iki grubun aşağı tarafa doğru, sahile yol aldığını görünce içinde sahile gitme konusunda bir dürtü oluştu. Sağ ayağını sağa doğru çevirmişti ki birden vazgeçti. Kalabalık bir yere gitmek istemiyordu zaten sabrederse anneciği onu iki gün sonra götürürdü sahile. Hem ne kıyafetleri uygundu ne de yanına şapka almıştı. Güneşin tepesinde kavrulmak için sahil en doğru yerdi. Bu yüzden kalabalığın tersi istikametinde hızla yol almaya başladı. Birilerine soru sormayı aklına getirdiyse de nereye gideceğini bilmeyen bir adama kimse yardımcı olamazdı. Kendini kaldırıma atıp yüksek binaların yarattıkları devasa gölgelere sığınarak yürümeye devam etti. Yön algısı karıncalarınki gibiydi işte. Aşırı güneşte yarım saat içinde kayboluyordu. Kendini ağaçların sıklaştığı yere attığında gölgeyle beraber suratına vuran rüzgâr ile kendine geldiğini hissetti genç adam. Başını gökyüzüne çevirip gülümsemeye başladığında gözlerini de yummuştu kaybolan güneşe. Hangi aklı başında insan şu yaz gününde güneşin altında, sıcak kumların üzerine oturmak isterdi ki? İçinde sıcak ve güneş kelimesinin geçtiği bu düşünceler genç damın aslında ne kadar susadığını anlamasına yetmişti. Hızla kafasını çevirip kendine su alabileceği bir yer ararken bir yandan da yüzlerce oturma yerinden birini; oturup, biraz vakit geçirmek için tarıyordu.

    Elindeki su şişesini evirip çevirerek ilerlerken gözü özellikle yaşlı insanların ve çocukların olmadığı yerlere kayıyordu. Yaşlılardan zaten hoşlanmayan ve çocukların saçma gürültülerini çekemeyen yapısı yüzünden tenha yerler tam ona göreydi. Birkaç bank ötede tam onun istediği gibi bir yer vardı. Hızlı adımlara oraya yaklaşıp, hiç de dik durmayacak bir görüntü ile oturdu. Tişörtünün sıcaktan bedenine yapıştığını fark ettiğinde eliyle onu biraz çekiştirmeye başlamıştı. Ne halt etmeye tişörtünün üzerine gömlek giydiğini kendi kendine sorgulamaya başladığı anda eli tişörtünden gömleğine kaydı ve hızlı hareketlerle onu üzerinden çıkardı. Nefsini sınıyormuşçasına elindeki su şişesinin hiç açmadan durduğuna şaşırarak kaba hareketlerle açtı şişenin kapağını. Şişenin ağzını dudaklarına götürdüğü anda şişedeki suyun yarısı boğazına boşalmıştı. Kana kana içtiği suyun kapağını kapatıp yanındaki yere koyduğunda gözü sol tarafındaki bankta oturmakta olan kişiye ilişti. İlk bakışta dikkat çekmeyen bir tip olduğu gerçeğini yok sayamazdı ama bir baktıktan sonra kafanı çevirip başka yere bakamayacağını da anlaması gerekiyordu insanın. Sarı saçlarını güneşi kıskandırmak için omuzlarına salıvermiş, narin omuzlarını hafifçe bükerek elindeki bir şeye bakıyordu. Nikola’nın genç kızı gördüğü anda suratın bir gülümseme oluşmaya başladı. Kıza olan ilgisi ani ve maalesef geçici değildi. Genç adamın gözleri kızın saçından başlayıp tüm vücudunun üzerinde gezinmeye başladı. Genç kızın çok da uzun olduğu söylenemezdi. Aynı şekilde bacaklarının da uzun olduğu söylenemezdi ama giydiği etek sağ olsun bacaklarını gayet biçimli göstermeye yetmişti. Nikola genç kızın bacakları üzerinde gereğinden fazla durduğunu fark edip bakışlarını tekrar yüzüne çevirdi. Genç kızın beyaz tenine güneş vurdukça ışıldıyor gibiydi. Bakışları genç kızın üzerine mıhlandıkça da sırıtışı genişliyordu.

_________________

    gustav ionel&aleksa stanlavis&andrei ionel&antonije stanlavis&eireen egan

    change your mind:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Eşruhların Dansı   Çarş. Şub. 01, 2012 2:46 am

    Karina güneşin altında yanmakta olduğunu hissederken saçlarını neden açık bırakmış olduğunu merak ediyordu. Londra’ya iki saat uzaklıkta bir yerin bu kadar güneş göreceğine ve sıcak olacağına inanmadığı içindi muhtemelen. Üstelik yanına toka da almamış olduğu için durmadan ensesini serinletmek için saçlarını bir sağ omzuna, bir de sol omzuna atıyordu. Yolda gelirken okumakta olduğu dergiye en azından üç kere baştan sona bakmıştı ama dikkatle inceleyip, okunmaya değecek hiçbir şeye rastlamamıştı. Zaten yarısı reklamlardan oluşuyordu ve reklamların çoğu da yarı çıplak kadın ve erkekleri kapsadığı için ilgisini çekmiyordu. Başını kaldırıp yirmi metre ötesine baksa istemediği kadar çıplak ten görebilirdi zaten. İnsanlar deli gibi sahilin bir köşesinden diğer köşesine koşturuyor ve etrafa su sıçratıp güneşlenen insanları ıslatmak için kendilerini yoruyorlardı. Belki Karina bu kadar üşengeç olmasaydı onlar gibi eğlenebilirdi. Ama doğduğundan beri hareket etmeyi seven biri olmamıştı. Yaptığı tek spor yürümek ve paten kaymaktı ki ikinciyi spordan bile saymıyordu. Çünkü alışverişe ya da evine yakın bir yerlere giderken kullana kullana patenler alışkanlık yapmıştı kendisinde. Şimdi hatırlıyordu da eski günleri, düşmekten aşırı derecede korkardı ama böyle öğreneceğini zamanla kavramıştı. İç geçirirken boğucu hava yüzünden boğulacağını sandı bir an. Nefesi tıkanmış ve gözleri kararmıştı. Sanki akciğerlerine bir şey yapışmış gibi hissediyordu ki yapışmakta olan şeyin ne olduğunu biliyordu. Nem…

    Gözleriyle kolundaki saati kontrol etti ama eve gitmesi için daha çok erkendi. Hem güzel ve hemen tepesinde bir ağaç olduğundan gölge bir bank bulmuştu, böylesine bir daha özenle arasa bile rast gelemezdi. Dergiye bakmak için eğmiş olduğu beline hafif bir ağrı girince duruşunu dikleştirdi ve sırtını bankın tahta arkalığına yasladı. Son anda fikir değiştirip şort etek giymiş olduğu için memnundu. Zira hava nemli de olsa hafif bir esinti vardı ve bu, etek giymiş olsa eteğinin tamamının açılması için yeterliydi. Üstelik etrafında aç kurtlar gibi gezinen bir sürü oğlan olduğu için böyle daha rahat hissediyordu. Onları takmaması gerektiğini uzun zaman önce öğrenmişti. Zira onlara dikkat edip, attıkları laflara karşılık verince onları sadece gaza getirmiş oluyordun. Bir süre tepkisiz kalırsan gidiyorlardı, tıpkı avından sıkılan hayvanlar gibi. Bu davranışları Karina’yı eğlendiriyordu aslında. Her ne kadar onlara cevap vermiyor olsa da, birinin kendisine iltifat etmesi her zaman gurur okşayıcıdır. Bunu yapmaları sadece genç cadının idini baskın kılıyordu. Tam bunları zihninde tartarken hemen karşısında sörf tahtasını tutan oğlanı gördü. Görmemesi için ya elli derece hipermetrop ya da kör olması gerekiyordu çünkü Karina’ya aşırı denebilecek kadar yakın duruyordu. Başını hafifçe kaldırıp ne olduğunu anlamaya çalışan genç kız, adamın üzerinden damlamakta olan bir damla suyun bacağına denk gelmesi ile irkildi. Bu durumun oğlanı eğlendirdiği açıktı, çünkü kahkaha atacakmış gibi bir yüz ifade içerisindeydi. Karina, onun bir şeyler söylemek üzere olduğunu derin bir nefes almasından anladı. Herhalde astımı vardı ya da nemden aşırı etkileniyordu. “Bayan...” Karina dikkatini ona doğru yöneltirken her zamanki gibi bir iltifat beklemeye başlamıştı. Ama bu durumda adamın gözlerinin içine bakmıyordu, sanki buna dilenirmiş gibi. Başından savması kolay olsun diye başını sol tarafa çevirmişti. Ne söyleyeceksen söyle ve git, dememek için büyük bir mücadele veriyordu. “Havlumun üstünde oturuyorsunuz.” Karina bir an ne olduğunu anlamadı, sanki beyni durmuş gibiydi. Nöronlar arasında bir yerde bağ kopmuş gibi aval aval oğlana bakmaya devam etti. “Havlun tam sol omzunun üstünde duruyor.” Bir havluya oturmadığını biliyordu Karina, insanların eşyalarına dokunmaktan rahatsız olurdu. Özellikle de tanımadığı insanlarınkine. Ve gidip bir kör gibi havlu üzerine oturacak değildi, hem altında da hiçbir yükseklik hissetmiyordu. Başını döndürüp bakmak istemiyordu çünkü o zaman ne yaptığından emin değilmiş gibi bir imaj çizecekti ve bu oğlanı daha çok eğlendirecekti. “Tamam tamam, beni yakaladın.” Geri çekilme manasında ellerini havaya kaldırdığında olanlara inanamadı genç cadı. Oğlan tutmakta olduğu sörf tahtasını tamamen unutmuştu herhalde –ki o ağırlığı unuttuğunu anlamak güçtü- elini kaldırdığı anda tahtanın ucunu kafasına vurmuştu. Acıdan yüksek bir sesle bağıran oğlana karşılık kısık sesle kıkırdamaya başlayan Karina oğlanın nasıl hızlı adımlarla kendisinden uzaklaştığını asla unutamayacaktı.

    Elindeki dergiyi kendisine yelpaze gibi kullanırken ne kadar sürenin geçtiğinden emin değildi Karina. En azından yarım saat ya da kırk beş dakika olmalıydı. Ama güneşin yer değiştirişinden bile bayağı bir zaman olduğu anlaşılıyordu. Eve gitmek istememesinin belli bir nedeni yoktu aslında, sadece her gün aynı monotonluğu yaşamaktan bunalmıştı. Olağandışı hiçbir şey gerçekleşmiyordu, her hafta aynı yemekler pişiyor ve bu genç cadının sinirlerini bozuyordu. Tarifler bulup bunları denemek istediğinde de evde mutlaka birisi kendisine karşı çıkıyordu. Karina kendisinden korkulup korkulmadığını merak ediyordu, evi yakacağını ya da havaya uçuracağını mı düşünüyorlardı yoksa? Sırtını yaslandığı yerden çekti ve eğilerek dirseklerini, bacaklarının üstüne koydu. Okulun açılmasını istiyordu, evet bunu ciddi ciddi düşünüyordu. En azından orada her gün yapmadığı bir şeyleri yapma fırsatı buluyordu çünkü. Derin bir nefes alırken bir şeyden rahatsız olduğunu fark etti. Birinin kendisini gözetlediğine dair altıncı hissi harekete geçmişti sanki, oturuşunu düzeltti bu yüzden. Yine aynı tür sapıklardan biri olduğunu düşünürken, ne yönde olduğunu anlamak için başını yukarıya kaldırdı. Beklediği gibi hemen sağ tarafındaki bankta oturan oğlanı gördü. Sarı saçları dağılmıştı ve terlemiş olduğu her halinden belli oluyordu. Tişörtünün boyun ve koltukaltı kısımlarında koyu lekeler oluşmuştu ki Karina bunu oldukça itici buldu, kim bilir nasıl pis kokuyordu. Üstelik oğlan, kızın bakışlarını fark ettiğini bile bile, gözlerini kaçırmıyordu. Direkt olarak ruhuna baktığını hissederken bakışlarını ilk kaçıran genç cadı oldu. Birkaç saniyeye kalmadan yine ona baktığında ise bir kez daha göz göze geldiler. Oğlanın yüzündeki sırıtış öyle genişti ki Karina onun neye güldüğünü ister istemez merak etti. Yine de bunun kendisini ilgilendirmediğini düşünerek başını önüne çevirdi ve bir kez daha sahildeki insanlara baktı. Dakikalar içerisinde yanına birinin oturduğunu hissetti, hızla oturduğu için kızın saçlarının yüzüne esmesini sağlamıştı. Kim olduğunu tahmin etmesi güç değildi. Muhtemelen garip çocuk sırıtışını daha yakına taşımak istemişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lotte Noa Krüger
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 666
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Chancellor.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: Eşruhların Dansı   Cuma Şub. 10, 2012 11:35 pm

    Genç adam bir an için kalkıp kızın yanına gitmeyi düşündü ama aniden bu düşünceden vazgeçti. Aklına bundan altı yedi ay önce yaşadıkları geldi. Mina’yı tavlamaya çalışırken ne kadar rahat olduğu… Sonrası elbette tam bir kabustu. Sonuç olarak işler tahmin edemediği boyutlara ulaşmıştı. Şimdi de işlerin o şekilde sonuçlanmasını istemiyordu. Başındaki belanın birken iki olması korkulu rüyasıydı. Tabii bu konuda annesini olayın dışında tutuyordu. Onu da katarsa kendini en yakın kayalıklardan atmak zorunda kalabilirdi. Babasının bu kadına nasıl dayandığını hiç anlayamamıştı, bundan sonra anlayacağını da sanmıyordu. Bunun bir tür mantık kuralları çerçevesinde işlemediğine emindi. Annesi ve babası şu birbirleri için yaratılan çiftlerden değillerdi. Annesi gün boyunca dır dır eden, her konuda bir şikâyeti olan bir kadındı. Babası ise bu şikâyetleri görmezden gelen ya da duysa da duymasa da hak veren bir adamdı. Doğal olarak Nikola’da bu konuda babasına benzeme eğilimi gösteriyordu. O da çoğu şeye evet deyip geçiyordu. Ama kadınlar zor yaratıklardı, bir sözcüğe bakmıyordu işler. İşte bu yüzden Vladislav evinde korku ile yaşayan iki erkek vardı ya. Ailesini düşünürken aklına yıllarca takılmış olan sorular tekrar geliyordu. Kız arkadaşı her seferinde annesi ve babasının birbirlerini nasıl sevdiklerini anlattığını anımsadı. Genç adamın ailesi birbirini severek evlenmemişlerdi. İki çiftin aileleri uygun bulmuş ve onları birbirlerine yakıştırmışlardı. Elbette bu görevi kim üstlendiyse akli dengesinin sağlamlığı üzerine bir rapor alması gerekebilirdi. Zira genç adamın ailesi mantık evliliği de yapmamıştı. Tüm bunları düşünmek canını sıkmıştı. Aslında sadece tek bir şeyi düşünmek canını sıkmıştı. Annesini…

    Düşüncelerini oturduğu yerden epey uzakta olan kişilere vermek yerine sadece yan bankta oturan kıza verdi tekrardan. Nerden annesi ile babasına gitmişti o da bilmiyordu. En son kıza yanaşması dahilinde olası tehlikelerin üzerinden geçiyordu. Daha çok tek bir tehlikenin ama o da en büyük tehlikesiydi bu işin. Elini verip, kolunu kaptırması… Yine de tecrübelerine dayanarak bu işten kolayca da sıyrılabilirdi. Ellerini dizlerine vurarak hızla doğruldu yerinden. Yavaş adımlarla kıza yaklaşmaya başladı. Ayağının altında yere düşen birkaç yeşil yaprağın ezilmesine dair tüm o sesleri işitirken çevresi yavaş çekimde hareket etmeye başlamış ve tüm algılarını tek bir noktaya yoğunlaştırmıştı. Kızın en ufak bir hareketinin havadaki moleküllere çarpış sesine kadar duyabildiğini düşünüyordu genç adam. İki adımlık mesafeyi bu kadar uzun sürede kat etmesi ona şaşkınlık veriyordu. Ya sadece beyni hızlıydı ve saniyede birkaç düşünceye ev sahipliği yapabiliyordu ya da kendini fazlasıyla çizgi roman edasına kaptırıp sadece o ağır çekimde hareket ediyordu. Ne olursa olsun kız ondan yana bakmamıştı ve olası tüm rezillikler geçici bir süre ertelenmişti. Kız tavlama olaylarının en zor yanı da buydu zaten. Kızın yanına gitmeden önce onun dikkatini çekeceksiniz ama rezil olmayacaksın. O aradaki ince çizgi kimleri darağacına götürmüştür kim bilir. Suratına yılışık olmayan ama onu soğuk da göstermeyecek bir gülümseme kondurduktan sonra hızla oturdu genç kızın yanına. Oturuşuyla birlikte genç kızın saçlarının suratını gittiğini gördüğünde içindeki genç kızın suratını görme arzusuyla boğuştu. O anda yapmaması gereken işler listesinde birinci sırada yer alıyordu o iş. Kızın olaya müdahale etmesini engellemek için hemen söz girdi. kendi kendine konuşuyormuş gibi yaparak sözcükleri azat etti ağzından. “Evet, kesinlikle buranın manzarası daha güzel.”

    Cümlelerin doğuşuyla birlikte tekrar sessizliğe gömüldü genç adam. Genç kıza izin verir, ‘söyleyeceğin bir şey varsa hemen söylemelisin’ der gibiydi. Ama yan tarafta sadece bakışları hissediyordu. Kızın ona baktığına emindi, konuşmadığına göre tekrar söze girmekte bir sakınca duymadı. Bu sefer konuşmadan önce başını yavaşça kıza çevirdi. Bakışlarını kurnazca onun gözlerinin içine diktikten sonra itinayla konuşmaya başladı. Kelimelerin ağzından yavaşça çıkması için uğraşıyordu. Birden konuşmak yerine genç kızı kendisini dinlemeye uzun süre mahkum etmek istiyordu. Tabii cümleleri ne kadar uzun sürebilirdi orası ayrı bir konuydu. “Seni bir yerden tanıyor muyum? Zira suratın çok tanıdık.” Ve bacakların. Dudaklarındaki masum gülümsemenin tüm suratına yayıldığını hissettiği anda birden ciddi bir havaya büründü. Konuşmaya devam etti fakat bu sefer oldukça sıradan bir şey söyler gibiydi. “Ama hayır. Seni tanıdığımı sanmıyorum. Görsel hafızam oldukça iyidir. Seni görmüş olsaydım nerede gördüğüme kadar hatırlardım.” Genç adamın olağanüstü yetenekleri olmadığını düşünülürse bu fazla görülmemeliydi. Ciddi görünürken, sıradan bir şey söylüyor olabiliyordu. İşte Tanrı’nın ona en büyük hediyesi buydu. Bir hiç… Ve sırf bu yüzden Tanrı’yı sevmesine ve hatta şükran duymasına hiçbir neden yoktu. Ona baş belası bir anne, bir sevgili ve hiçbir halta yaramayan bir yetenek vermesini göz ardı edecek olursak. Genç büyücü yine ağır hareketlerle önüne döndü ve manzarayı izlemeye başladı. Kendine ve testosteron hormonun verdiği özelliğe karşı koyamayarak yan gözlerle kızın bacaklarını süzmeye devam ediyordu.

_________________

    gustav ionel&aleksa stanlavis&andrei ionel&antonije stanlavis&eireen egan

    change your mind:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Eşruhların Dansı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Eşruhların Dansı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Diğer Şehirler-
Buraya geçin: