AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Güneşi Aydınlatan Ay

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Robert de Marqué Albusan

avatar

Mesaj Sayısı : 1881
Özel Yetenek : Animagus, anka.
Yaş : 39

MesajKonu: Güneşi Aydınlatan Ay   Perş. Mayıs 31, 2012 12:26 pm




Birinci Bölüm: Minik Gözler Ardındaki Karanlık
Kişiler: Robert de Marqué Albusan & Tierra Squidna
Yer: Yasak Orman
Zaman: Gece Yarısından Sonra.





En son Robert de Marqué Albusan tarafından Perş. Mayıs 31, 2012 12:35 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Robert de Marqué Albusan

avatar

Mesaj Sayısı : 1881
Özel Yetenek : Animagus, anka.
Yaş : 39

MesajKonu: Geri: Güneşi Aydınlatan Ay   Perş. Mayıs 31, 2012 12:28 pm

    Ayın ışığı bile gecenin kem karanlığını dünyanın üzerinden atmayı başaramıyordu, dünya üzerinde yeni bir dönem başlamak üzereydi. Belirsiz, karanlık ve acı bir dönem. Karanlık Lord' un ölümünden sonra kimse, özellikle de bakanlık, bir daha böyle bir şeyin olacağına ihtimal bile vermiyordu. Ama Robert hep haklı çıkardı. Hissediyordu... Günlerdir tek düşündüğü şey buydu. Ne yapabilirdi? Yatağında, göz kapakları ağır, eski bir perde misali gözlerine baskı uygularken dahi bunu düşünüyordu... Ne yapabilirdi? Fakat göz kapakları baskın geldi ve rüyasız uyku iksirinin etkisi altında deliksiz birkaç saat...

    Saat: 00.00

    Robert, birden yataktan fırladı. Yine o sesi duymuştu, her zaman hakikati fısıldayan o ilahi sesi: "Ormanda seni bekleyen bir sır var!"

    Olabilir miydi, bu saatte ormanda aradığı cevapları bulabilir miydi? O, bir ankanın matemini andıran,derinlerden gelen kulak okşayıcı ses tekrar duyuldu: "Aradığın cevaplardan çok daha önemlisini bulacaksın."

    Daha önemli ne olabilirdi, dünyanın kaderinden daha önemli ne olabilirdi ki? O en güvendiği sesten, aylardır üzerinde uğraştığı şeylerden daha önemli bir şeyin olduğunu duymanın verdiği şaşkınlıkla üstünü bile değiştirmeden, darmadağınık bir şekilde ormanın yolunu tuttu.

    ...

    Orman her zamanki gibi kasvetli ve ürkünçtü fakat Robert bir an bile tereddüt etmeksizin, ilahi güçlerin korumasında olduğunun farkında atıyordu adımlarını... Yarım saattir ormandaydı henüz ne bir ses duymuştu ne de bir esrar hissediyordu. Durdu ve etrafına göz gezdirdi, asasının yarattığı gümüşi ışık koridorunda hiçbir şey görünmüyordu. Ses yanlış olamazdı, belki de hiç ses yoktu. Robert duymak istediği için duymuş olabilir miydi?

    Robert bu duygular içerisindeyken birden bir çatırtı geldi arkasından, hızla dönüverdi. Bir öğrenciydi...



En son Robert de Marqué Albusan tarafından Paz Haz. 03, 2012 8:39 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tierra Squidna
Yasaklı
avatar

Mesaj Sayısı : 359
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Görücü.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Güneşi Aydınlatan Ay   C.tesi Haz. 02, 2012 10:06 pm

    "Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara."

    Özgür ruhları bağlayamazsınız. Bunu kavrayamıyordu bazıları. Bu et parçasına engel olmakla kişinin fikirlerine de sahip olduğunu sanan zavallı insan sürüsü... Kalbe söz geçirmek hangi ilahi kibın yazgısıydı, hangi güç vazgeçirebilirdi bizi sevmekten? Ve hangisi bunu gerçekten yaptığını düşleyebilirdi? İşte Tierra'nın babası bunu algılayamıyordu. Gerçi kalbi sökülüp alınmış bir adamın ince düşünmesi pek olası değildi. Adam hırsın, kin gütmenin, başarının temeli olduğunu defalarca yinelemişti genç cadıya. Bu dünyada kendisi de dahil kimseye güvenmemesi, koşulsuz bağlanmaması gerektiğini söylemişti. İnsanları bir sonraki aşamaya geçmek için sadece basamak olarak görmesini, gerektiğinde ise ezip geçmekten korkmamasını öğütlemişti. Bunları yapmak çok zor değildi cadıya göre. Bencil olan biri için başkalarını hiçe saymak basit bir hünerdi. Ama onu bunlardan uzaklaştıran bir güç vardı. Parlak bir güç... Annesi.

    Bir inci tanesi kadar göz alıcı, onun kadar ender bulunan, onun kadar naif, onun kadar değerli... Kendini insanlığa adamış bir güç. Tabiri caiz ise "halk adamı". Kimseyi ezdirmeyen, kimsenin üzülmesine dayanamayan, yardıma ihtiyacı olana koşan yeryüzündeki melek. Şeytanın kıskacına takılmış kanatları hala ölüm döşeğinde bile çırpmaya çalışıyor. Yenilgi nedir bilmeyen yaşantısına hasta yatağında da devam ediyor. Ve şaşkın ördek yavrusu olan kızını bir an olsun yalnız bırakmıyor.

    Tierra ikisinin nefesini de hep ensesinde hissetmekten mutlu ve yorgun, tedirgin ve güvenli hissediyor. Aklı ve kalbi dağınık bir oda gibi. O ise pasaklı bir kız ve toparlanmaya hiç niyeti yok. Hayatı anı yaşamaya endeksli bir insan. Yakınlarını, sevdiklerini kaybettikçe anlıyor ki gelecek için planlar kurmak koskoca bir aptallık.

    Aşina olduğu topraklara ayak basmıştı cadı. Ormandaki kara çamlar çok yaşlıydı ve dört bir yana uzanan dalları çam iğnelerinden kalın bir halı oluşturmuştu. Bu da çalıların, bodur ağaçların yetişmesini engellemişti çoğunlukla. Ormanın bu eski bölümünü daha küçük ve genç ağaçlar kaplamaya başlamıştı. Yukarıda ve kapkaranlık gök kubbesi bir kavis çiziyordu. Karanlıkları sayısız galaksi bekliyordu sanki. Ve genç cadı karanlığın içine dalga güneş müsali kızıl saçlarını ortaya çıkarmıştı. Kızın başını açık bulan rüzgar aşığına koşarcasına doluşmuştu yüzüne. Soğuk hava cadının burnunu akıtmıştı fakat Tierra bunu çok umursamayacak kadar heyecanlıydı. Elini cübbesinin cebine götürüp yuvarlak metal parçasını çıkardı. Annesiyle yüz yüze son görüşmelerinde eline sıkıştırılmıştı bu nesne. Bu küçük şey sayesinde Tierra istediği zaman annesi ile irtibata geçebilecekti.

    Minik elleri biraz metalin soğukluğundan, biraz da heyecandan hafifçe titredi. Baş parmağını dokunması gereken yere doğru yöneltti. Sesindeki sıcaklıktan kendi bile ağlayacaktı.

    "Anne! Anneciğim."
    "Tierra! Tanrım, seni çok özledim meleğim."
    "Nasılsın? Daha iyisindir umarım."
    "İyiyim ben. Sen neredesin?"
    "Tanrım, anne biri geliyor, ben..."

    Cadının sesi yarım oktav incelmişti ve ürkekçe sesin geldiği yöne doğru dönmüştü. Bulunduğu yer itibariyle neyle karşılaşacağını tahmin edemezdi. Gücünün hangi birine yeteceği meçhuldü. Ama hiçbiri annesini görme isteğinden daha ağır gelmemişti tartıda. Karşısındaki orta yaşlı adama merak dolu gözlerle bakmıştı. Burada ne işi vardı? Daha da önemlisi az önce yaptığı şeyi görmüş müydü? Adam düzenli, uzun ve hırıltılı soluk alıyordu. Bir heyecanla, can havliyle buraya gelmiş olmalıydı. Neyin peşindeydi? Bunu mutlaka bulacaktı ama şimdi yapması gereken şu olaydan kurtulmaktı.

    "Efendim, burada ne işim olduğunu merak ediyorsunuzdur sanırım. Baykuşum kendini kaybetti ve anneme yollaması gereken mektubu yasak ormanın içine fırlatıverdi. Onu bulmaya çalışıyordum." dedi masum bir bakış fırlatarak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Robert de Marqué Albusan

avatar

Mesaj Sayısı : 1881
Özel Yetenek : Animagus, anka.
Yaş : 39

MesajKonu: Geri: Güneşi Aydınlatan Ay   Paz Haz. 03, 2012 6:11 am

    Evet, bir öğrenciydi ve herkesin tahmin edebileceği gibi bir Gryffindor aslanıydı. Ama onu Robert için özel yapan şey ne Yasak Ormanda dolaşması ne de Gryffindor binasına mensup olmasıydı. O, Tierra'ydı...

    Merhametin nefretle olan aşkının meyvesi, Lorien'in ışıkları kadar saf ve Mordor toprağı kadar karaydı onun tohumu. Hiç şüphesiz ikisinin de gücüne sahipti, kötülükle iyiliğin bitmek bilmez savaşları yaşanıyordu minik kalbinde...

    Gözlerini Robert'e dikti ve kaygısız, tereddütsüz bir ses tonuyla, gerekli yerlerde yaptığı vurgularla küçük, masum kız rolünü takınarak konuşmaya başladı: "Efendim, burada ne işim olduğunu merak ediyorsunuz sanırım. Baykuşum kendini kaybetti ve anneme yollaması gereken mektubu yasak ormanın içine fırlatıverdi. Onu bulmaya gelmiştim." dedi.

    Cidden mükemmeldi, Robert annesiyle babasını tanımasaydı kesinlikle bu masum kız rolünü kabullenirdi fakat şimdi rol yapma sırası kendisindeydi, aptalı oynayarak: "Neden bir çağırma büyüsü denemiyorsun?" dedi.

    Anlaşılan küçük Tierra böyle bir çıkış beklemiyordu, bir an için tedirgin oldu. Ne diyeceğini bilemedi fakat Robert'in oyunu bozmaya hiç niyeti yoktu.

    "Ama eminim senin gibi zeki bir kız mutlaka bunu denemiştir. Herhalde mektubu yeniden yazman gerekecek; çünkü çağırma büyüsüne cevap vermiyorsa artık mektup niteliğini kaybetmiş demektir." dedi gülümseyerek. Robert'teki bu gülümsemeyi gören Tierra biraz olsun rahatlamış görünüyordu, yine o incecik sesle...



En son Robert de Marqué Albusan tarafından Paz Haz. 03, 2012 8:40 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tierra Squidna
Yasaklı
avatar

Mesaj Sayısı : 359
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Görücü.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Güneşi Aydınlatan Ay   Paz Haz. 03, 2012 8:02 am


    ”Ocak sönüyor, ateş kül oluyor.
    Annenin saçları beyaz
    Anne saçlarını yoluyor
    Ateşin içinde gül açar, servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür
    Ocak sönüyor, ateş kül oluyor
    Anne ruhunda ruhuma eğiliyor.


    Profesörün bir tokat misali cevabından pek etkilenmemiş gibi ahkam kesen bir Tierra vardı elimizde. Hiçbir aksilik çıkmayacağını düşünmek çılgınlıktı zaten. Ceza almaktan çekinmiyordu cadı. Tek korkusu yaptığı şeyin farkına varılacak olması ve bunu babasının öğrenme olasılığıydı ki oldukça yüksek bir olasılıktı bu. Kızından beklentileri vardı, umutları vardı. O adamın birine umut bağlayacağına kimse inanmazdı ama durum buydu. Tierra satranç takımının ya veziriydi ya da şahı. Aksi takdirde babasının birini bu denli umursaması ilginç bir olaydı. Bu kendi kanından biri de olsa... Hatta Tierra babasının can yoldaşını yavrusunun annesi olan eşinin hastalığında babasını sorumlu tutuyordu. Bu alçaklığı yapabilecek kadar mide bulandırıcı bir adamdı o. Ama yine de kendinizi ona hayran olmaktan alıkoyamıyordunuz. Cismi olmadan sadece ismi ile bile yaptırabileceklerini aklınız almazdı. Onu yanına çeken için yaşam reçetesiydi. Tierra babasının ölümle buluşacağına asla inanmıyordu. Ecelin onu görünce kuyruğunu iki bacağı arasına kıstırıp tırıs tırıs kaçacağına şüphe yoktu.

    “Tabii ki efendim.”

    Onaylamak en kolay kaçış yöntemiydi. Aklınız başka alemlerde cirit atarken karşınızdakini boş gözlerle izler ve söylediklerine “evet” dersiniz. Ona katıldığınızı bilmek karşıdakini rahatlatır, güvence verir. Onu dinlemediğinizi fark etse bile oralı olmaz. Egosu sizin onayınız ile şişmeye başlamıştır. Aslında bazen de ihtiyacımız olan budur. Onaylanmak, kabul görmek... Ki son zamanlarda yaptığı saçmalıklarla nam salan Tii için de bir ihtiyaçtı. Kim bilir ki? Belki bu adama bir şeyler anlatırken bulacaktı kendini. Ya da işlerine burun sokan bir parazit haline gelecekti.

    “Konumunuzu bilmediğimden pek bir şey demeyeceğim fakat bunun aramızda kalma olasılığı ne kadar efendim?” Masumiyetini yüzünden eksik etmeden sarf ettiği cümleler adamın komiğine gitmiş olacaktı ki kahkahasını tutar gibi bir tavır takınmıştı. Kendini tutamayarak devam etti. “Imm ve yeterince üşüdüm. Okula gitmek istiyorum, gelmeyecekseniz izninizle efendim.” dedi ve küçük bir hanımefendi gibi reverans hareketini de ihmal etmedi.


En son Tierra Squidna tarafından Çarş. Haz. 06, 2012 6:16 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Robert de Marqué Albusan

avatar

Mesaj Sayısı : 1881
Özel Yetenek : Animagus, anka.
Yaş : 39

MesajKonu: Geri: Güneşi Aydınlatan Ay   Paz Haz. 03, 2012 2:04 pm







"Tabiki efendim." dedi. Bir melek kadar masum, annesinin kızı ne olacak diye düşündü Robert. Ayrıca annesinin genleri sadece bu işe yaramamış, yüzünün güzelliğine de yansımıştı. Kızıl saçları kasvetli ve soğuk orman havasını yarıyor, adeta dans ediyordu havada. Beyaz teninin üstüne doğuştan sürmeli ceylan gözleri, muggleların dediği gibi, cuk oturmuştu doğrusu. Sanki Güzellik Tanrıçası Afrodit ilahi gücüyle kutsamıştı *** kızını.

Robert bunları düşünmeye dalmışken, Tierra masumiyetinden ödün vermeksizin devam etti: "Konumunuzu bilmediğimden pek bir şey demeyeceğim fakat bunun aramızda kalma olasılığı ne kadar, efendim?"

Bir insan hem bu kadar masum hem de bu kadar kurnaz olabilir miydi? Anlaşılan Tierra annesinin yanısıra tam anlamıyla babasının da kızıydı. Robert az kalsın tüm ormanı inletecek bir kahkaha atacaktı; fakat ormanda olduğunu hatırlayarak bir gülümsemeye sığdırdı tüm gülme hissini. Tierra sanki o kadar da komik değilim diye düşünüyordu. Robert' in sesizliğinin aksine Tierra bir o kadar konuşkandı: "Imm... Ve yeterince üşüdüm, okula gitmek istiyorum, gelemeyecekseniz izninizle efendim." diye devam etti.

Artık Robert'in de konuşma vakti gelmişti. Genç hanım reveransını tamamlarken: "Peki, küçük hanım. Hem Hogwarts'a giderken de yeterince konuşacak vaktimiz olur." dedi. Ve Yasak Ormanın dar patikalarında, dal çıtırtıları arasında ilerlemeye başladılar.

Ormanın havasını her zaman sevmiştir Robert, düşünmek için birebir olduğunu düşünürdü. Ve o gün de Tierra önde o arkada yürürken düşünüyordu, sadece düşünüyordu. Acaba ses ne demek istemişti? Acaba olabilir miydi? Tierra beklenen veliaht olabilir miydi? At-adamların gelişini müjdelediği veliaht... Baş gösterecek karanlığa karşı aydınlığın tek umudu olacak veliaht! Neden olmasındı yıllar önce belli olmamış mıydı her şey?

...

Nisanın on dördüydü. Zamanını bulutlarla saklambaç oynayarak geçiren güneşin vakti dolmuş, yerini tüm varlığıyla ışık saçan dolunaya bırakmıştı. Dolunayın ışığı o kadar kuvvetliydi ki sanki milyonlarca ateş böceği ay denen devasa yatağa uzanmış, dünyaya göz kırpıyordu.

Aşağıda -aydan çok uzaklarda- Yasak Orman’a giden dar patika yolda bir çocuk –merakın ipekten kollarında kıvranan bir çocuk- ilerliyordu, karanlıktan saklanarak… Çocuğun ortalama bir ev cininden biraz daha uzun olan boyundan birinci sınıf öğrencisi olduğu anlaşılıyordu. Saman sarısı saçları dağınık, perçemleri deniz mavisi gözlerinin üzerine düşmüş bir haldeydi. Üzerinde kışlık, siyah bir pelerin vardı ve bedeni gecenin cazibesine kapılmış, ruhu ormanın ruhuyla dans ediyordu. Birkaç adımda bir duraksıyor, etrafına bakınıyor ve sonra şövalyelere özgü bir vakarla –korku nedir bilmezcesine- ilerlemeye devam ediyordu.

Hogwarts saat kulesinin çığlıkları gece yarısını hatırlatırken vakit dolmuştu ve bu sarışın çocuğun kaderi daha yeni doğan bir başka çocukla bağlanıyordu kehanetin ve aydınlığın ipleriyle… On ikinci çığlık da yankılanınca arazide giderek yaklaşan bir toynak sesi duyuldu. Çocuk ilk bulduğu çalılığın dibine atmıştı kendini. İlk baştan beri hafifçe seyreden titremesi artmış, solukları derinleşmişti. Ses iyice yaklaştığında tüm heybetiyle bir adam, hayır at! Ya da ikisi birden: Bir At-adam!

Evet, bir At-adamdı. Bilgece parıldayan gözlerini aya dikmiş bir şekilde derin derin düşünen bir başka At-adama yaklaştı ve: “Ay bugün ne kadar da parlak değil mi Niuquam?” dedi göğüs kıllarının arasındaki yeşil yaprakları silkeleyerek. Niuquam’ın cevabı ise biraz gecikti, At-adam oldukça düşünceli görünüyordu: “Evet Radon, ay bugün çok parlak ama köşesinde bir karaltı var, tıpkı gelecek gibi!” dedi fısıldarcasına. Radon ise arkadaşının bu halinden şüphelenmişti; çünkü ne zaman böyle davransa At-adam yasalarını çiğnerdi, acaba şimdi neler düşünüyordu?

“Yine ne düşünüyorsun Niuquam, ay ve yıldızlar kadim sırlarını mı sundular sana?” dedi sorgularcasına. Niuquam gerçeği söyleyip söylememekte biraz tereddüt etti, Radon insan ırkına karşı kin ve nefretle doluydu; ancak Radon’un ısrarlarına dayanamadı ve: “Evet, ay ve yıldızlar insanlığın kaderini yıllar önce olduğu gibi yine bir çocuğa bağlandığını, bu çocuğun bu gece, karanlıkla aydınlığın meyvesi olarak dünyaya geleceğini, karanlık ve aydınlığın tüm süsleriyle bezenmiş olarak doğacağını; ancak bu sefer çok daha zor olacağını söylüyor.” dedi. Her halinden bu kehaneti bir büyücüye söylemeye yelteneceği belli oluyordu.

Radon büyücülere ve büyüye duyduğu öldüresiye nefretle Niuquam’a bağırmaya başladı: “Sakın insanları uyarayım deme! Bizi buraya tıkan, aşağılık muamelesi yapanlar doğanın gizemlerinden haberdar olmayı hak etmiyorlar!” sesi o kadar gür hatta korkutucuydu ki ormanın derinliklerindeki yüzlerce karaltı gecenin karanlığında ayrıldı ormandan. Kuşların kanat çırpışlarının arasında ağırdan bir toynak sesi duyuluyordu ve birkaç saniye sonra bir At-adam daha belirdi. Gelen At-adam oldukça yaşlıydı. Derisi incelmiş, mor damarları belli oluyordu ağarmış göğüs kıllarının ardında; ancak diğer At-adamlar üzerinde sarsılmaz bir otoritesi vardı. Geldiğinde iki At-adam da saygıyla başlarını eğmiş ve At-adamlara özgü bir saygı gösterisi yapıyordu. Birkaç saniye bir başak misali durduktan sonra Radon yavaşça başını kaldırarak: “Efendi Mordré bir sorun mu var?” dedi hafiften ürkerek.

Mordré yılların tecrübesiyle süzdü onları ve yılların yıprandırdığı sesiyle olabildiğince gür bir şekilde: “Sesiniz tüm ormanı ayağa kaldırdı, ormanın düzeni bozul- öhhö, öhhö!” dedi; ancak iltihaplanmış akciğerleri izin vermiyordu rahatça konuşmasına…

Rodon yeniden ateşlenmiş ve: “Efendi Mordré, ay ve yıldızlar –gökyüzünün bilge efendileri- Niuquam’ a geleceğin sırlarını sunmuş; ancak o kutsal aya ve kurallarımıza ihanet ederek insanlara bu sırrı vermeyi düşünüyor, bize aşağılık muamelesi yapan insanlara!”[i] dedi, son sözlerini daha da vurgulu söylemişti. Mordré gençliğinde oldukça iyi ve bilge bir liderdi; fakat yaşlılık beraberinde zayıflığı da getirmişti onun için. Nefrete karşı koyamıyordu ve son yıllarda kurallara itaatsizlik konusunda da çok sertti… Genç olmanın ne demek olduğunu unutmuştu adeta. Oysa Niuquam’ın içinde savaş davulları çalmaya başlamıştı, hayatı boyunca doğru olanı daha doğrusu doğru olduğuna inandığı şeyi yapmıştı ve şimdi de öyle olacaktı.

Niuquam daha Mordré kararını belirtmemişken çalılıkların üstünden atlayarak Hogwarts’a doğru koşmaya başlamıştı; ancak Radon ondan daha hızlıydı… Henüz birkaç metre gitmişti ki mürver dalından yapılmış At-adam oku ıslık çalarak saplandı bağrına heybetli At-adamın ve yere yığıldı koca cüssesiyle. Tek tesellisi ise kehanetin insan ırkına duyurulmuş olmasıydı… Evet, ilk başından beri biliyordu Niuquam çocuğun varlığını.

Tüm bu olaylar olurken saman sarısı saçlı çocuk -Robert- ise çalılıkların arasında bir yılan çıngırağı misali titriyordu. At-adamın kehaneti, gözlerindeki ışıltı, ıslık çalan ok, iki karaltının soğukkanlılıkla uzaklaşışı... Hepsini tekrar tekrar yaşıyordu hıçkırıkları eşliğinde...


...

Tüm bu olayların üzerinden uzun yıllar geçmişti. Kehanet Robert'in içinde büyümüştü. Morphe o küçük çocuğun en euçuk kâbuslarının kurbanı olmuştu; ancak Morphe'nin çırpınışları sonuç vermişti. Robert öğrenmişti ve belki de bugün veliaht onun karşısındaydı...

Robert kararını vermişti, veliaht olsun ya da olmasın Tierra' yı Karanlıktan, hem kendi içindeki karanlıktan hem de dışarıdaki karanlıktan koruyacaktı. Tierra'ya döndü ve: "Tierra, bu tamamıyla aramızda kalacak. Fakat senden bir söz vermeni istiyorum."
dedi ve Tierra' nın sorgulayan gözlerine bakarak devam etti: "Bir daha Yasak Orman' a gelmeyeceksin. Biriyle gizli görüşmeler yapman gerekse bile gelmeyeceksin!" dedi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tierra Squidna
Yasaklı
avatar

Mesaj Sayısı : 359
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Görücü.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Güneşi Aydınlatan Ay   Çarş. Haz. 06, 2012 6:58 am

    "Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır:
    Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.
    Bin parçaya böldü beni bir divane sır
    Sesi geliyor sesi günahkar çocukların.
    Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır."


    Arkasında tanımadığı adam, önde ise kendi bu tekin olmayan ormanda okula doğru ilerliyorlardı. Kravantı sağ omzunun üzerinde dalgalanmaktaydı. Ateş misali saçları geriye doğru uçuşurken okul ayakkabıları toprağa batıp çıkıyordu. Bu adamla karşılaşmanın şok etkisi kafasının çalışmasını engellemeyecek kadar azaldığı zaman, sadece yanlış bir alarm dedi kendi kendine. Yerdeki otlar cübbesinin uçlarına sürünüyor dikenler çoraplarına yapışıyorlardı. Birkaç kilometre ötede kargalar uçarak daireler çiziyor, yaşlı insanlarınkine benzeyen hışırtılı sesleriyle ötüşüyorlardı. Sanki fırtına yaklaşıyormuş gibi huzursuzdular. Sanki ileride olacakların farkındaydılar, sanki kaçmazlarsa buradan uzaklaşmazlarsa bu felaketle onlar da karşılaşacaklardı.

    Huzursuzca bir iç geçirdi. Görücülük yeteneği o adamı defalarca göreceğini ona fısıldıyordu. Birden bire peydahlanan bu adamın babası hakkında bildiği bir şeyler olabilir miydi? Yoksa paranoyaklaşmış mıydı? Adam olanların aralarında kalmaları karşısında Tierra'nın bir daha bu ormana gelmemesini ve hatta gizli görüşmeler yapması gerekse bile... Yeteneğini yadsırcasına önce bir gülümsedi, sonra şaşkınlığını gizlemeye çalışarak. "Takdir edersiniz ki, benim gibi bir öğrenci için oldukça tehlikeli bir yer. Eğer böyle gizli emellerim olsaydı daha -elleri ile havada tırnak işareti yaparak- tehlikesiz yerler de bulabilirdim." Gülümsemesini yüzüne iyice yayarak hınsırca "O koca okulda gelin görün ki birçok gizli yer mevcut. Bbiraz meraklı ve araştırmacı olmanız yeterli." dedi.

    Ağaçlıkların arkasındaki hareketliliği görünce, arkadan gelen adam cadının önüne korumacı bir tavırla siper olmuş ve asasını önünde tutmuştu. Cadı da içindeki aslanın gıdıklaması ile hemencecik asasına asılmıştı. Koruluğun arkasından çıkan at adam cadıya sevecen bir bakış atıp göz kırptı. Cadı ise korkulacak bir şey olmadığını görüp derin bir oh çekmişti. "Sadece atadamlar." dedi.

    Yasak ormanın cadıya bahşettiği bir nimet de atadamlardı. Sebebini bilmediği bir şekilde atadamların sempatisini kazanmış yaptığı esprilerle o asırlık kutsal varlıkların gönlünü kazanmıştı. Ya da sırf şu görücülük yeteneği sayesinde kendilerine yakın bulmuş da olabilirlerdi. Bunun üzerine pek düşünmedi aslan. Onların yanında olduğunu bilmesi büyük bir güvenceydi. "Haa bu arada, ne işiniz var acaba bu muhteşem okulda. Veli olsa gereksiniz herhalde." deyip sırıttı. Profesör olduğu kanısındaydı ama dersine hiç girmemiş olmalıydı. Zaten derslerle arası olmadığından bir profesörü tanımaması olası bir haldi.



En son Tierra Squidna tarafından Cuma Haz. 08, 2012 6:49 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Robert de Marqué Albusan

avatar

Mesaj Sayısı : 1881
Özel Yetenek : Animagus, anka.
Yaş : 39

MesajKonu: Geri: Güneşi Aydınlatan Ay   Perş. Haz. 07, 2012 6:29 pm


    "Takdir edersiniz ki, benim gibi bir öğrenci için burası oldukça tehlikeli bir yer. Eğer böyle gizli emellerim olsaydı başka -ellerimle havada tırnak işareti yaparak- tehlikesiz yerler de bulabilirdim." Gülümsemesini yüzüne iyice yayarak devam etti: " O koca okulda gelin görün ki birçok gizli yer mevcut. Biraz araştırmacı ve meraklı olmanız yeterli." dedi. Robert' in tüm hazırcevaplılığı üzerindeydi. Küçük kız sözünü bitirir bitirmez ağzını açtı.



    Fakat tam o anda bir çatırtı, Robert' ya da Tierra' nın neden olamayacağı bir çatırtı duyuldu ve çalılıklar kıpırdamaya başlamıştı. Yasak Ormanda, Hogwarts' ın birçok kadim sırrını barındıran ve olabildiğince normal yaratıkların yaşadığı bu ormanda, bir çıtırtı duymak çoğu zaman hayra alamet değildir. Bu yüzden asasını çekti ve hemen Tierra' yı, belki de aydınlığın son umudunu, korumaya aldı. Neyseki korkulacak bir yaratık değildi. Sadece bir at adamdı. Hayır, sadece bir at adam değildi, Zodiac' tı. On beş yıl öncesinde yıldızlara bakarak Morphe' nin kehaneti duyurmaması gerektiğini söyleyen at adamdı. Tierra' ya baktı ve gülümsedi. Bu gülümsemenin ardından gözden kayboldu ve orman kadim, büyülü sessizliğine kavuşmuştu artık. Zodiac neden Tierra' ya gülümsemişti? Acaba haklı mıydı Robert?


    "Sadece at adamlar." bu da ne demek oluyordu. Sadece on beş yaşlarında bir kız için, bir Gryffindor için bile fazla cesaretliydi. Ya bu kız fazlaca cesaretliydi ya da atadamlarla ilk karşılaşması değildi. Ya da veliahttı. Ki bu durumda her iki durumda geçerli olurdu. At adam Zodiac o kadar da umursamaz değildi. Zeki bir at adamdı, Uluslararası alanda at adamların temsilcisiydi ve oldukça bilgeydi. Zodiac gibi bir at adam mutlaka veliahtı korumaya alırdı ve Tierra veliaht ise oldukça cesur olmalıydı. Robert belleğin bulanık bataklığında, düşünce adlı Hinzıpırlarla uğraşan Robert' i gerçek dünyaya ait umarsız bir ses uyandırdı: "Haa, bu arada ne işiniz var acaba bu muhteşem okulda. Veli değilsiniz herhalde?"



    Robert, buna şaşırmıştı işte. Bu okulda yıllardır çalışıyordu ve ilk haftasından sonra böyle bir soruyla karşılaşmamıştı. Gölgelerin hınzırlığına gülümsedi ve " Evet, Biçim Değiştirme dersinden sorumluyum. Ayrıca bu dönemden itibaren Müdür Yardımcılığı ve Gryffindor Bina Sorumluluğu ünvanlarını da karşılıyorum leydim." dedi, Hogwarts burçları baş gösterirken...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Güneşi Aydınlatan Ay
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Okul Arazisi :: Yasak Orman-
Buraya geçin: