AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Eyleme Sonunu Zindan-ı Mezar

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Roger Scholten
Gelecek Postası Muhabiri
Gelecek Postası Muhabiri
avatar

Mesaj Sayısı : 204
Kan Durumu : Saf
Rp Partneri : Warning, Private Property, KEEP OUT

MesajKonu: Eyleme Sonunu Zindan-ı Mezar   Paz Haz. 10, 2012 4:41 pm

Katılan Karakterler: Roger Scholten, Mikaela Scholten, Eduardo Valenti
Konu: Mevsimlerden son bahar, acaba Roger için yeniden bahara dönecek mi?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Roger Scholten
Gelecek Postası Muhabiri
Gelecek Postası Muhabiri
avatar

Mesaj Sayısı : 204
Kan Durumu : Saf
Rp Partneri : Warning, Private Property, KEEP OUT

MesajKonu: Geri: Eyleme Sonunu Zindan-ı Mezar   Ptsi Haz. 11, 2012 3:07 pm

    Hayat, kaşıkladığını yemek zorunda olduğun üstü bir parça ekşimiş karpuz gibidir. Normal, sıradan hayat yaşamaya karar verirsen, tatlı olanla ekşi olanı tek hamlede yutar, tadını da ona göre ne iyi ne kötü olarak alırsın. Ama uç noktaları yaşamaya karar vermişsen karşına ilk ekşi olan çıkar. Azıcık kazırsın ve sadece ekşiyi yersin, sonra onu bitirip tamamen tatlı ve yoğun derecede lezzetli olan kısma ulaşırsın. Oh, gerçekten berbat olanın ardından gelen gerçek lezzetin güzelliğini kimse anlatamaz. Her şeyden öte eşsiz bir lezzettir ve aldığın ekşi tadın üstüne daha da güzel gelir. Tüm sorun, tüm yapılması gereken dengeleri bozmayı göze almak ve genel geçer her şeyi parçalara ayırmak. İşte bir deha da bunu yapmalı, önce ekşiyi tatmalı, yani çok çalışmalı, sonra onun getirisi olan tatlıyı, başarıyı, bilgiyi yutmalı zevkle. O zaman hayatın gerçekten tadını çıkarabilir kişi, yani karpuzun.

    Bu arada karpuzun nimetlerinden de söz edeyim mi? Mesela hamile kadınlardaki... Tamam, kızmayın şaka yaptım. Asıl konuya geçiyorum hemen. Roger Scholten karpuzun ekşi tarafını çoktan yutmuş, sindirmiş kişilerdendi. Otuz yaşlarında, başarılı, tanınmış bir gazeteciydi. Ailesinin bir parça rezil sırlarını saymazsak mükemmel bir hayatı vardı. Gurur duyduğu bir yeğeni, akıllı mı akıllı bir annesi, mükemmel bir malikanesi, dolgun maaşlı bir işi, son derece memnun olduğu bir kişiliği vardı. Tek sıkıntısı vardı, sıkıntıların en büyüğü, en acısı, kardeşini ve arada atışsa bile çok sevdiği yengesini kaybetmişti zamanında. Onların korkunç cesetlerini bulmuş, büyük bir kederle onları ailenin özel mezarlığına defnetmişti. Her yıl ölüm yıl dönümlerinde yeğeni Larramie'yi alarak -annesinin nedense o esnada hastalıkları tutuyor, gelemiyordu- onları ziyarete gidiyordu. (Aslında tam olarak ölüm dönemleri sayılmazdı, cesetler oldukça eski ve kötü durumdaydılar. Bulduğu zamanı ölüm dönümü ilan etmişti) Zavallı yeğeni Larramie, tam da ailesinin ölümüne alışmıştı ki onların ölümlerini araştıran Roger bir sürprizle karşılaşmıştı: Onlar hala yaşıyorlardı. Bunu da kardeşinin dünürlerinden olan genç cadı sayesinde öğrenmişti. Cesetleri kontrol ettirmeyi o an akıl etti büyücü. Ve tam da beklediği sonucu elde etti, bunlar sadece korkunç bir işkence ile öldürülmüş muggle çiftti. Yıllardır da kayıp ilanıyla aranıyorlardı. Araştırması sona erince onların ailesine bunu haber vermeyi aklının bir köşesine kaydederek yoluna devam etti daha sonra. Şu anda bir şeyler öğrendiğini saklaması gerekiyordu. Gazeteci iç güdüleri durumun düşündüğünden daha da tehlikeli bir hal alabileceğini söylüyordu. Çok özlü iksir kullandı, dolaylı yollardan gitti, iz sürme büyülerini kullandı ve kardeşinin değişmiş kimliğini bulmak için eline hayatta olduklarını öğrendiğiyle aynı kaynaktan geçmiş olan listeyi kullandı. Sonunda isimlerin ikisini çözdü, ve sonra olaylar resmen çığırından çıktı. Çünkü liste sandığından daha fazla bilgi vermeye başlamıştı onlara. Başta bunu fazla kurcalamayacaktı, sadece onların izini arayacaktı ama gazetecilere özgü o merakı yenemedi. Ve o çete, o çeteyi düşünmekten kendini alamıyordu artık. Nereye baksa onlardan iz buluyordu. Resmen paranoyaya dönmüştü masum sayılabilecek araştırmasının sonu.

    Ve şimdi, kıskıvrak yakalanmıştı. Beklediğinden daha çabuk olup bitmişti her şey. Nasıl keşfetmişlerdi bunu, nasıl anlamışlardı neleri bildiğini bilmiyordu ama, bildiği şey, sonunun geldiğiydi. Gene de soğukkanlılığını korudu. Benzeri ölüm tehditleri, olaylara maruz kaldığı olmuştu. Asasını almış olsalar bile o asayı henüz hak etmemişlerdi. Ayrıca, hayatı sonra ererse bu o kadar korkunç olmazdı. Ailesi uğruna canını feda etmekte bir sakınca görmüyordu. Fakat, oh, aslında biraz endişe duyuyordu. Sevgili yeğeni bir trajedi daha kaldırabilir miydi acaba? Onu harika, kendine güvenen bir asil olarak yetiştirmek istiyordu, şimdiye kadar bunu başarmıştı ama bir travma daha, her şeyi batırabilirdi. Gözleri kapatılmıştı, sesi büyüyle kısılmıştı, elleri ve kolları bağlıydı. Etraftan sözler duyuyordu. Öldürülecekti, buraya getirilme amacı buydu. Ansızın gözleri açıldı, boğazına bir asa dayandı. Yüzünü buruşturdu ağırbaşlı bir ifadeyle. Ancak beklediği sözleri duymadı. Öksürdü boğazından çekilince o minik asa. Sesi yerine gelmişti. ''Bakın, biliyorum, fazla şey biliyorum yaşamak için ama, işbirliğine hazırım. Sonuçta bir gazeteciyim ve çetenize yardımım dokunabilir medya konusunda. Çalıştığım gazete çok sağlam bir yere sahiptir basında, biliyorsunuz bunu.'' dedi. Cidden, Roger'ı birden öldürürlerse çok feci harcarlardı. Şimdiye kadar halkın nabzını tutmayı, onları etkileyecek manşetler, haberler bulmayı bu radde başaran çok fazla meslektaşı yoktu. Derin soluklar aldı. Yüzündeki ifadesizliğin yerini nazik bir ciddiyete bıraktı. ''Ben, ciddiyim. Hayatım benim için değerlidir, oldukça da korktum. Beni öldürmenizi gerektirecek hiç bir şey yapmayacağım. Zaten baştan beri buna niyetim de yoktu. Tek istediğim ailemi bir araya getirmek, başka şey değil.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eduardo Valenti
Esrar Dairesi Çalışanı
Esrar Dairesi Çalışanı
avatar

Mesaj Sayısı : 38
Kan Durumu : Safkan
Özel Yetenek : Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Eyleme Sonunu Zindan-ı Mezar   Salı Haz. 12, 2012 5:08 pm


    “Yüzünü değiştirmiş efendim. Biz… Çok geç olana dek anlayamadık.” Kıvırcık uzun saçlarını geriye atmış zayıf yüzlü adam gözlüklerini düzeltti. Kösele gibi sert zayıf derisi gerilirken göz bebekleri küçülmüştü. Gözünün yanında endişeli çizgiler belli olmuştu. İki elini belli ki güçlü durmak için yumruk yapmıştı. Eduardo bir an onu süzdükten sonra düşüncelere daldı. Yüzünü değiştirmek denince akla annesinden aldığı yeteneği epeyce geliştirmişe benzeyen Lestat geldi. “Lestat mı? Onun son oyundan sonra gittiğini sanıyorum.” Adam saçlarını savurarak başını iki yana salladı. Yüzüne resmi bir tavır yerleştirerek hafifçe öksürdü. Bir an duraksadıktan sonra dudaklarını araladı. Evcinlerini andıran ince sesinin bir kez daha duyulmasına neden oldu. “Hayır efendim. Ondan bir iz yok. Gelmiş olsa bile uzak durduğundan eminiz.” Eduardo hiç de rahatlamış değildi. Büyücünün kravatından tutup hışımla bakarken gözleri alev saçıyordu. Lestat’ın kendi zekasını aldığını anlamak zor değildi. İspanya’ya gelmiş oradan izini bulup Londra’ya ayağına kadar gelmiş olması işten bile değildi. Üstelik güvenlik ağını bir kere geçebilmişse bir kez daha geçerdi. Sistemini tamamen oturtmamıştı ve hala eski çetenin bozuk artıklarına muhtaçtı. Öyle olmasa bu adamı hemen şimdi öldürür ve cesedinin okyanusta dans ettiğinden emin olurdu. Ancak şimdi sadece kravatından tutup çekmekle yetindi. “Eminlermiş! Az öncesine kadar ulaşılmaz olduğumuza da emindin, William. Kim bu adam?” Willam’ın gözleri irileşirken nefessiz kalarak öksürdü. Kravatı bıraktığında hala öksürmeye devam ederken geriledi. Kösele suratı al al kesilmiş saçları dağılmıştı. Saçını toplayım yana kayan gözlüğünü düzeltirken nefes nefese bir şekilde konuştu. “Bi… Bir gazeteci. Roger Scholten” Gazeteci! Bir bu eksikti. Eduardo derinlerde kalmaya çalıştıkça birileri onu çıkarmak için uğraşıyordu adeta. Önce oğlu ve şimdi de bir gazeteci. İyi de kimdi ve ne arıyordu? Basının içinde eski çetenin karanlıkta kalmış pek çok adamı vardı ve onların adamı olabilirdi. Bu durumda aradığı şey Eduardo olurdu ve açığa çıkmış demekti. Tam telaşla olası planını harekete geçirmeyi düşünürken isimin kendisine tanıdık geldiğini fark etti. Gözleri aydınlanırken kendi kendine güldü. Ona ulaşan Lestat mıydı? Sanmıyordu Scholtenlar ile ilgili her şeyi Lestat’ın da annesinin de anılarından silmişti. Ayrıca ona ulaşmaya çalışsa yine haberi olacak kadar istihbaratı vardı. “Roger… Bunların hepsi mi aynı anda geçmişi deşmeye başlar? Yakalayın. Canlı olarak ve bana getirin. Ayrıca ona konuşan herkes…” Kendini toparlayan adam başını salladı. Az önceki hareketi hiç olmamış gibi nazik, hafif yaltaklanır tavrına dönmüştü. William bir kedi gibiydi çoğu zaman. Ona vursanız bile ekmeği alacak sizden başkasını bulamadığında size yaltaklanırdı. Fakat köpeğe özgü sadakatten yoksundu, daha iyi bir fiyata herkesi kolayca satardı. “Bir adam bunun için görevlendirildi efendim.” Eduardo keyifsizliği ve adam hakkındaki önyargısını birleştirerek dişlerini sıktı. Nasıl her şey normalmiş gibi davranabilirdi? Dahası kendisinin nefret ettiği bu mafya oyunu onun sanki uzun süredir beklediği şey gibiydi. Yüzünde beliren gülümseme hiddetini bir kez daha artırdı. “Bundan hoşlanmış gibisin. Beceriksizliğin kaç adamıma mal oldu biliyor musun? Suyun daha fazla ısınmadan gözümden kaybol.”

    Yaklaşık Bir Saat Sonra…

    Eduardo kafasında bin bir düşünceyle odada dönmeye başlamıştı. Yanındaki cadının kaygılı gözlerine baktı. Onu önemsiyor olmalıydı elbette. Ne de olsa kocasının kardeşiydi. Kocasının ölümüne her şeyi denemesine rağmen engel olamamıştı ama cadıyı çekip kurtarmayı başarmıştı. Kendisi gibi derinlere inen Mikaela uzun süre ölü kaldıktan sonra Eduardo eski sistemi büyük ölçüde ele geçirdiğinde yanındaki yerini ilk alanlardan olmuştu. Düzene karşı o da intikam hisleri besliyordu ancak bir kadının duygusallığına sahipti. “Şarap mahzenine indiriyoruz efendim.” Gözleri bir an cadıya kaydı ve onun bakışlarına karşılık onaylarcasına başını salladı. Roger ile yüzleşmek ve derdini öyle anlatmak istiyordu. Denemesine saçma olduğunu düşünse de izin verecekti. Belki de bu iş kolaylıkla halledilebilirdi. “Güzel. Fazla üzerine gitmeyin. Geliyorum.”

    Dakikalar Sonra…

    Eduardo gölgeler içerisinden adamın sürüklenerek getirilişini izleyecek kadar hızlı davranmıştı. Yüzü hemen hemen hiç değişmemişti. Hala aynı dingin duruşa sahipti ama korkusunu belli etmekten de geri durmuyordu. Yanındaki cadı öne atılacak olsa da göbeğinden elinin tersi ile geri iterek onu gölgelerde kalmaya zorladı. Elini kaldırarak sessiz bir şekilde orada kalmasını işaret etti. Ardından hafif adımlarla neredeyse hiç ses çıkarmadan içeri götürülen büyücüyü izledi.''Bakın, biliyorum, fazla şey biliyorum yaşamak için ama, işbirliğine hazırım. Sonuçta bir gazeteciyim ve çetenize yardımım dokunabilir medya konusunda. Çalıştığım gazete çok sağlam bir yere sahiptir basında, biliyorsunuz bunu.'' Mahzene girmesiyle keskin bir şarap kokusu burun deliklerinden içeri hücum etti. En sertinden en hafifine birçok şarabın bulunduğu mahzen birbirine bağlı on odadan oluşuyordu. İçinde bulundukları yerde bu odaların tam ortasında bulunan geniş holdü. Kapılar meşale ışıklarının gölgelerinden belli belirsiz seçilebiliyordu. Eduardo bir an geride kalırken adamın sözlerini bitirmesini bekledi. Gazetenin sağlam yerinden bahsedip işbirliği önerdiğine göre bu manzara pek de alışık olduğu bir şey değildi. ''Ben, ciddiyim. Hayatım benim için değerlidir, oldukça da korktum. Beni öldürmenizi gerektirecek hiç bir şey yapmayacağım. Zaten baştan beri buna niyetim de yoktu. Tek istediğim ailemi bir araya getirmek, başka şey değil.'' Son cümlesindeki vurgulanan aile sözüne kadar Eduardo kendi beyninde genç büyücüyü ölü saymıştı bile. Ancak aileden bahsetmesi üzerine gevşeyerek kahkaha attı. Aile ha! Birilerinin hala endişelenecek ailesinin olmasına doğrusu imreniyordu. Her ne kadar Celestina, Mikaela ve Eslina ailesi gibi olsa da. “Ölüm’ün seni bu kadar korkuttuğunu bilmezdim Roger. Ayrıca birine ruhunu satmak için fazla aceleci davranıyorsun. Gazeteci ahlakına ne oldu?” Eğer eski günlerini hatırlamışsa, ki kolay unutulacak biri olmadığından emindi aile dostları Eduardo Valenti’nin tok, dümdüz ama hafif alaylı ses tonunu tanımış olmalıydı. Adamlarına geri çekilmelerini işaret ederken sesli düşünmeyi sürdürdü. “Ah tabii, siz zamanında karanlık lordlara bile hizmet ettiniz. Şu an dünyada pek çok güç uyanıyor ve tatlı canın onlara da aynı teklifi yapmana neden olacak. Seni öldürürdüm, şu an, buraya bile getirilmeden. Tabii eski bir dostun ricası olmasaydı.” Gözleri adamlarına kaydı. İşaret parmağı kapıyı gösterirken konuştu. “Misafirimizi içeri alın. Sonra bizi yalnız bırakın.”


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mikaela Scholten
Whisperer
Whisperer
avatar

Mesaj Sayısı : 20
Kan Durumu : Temiz.

MesajKonu: Geri: Eyleme Sonunu Zindan-ı Mezar   Çarş. Haz. 13, 2012 9:52 pm

7 Yıl Önce | Londra

    “Bunu yaptığımıza inanamıyorum!”
    “Yapmak zorundaydık Mikaela! Biliyorsun. Başka çaremiz yoktu! Ayrıca biliyorsun ki-”
    “Biliyorum Persei, açıklama yapmana gerek yok! Ayrıca ben bunu sadece Larry için yapıyorum. ”
    Ayaklarını iki ölü bedenin kalça kemiğine doğru dayadı, hafif topuklu ayakkabısının sivri ucu ölü bedenlerin hala nefes almadığına emin olmak için onları dürtükledi bir süre. Onlara kendi tenini değdirmesi en son isteyeceği şey olurdu. Zira bir çift Muggle’a değil, daha önce bir tek Muggle’a dahi bu şekilde dokunmak zorunda kalmamıştı. Alışkın olması ya da olmaması ile alakalı değildi bu durum tabi ki. Aşırı titiz tipli bu kadın, etrafındaki Muggle’ları temizlemek adına da titizdi. Bu yüzden topuklu ayakkabısının ucunu bu bir çift bedene değdirme tenezzülünde bulundu. Her ne kadar bir ceset de olsalar bir çift kirli kana elleriyle dokunma tenezzülünde bulunmayacak kadar titizdi o. Bir adım geri çekildi ve her zaman yanında bulundurmaya özen gösterdiği mendillerden biriyle ayakkabısının ucunu siliverdi. Bununla da yetinmeyerek bu kirli mendili cesetlerin üzerine fırlattı. Her ne olursa olsun bir şeylerin bulaşma riski hep vardı. Kirli kan, gereksiz elem ya da bakteriler… Hepsi aynı kalıbın içindeydi ona göre, hepsi de aynı şeyleri ifade ediyordu. Bu tavırları belki de onun intikam hırsından ileri geliyordu. Hogwarts yılları boyunca hep itilip kakılmıştı. Bir de üzerine aileden gelen desteksizlik sorununu da ekleyince, içine yıllar önce atmış olduğu bu canavar tohumunun o büyüdükçe onunla birlikte de büyümesi kaçınılmaz olmuştu. Yıllar böyle bir canavarı meydana getirmişti işte. Ancak şimdi sadece oğlu için yaşıyordu, hayatı şimdi sadece oğlunu düşündüğünde anlam kazanıyordu. Ona bu yalanı söyleyecek olmak hiç içine sinmiyordu ama başka çareleri yoktu. İçindeki huzursuzluk duygusunu atmaya çalışarak eşine döndü. Ne yapmaları gerektiğini biliyorlardı. İş sadece cesetleri tanınmayacak hale getirmekti. Lanete uğrayarak öldürülmüş, işkence çektirilmiş, yakılmış bedenler… Bunun sonucunda tanınmayacaklardı. Bu işi eşine bıraktı. Ortada delil bırakmadan bu işi en iyi o gerçekleştirebilirdi. Bir hapishane kaçkını neler yapamazdı ki? Birkaç dakika sonra asasını artık cebine yerleştirmeye hazırlanan Persei’ye son bir kez daha baktı ve ardından kimliklerinin bir kopyasını bu çiftin odalarındaki en görünür bölüme bıraktı. Bu sayede bu iki aptal ölü onların yerine geçmiş olacaktı.
    “Geriye sadece bunu Roger’a yetiştirecek sahte bir gazeteci bulmak kalıyor.”
    “Persei Scholten gibi ünlü bir kaçağın ne tarafta olduğu belirsiz bir gazeteci ile aynı kana sahip olması utanç verici.”
    “Evet! Ama görüyorsun ki zaman zaman işe yarayabiliyor Mikaela.”
    “En azından oğluma iyi bakacağından şüphem yok.”


7 Ay Önce | Knockturn Yolu

    Vücutlarının tüm hatlarını gizlemek için çırpınan garip cüppeli siluetler arasında kalmış bedeni eşini arıyordu. Gözleri hızla etrafı tarıyordu. Ama henüz bu arayışın neticesini alabilmiş değildi. Ellerini sıktı. Kendisi için uzunca bir süredir suç ortaklığı yapmış olduğu eşi ile tam bugün bir anlaşma yapmışlardı. Bugün birbirlerinden uzaklaşmamaları gerekiyordu. Çünkü bugün… Hızla ona doğru yaklaşan bedenin omzuna çarptığını hissetti. Tam arkasına dönerek bu çarpan kişiyi yakalayacaktı ki, beden, gözlerinin önünden anında kaybolmuştu. Sonra adeta bir kuş sürüsü gibi bir grup insanın dar bir çıkmaz sokağa doğru ilerlediğini ve sürüler halinde ortadan kaybolduklarını gördü. Yalnızdı şimdi. İçine karıştığı grup da ondan uzaklaşmıştı. Kaçıp saklanacak bir yer aradı kendine. İşte şuan metamorfmagus olmadığı için içinden küfürler ediyordu. Bu yetenek yıllar önce kendisinden uzaklaşıp giden kız kardeşinde vardı sadece. Kısacası, en gereksiz kişide. Burnundan soluyarak seri adımlarla Eduardo ile anlaşmış olduğu çatısından garip garip yaratıkların bir saçak gibi sarkıtıldığı dükkanın arka kapısında beklemeye koyuldu. Yaratıklar ya da büyülü dünyanın iğrenç ve gereksiz canlıları… O üşümeye başladığını hissederken bir el bileğine anında yapıştırmış ve onu sürüklemeye başlamıştı bile. “Hadi gel! Son anda bir değişiklik oldu! Buradan hemen uzaklaşmalıyız!” Mikaela başını çevirip baktığında onu çekiştiren kişinin Eduardo olduğunu görmüştü. Ama onun cevap bekleyen soruları beyninde bir o yana bir bu yana çarptıkları müddetçe rahat bulmayacaktı. Hele ki şimdi. “O nerede? Persei nerede? Karşılaşmamız gereken yeri biliyordu ama o gelmedi. Yoksa… Yoksa ona bir şey mi oldu Eduardo?” Derken dar bir çıkmaz sokağa daha vardıklarında Mikaela adeta olduğu yerde dona kalmıştı. Şuan ruhsuzluk ya da şaşkınlık arası bir durum yaşıyordu. Hiç düşünmeden yerde yatan ölü bedene doğru koştu. “Persei! Persei!” Sesinin titremeye başladığını hissedebiliyordu ve kızgınlığının içinde adeta patlamaya hazır bir bomba haline dönüştüğünü. Sonra birden hala kendisini sürüklemeye çalışan Eduardo’yu yumruklamaya başladı. “Onu kurtarman gerekirdi. Koruman gerekirdi.” Ama Eduardo acele etmeleri gerektiğini söylüyordu. İzlerini sürenler onları bulmadan… Ruhsuz haline anında geri döndüğünü hissetmeye başladı Mikaela. Düşüncesiz tavırlarını sergilemek için başka bir mekana ihtiyacı vardı şimdilik. Knockturn yolundan uzaklaşmak için sürüklenen bedeni hiç itiraz etmedi.


Günümüz | Londra

    Dakikalar önce yanı başından ayrılmış adamı takip etti gözleriyle, sonra salonun içinde tur atan Eduardo’ya kaydı gözleri. Nasıl baktığının farkında bile değildi ama bakışlarının bir şeyleri çağrıştırdığı aşikardı. Endişeli miydi? Persei’nin kardeşi adına belki evet ve belki Larry’nin sahipsiz kalacağını düşünmeye başladığı için, evet. Sadece soru işaretleri ile doluydu şuan ve merak en çok nefret ettiği olguydu. Bu yüzden işlerin hep bir an önce olup bitmesini istemişti bu zamana kadar. Acelecilik denemezdi buna, sadece çabuk bıkma özelliği vardı, bir de sabır denen kelimeden nefret etmesi… Sabır taşı bu bir saat içinde çatlayabilirdi. Ama bir saat kadar bir zaman diliminin ardından Roger’ın malikaneye teşrif ettiğini duyduğu anda ister istemez heyecanlandı. Bu aslında onun getireceği haberleri düşünmekten ziyade, onun Larry hakkındaki getireceği haberleri ümit etmesi ile ilgili bir heyecandı.

    Mahzene ilerleyen yolda gittikçe terlemeye başladığını hisseder gibiydi. Belki hissetmiyordu. Ona boğucu gelen bu basamakların üzerinde ve bu loş ışığın dahi pek yeteli kalamayacağını düşündüğü alanda hissiz olmaktan başka bir şey yapmıyordu. Tek hissettiği aslında sebebini az çok tanıdığı gereksiz, aptal bir heyecandı sadece. Merak olgusu yine bir örümcek gibi beyninin her bir zerresini ele geçirmiş durumdayken, o bu haliyle Eduardo’yu bile düşünmeden vardıkları kapıdan içeri atılmak için bir hamlede yaptı. Ama güçlü bir el onun önüne geçmiş ve hızlı bir engel oluşturmuştu. Bir an bunun olmasını nasıl düşünemediğini anlayamadı. Eduardo işi sağlama almakta haklıydı. Onun içeriye girmesine izin vermekten başka çaresi yoktu. Eduardo mahzene giriş yaptıktan sonra yine hayatta en çok nefret ettiği bir şeyi yapmak zorunda bırakılmıştı: Beklemek. Derken adamlardan biri ona artık girebileceğini söylediğinde çenesini havaya kaldırdı. Adımları yavaş olmasına karşın topuklarının yarattığı ses tüm mahzene hakim olabiliyordu. Bir sandalyeye yapışık duran bu adama baktı. Yıllardır yüzünü görmediği bu gazeteci parçasına. Hiç değişmemiş olduğunu düşündü sonra. “Demek sonunda buraya kadar gelmeyi başarabildin Roger!” Onu bu sahte dünyaya bağlayacak tek bir varlığa, bir oğlana sahip olmanın etkisiyle şuan Mikaela deyim yerindeyse mat olmuş durumdaydı. Eğer tanıdığı Roger yine hiç değişmemişse ortaklığı teklif ederdi. Her ne kadar muhabir olsa da, –ki Mikaela gazeteci parçası demeyi yeğliyordu- o bunu da kullanarak onların safında çalışmış olmayı ileri sürmüş olabilirdi. Bunun bahsi geçmemişse de geçeceğinden emindi Mikaela. Adamlar, Eduardo’nun emriyle mahzeni terk ettikten sonra daha rahat bir tavırla ellerini göğsünde birleştirdi. “Bildiklerini anlat Roger. Ne biliyorsan, tek tek anlat.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Eyleme Sonunu Zindan-ı Mezar
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Londra-
Buraya geçin: