AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Mühür

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Mühür   C.tesi Mayıs 26, 2012 6:46 am



Andreina Barries . Lestat Audrica

Yer: Kastilya
Zaman: Haziran Ayı

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   C.tesi Mayıs 26, 2012 6:54 am

    Mayıs Ayı

    Genç cadının bakışları ortak salondaki şöminenin ateşinde dolaştı birkaç saniye. Sınavların bitmiş olmasının rahatlığını ve yorgunluğunu aynı anda yaşıyordu. Diğer öğrencilerin hareketlerini fark etmiyor, dediklerini ise sadece mırıltılar halinde işitiyordu. Başının ağrıması dolayısıyla onların susmalarını yeğlerdi ancak gidip kaba bir şekilde onlara bunu söyleyemezdi. Zira sınavlar hakkında tartışmadıkları için memnundu genç cadı. Son birkaç haftada saçının yirmide birini kaybetmişti resmen. Onların bakımına fazla zaman harcayamamış, bu yüzden de pespaye bir görünüm sergilemekte olduğu fikrine kapılmıştı. Oturduğu koltuğa biraz daha gömülürken kollarını göğsünde kavuşturdu. Sıkılmış olduğu için derin bir nefes alıp ofladı. Kızların dikkatini çekmiş olacak ki onların yanına doğru geldiklerini fark etti. Sohbet etmek için uygun modda olmadığından oturduğu yerden kalktı ve yatakhaneye doğru yöneldi. Kızın tekinin konuşması kulağına çalınırken şaşırdı. “Bizi duymuş, bakın nasıl da kaçıyor.” Andreina arkasına doğru dönüp hızlı adımlarını onların üstüne yöneltti. Kendisi hakkında dedikodu yapacaklarsa en azından onun gitmesini bekleyebilirlerdi. Kendisiyle yaşıt olan Alison’a doğru baktı ilk önce genç cadı ve gözlerini kısıp diğer kızlara da göz gezdirdi. Çoğuna göz aşinalığı vardı ve Alison dışında hepsi kendisinden bir yaş küçüktü. Genç cadı, kızın ezik bir tavırla sadece kendisinden küçüklere söz geçirebildiğini biliyordu ancak bunu şimdiye kadar hiç sorun etmemişti. “Bir şey mi kaçırdım?” diye sordu, ilgisiz bir tavır yakalamaya çalışırken. Kızların aynı anda kıkırdamaları kendisini rahatsız hissetmesine neden olurken neler olduğunu anlamaya çabaladı. Alison’a dönen bakışları, bir açıklama beklediğini açıklar nitelikteydi. “Senin kaçırdığın tek şey bizim konuştuklarımız değil belli ki.” Anreina neler döndüğünü anlayamazken sıkılmaya başladığını hissediyordu. Çabucak açıklamak yerine lafı döndürüp dolaştırmak, karşısındaki kızın en büyük yeteneğiydi sanki. Genç cadı omuz silkip, ‘Söylemezsen söyleme, çok da umurumdaydı.’ diyen bir tavır arkasına döndü. Tam yürüyüp ondan uzaklaşmak için adım atmak üzereyken başka bir kızın konuştuğunu işitti. “Sen o değerli bekâretini saklı tutarken, Lestat’a acımamak elde mi?” Duydukları ile olduğu yerde donup kalan Andreina buna inanamıyordu. Dönüp kızın suratına okkalı bir tokat yapıştırmak istedi ancak hangisinin konuştuğundan emin değildi. Öfke katsayısı artarken neden bu konu ile ilgilendiklerini merak etti. Sonuç olarak bu, ikilinin arasında bir meseleydi ve öyle kalmalıydı da. Lestat başkalarına sitem mi ediyordu yoksa? Erkeklerin davranışlarında asla mantık bulamayan genç cadı bunun mümkün olabileceği gerçeğini kabul etmek istemiyordu. “Sence de biraz geç kalmadın mı?” Genç cadı kulaklarını bu saçmalığa kapamak isteyerek yatakhaneye yürümesine devam etti. Sanki hiçbir şey duymamış gibi davranmayı yeğlerdi şu durum içerisinde. Lestat ile ilişkilerinin boyutunu ve özellikle cinsellik konusunu başka insanlarla konuşmayacaktı. Belli ki o kızların hepsi, böyle konuştuklarına göre, erkek tenini tatmışlardı. Orada kendisinden küçük kızlar vardı! ‘Tanrım, bu sapık düşünceleri uzak tut zihnimden.’ diye düşündü. Geç kalmış olduğunu düşünmüyordu, aksine biriyle o tür bir ilişkiye girişmek için erkendi bile. Ancak görünüşe göre onun bu düşüncesi fazlasıyla ‘ilkeldi.’ “Bu gerçekleşiyor olamaz.” diye mırıldanırken yaşıtlarını düşündü. Alison’ın bekâretini dördüncü sınıfın başında Slytherinli bir altıncı sınıfa verdiğini biliyordu, aslında bunu bütün okulda bilmeyen yoktu. Sanki gururlanıyordu bu durumdan ötürü. Andreina’nın düşünceleri ise cinsel birlikteliğin kız açısından çok daha özel karşılanıyor olduğu yönündeydi. Sonuç olarak Tanrı o özel çizgiyi boşu boşuna yaratmış olamazdı. Adımlarını hızlandırıp yatakhaneye hızlıca girdi. Kapının arkasına yaslandığı sıra göğsü hızlı nefes alışlarıyla kalkıp iniyordu. Gözleri endişeden fal taşı gibi açılmışken Lestat’ın düşüncelerinin ne yönde olduğunu merak etti. Genç cadının yeşil ışığı yakmamış olmasından rahatsız olmuş muydu? Andreina onun zamanında fazlasıyla çapkın olduğunu biliyordu, bunun için şu anda Lestat ya kendisini aldatıyordu ya da beklemekten yorgun düşmüştü. Bu, onun için diyet gibi bir şey olsa gerekti ve Andreina kendi yaşantısından diyetin ne kadar iğrenç bir şey olduğunu biliyordu. Çabucak harekete geçmesi gerekiyordu.

    Haziran Ayı

    Andreina fazlasıyla loş olan sokaktan ilerlerken oldukça kararlı bir görünüm sergilemeye çalışıyordu. Vazgeçmek için çok yol tepmişti ve yolun yakın olması falan umurunda değildi, geri dönmeyecekti. Bu işin çabucak olup bitmesini sağlayacak ve insanların ağzına sakız olduğu günler sona erecekti. Lestat’ın nasıl bir tepki vereceğini merak etmemek elde değildi, zira genç cadı ilk defa böyle bir işe kalkışıyordu. Oğlanın kendisinden daha tecrübeli olduğuna dair kuşkusu yoktu, buna dair okulda namını duyurmuştu bile. Genç cadı sırf onun başka kızlara, önceden olsa bile, dokunmuş olmasına dayanamıyordu. Gözünün önüne gelen görüntüleri kovmak istercesine başını salladı. Önemli olan Lestat’ın bugünüydü. Geçmişi değiştirmek mümkün değildi, ancak insanlar ve kişilikleri olasılıklar dâhilindeydi. Genç cadı oğlanın, dedikodularını büyük bir şaşkınlıkla dinlediği kişi ile aynı olduğuna inanamıyordu. Davranışları oldukça farklıydı Andreina’ya karşı, belki ilişkilerinin durumundan dolayı. Genç cadı ile şimdiye kadar hiç ayrılma noktasına gelmemişlerdi, aralarında çıkan tartışmalar aksine güçlendirmişti aralarındaki bağı.

    Genç cadı şimdi oğlanın bulunduğu otele doğru ilerlerken damağının kuruduğunu hissediyordu. Kastilya içerisinde bulunan en iyi otellerden biri olan bu binanın şatafatlı giriş kapısına doğru yaklaştı. Dönen kapıdan geçtiğinde giyiyor olduğu dokuz santim topuklu ayakkabının kaliteli mermerin üzerinde çıkardığı sesler kulak doldurmaya başladı. Kaç numaralı odada kaldığını bilmiyordu oğlanın, bu yüzden kendisine nasıl yardım edebileceğini soran resepsiyon görevlisine yaklaştı. Kollarını masaya dayayıp öne doğru eğildi. “Bir arkadaşımı ziyarete gelmiştim, adı Lestat Audrica.” Görevlinin kendisini bir anlık süzüşünden sonra biraz geriledi. Onun bilgisayardan otel girişlerini kontrol etmesini beklerken kulağına klavyenin tuşlarına sert basma sesleri geliyordu. Yarım dakika kadar sonra adamın sırıtan yüzü kendisine döndü. Eli telefona yönelip ahizesini kaldırırken, “Ben geldiğinizi haber vereyim. Adınız ne-“ Genç cadı ne yapacağını şaşırırken oğlana sürpriz yapmak istediğini biliyordu, eğer biri ona haber verirse bunu yapamazdı. Elini hızla telefonun ahizesine götürdü ve onu yerine oturttu. Adama göz kırpıp cilveli bir sesle, “Merak etme, onun zaten haberi var.” dedi. Görevlinin ikna olmuş gibi görünen gözleri kızın geniş göğüs dekoltesinde dolaştı. “Üç yüz on yedinci oda. Sol lobi, asansörle on ikinci kat.” Andreina kazandığı başarı ile derin bir nefes alırken sol tarafa yöneldi. Asansörün yukarı ok tuşuna basıp beklemeye başlarken hemen yanındaki aynada görüntüsünü kontrol etti. Giyiyor olduğu dapdar kot ayak bileklerine kadar bütün bacağını sarıyor ve aynı zamanda sergiliyordu. Önü açık olan ayakkabıları bu mevsim için oldukça uygundu. Üstündeki tül tünik ise astarları dışında içinde ne var ne yok belli ediyordu, siyah sutyeni de dâhil. Yaptığı dağınık topuz, takıyor olduğu sallantılı küpelerini görünür kılıyordu. Yanaklarına düşen birkaç tutam dışında tokası oldukça iyi iş görüyordu. Asansör gelene kadar tüniğin omuzlarındaki duruşunu düzeltti ve en sonunda üst katlara doğru yöneldi. Sakin görüntüsüne rağmen oldukça heyecanlıydı ve kalbinin bulunduğu yerden fırlayacağını düşünmeye başlamıştı. Saniyede iki kat çıkan asansörün on ikinci kata ulaşması uzun sürmedi. Genç cadı oda sayılarını gözleriyle tararken üç yüz on yediyi arıyordu. Koridorun sonlarına doğru geldiğinde üç yüz on altıyı gördü. On adım ötesindeydi işte. Kapının önüne gelip son bir kere düzeltti üzerini. Sonrasında kapıyı tıklattı çok yüklenmeden üstüne. Baskına gelmiş gibi bir durum varmış zannedilsin istemezdi, her ne kadar bu yaptığı bir yönden öyle sayılsa da.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   C.tesi Mayıs 26, 2012 10:04 am






    Mayıs Ayı/ Hogwarts

    Ravenclaw ortak salonundan çıktığında gördüğü silüet ile irkildi. Normalde gülümsemesine neden olan yüz son birkaç aydır somurtmasına neden oluyordu. Zira üvey kız kardeşi bir kere daha Lestat’ı kollarına alma derdine düşmüştü. Aslında Lestat ilişkisini onun kulaklarının duyabileceğinden uzakta yürütmeye çalışmıştı. Fakat lanet okulda özellikle cadılar başka bir işleri yokmuş gibi durmaksızın dedikodu yetiştirme potansiyeline sahiptiler ve sıranın üvey kardeşine gelmesi uzun sürmemişti. Liesje bunun geçici bir heves olduğundan emin olmak için sık sık Lestat’ı sıkıştırıyordu ve verdiği sözü yerine getirmeye çalışması gün geçtikçe zorlaşıyordu. “Liesje! Burada ne arıyorsun?” Sesine hafif şaşkın ancak hoşnut bir ton oturtmaya çalışmıştı ancak üvey kardeşinin yüzünde hiç de tatmin olmuş bir ifade yoktu. Yanına oturdu ve bir kedi gibi bedenini ona sürterek kollarına dolandı. Onun o tanıdık kokusunu, çekici tenini hissedebiliyordu. Ancak belki de ilk defa tepki vermedi. Öylece kaldı. “Eskiden burada ne arıyorsun demezdin, nerede kaldın derdin. Özlemedin mi beni?” Lestat hala öylece kalmayı sürdürürken bir yalan düşünmeye çalışıyordu. Onu ikna edecek herhangi bir şey. Liesje hesapsızca birlikte olduğu ve asla kopmadığı tek kişi olmuştu hep. Bugüne dek o ve Lestat kaçamak birlikteliklerini hep sürdürmüşlerdi Ancak şimdi durum farklıydı. Bedenini sadece tek bir kişiye ait hissediyordu. Ona hala dokunmamış birine. Yine de bekleyecekti. “Elbette ama…” Liesje yanından sıyrılarak ayrılırken bu sefer sesi sertleşmişti. Lestat gözlerini kapattı. Kendini gelecek sert çatışmaya hazırladı. “Lanet olsun Lestat! Ne oluyor sana? Bütün bir yıl boyunca duvar gibiydin.” Bunun tek sebebi Anna değildi. Babasını arayışı, geçmişiyle yüzleşmesi ve bütün bunların zihninde bıraktığı sorular da onu bu hale getirmişti. Ona bunları anlatmıyordu, zira yanında geleceğinden başını belaya sokacağından emindi. Aralarında oluşan bütün soğukluğa rağmen Lestat onu korumayı bırakmayacaktı. “Sadece, havamda değilim. Üsteleme lütfen.” Tartışmanın uzamaması için adımlarını hızlandırarak merdivenlere doğru ilerlemeye koyuldu. Arkasında çınlayan ses ise gözlerinin kısılarak durmasına neden oldu. “Bana o külkedisine âşık olduğunu söylemeyeceksin değil mi?” Liesje’nin kıskançlık krizlerini daha önce de görmüştü ama bu… Nasıl Hogwarts’ta etraflarında onca insan bakarken bunu söyleyebilirdi? Hem de Külkedisi… Bariz bir şekilde Anna’yı aşağılama içeren sözler Lestat’ın anlayış sınırlarını yerle bir ederken iki uzun adımla ona döndü ve dişlerini sıkarak konuştu. “Ona külkedisi demeyi kes.” Liesje tokat yemiş gibi öylece kalakalmıştı. Gözleri irileşmiş yüzü hiddetle kızarmıştı. Ağzının bir an öylece açık kaldığını inanamaz bir ifade yerleştiğini fark etti. “SEN…” Lestat bir kez daha gözlerini kapadı ve derin derin soludu. Ne bekliyordu ki? Çarpık ilişkilerinin yürümesi bir yere kadardı. Lestat adam olmaya başlamıştı. Neden o da denemiyordu? “Git, Liesje. Seni kırmak istemiyorum.”

    Haziran Ayı/ İspanya

    “Bir sene… Bir kadının dokunuşu olmadan geçen bir sene.” Üvey babasının aynaya yansıyan yüzünde ilgi çekici bir şey fark etmiş gibi bir ifade vardı. Yarattığı canavarın insana dönüşüyor olması hakkında pek de iyi düşünmüyor olmalıydı. Belki de bu yüzden zihninin derinliklerinden geri çıkmıştı. Lestat onu reddetmek yerine konuşmayı seçti. Yalnız kaldığında onla hesaplaşmak kendisiyle hesaplaşmak gibi oluyordu. Konuşmaya başlarken aynadaki silüet değişti ve kendi yüzü göründü. “Senin annem öldükten sonra on dakika bile dayanamadığın düşünülürse büyük başarı değil mi?” Onun o iğrenç anda leş gibi içki kokarken Liesje’ye, kendi öz kızına, saldırmaya çalışması gözlerinin önüne geldi. O an annesinin kaybının açtığı yara kalbinde yeniyken üzerine böyle bir manzara ile karşılaşmanın verdiği öfkeyi ve onun sırtından ardı ardına sapladığı hançeri hatırladı. Gözlerinin ferinin gittiğini, külçe gibi yere yığıldığını, teninin soğuduğunu, ölümünün her anını görmüştü. Hatta bundan garip bir zevk bile almıştı, zira o adam hayatını mahvetmişti. Fakat bir an sonra adam aynada kanlı canlı karşısındaydı. Yüce Merlin! Neden gitmiyordu? Ne istiyordu? “Kendini, o kızdan niye uzak tutuyorsun? Bence kollarına atılmaya en baştan meraklıydı.” Aynadaki yüz bir kez daha incelip normal haline dönerken üvey babasının görüntüsüne hiddetle hırladı. Andreina’nın basit biri olmadığını onunla geçirdiği onca zaman sonucunda anlamıştı. İffetini her şeye rağmen koruması, zekice sohbetleri, Lestat ile uyumlu alaylı konuşmaları… Onun yanındayken düşündüğü şey cinsel ihtirastan çok fazlasıydı. Aslında dokunmaya kıyamadığı bir çiçekti o. Onu kimse diğerleriyle aynı kefeye koyamazdı. Zihnindeki ses ise ona karşı şeyler fısıldayanların ortak sesi olup konuşuyordu. “Hayır, o farklı.” Zihnin için de uğursuz kahkahalar yankılandı. Boğuk, iğrenç derecede sinir bozucu… Aynanın üzerinde o sarışın iri surat belirdiğinde dişlerini göstererek sırıtıyordu. Annesiyle ilk tanıştığı zamanki kibar yüz değildi bu. Kızına saldıran alkoliğin müstehcen sırıtışıydı. “Bizim duygusal p.ç âşık olmuş! Hah! Kimse farklı değildir. Tek düşünen erkek gibi görünse de her lanet kadın önünde sonunda bunu arzular. Seni geride tutan ne?” Lestat yumruğunun sıkıldığını hissetti. Eli havaya kalkmış pahallı aynaya vuracakken bir anda kapıdaki tıklamayla eli havada kaldı. Kim gelmişti? Oda servisi olan hizmetçi çoktan işini bitirmişti. Peşindeki adamlardan Anna’ya zarar gelmemesi için uzak duruyor ve babası ile ilgili arayışını erteliyordu. İçi merakla dolarken Franz’ın bilinci bir rüyadan uyanır gibi sessizce onu terk etti. Lavaboda yüzünü yıkayarak odasına döndü. Az kalsın kıracak olduğu aynaya bakmamaya özen gösteriyordu. Belki de bir yere geldiğinde ilk iş olarak bu yansıyan şeylerin üzerini örtmeliydi.

    Oda geniş ve rahat bir odaydı. İleride süslü tek kişilik olmasına rağmen geniş bir yatak vardı. Yatağın iki yanındaki komodinlerden birinde ortasından bir yerden bir ayracın göründüğü bir kitap, diğerinde ise telefon vardı. Onun ilerisinde Lestat’ın kıyafetleri için bir gardrop bile düşünülmüştü. Yatağın ön tarafında ise bir televizyon ve birkaç koltuk vardı. Yatakla koltuklar arasında ise genişçe bir banyo uzanıyordu. İnsana evindeymiş gibi hissettiren şu lüks odalardandı işte. Eşyaların dizaynı ve renkler mor, eflatun ve mavi tonları arasında değişiyordu. Bunu bizzat Lestat istemişti. Karanlık görünüyordu ancak bundan pek de şikâyetçi değildi. Eski tarz işlemelerle süslü kapıya doğru yönelmeden önce koltukların önündeki küçük sehpadan asasını aldı. Asayı geride tutarak kapıyı açtığında yüzünde geniş bir gülümseme oluştu. Elbette biraz da şaşkınlık vardı. Önceki sene uzak durmasını söylediğini hatırlıyordu da şimdi gelmesi ne ilginç bir ironiydi. Hayat işte bir senede tümden değişebiliyordu. “Anna! Se… sen?” Şaşkınlığı cadının giyimini gördüğünde daha da arttı. Özellikle yakınındayken vücut kıvrımlarını tümüyle seçebiliyordu. Yüce Merlin! Bu kıyafetle sokakları dolaşmış olamazdı değil mi? Eğer öyleyse muhtemelen dışarıda yumruklanmaya meraklı bir erkek sürüsü birikmişti. Bir taraftan kıskançlık damarı salyalar akarak bakan her bir adamın suratına yumruk çakmak isterken diğer taraftan ona bakmaktan kendini de alıkoyamıyordu. Siyah südyenli göğüsler ince alımlı bir bel marifetiyle kot geçirilmiş kalçalara bağlanmıştı. Ona hafifçe sarılırken vücudunun sıcaklığını hissetti. Aynı zamanda heyecanını… Onu tanıyordu. Cadı sanki, bir şeyler peşinde gibiydi.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   C.tesi Mayıs 26, 2012 10:36 am

    Andreina kapı açılırken bir anlık bakışlarını kaçırma gereği duydu ancak asıl şu anda kendine olan güvenine ihtiyaç duyduğunu hatırlayarak hemen kapının ardına yöneltti gözlerini. Lestat’ın kimin geldiğini bile sormadan kapıyı açmasını yadırgamamak elde değildi, yoksa başka birini mi bekliyordu? Genç cadı belki de hizmetlilerden birini bekliyordu, diye düşündü. Paranoyaklaşmasına gerek yoktu, sonuç olarak kimin geldiğini hiç sorgulamadan açmak alışkanlığı da olabilirdi. Andreina bir senenin sonunda onu hala tam olarak tanıyamamış olduğuna inanamıyordu. Duruşunu dikleştirerek yüzüne çekici bir gülümseme yerleştirdi. Lestat’ın yüzünü gördüğünde neredeyse kahkahalara boğulacaktı ancak bu isteğine karşı çıktı. Oğlanın şaşırmak için her türlü hakkı vardı. Bir kere genç cadıyı beklemiyordu, özellikle de “bu” kılık içerisinde ve gecenin bu saatinde. Andreina ona konuşma ve soru sorma fırsatını vermeden ileriye doğru bir adım attı. Ellerini onun göğüs kaslarının üstüne yerleştirdi ve kendisinin her ileri adımında onun geriye gitmesini sağladı. Açık kalan kapıyı ayağını kullanarak itekledi ve kapattı. Bu sırada gözlerini oğlanınkilerden hiç ayırmıyordu. Durumu anlamaya çalışıyor olduğu belliydi. Ancak genç cadı onun şimdiye kadar anlamasını beklerdi, demek ki Alison ve diğerlerinin değindikleri bir nokta doğruydu. Lestat, Andreina’nın kendisiyle yatacağını hiç düşünmüyor olmalıydı. Genç cadı hayal kırıklığı yaşarken oğlanı bir sene içerisinde bir kere ya da iki kere öpmüş olduğunu fark etti. Ki onların hiçbiri de fazla önemli olaylar değildi. Özellikle fiziksel etkileşimden kaçıyormuş gibi bir intiba bırakmış olmalıydı üstünde. O anda oğlana karşı olan saygısının arttığını hissetti, muhtemelen başka biri olsa –geçmiş cinsel hayatı Lestat’ınki kadar dolu olan biri- çoktan Andreina’yı terk etmiş ve onun yerine başkasını bulmuş olurdu. Ancak genç büyücü büyük bir sabırla beklemişti, bugüne kadar…

    Genç cadı oğlanı iteklemeye devam etti bir süre daha, gözüne geniş koltuğu kestirmişti şimdilik. 'Başlangıç için hiç fena değil.' diye düşündü. Geriye gide gide iyice yorulmuş olan Lestat ayağını ona çarptığı anda dengesini kaybedip koltuğun üstüne oturdu. Genç cadı bu durumdan yararlanarak bacaklarını açtı ve oğlanın kucağına yerleşti. Lestat artık neler olduğunu anlamıştı ancak meraklı gözleri, hala olanları sorgular gibiydi. Andreina oturduğu yere tamamen yerleşebilmek için biraz kıpırdandı ki bu arada ’İnşallah çok ağır olduğumu düşünmüyordur.’ diye dua ediyordu. Ne fazla zayıftı, ne de fazla kilolu ancak oğlanın hakkında düşüncelerini bilemezdi. Moralini bozmamak için gülümsedi ve saçındaki tokayı çıkararak topuzunu bozdu. Saçlarını iki yana savururken, onları bağlı kaldıklarında aldıkları şekilden kurtarmaya çalışıyordu. En sonunda dudaklarını oğlanın sağ kulağına yaklaştırdı. Fısıldamasının yeterli olacağını bildiğinden sesini kısık tutarak, “Dudaklarına yerleştirdiğin mührü bozmanın vakti gelmedi mi sence de?” dedi. Kafasını geriye doğru çekti ve manalı bakışlarını Lestat’ın yüzüne yöneltti. Ellerini onun yüzünün iki yanına koyarken kalbi pır pır ediyordu. İlk ciddi öpüşmelerinin hiç böyle olacağını sanmazken, işte şimdi buradaydılar. Gözlerini kapatıp dudaklarını oğlanınkilere bastırdı. Ateş ile buzu aynı anda barındıran teni genç cadının ürpermesine neden olmuştu. Sanki bu kaçamayacağı bir tür tuzaktı da Andreina yakalanmıştı ona. Teninin cayır cayır yandığını hissederken oğlanın da aynı şeyleri hissedip hissetmediğini merak etti. Yoksa önceki tecrübelerinden farklı bir değeri yok muydu bile bunun? Andreina yüreğine korkunun dolduğunu hissederken kalp atışlarını kulaklarında duyabildiğini fark etti. Tam oğlanın üstüne abandığı sıra, onun kıpırdandığını fark etti. Hareketlerine anlam veremeyen genç cadı gözlerini açıp neler olduğuna baktı. Ancak oğlan oturduğu yerden kalkarken tek eli ile kız düşmesin diye onu tutuyor, diğer eliyle de onun yüzünü kendisine doğru çeviriyordu. Bu sefer dudaklarını, karşısındakinin dudaklarına bastıran o oldu. Andreina cömert öpücüğü büyük bir memnuniyetle karşılarken, Lestat’ın attığı adımlar ile sarsılıyordu. Dikkatini sadece oğlana verdiği için onun kendisini yatak odasına taşımış olduğunu fark edemedi. Yatağa yavaşça yatırıldığı sıra yüreğinin ağzına geldiğini hissetti. Durumun ciddiyeti yeni yeni beliriyordu sanki zihninde.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   C.tesi Mayıs 26, 2012 1:35 pm


    Şaşkın kekelemesine cevap, göğsüne bastırılan eller olmuştu.O kadar ani olmuştu ki Lestat gerilemekten kendini alamamıştı. Sonra bir adım ve bir adım daha… Zihninde bir sesin kıkırdadığını hissetti. Franz’ın iğrenç sesiydi bu. Dedikleri doğru olabilir miydi? Zamanı gelmiş miydi? Sonunda Anna da diğerleri gibi kendini kollarında mı bulacaktı? Cadının bunu bu ana kadar saklamasını iki sebebe bağlıyordu. Ya Lestat’a kendini teslim ettiğinde ondan sıkılacağından korkuyordu, ya da gerçekten de böyle konularda korkuları olan biriydi. İlişkileri birbirine temastan çok konuşmak üzerineydi. Öpüştükleri anlar bile sınırlıydı. Onlarsa çoğu basit kısa sonunda geri çekilmeyle biten öpücüklerdi. Yine de Lestat o kısa anlarda arzulardan öte bir hisle huzur buluyordu. Bugün ise cadı tümüyle zıt bir hale dönüşmüştü. İkili koltuğa geldiklerinde Lestat dengesi bozularak, biraz da kendini bırakarak koltuğa uzandı. Cadı kucağına oturduğunda artık durumlarının başka açıklaması kalmamıştı. “Dudaklarına yerleştirdiğin mührü bozmanın vakti gelmedi mi sence de?” Mühür… Başta anlamsızca baktı ancak sonra balo sırasındaki konuşmaları aklına geldi. Cadıya dudaklarındaki mühürden bahsederken bu bir söz değil, durumunun betimlemesiydi. Onunla geçirdiği hareketli zamanlar genç büyücüde anlamını bilmediği türden bir iz bırakmıştı. Bu iz yüzünden istese de istemese de zincirlenmişti ona. Bu Lestat Audrica için bir utançtı ama aşık kalbi için bu türden bir sadakate sahip oluşu onurdu. Şimdi ise mühür kırılıyordu. Bundan sonra ne olacaktı? Kim kazanacaktı? Cadının güzelliği ve anın şaşkınlığı ile zaten kesilmiş olan nefesi dudaklarının birleşmesiyle tümüyle kopmuştu. Artık onu hayatta tutan tek şey tutkuydu ve ateş bu kadar yakınındayken kendisini geri de tutamıyordu. Islak dudakları garip bir sıcaklık yayılırken, birbirine değen diller hoş bir tadın damağından geriye yayılmasını sağlıyordu. Liesje ile olan ilk öpücükleri dâhil Lestat’ı bu denli etkileyen başka bir öpücük olmamıştı. Dudakları birbirinden ayrılırken kesik nefeslerini bıraktı. Cadı bedenini daha da kendine bastırırken artık arzularına hâkim olamadı. Ellerinden biri cadının kalçalarını sertçe kavrarken onu da kucağına alarak doğruldu. Ardından diğer eliyle kızın yüzünü bir kez daha kendisine çevirdi. Dudaklarını yeniden onunkilere bastırırken tutku dolu kısa öpücükler yeniden öpüşmeye dönüşmüştü. Cadının başını tutan eli hafifçe onun saçlarında dolaşırken birkaç uzun adımla kapısız kemerli bir duvarla ayrılan yatağın bulunduğu odaya doğru attı adımlarını. Yatak odasının kapısındaki sütunlara takıldı bir ara gözleri. İki sütunun değişimi, yeni bir yaşamı sembolize ettiğini duymuştu. Yeni bir gelecek…

    Anna’yı yatağa uzattığında hafifçe cadının üzerindeki bol tuniği yukarı doğru çekerken öpücükleri boynundan göğsüne oradan da göbeğine doğru gelmişti. Aşağı doğru gelirken bir an saçların sarıdan siyaha döndüğünü görür gibi olmuştu. Fakat bunun üzerinde çok da Başta cadının parmaklarını saçlarında hissetti. Zevkle oynuyor gibiydi. Gömleğinin önünü açtığında vücudunu izlerken onun da aynı tutkuyu paylaştığını anladı. Bunu görerek devam etti ancak daha sonra kızın önce kendini salmış gibi durduğunu, daha sonra duygusuzca öyle kaldığını fark etti. Garipti, sanki bu zorunlulukmuş ve cadı bir şeylerin zoruyla kendini teslim ediyormuş gibiydi. Başını kaldırdı ve onun gözlerine bakarak son bir kez sormak istedi. “Emin mi…” Sözü cadının yüzünü gördüğünde havada asılı kalmıştı. Cadının sarı saçları esmere dönüşmekle kalmamıştı yüz hatları daha da toparlanmış hatta vücudu bile hatırladığından farklı bir hale bürünmüştü. Her bir parça birleştiğinde ortaya çıkansa… Geriledi gömleğinin önünü kaparken gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ka… Karina! Ah, ne yaptım ben!” Üvey babasıyla konuşmaları zihninin gerisindeki arzuyu ön plana çıkarmışken Anna’nın böyle şeylerden uzak olduğunu bilmeyecek kadar körleşmişti. Peki Karina? Onunla İspanya’da gerçekten eğlenmiş ama yaşadıklarına rağmen kendini basitçe bir erkeğe teslim ediyor oluşuna öfkelenmişti. Daha sonra bir çocukla kompartımanda öpüşürken bulduğunda, hoş bu kısımdan pek de emin değildi, artık onun için yapacak bir şeyinin kalmadığını görmüştü. Zaten dudakları Anna ile mühürlenmişken ve yöntemler konusunda onla zaten ayrıyken cadıya sadece üzülebilirdi. “Merlin aşkına! Amacın ne senin?” Gerçekten, bunun anlamı neydi? Birlikte geçirdiği her vakte anlam yükleyen o kızlardan mıydı yoksa o günkü davranışlarına karşılık bir intikam mıydı bu? Onun olanı elinden koparmak için. İçi öfkeyle dolarken göz bebekleri tamamen kapkara birer deliğe dönüşmüştü. Şakaklarındaki damarlar şişti. Zihni ile cadının zihnine bastırmaya başladı. Garip bir şekilde sert bir duvara toslamıştı bilinci. Bir şey bir an o sert duvarı geçemiyordu. Karşısındaki kızın korkmuş gözlerinin derinliklerine bakarken daha da bastırdı. Burnundan kan akmaya başlasa da önemsemiyordu. “Demek, yeni bir yetenek geliştirdin. Doğrusu savaşa iyi hazırlanmışsın. Anlat Karina, amacın ne?” Elleri öfkeyle titrerken cadıya bakmayı sürdürdü. İyi de kendisi çocukluğundan beri çalışarak ve zihnini de harap ederek yeteneğini tam bir noktaya ancak getirebilmişken cadı nasıl bu kadar güçlü bir savunmayı hem de hızla ve bilinçsizce yapabilecek kadar güçlü olabilmişti?

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   C.tesi Mayıs 26, 2012 2:38 pm

    Genç cadının gözleri bir anlığına odanın içerisinde dolandı. Siyah çarşaf ve nevresime sahip olan yatağın yumuşaklığını her bir uzvunda hissedebiliyordu. Ancak bu durum onun rahatlamasını sağlamak yerine daha çok gerilmesine sebep oluyordu. İlk defa bir erkeğin yatak odasına girmişti ve dolayısıyla ilk defa kendisinin olmayan bir yatağa uzanıyordu. Lestat’ın kaliteyi sevdiğini anlamak zor değildi, zira bunun için parası da vardı. Andreina onu suçlayamazdı, kendisinde de yeterli güç ve maddiyat bulunsa bunun aynısı bir yaşam sürerdi herhalde. Gözleri açık olan perdelere yöneldi, ancak camların ötesinde görebildiği tek şey gecenin karanlığıydı. Bugün yıldızlar bile küsmüş gibi görünüyordu, çünkü tek bir tanesi bile ışıltısını göstermiyordu. Andreina oğlanın kollarını kendisine uzatmasına izin verirken, sanki bir tür çocukmuş gibi kollarını yukarı doğru kaldırdı ve zaten pek bir ağırlığa ve kapatıcılığa sahip olmayan tüniğin teninden kayarken oluşturduğu kayganlığını hissetti. Kendisini fazlasıyla çıplak hissediyor olmasına rağmen beklediği rahatsızlığı yaşamıyordu. Zaten buraya gelirken ki asıl amacı üstünden bütün kıyafetlerini çıkartmak değil miydi? Cinselliğin dile en kaba getirilişiydi belki de bu, zira bu birleşim sadece çıplaklıkla sağlanan bir şey değildi. Andreina bunun ötesinde duyguların oyun oynadığını biliyordu, tıpkı şu anda oğlanın dudaklarını boynundan göbeğine indirdiği sıra hissettiği gibi. Zaten şu durum içerisinde kontrolün kendisinde olmasına imkan olmadığını biliyordu, Lestat senelik tecrübelerini elbette ki sergileyecekti. Ancak genç cadının ne yapması, ellerini ya da kollarını nereye koyması gerektiği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Kendini bu işi bitirmek için kasması yetmezmiş gibi, bir de doğaçlama ve rahat bir tavır sergilemesi gerekecekti. Lestat’ın gömleğini çıkarmak için gerilediği sıra, bakışları doğal olarak onun üstüne odaklandı. İlk başta gerdanı daha sonrasında açılan düğmeler ile göğsü görünüyordu. Ancak genç cadı bakışlarını onun yüzüne doğru kaydırdığında bir şeylerin doğru olmadığını hemen anladı. Lestat’ın cümlesinin yarıda kalmasının ardından onun düğmelerini geri kapattığını fark etti. Üstüne üstlük bir de gerilemesine yetecek kadar yüzü korku ve sinirle dolmuştu. Andreina neler olduğunu anlayamazken şaşkınlığının her saniye daha da arttığını hissediyordu. Lestat’a ne olduğu hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Yoksa çirkin olduğunu mu düşünmüştü? Genç cadı erkeklerin nasıl vücutları yeğlediklerinden emin değildi, belki de yeterince iyi değildi. Ya da yeterince zayıf. Ancak genç büyücünün kendisini böyle bir durumdan dolayı yargıladığını düşünmek kendisine acı veriyordu, utancını gizlemek için çarşaflardan birini hemen üstüne çekti. Hayatında hiçbir şeyde yeterince başarılı ya da yeterince iyi olamadığı gibi bunda da işleri batırmıştı demek. Gözlerinin dolduğunu hissederken başını önüne eğdi, yaşları saklama amacıyla. Belki de insanlara güvenmek hataydı, özellikle erkeklere. Ancak genç cadı kendisine Karina diye seslenildiğinde başını yukarı kaldırdı ve oğlanın hayal görüp görmediğini merak etti. Gerçekten kendisini aldatmış olabilir miydi bu bir sene içerisinde, sırf aralarında fiziksel hiçbir şey olmadığı için? Genç cadı bu ismin kendisine tanıdık geldiğini biliyordu, zira aynı binada bulundukları kızlardan biriydi. Geçen sene sınıf başkanı seçilmesi dolayısıyla biliyordu Andreina onu. Ancak şu durumda aradaki bağlantıyı kurabilmiş değildi. Lestat aslında ona karşı duygular mı besliyordu yoksa? “Sen neyden bahsediyorsun?” Oğlanın psikolojik sorunları olup olmadığını düşündü, belki de şizotipikti ve genç cadı bunun şimdi farkına varıyordu. Tehlikeli olup olmadığından emin değildi, zira göz akı tamamen kaybolmuştu. Her an birine saldıracakmış gibi bir görüntü sergiliyordu oğlan. “Lestat… sakin ol. Lütfen.” Oturduğu yerden kalktı ve çarşafı bıraktı. Yeniden sutyeni dışında yarı çıplak kalmayı önemsemiyordu. Eğer genç büyücü şu an zor bir durum yaşıyor ise ona yardım edebilmeyi isterdi. Tabii Karina denilen kızı aklından çıkarabilirse…

    Genç cadı oğlana yaklaşmayı denediğinde onun daha da öfkelendiğini fark etti. Bu yüzden adım atmayı kesti ve ellerini sorun olmadığını belirtircesine yukarı doğru kaldırdı. Eğer daha yakınına gitmesini istemiyorsa, genç cadı bulunduğu noktadan da onu sakinleştirebileceğini düşünüyordu. “Ne yeteneği?” dedi, duruşunu dikleştirirken. Bu sırada annesinin zihinfendar özelliğini hatırladı. Sırf onu beyninden ve düşüncelerinde uzak tutabilmek için, kendini bildi bileli geliştirmeye çalıştığı özelliği geldi aklına. Bir süre sonra başarılı da olmuştu zihinbendarlıkta. Artık kimsenin zihnine girmesine ve kendisini etkilemesine izin vermiyordu. Ancak şu anda beynine bir giriş çabası bile olmamıştı ki genç cadı karşı koyabilsin. Yoksa… “Sen… Zihinfendarsın değil mi?” Bakışları zemindeki parkelerin motiflerinde dolaştı birkaç saniye. Ancak aslında onları gerçekte görmüyordu. Aklında dolaşan cümleler görüşünü kapatıyor ve onun bakışlarının dalıp gitmesine sebep oluyordu. Neden şimdiye kadar bu durumdan kendisine bahsetmemiş olduğunu merak etti genç cadı. Hani birbirlerinden bir şeyler saklamayacaklardı? O dürüstlük yeminlerine ne olmuştu? Ancak genç cadı kendisinin de suçlu olduğunu inkar edemezdi, zihinbendarlık geliştirmiş olduğunu hiç oğlana söylememişti. Gerçi Andreina 7/24 bu yeteneğine kafa yormuyordu, muhtemelen hiç konusu açılmadığı için bahsetmeyi unutmuştu. Bakışlarını kaldırıp oğlanın yüzüne döndürürken onun burnundan aşağı doğru oluşmuş olan kan yolunu gördü. Onun hala kendi zihnine girmeye çalışıp çalışmadığından emin değildi genç cadı. Demek ki onun giriş çabasını hiç hissetmemişse, kendi annesi kadar güçlü bir zihinfendar sayılmazdı. Zaten aralarındaki yaş farkı düşünülürse bu durum oldukça mantıklıydı. “Boşuna deneme. Senden çok daha iyileri ile öğrendim ben bu yeteneği.” Amacı oğlanı küçümsemek değildi ancak, bir anda neden kendisinden uzağa kaçıp zihnine girmeyi denemiş olduğunu anlayamıyordu. Sadece kırılmıştı Andreina. Ona doğru attığı başka bir adıma karşı bir tepki vermediğini görünce cesaretlendi. Onun önüne geçip gözlerine merhamet duygusunu yerleştirirken yüzünde sıcak bir gülümseme oluşmasını sağladı. “Sorun ne ise, birlikte çözebiliriz.” Elini güven vermek istercesine ona doğru uzattı ancak daha onun yüzüne değmeden gözleri bir farka takıldı. Normalde bembeyaz olan teni gözüne daha bir kara görünmüştü. Fakat buna takılmak istemiyordu, ‘İçerinin ışıklandırmasından herhalde.’ diye düşündü kendini rahatlatmak için. Ancak başarılı olmadığını biliyordu, oğlanı boş verip giysi dolabının kapağına yapışık olan aynaya doğru koştu. Her gün kendisini; sarı saçlarını, yeşil gözlerini ve Barbie’ye benzeyen dış görünüşünü görmeye o kadar alışıktı ki, yansımasında bununla uzaktan yakından alakası olmayan bir tip görünce şaşırdı. Işıklandırma ile ilgili değildi bu durum, ayna şu anda kendisinden başka birini gösteriyordu karşılık olarak. Kahverengi saç ve gözlere sahip olan ve tıpatıp Karina’ya benzeyen birine...

    Genzinden güçlü bir çığlık yükseldi ve daha ona tutamadan bulundukları odada yankılandı sesi. Sola doğru eğildi ilk başta, aynadaki yansımanın da kendi sağına yattığını görünce umutlarının söndüğünü anladı. Her ne olduysa şu anda kendisi gibi görünmüyordu. Sağ elini havaya kaldırdı ve parmaklarını birbirlerinden ayırarak, her birini hareket ettirdi. Yanlış bir şey yoktu, hala kendi bedeni içerisindeydi. Ama kesinlikle kendisi gibi görünmüyordu. Başını hızlı bir hareketle geriye döndürüp Lestat’a doğru bakarken, korkudan bedeninin titrediğini fark etti. Önüne düşen koyu renge sahip olan saçın kendisine ait olduğunu kabullenmesi çok güçtü. Eli ile o bir tutamı tuttu ve havaya kaldırdı onu incelemek amacıyla. Ancak daha Andreina, rengini çıkaramadan saçının rengi yeniden sarıya dönmeye başladı. Teller diplerden uçlara doğru birkaç saniye süren göz alıcı bir değişimle, asıl renklerine döndü. Genç cadı aynaya baktı yeniden, şimdi yeniden kendisini görüyordu. Fakat bir dakika öncesine kadar… Dönüp Lestat’a baktı. “Bunu sen de gördün değil mi? Bana delirmediğimi söyle!”

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   C.tesi Mayıs 26, 2012 10:34 pm

    Sinirlendiğinde düştüğü hal gerçekten korkunç olabiliyordu. Sanki içinde bir yaratık varmış da öfkesi onun o karanlık yüzünü ortaya çıkarıyormuş gibiydi. Cadının gözlerine baktı. Hiçbir şeyden anlamayan kırgın bakışlardı bunlar. Hızla bir şeyler düşünme çabasına girmişe benziyordu. Yarı çıplak bir şekilde yanına yaklaşmaya kalktığında öfkeli bakışlar fırlattı. Az önce kollarına almaya can attığı bedenin onun olduğunu görmek… Yakalanan cadının yüzünde pişkin bir gülüş, bir hiddet bekleyerek baktı. Ancak bunun yerine şaşkın, kızgın, kırgın ifadeler beliriyordu. En sonunda anlayışlı bir yüzle bakmaya başlamıştı. “Ne yeteneği?” Kaşları çatılırken ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Saf görünürse oyunu sürdürebileceğini mi düşünüyordu? Yakalandıktan sonra neyin anlama derdini yapıyordu ki? Cadının zihnine bir kez daha girmeye çalıştığında yeniden duvarla karşılaştığında geri çekildi. Burnundan akan kan dudağına doğru akmış diline acı çelik tadı gelmişti. O sırada cadı yapmaya çalıştığı şeyi anladı. “Sen… Zihinfendarsın değil mi?” Ne yani zihinfendar olduğunu bilmiyor muydu? Eh tabi Andreina olsaydı karşısındaki bilmiyor olurdu. Ona söylememişti çünkü bunu bilmelerinin ilişkide karşı tarafı diken üstünde hissettirdiğini biliyordu. Zaten bu sırrını anlamasın diye üzerinde yeteneğini bugüne kadar kullanmamıştı. Bir an düşündü. Karina bu kadar hızlı bir şekilde zihin koruması teknikleri öğrenemezdi ancak Andreina öğrenmiş olabilirdi. İyi de o zaman neden cadıya dönüşmüştü? Hayır, kesinlikle bu işin içinde bit yeniği vardı. Azimle bir kere daha denemeye karşılaştığında bu sefer cadı kibarca dile getirmişti. “Boşuna deneme. Senden çok daha iyileri ile öğrendim ben bu yeteneği.” Kaşları çatıldı. Kafası karışırken düşüncelere dalmıştı. Karina bu denli iyi oyuncu olabilir miydi? Onun Andreina olduğuna inanmak istiyordu. Ona öyle ya da böyle ihanet etmiş olmak istemiyordu. Bu utancın ağırlığına dayanamazdı. Bu teslimiyetle bir an duraksadığı sırada cadı bundan cesaret alarak kendisine doğru yaklaşmıştı. Yine onunla karşı karşıyaydı. Şefkatli bakışlara inanmak istedi. “Sorun ne ise, birlikte çözebiliriz.” Sözün tam burasında cadı uzattığı eline sanki ilk kez görüyormuş gibi bakmıştı. Ardından heyecanla gardroptaki aynaya doğru koşturmasını şaşkın suratlarla izledi. Cadı ardından saçını tutup şaşkın şaşkın bakmaya başlamıştı. Ardındansa rüyadan uyanır gibi eski haline dönmüştü. O gerçekten Andreina olabilir miydi? Tamam, söz konusu Andreina iken tesadüfler ardı sıra gelmişti. Ama bu kadarı? “Bunu sen de gördün değil mi? Bana delirmediğimi söyle!” Lestat kendi kendine gülmeye başladı.

    Derin bir nefes koyuverdikten sonra gözleri normale dönmüş zihni sağlıklı düşünmeye başlamıştı. “Bilmiyorum. Kastilya’nın havasında delilik var bana kalırsa.” Karanlık sokaklarında gerçekten de başa ne geleceği belli olmuyordu. Bazen bir hırsızın saldırısına maruz kalıyor, bazen haydutlardan teki bıçakla önüne atlıyordu. Sakin günler de oluyordu elbette o zaman bile Lestat bir şekilde belayı üzerine çekmeye başlamıştı. Şimdi de sevdiği kızla birlikte olmaya çalışırken karşısına Karina çıkmıştı. Yoo… Tanrı kesinlikle Lestat ile dalga geçiyordu. Hem de büyük bir zevkle. “Sen… Eğer Andreina isen neden ona dönüşesin ki?” Aralarında bir samimiyetin olmadığından emindi. Zira Karina hala popüler kız olmaktan vazgeçmemişti ve bu da Anna’nın ondan uzak durması için başlı başına bir sebepti. Belki hayranlık besliyor olabilirdi, ama buna ihtiyacı yoktu. Normal haliyle Lestat’ı kudurturken Karina’ya dönüşerek şeytan görmüşe çevirmesi şaşırtmıştı. Tüm bunlar birleştiğinde Anna olması biraz fazla masalsı bir tesadüf geliyordu. “Ama Karina isen şimdiye çoktan gitmiş olurdun.” Öyle ya, ona söylediği laflardan sonra intikamı düşünmüş olabilirdi. Ancak bu halini gördüğünde muhtemelen korkmuş olması gerekirdi. Barbie’nin önünde asla kavga etmeyi, karanlık tarafını göstermeyi denememişti. Tehlikelerini bilmiyordu. Sinirlendiğinde ne kadar sert olabileceğini de. Ayrıca bir tür uzaklaşma içinde olduğunu herkes duyÜvey babasının alaycı kahkahalarını bastırırken parmaklarını saçları arasına geçirdi. “Yüce Merlin! Kafam birbirine girdi.” Biraz düşündükten sonra karanlık büyücülerin hüküm sürdükleri çağlarda oldukça sık yapılan bir uygulama geldi aklına. O kişiye sadece onun bilebileceği bir şey sormak. Onunla anıları zihninde birbiri ardına akarken zihni balo gecesine odaklandı. Ona söyleyeceği şeyi bulması gecikmemişti. “Pekâlâ, bir şey soracağım, ilk dansımızı yaparken bana sarhoş bir kızdan faydalanmayacak kadar centilmen olmamı söylediğinde ne demiştim?” Pek çok kişi mühür olayını şöyle ya da böyle duymuş olabilirdi. Ama Lestat’ın buna verdiği cevap aslında kulaktan kulağa dolaşılandan farklı olduğunu gösteriyordu. Bu ancak güzel cadıya gösterdiği bir tavırdı. Anna bir an gözlerini kapattı ardından sesinin komik bir taklidi ile cevap verdi. “Sarhoş bir kızdan faydalanmayacak kadar prensip sahibiyim diyelim. Centilmenlik kavramına o kadar güvenme.” Lestat rahatlayarak onu sanki yitirip yeniden kavuşmuş gibi bir sıcaklıkla sarıldı.

    Cadıdan ayrıldığında az önce uzandıkları koltuğa bıraktı kendini. Bedeni değişerek genelde yetişkin olmaya çalıştığı zamanlarda olduğu görünüme geçmişti. Saçlarının koyulaşmasını, teninin buğday rengine, gözlerinin de grimsi bir yeşile dönüşmüştü. Yüzüne yarım bir gülümseme yerleştirirken Hogsmeade tatillerinden birinde ona bu yeteneğini ve bu görünümünü gösterdiğini hatırladı. Cadı o zaman bu yeteneği ilgi çekici bulmakla birlikte sadece doğuşla sahip olacağı yetenekle doğmadığı için üzülmüştü. Şimdi haline bak. “Doğru. Merlin aşkına sensin! Metamorfmagus olduğumu zaten biliyordun ama zihinfendar olduğumu yeni öğrendin. Genelde insanlar huzursuz oluyorlar, bu yüzden gizli tutmaya çalışıyorum. Beynimi harap eden türden bir yetenek hele çok kullanırsam.” Ardından gözleri parlayarak cadıya yöneltti bakışlarını. Yüzünde gözlerinde çizgilerin belirmesine neden olan o bilindik mimik belirmişti. “Ve sen… Sana birbirimizi tamamladığımızı söylediğimde yanılmıyormuşum. Zihinbendar ve metamorfmagus ha! Vay canına.”

Gecikme için tekrar özür dilerim. Şu okul olmasa her şey daha kolay olurdu.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Paz Mayıs 27, 2012 7:12 am

    Oğlanın kendisine verdiği şüpheli cevap karşısında hiç de tatmin olmayan genç cadı ne yapacağını şaşırmıştı. Bunun bir rüya olduğuna inanmak istiyordu, mümkünse bir kâbus. Eğer bir metamorfmagus ise bunu neden şimdiye kadar hiç fark etmemişti ki? Ayrıca neden şimdi dönüşmek zorundaydı? Tam her şeyin ortasındayken bütün her şeyin mahvolmasına neden olmuştu bu yeteneği. Ama aklına asıl soruyu getirmek bile istemiyordu. Muhtemelen Lestat’ın da beyninin içini kemiren bir düşünce idi bu. Neden Karina gibi görünüyordu? Onunla hiçbir alakası ya da bağı yoktu. Sadece ortak salonda birbirlerini gördüklerinde bir çift laf ederlerdi ki, bunun hiç yeterli olmadığından emindi genç cadı. Belki de onu kıskanıyordu içten içe… sınıf başkanı olduğu sıra yakaladığı şöhrete ve her baloda üstüne geçirdiği pahalı elbiselere gıpta etmemek mümkün değildi. Ama bu sebeplerin hiçbiri yeterli değildi onun gibi görünebilmesi için. Bu işin içinde başka bir şey olmalıydı, şu anda iki tarafın da anlayamadığı bir şey. Tüylerinin diken diken olduğunu hissederken kendisi gibi görünmekten mutluydu. Zira hiç tanımadığı biri gibi görünmek kendi karakterine çok aykırı geliyordu. Sanki özenti basit bir kızmış gibi. “Ne demek Andreina isem? Kaç tane ben tanıyorsun!” İlk defa böyle bir durumla karşı karşıya kalan genç cadı ne yapması gerektiğini şaşırmıştı. Saçmalamakta olduğunu fark edince yatağın üstüne çöktü çaresizlik içinde. Öne doğru eğilerek ellerini saçlarının arasına soktu. Sevgilisi bile kendisinden şüphelenirken kendisine nasıl güvenebilirdi ki genç cadı? Hayatı neden bu kadar karmaşık olmak zorundaydı? Tam o sırada oğlanın kendisine yönelttiği soruyu işitti. Demek ki kendisini denemeye karar vermişti, eh onu suçlayamazdı aslında. Karina ile aralarında neler olduğunu bilmiyordu ama belli ki bu durum, onu fazlasıyla rahatsız etmişti. Andreina fazlasıyla merak ettiğini biliyordu, zira Lestat’ın bütün hayat detaylarını öğrenmek istiyordu. Cinsel hayatı dışında elbette… Ama Karina ile aralarında bir şeyler olmuş ya da oluyor ise, bunu da öğrenmek zorundaydı. Tanrı Aşkına, Karina Lestat’tan daha büyüktü. Kendisinden küçük oğlanlarla mı fingirdeşiyordu yoksa? Genç cadı alnını eliyle ovuştururken yüzüne zar zor bir gülümseme yerleştirdi. Sonrasında oğlanın sesini taklit etmeye çalışarak, “Sarhoş bir kızdan faydalanmayacak kadar prensip sahibiyim diyelim. Centilmenlik kavramına o kadar güvenme.” dedi. Onun ağzından çıkan kelimeleri tamı tamına hatırlıyor olması şaşırtıcı bir durumdu. Bir an kendisini aşırı dikkatli bir sapık gibi hissetti. Ancak Lestat’ın kendisine doğru ilerleyip, onu kolları arasına aldığında bütün bu düşünceler zihninden silindi. Her şey yolunda gibi bir hissettiriyordu onun sıcaklığı ve bu, Andreina’ya huzur veriyordu. Onun kendisini sorgulaması rahatsız edici bir durum olsa da her şeyin normale dönmesine seviniyordu.

    Sarılmalarının hiç bitmesini istemezdi aslında genç cadı ancak saniyeler sonra oğlanın kendini koltuğa bıraktığını görünce gülümsedi. Onun teninin normalden daha koyuya, saçlarının da kahverengiye dönüştüğünü görünce yetişkin moduna geçtiğini anladı. Andreina koltuğa oturmadı, hala sutyenli geziyor olduğu gerçeğini önemsemeyerek koltuğun arkasına doğru ilerledi. Eline geçen ilk bez parçasını mutfağın musluğunda ıslattı ve oğlanın yanına oturdu. Bedeni ona doğru dönüktü, dizlerinden bükerek bacaklarını altına alıp kendisine yükseklik yapmıştı. Onun üstüne doğru eğilerek burnundan ağzında, oradan da çenesinde biriken kanları silmeye başladı. Bu sırada vicdan azabı duymakta olduğunu fark etti ama yeteneğini bu kadar üstelemek Lestat’ın suçuydu. Onun konuşmakta olduğunu fark edince, bakışlarını sertleştirdi. Dudakları ve çenesi kıpırdarken kanları temizlemek güçleşiyordu. Onu anlamış olan Lestat hemen sustu ve bakışlarıyla konuşmaya başladı. Genç cadı kıkırdarken bez ile işini bitirdi ve onu hemen önündeki sehpanın üzerine koydu. Kirli tarafını bakış açılarından uzağa, arkasına doğru çevirerek. Sonra gözlerini oğlana doğru yöneltti, ellerini onun saçlarının arasında gezdirirken yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. “Bu görünümünün ne kadar seksi olduğunu söylemiş miydim?” Ancak kendi görünümü aklına geldiğinde gülüşü hemen soldu. Elini Lestat’ın saçlarının arasından çekti ve hemen yanına indirdi. Hala anlamakta o kadar güçlük çekiyordu ki. Oğlanın da bu sorunun cevabını merak ettiğinden emindi. “Sence neden ona benziyorum?” Andreina bir şey söylemese de genç büyücünün neler olduğunu anladığını tahmin ediyordu. Ancak bu soruyu açıkça dile getirmesinin bir diğer nedeni de oğlanın tepkisini görebilmekti. Zira Andreina, Karina'yı kıskanması için ortaya başka bir sebebin daha atılmasını istemezdi. Lestat şu dünyada sahip olduğu tek şeydi belki de, annesinden sonra. Ve onu başka insanlarla düşünmek bile yeterince acı veriyorken, bir sene içerisinde neler yaşadığını da öğrenmek zorundaydı. Gerçekten genç cadıyı beklemiş miydi bu kadar süre? Yoksa başka kişilerin kollarında mı aramıştı bu zevki? Genç cadı bir an Alison'u getirdi gözlerinin önüne. Onun kendisine kullandığı kelimeler teker teker belirdi zihninde. 'Acımak' Lestat'a acımıştı, ancak tam olarak ne için? Belki de alttan alta Andreina'ya acımıştı. Bir şeyler biliyor ise...

    Gözleri korku dolu bir şekilde Lestat'ın yüzüne yöneldi. Onun da derin düşüncelere daldığını görünce kendisini suçlamaya başladı genç cadı. Ona açık açık böyle bir şey sorması imkansızdı, zira olumsuz bir cevap alırsa oğlan aklına getirmemesi gereken düşüncelere kapılabilirdi. Andreina'nın kendisine güvenmediği gibi... ya da onu aldattığını düşünmesi bile yeterince büyük bir suçtu. Sesli bir şekilde yutkundu genç cadı. Buraya gelme amacı ile şu anda bulundukları durum o kadar farklıydı ki birbirlerinden, her şeyin bir anda bu kadar değişmesi çok ilginçti. Aklına resepsiyon görevlisi gelince gülmeye başladı genç cadı, aklına kim bilir hangi düşünceler doluşmuştu. Acaba Andreina'nın bir fahişe olduğunu mu düşünmüştü, oğlanın onu bulunduğu odaya davet ettiğini tahmin etmiş olabilirdi. Genç cadı kendisine fahişe yakıştırmasını yapacak bir kıyafet seçimi yaptığına inanamıyordu, bir daha böyle saçma sapan bir davranışta daha bulunmayacaktı. Tam o sırada yarı çıplak bir şekilde oturmakta olduğunu fark etti. Bakışları kendi bedenine dönerken sutyeninin askısını düzeltti. Sonra manalı ve haşin bakışlarını Lestat'ınkilere döndürdü. Zaten o da gözlerini, kızın göğüs dekoltesinden alamadığı için bu durum zor olmadı. "Neden durumu eşitlemiyoruz?" dedi kaşının tekini kaldırarak. Ne demek istediğini anlamak zor değildi, sadece kendisi yarı çıplak olmamalıydı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Paz Mayıs 27, 2012 10:14 am

    “Bu görünümünün ne kadar seksi olduğunu söylemiş miydim?” Lestat sırıttı. Gülümsemesindeki kendini beğenmiş havayı gizlememişti. Çekicilik ruhuna kadar işlemişken büründüğü her görünümün öyle olacaktı kesinlikle. Bu yüzü nasıl oluşturduğunu düşündü bir an. Aslında başta amacı yüz hatlarını daha yaşlı bir hale sokmaktı. Fakat sonra bir anı çakması ile yüzü bu hale bürünüvermişti. Anı… İlk dönüşümünü geçirdiğinde annesi arkasında belirmişti. Yaşlı gözlerle söylediği isim babasının ismi olmuştu. Sonradan araştırdığına göre metamorfmaguslar dönüşüm konusunda akrabalarına dönüşmekte doğal bir eğilim gösteriyordu. Lestat’ın kafasının Karina meselesinde olduğunu anlamış gibi yüzündeki gülümseme silinen cadının dudaklarından beklediği cümlelerin dökülmesi gecikmemişti. “Sence neden ona benziyorum?” Lestat bir an duraksadı. Bilinçsizce ve kolayca dönüşebilecek kadar güçlü bağ aile bireylerinde olurdu ama bu imkansızdı. Her ikisi de İspanyol idi gerçi ama yine de… Of… Bugünlerde her şey neden bu kadar karmaşıktı. Gözleri cadının hareketlerine döndüğünde orada titreşen korkuyu gördü. Karina’yı kıskanmış mıydı? Zaten koca bir sene boyunca cadı bu konuda hep diken üstünde olmuştu. Lestat’ın geçmişinde kalanların çoğu bunu kolayca kabullenmek niyetinde olmuyordu. Ona yaklaşmayı bırak sadece konuştuğunu duysa bile onun huzursuz bakışlarıyla karşılaşmıştı. Doğrudan sorun çıkarmaya meyilli olmazdı ama onun huzursuzluğunu görmek bile Lestat’ı üzüyordu. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Onu neşelendirmek için bir şeyler yapması gerektiğini düşündü. İlk yapması gereken Karina’yı zihninden atmaktı elbette. Kabus gibi karşısına çıkan yüz ile allak bullak olmuş zihninden onla ilgili düşünceleri uzaklaştırdı. Zihin konusunda savunma yerine saldırmayı yeğlemişti. Ancak bu bazı eğitimler almadığını göstermezdi. Zihninden düşünceyi uzaklaştırmak için önceki sene Karina’ya gösterdiği yöntemi kullandı. Cadının sesini yeniden duyduğunda bakışlarını kaldırdı. "Neden durumu eşitlemiyoruz?" Yüzüne muzip bir gülümseme yerleşirken garip bir tesadüfle üzerine hala oturan gömleğin düğmelerini çözdü. Bunu onun bakışlarını izleyerek yavaş yavaş yapmaya çalışıyordu. Tıpkı erkek bir striptizci gibi. Gömlek üzerinden yere doğru kayarken cadıyı bir kez daha kollarının arasına aldığında şehvet bedenine geri dönmüştü.

    Cadının sırtındaki parmakları saçlarını takip ederek aşağılara doğru inerken ondaki heyecanı hissedebiliyordu. Rahatlatmak için Anna’nın dudaklarına uzandı dudakları. Fakat daha öpücük tamamlanmadan dolgun dudakların incelmeye başladığını hissetmişti. Sarı saçlar yeniden koyulaşıvermiş, yüzse tamamen değişmişti. Lestat karşılaştığı yüze bakarak gözlerini kırpıştırdı. Eh en azından bu sefer tanıdık bir yüz değildi karşısındaki. Gülerek konuşmaya başladı. “Yeteneğin kusursuz ancak şu değişim olayına bir çözüm bulmak lazım. Kendimi bir… garip hissettiriyor.” Hayallerini süsleyen bir Andreinna vardı ve şimdi üç farklı görünüme bürünmüştü. Gariplik bu yaşadığının yanında az kalırdı. Bir muggle bunu yaşamış olsa zavallının aklını bir daha normale getirmek zor olurdu. Hoş, bu hali Karina’ya dönüşmesinden iyiydi. O hale bir daha gelmemesini umdu. Cadıyı bir kez daha öperken “Her neyse bu da fena değil. “ Öpücükleri cadının gerdanını takip ederken kokusunu içine çekti. Az önceki huzursuzluğunu hatırlayarak bu sefer sert olmamaya çalışıyordu. O nadide bir güldü ve nazikçe koklanması gerekiyordu. Gözünü cadının yeni görüntüsüne alıştırmaya çalışırken daha çok kendi kendine mırıldandı. “Sebep ne acaba? Görüntüm seni heyecanlandırıyor mu? Ya da dokunuşum…” Bir an duraksadıktan sonra görüntüden ziyade içinde bulundukları durumun heyecanlandırdığını fark etti. Kızlar konusunda deneyimliydi ve bütün o rahat görünme çabasına rağmen Anna’nın ilk seferi olduğuna yemin edebilirdi. Hala anlamadığı şey bunu bir zorunluluk gibi neden denediğiydi. Korktuğu şey ne olabilirdi?

    “Bütün bunlar olmadan önce sana sormak istediğim şeyi sorayım. Emin misin?” Cadının yeşilden kahverengiye dönmüş gözlerine bakarken bedenini onunkinden sıyırdı. Koltukta geriye doğru çekilirken gözleri cadının her bir hareketine odaklanmıştı. Zihnine giremiyor olabilirdi ama hareketleri mutlaka istediği açığı verirdi. Anna bir kez daha eski haline dönerken cadının elini avuçları arasına aldı. “Eğer korkuyorsan ya da ne bileyim hazır değilsen vazgeçebiliriz.” Avuçlarındaki eli dudaklarına götürdü nazikçe. Ardından cadının gözlerinin önüne gelmiş birkaç tutam perçemi geri çekerken onun yüzünü okşadı hafifçe. Bunu ilk yaptığında bahanesi onun gözlerindeki yaşı silmek olmuştu ve zamanlama dolayısıyla pek de hoşnut karşılanmamıştı doğrusu. “Seni güzelliğin için sevmedim Anna. Bana yeniden mutluluğu ve huzuru hissettirdiğin için sevdim. Beni zorunlulukmuş gibi değil, isteyerek öpmeni, sarılmanı istiyorum.” İyice anlaması, farklı anlamlar yüklememesinin her bir kelimeyi özenle vurgulamış bakışlarından aşkın izlerini eksik etmemişti. Onu istemediğini, beğenmediğini düşünmesini istemezdi. Belki de onu aldattığını… Bu fikirle içi ürperdi. Cadının paranoyalarından birinin izi hala başının arkasında duruyordu. Ona bunun için daha fazla neden istemezdi. Zaten bu olmadan bile yeterince garip ilişkileri vardı. “O zamana kadar mühür eski yerinde durabilir. Bu konuda bana güveniyorsun değil mi? Beni yanlış tanıman isteyeceğim en son şey.”



_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Paz Mayıs 27, 2012 11:33 am

    Andreina, Lestat ile konuşmadan da anlaşabilmeyi seviyordu. Bakışları hatta mimikleri bile birbirlerini anlamaları için yeterli oluyordu ki bu genç cadının fazlasıyla hoşuna gidiyordu. Zaten duyguların sözlerle belli edilmesi taraftarı değildi. Canımlı cicimli laflar rahatsız ederdi onu. Kasıntı olduğunu düşünürdü o kelimelerin, ‘Hani bak ben sana değer veriyorum. Bunu herkese de göstermek istiyorum.’ gibi. Oysaki genç cadı birilerine karşı hissettiği duyguların zayıflık olduğunu düşünürdü, aslında bunu aklından geçirmemesi gerekirdi. Ancak birilerine karşı bağlanmanın insanı güçsüzleştirdiğini ve onda zayıf bir nokta oluşmasını sağladığını biliyordu. Annesini çok sevdiği için bu kadar dikkatliydi o. Ona verdiği değerin karşılığı olarak korurdu onu ve onun başına bir iş gelmemesi için canını bile vermeye hazırdı. Şimdi bir de hayatında Lestat vardı. Tıpkı kafeye geldiği o ilk gün, Lestat’a karşı Andreina’yı kullanmaya çalışmaları gibi. Genç cadı da oğlan için bir zayıflıktı aslında. Fakat Andreina onun gözlerine baktığında böyle düşünmediğini görebiliyordu, aksine durumdan pek memnundu. Kızın dudaklarından dökülen kelimelerin dürüstlüğüne cesurluğuna hayrandı belki de. Eh, genç cadı bir senenin ardından oğlanın karşısında dilediği gibi konuşabilmeyi öğrenmişti. Çekinmesi ya da utanması için hiçbir sebebin olmadığını düşünüyordu. Hele oğlan artık onun yarı çıplak halini de gördükten sonra… Gözlerini onun hareket eden ellerine çevirdi genç cadı. Daha demin düğmelerini açarken ki hızı şimdi yoktu. Yoksa artık istemiyor muydu? Andreina daha deminki vücudun değişmiş olduğunu görebiliyordu. İkisi de yapılıydı elbette ancak kahverengi saçlara ve gri gözlere sahip olduğu bu görünümü, genç cadının gözüne çok daha iri görünüyordu. Sapık bir şekilde gözlerini oğlanın üst vücudunun üzerinden çekti ve onun gözlerine yöneltti. Onun yüzünün kendisine yaklaşmasını izlerken, oğlanın kollarını kendi bedeninin çevresinde hissetti. Onun elini saçlarından geçerek omuriliğinin tam üstündeki oluşan çukurda gezindiğini hissetti. Teninde hissettiği ürperti ile oğlanın öpücüğünü kabul etti. Kalp atışlarının yine zirveye vurduğunu hissederken neler olduğunu anlayamadan yine Lestat’ın geriye çekildiğini fark etti. Yine dönüşmüş olabileceği olasılığını düşünürken elini havaya kaldırdı ve loş ışıkta değişiklik olup olmadığına baktı. Teni şimdi daha koyuydu, Karina’nın olduğu kadar değildi herhalde. Üstelik başını önüne eğip karnına uzanan kadar saçlara bakınca bambaşka bir görüntü sergilediğine emindi. Karamel renginden biraz daha koyuydu saçları ve dümdüzdüler. Kaç kere daha dönüşebileceğini düşünürken bıkkın bir ifade ile genç büyücüye baktı. Hayatında hiç yaşamadığı bir olaydı bu ve korkması normaldi. Belki de bu yüzden değişiyordu görünümü, kendini koruma altına alma niyetiyle. Ancak artık fazla olmaya başlamıştı. Bakışlarını kaldırıp oğlana baktığında onun daha deminki gibi rahatsız olmadığını gördü. Alaycı sözleri, genç cadının kulaklarına ulaştığında yüzünde manidar bir gülümseme oluştu. “İkidir kaçıyorsun, dokunuşun hakkında fazla övünme istersen.” Sırıtıp onunla dalga geçtiğini belli ederken onun kızın belinde duran elini de çektiğini fark etti. Daha da gerilemek için bir sebebi yokken neden kaçtığını merak etti genç cadı. Şaşkın ancak bir o kadar da tedbirli gözlerini onun duman rengi bakışlarına çevirdi. Emin olup olmadığı konusundaki sorusunu ve ardından dediklerini hoşnutlukla dinleyen genç cadı başını çapkın bir ifade ile biraz sola yatırdı. Yüzündeki sıcak gülümsemenin sebebi aslında kendisini aldatmadığını öğrenmiş olduğu için olduğu kadar, bunu soracak kadar anlayışlı olmasıydı. Başka biri olsa çoktan kızın üstüne atlamıştı herhalde.

    Soğuk elini Lestat’ın sıcak avucuna koydu rahat bir tavırla. Onun uzun, gün ışığı yanığı parmakları bu elin üstüne kapandı anında. Eline değen bu sıcak dokunuşta ve duman rengi gözlerdeki sorgulayan bakışlarda kendisini rahatlatan bir şeyler buldu genç cadı. Yarı kapalı gözleri oğlanın dudaklarına mıhlanmıştı. Eliyle onun başını kavradı ve nihayet sıcak nefesi Lestat’ınkiyle karışıncaya dek ona doğru eğildi. Sonra gözlerini kaldırdı, bakışları onunkilerle kenetlendi. Korkmuş ama kışkırtıcı kahverengi gözler, sorgulayıcı ve deneyimli gözleri yakalayıp hapsetti. Tehlikeli bir kararlılıkla, arzu dolu bir şekilde Lestat’ın yumuşak yanaklarına dokundurdu dudaklarını. Ancak sonrasında geri çekilmedi, oğlanın kulağına doğru fısıldadı şefkatli ama bir o kadar da kandırıcı bir ses tonu ile. “Sana sadece mutluluğu ve huzuru hissettirdiğimi söyleme bana.” Bu sırada elmacık kemiğinin, onun yanağına temas ettiğini hissetti. Hatta kız özenle sürtünmüş bile olabilirdi. Oğlanın daha fazla dayanamayıp kendine dönen yüzüne cüretkâr bir bakışta bulundu. Aceleci bir tavırla Lestat’ın dudakları kendininkileri bulunca, genç cadı onun bu öpüşünün işkence eden tatlılığı karşısında şaşırarak zevk dolu bir soluk koyuverdi. Sonrasında sanki kendisine verdiği zevki geri getirmek ister gibi, genç büyücüyü ateşli bir şekilde öptü Andreina. Yeni yağmış kar gibi dokunulmamış olan ipeksi tenine değen ellere karşılık öpüşünün hızlandığını hissedebiliyordu. Ta ki genç cadının sırtı gerilip varlığının her zerresi saf bir zevkle titreyene kadar. Refleksif bir tavırla Lestat’ın alt dudağını ısırdı genç cadı. Bunun için özür dilemek amacıyla kafasını geriye çekmeye çalıştı ancak daha o konuşmak için ağzını açamadan, onun dudaklarının yine kendisininkilerle buluştuğunu hissetti. Andreina çılgın bir duygu denizinde yüzüyordu artık, direnmiyordu. Aksine teslimiyet iniltisi koyuverip elini sevgilisinin boynunda gezdirdi, parmaklarını ensesindeki dalgalı saçların arasına geçirdi. Sonrasında dudaklarını onunkilerden ayırınca, Lestat’ın hayal kırıklığı dolu gözlerine bakabildi. Muhtemelen gem vuramadığı arzusuyla kızı ürküttüğünü düşünmüştü ya da yanlış bir harekette bulunduğunu. Ancak genç cadının yüzünde tek bir duygu ifadesi vardı, bu da hayretti. Oğlanın yüzünü avuçlarına aldı, titreyen parmakları onun gözlerinde, yanaklarında, çenesinde dolaştı saygıyla. Sonra uzanıp neredeyse onunkine denk bir ihtirasla öptü onu. Kollarını onun boynundan geçirdi ve onun kendisini koltuğun üzerine doğru eğip yatırmasına izin verdi. Bedeni koltuğun yumuşak yüzeyine tamamen bırakıldığında, saçları atlas bir örtü gibi yastığa döküldü.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Paz Mayıs 27, 2012 1:05 pm

    Sözlerine cevap olarak cadının gözlerine güven, tavırlarına kararlılık yerleşmişti. Ona baloda söylediği gibi korkuyor ama istiyor merak ediyordu. Lestat’ın durdurması giderek zorlaştığı gibi gereksizleşmişti de. Zaten önünde sonunda bu noktaya gelmeyecekler miydi? İlk deneyim her zaman tedirginlik dolu olurdu ve bu gayet normaldi. Bu gece ilişkilerinde yepyeni bir kapı açabilirdi. Az önce cadı Karina’ya dönüşmeden geçtiği sütunları hatırladı. Eski kaynaklar ve mitolojiler bunu yeni bir aleme geçildiğinin işareti olarak kullanıyordu. Cadının korktuğu şey belki de bu bilinmezlikti. Lestat sıklıkla mührü ne kadar iyi koruduğunu vurgulamasıyla da bu korkuyu yeterince yendiğini umuyordu. Gelecek hiçbir zaman kafa yorduğu bir şey olmadığından bunu anlaması her ne kadar zor olsa da sonuçların onun için iyi sonlanmasını istiyordu. Cadının dudakları bu sefer yanağını bulduğunda bir an duraksadı. Ardından kulaklarına dolan sözlerle yüzüne yeniden bir gülümseme yerleşti. “Sana sadece mutluluğu ve huzuru hissettirdiğimi söyleme bana.” Elbette değildi. Mutluluk ve huzur ancak ona karşı hissettiklerinin meyvesi olabilirdi. Asıl şey aşktı. Aşk… Garip bir duyguydu. Ne zaman geldiğini, orada ne kadar süredir olduğunu bilemezdiniz. Sinsi bir yılan gibi yayılırdı ruhunuzun içine ve oraya öyle perçinlenirdi ki koparıp almak imkansız olurdu. Hem bir ateşti, yakar acı verir ağlatırdı. Öyle parlak bir ateşti ki bir garip kelebek olurdu âşık, yanacağını bile bile atlardı ateşin içine. Kömür olup düşerken bile ateşe olan aşkı sönmezdi üstelik. Hem de serin bir suydu, içini serinlik verir sıkıntılarını alıp rahatlatırdı. Tamamlandığın tek yer onun yanı olurdu ve ondan uzak olduğun her dakika içinde söküp atamadığın bir boşluk olurdu. Kaybetmekten zarar vermekten ölesiye korkardın, en umarsız adam olsan bile. Lestat için de bu böyleydi ama içinde bulundukları şu anda sözlerin hepsi kifayetsiz kalıyordu. Çoğu erkeklerin, özellikle Lestat gibilerin, hissetmediğini arzularından ibaret yaşadığını düşünürdü ki bu külliyen yalandı. Hayatın erkekler için savaş kadınlar içinse teslimiyet demek olduğu günlerin artığı bir anlayıştan ibaretti. Ne kadar çapkın olursa olsun herkes o ruh eşini ve aşkı arardı ve bulana kadar denemiş olması Lestat’ın suçu değildi. Uzun zamandır sönük kalmış olan arzuları yeniden uyanırken dudakları onun dudaklarını buldu yeniden. O anın içinde kaybolduğunu hissediyordu. Islak yumuşak ve ateşli dudaklar kendisininkilerden bir anlığına ayrıldı sadece ve ardından bu sefer o kendisini öpmeye başlıyordu. Bu kısacık saniyelerin içine yerleşmiş arzu dolu anlar ikisini de içmeden sarhoş etmiş gibiydi. Ellerinin cadının değişken vücudunu bir kez daha tanımasına izin verdi. Parmakları hafif okşayışlarla nadide kumaşın üzerinde gezindi. Artık korkulu bir teslimle donuk hareketlerde bulunmuyordu cadı. Onun arzulu titreyişi bir elektrik akımı gibi Lestat’ın da içine akmıştı.

    Cadı dudaklarını ısırdığında keskin acı aldığı zevkin içine karıştı. Beyin ilginç bir yapıydı. Tıpkı nefret ve aşk gibi acı ve zevk de orada yan yanaydı. Zihin çalışmaları yaparken sıklıkla kullandığı bir şeydi bu. Noktalardan sadece biri uyarıldığında her şey normaldi ama ikisi birbirine karıştığında bir patlama olurdu. Özellikle arzular söz konusuyken bu patlama tarifi imkansız hislerle insanı kuşatır ve arzularını en ilkel en hayvani haline büründürürdü. Bu yüzden cadı başını geriye attığında söyleyeceklerini umursamadan onu yeniden kendine çekmişti. Dokunuşları yeniden sertleştiği gibi öpüşü daha vahşi bir hal almıştı. Anna teslim oldukça ona daha ihtirasla saldırıyor ve yavaş yavaş onu daha da fethediyordu. O Lestat’ındı, Lestat ise onun. Şu mührü dudaklarından kalbine, hatta ruhuna kadar indirmişti. Cadı ile bir kez daha nefes nefese ayrıldıklarında bir an gözleri ilerideki bir noktaya Franz’ın hayali görüntüsüne kaydı. En mahrem anında onu izliyor ve zevkle sırıtıyordu. Bir savaşı kazanmış gibi muzaffer adamın bakışları vardı onda. Anna’nın saflığını koruyamayacağını söylemişti ve şu an tam da dediği şey doğrulanıyordu. Lestat, mührünü kırmak isteyen o kadar kişiye direnmişti ama yine de onun karşısındayken duvarları sağlam kalamıyordu. Anna ise merak ettiği hisleri bu denli yoğun yaşamayı beklemiyormuş gibi hayretle bakıyordu. Parmakların usta elden çıkmış bir heykele benzeyen yüzünde dolaşmasını hafif bir gülümsemeyle karşıladı. Kafasında bu anı belki çok daha basit zorunlu bir gereklilik gibi canlandırmış ya da zevk alan tek tarafın erkek olduğunu sanmıştı. O duygu seli içerisinde ona her ne yaşatmışsa korkularını alıp götürmüş gibiydi. Bir an onu tekrar kucaklayıp götürmeyi düşünse de az öncesinin hatırası bunu engelledi. Belki de en güzeli buydu: Anı bozmamak ve kendini bırakmak. Boynuna sarılan kollara karşılık bedenini ona daha da bastırırken parmakları yavaşça cadının südyenine kaydı. Bir hırsızın hüneri hızlı olmasıydı ve südyenin kayıp aralarından ayrılmasına saniyeler yetmişti. Dudakları bir kez daha birleşirken artık onun vücuduna bastırılan göğüslerin yumuşaklığını hissettiğinde arzuyla titredi. Pantalonu artık ona dar geliyordu, aslında üzerlerinde kalmış her elbiseye nefretle bakıyordu. Onun tenine kendisinden daha yakın olmalarını çekemiyordu belki de. Yarı çıplak bedenleri tamamen çırılçıplak kaldığında açık pencereden hoş bir meltem üzerlerinden yalayarak geçti. Lestat bir kez daha arzuyla titrerken ellerinin keşfine artık dudakları da katılmıştı. Bu sırada kollarındaki bedenin bir kez daha değiştiğini hayallerini süsleyen sarışın Anna’sı olduğunu gördüğünde hareketleri daha da hızlandı. Dudaklarının birleşip bir kez daha ayrılışının ardından ihtirasa bulanmış nefes nefese bir sesle konuştu.

    “Seni seviyorum Andreina Rikki Nelida Flor Barries, ve hep seveceğim. Kalbim sonsuza kadar sana mühürlüdür.”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Paz Mayıs 27, 2012 2:17 pm

    Birkaç Saat Sonra

    Genç cadı karanlığa açtı titrek gözlerini. Nerede yatmakta olduğunu anlayamadı ilk başta. Sağ kolunu başının altına koymuş olduğu için onun uyuşmuş hissiyatını fark etti. Uzandığı noktada kıpırdandı ve cama doğru dönük bir şekilde yatmakta olduğunu fark etti. Meraklı bakışlarını odanın içerisinde gezdirirken içerisinin fazlasıyla karanlık olduğunu anlamıştı. Muhtemelen gece vedasını verirken, gündüze yer açıyordu. Zira günün en karanlık saatlerinin şafakları olduğunu biliyordu genç cadı. Yumuşak bir tavırla yatmakta olduğu pozisyonunu değiştirerek esnetti vücudunu. Normalde pijamalı veya gecelikli yatmanın ne demek olduğunu oldukça iyi bilirdi ancak şu anda çarşafın teninin her bir noktasını hissediyor olmasından, çıplak olduğunu anlayabiliyordu. Ne ara yatağa geldiklerini anlayamadı genç cadı. En son kanepeye kıvrıldığını ve yorgunluğu ile bitkin bir huzur üzerine gözlerini dinlendirdiğini hatırlıyordu. Zor bir gün geçirmiş olduğunu inkâr edemezdi ancak pişman değildi. Alison ve diğerleri şu anı bilselerdi ne olurdu acaba? ‘Artık kadın oldun Andreina.’ diye tebrik ederlerdi herhalde ve muhtemelen o sersem kızlardan biri arkasından ‘Biraz geç oldu ama neyse.’ diye laf da sokuştururdu. Onları zihninden çıkartarak düşüncesinin arkasından durmaya kararlıydı. Bu durum onların hiç mi hiç umurlarında olmamalıydı. Gözlerinin yaşardığını hissederken güçlü bir esnemeye kurban oldu genç cadı. Elini ağzına kapatırken daha uyanması ve güne başlaması için saatin fazlasıyla erken olduğunu biliyordu. Uzun zaman sonra bir salı gecesi değil de haftanın başka bir gününde uyuyabilmeyi başarmıştı. Gece nöbetleri yüzünden yaşadığı uykusuzluğun acısını çıkartmayı düşünüyordu kararlı bir tavırla. Bu yüzden dönüp yeniden uyumayı düşünerek cama sırtını döndü. Bu sırada yatakta bulunan tek kişi olmadığını fark etti. Odanın karanlığına yeni alışmış olan gözleri daha pek çok bir şeyi görüşüne sunarken, Lestat’ın karanlık siluetini de ortaya çıkarıyordu. Sırtüstü ve dümdüz bir şekilde yatıyordu. Sarışın saçları darmadağın olmuştu ve yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Genç cadı onun gözlerinin kapalı olduğunu sandı bir saniye ancak onları kırptığında uyanık olduğunu fark etti. Yorganı düzelterek bedenini tamamen ona doğru döndürdü. Onun da başını kendisine yönlendirdiğini fark edince yumuşacık, sevimli bir şekilde gülümsedi Andreina. Güven, takdir ve kendisinin bile tanımlayamadığı başka bir şeylerle doluydu bu tebessüm. “Merhaba.” Düşünceleri gecenin anıları ile dolarken Andreina yanaklarının süt beyazı renginin kızarmaya başladığından emindi. Bu durumda utanılacak bir yan göremiyordu ancak yine de birinin karşısında çıplak kalabilmek cesaret gerektirirdi. Hele bu kişi, düşünceleri ve geleceği önemsenilen biri ise. Yüzünde değişik bir anlama gelişen bir gülümseme daha oluştu bu sefer. Seven ve sevildiğini bilen bir kadının tatminkâr ve mutlu gülüşüydü bu. Dediklerini unutmayacaktı genç cadı. Bütün ismini hatırlamış olması bile oldukça önemliydi onun için, zira ilk tanıştıkları gün dışında bir daha hiç söylememişti ona. O da, kendisine hep Anna diye seslenmişti zaten. Hatta bazen Barbie dediği bile olmuştu, ancak artık esmer halleri de ortaya çıktığına göre bunu demeye devam eder miydi emin değildi genç cadı. Ancak bunlardan daha önemlisi açıkça kızı sevdiğini söylemişti bu gece, hem de iki kere. Hatta kızın şu an hatırlayamadığı bir üçüncü sefer de olabilirdi. Zaten ilk baştaki korkusunu ve endişelerini gideren şey de bu olmuştu ya. En son vazgeçme raddesine kadar gelmişti ancak en sonunda güvenmişti oğlana ve bunun karşılığında ihanete uğramaktan korkuyordu. Fakat bunlar, şu anda düşünmesi gereken en son şeylerdi.

    Oğlanın ne düşündüğü hakkında en ufak bir fikri yoktu ama aralarındaki son duvarı henüz yıkmışken yeni engellerle karşılaşmak istemiyordu genç cadı. “Sen beni mi izliyordun?” diye sordu hafif alaycı bir sesle. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu ancak dört buçuk ya da beş gibi olmalıydı. En azından İspanya gecelerinin halini bilen biri olarak tahmini bu yöndeydi. Hiç uyumamış olamazdı oğlan, zira genç cadıdan çok onun yorulmuş olması gerekmez miydi? Andreina artık kendisinin de tecrübeli olduğu bir konu olduğu için sevinirken kıkırdadı. Bakışlarını odanın tavanına yöneltirken çarşafın altının ne kadar sıcak olduğunu düşünüyordu. Zira bu ülkenin yaz geceleri yeterince fena olurken, bir de bir yorganın altında yatmak bunaltıcı bir durumdu. Ancak yeniden çıplak halde kalmayı göze alamazdı, bu yüzden pişmeyi yeğlerdi Andreina. Mütevazı bir tavırla vücudunu iyice örterken, sanki oğlan hiç görmemiş gibi bir tavırla hareket ediyordu. 'Ee gördü diye iyice iffetsizce gezemem herhalde.' diye düşündü. Meraklı bakışlarını yine oğlana döndürürken, onunla yine göz göze geldiler. Mahcup bir tavırla parmaklarını kendi dağınık sarı saç buklelerinin arasında dolaştırdı ve gür saçlarını şöyle bir savurup yastığın üzerine yaydı. Bedenini hareketlendirerek yatağın içerisinde genç büyücüye doğru kaykıldı ve başını onun geniş göğsünün üzerine yasladı. Şu anki yerinin yastıktan çok daha rahat olduğunu düşünürken bir koluyla da onu karnının üzerinden sardı. Uyumak yerine sessizliğe gömülmüş, parmak ucuyla Lestat'ın göğsünün üzerinde başıboş şekiller çizmekle meşguldü. Yanağının altında onun kalbinin dingin ve ritmik atışlarını duyabiliyordu. Ancak sonra aklına takılan bir soru ile kafasını kaldırdı. "Çok ağır mıyım?" diye sordu Andreina usulca. İçinde bir nebze vicdan azabı duyuyordu, belki oğlan uyumak istiyordu ve kızın üstüne abanması hoşuna gitmemişti.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Paz Mayıs 27, 2012 5:12 pm

    Şehvetli dakikaların sona erişinin üzerinden çok geçmemişti. Gözleri ayın ışığı ile parlayan terli bedende dolaştı. O kadar güzeldi ki bir tanrıçayı andırıyordu bedeni. Lestat aşkla ve hayranlıkla izlemekten kendini alamamıştı. Bakışları bedenden parkelerin üzerinde parlayan kırmızı lekeye kaydığında önce şaşırdı sonra ise gülümsedi. Demek cadının en başından beri amacı buydu: Kendi mührünü kırıp en değerli mücevherini büyücüye vermek. Acaba ne düşünmüştü? Bunun sakınmaması gereken bir şey olduğunu mu yoksa sakındığında Lestat’ın onu aldatacağını mı? Belki de hakkında dolaşıp duran söylentilerden sonra büyücünün gözünün dışarıda olmasından endişelenmişti. O dedikoducuları bulsa tek tek dövmek istiyordu, çoğunun kız olduğuna bile bakmadan. Geçtikleri yıl boyunca hem onunla tatsız biten İspanya olaylarından sonra kaderin Hogwarts’ta onları bir kez daha birleştirmesinden dolayı mutluluk duymuş hem de eski yaşantısının hayatlarını kirletmesinden korkmuştu. Pek çok kez onun paranoyaları bunun eşiğine getirse de işte şimdi buradaydılar. Hiç bitmesini istemediği bu anı tekrar tekrar yaşamak içinde kısılı kalmak istiyordu. Tanrı gelip nasıl bir cennet istediğini sorsa cevabı onun içinde olduğu cennet olurdu muhtemelen. Bir süre öylece baktıktan sonra onu kollarına aldı bir kez daha ve yatağa doğru ilerledi uzun adımlarla. Onu yatağa bıraktıktan sonra kendisi de yavaşça yanına uzandı Hafif gülümsemeyle kapandı gözleri. Uzun zaman sonra belki de ilk kez huzurla kapanıyordu.

    Birkaç Saat Sonra

    “Merhaba.” Anna'nın yüzündeki gülümsemeye aynı sıcaklıkla yanıt verdi. Suratındaki gülümsemenin yeni yetme saf bir çocuğa da ait olduğu düşünülebilirdi pekâlâ. Kendini anın mutluluğuna bırakıp güçlü görünmek için yaptığı her şeyi bırakınca böyle oluyordu işte. Andreina onun yıllar öncesinde Franz’ın kendisine ulaşmadığı o günlere, masum çocukluğuna götürmüştü. Safça gülümseyen, şirin ve belki de hafif şımarık o çocuk olmuştu şimdi. Liesje ile olan ilişkisiyle kopan masumiyetini geri kazanmıştı adeta. İçine yerleştirilmiş mührün zincirleri hissedebiliyordu. Fakat şu an bunların hiçbirini önemsemiyordu. Kim ne derse desin, buna değerdi. “Sen beni mi izliyordun?” Yarı bu dünyada yarı hayal âleminde olan gözleri karşısındaki yüze odaklanırken başı hafifçe yukarı aşağı hareket etti. Gözlerini kapamış olması bir şey değiştirmiyordu. Zaten her türlü onu görüyordu. Bu gece karanlık rüyaları son bulmuş, hayalleri onunla süslenmişti. Cadının önce üzerini örtüşünü izledi. Süslü mor battaniyeyle sarındıktan sonra yüzünde beliren ter damlalarını pek umursamaz görünmüştü. Bir süre öylece kalırken sonra onu düşünceleriyle bıraktı. Pişman mıydı? Lestat’ı kaybetmek konusundaki korkularından sıyrılmış mıydı? Güzel barbiesinin, onun en sevdiği hali hala buydu, ayrı yatmak yerine bedenini yine genç büyücününkine yaklaştırmasıyla kuşkuları son buldu. Anna’nın başı göğsüne doğru yayılırken ipeksi saçların hissi ile hafifçe gıdıklandı. Cadının göğsünde dolaşan parmakları ile hafif bir karıncalanmaya neden olmuştu. Parmakları ona hissettirmeden başının üzerinde yerleşti hafif bir okşayışa başlayacağı sırada kızın sorusu kıkırdamasına neden olmuştu. "Çok ağır mıyım?" Yan tarafındaki yastığı alarak gülüşünü kapamak için yüzüne bastırdı. Anna’nın ellerini yastığın üzerinde hissettiğinde yastığın kaymasına izin verirken dudaklarına uzandı dudakları bir kez daha. Dudakların ıslaklığını bir daha hissetti. Aradaki battaniyenin bir kez daha onları terk etmesinin ardından kollarıyla cadıyı sarmaladı. “Buranın yemekleri öyle güzel ki olacaksın birazdan. Sabah sana o kadar çok yemek ısmarlayacağım ki bir daha sana kimse bakmayacak.” Kıkırdayıp burnuna hafifçe dokunduktan sonra ekledi. “Sonra benden başka kimse bakamayacak sana. İçeri o kıyafetle girmenin hesabını da böyle ödeyeceksin.” Evet, gerçekten de öyle bile olsa onu sevecekti, zira bağlandığı şey bundan çok daha fazlasıydı. Bedenin güzelliği pek de bir şey fark etmiyordu.

    Kıkırtılar, öpücükler, iki aşığın fısıltıları ve bir kez daha tatlı bir yorgunluk...

    Sabah 7 Suları

    Oda servisinin sesini duyduğunda hafifçe gülümseyerek doğruldu. Eşyalarına uzanıp basit bir tişört ve pantolonu üzerine geçirdikten sonra kapıya doğru ilerledi. Adamın getirdiği altı yastıklı kahvaltılıkları aldıktan sonra biraz bahşiş uzatıp kapıyı kapattı. Meyve sularını dökmemeye çalışarak yatağa yaklaştı. Üzeri battaniye ile örtülü bacakların üzerine kahvaltı tepsisini yatağa bıraktı. “Günaydın, barbie” diye seslendi gözlerini bir kez daha aralamış cadıya gülümseyerek. Bir an duraksadıktan sonra doğrulan cadının yanına geçerken yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. “Ya da o kadar tatlı uyuyorsun ki uyuyan güzel mi demeliyim?”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Paz Mayıs 27, 2012 6:17 pm

    Andreina oğlanın verdiği tepkiye ilk başta şaşırırken daha demin kendi yattığı yastığı, suratına yapıştırmasını izledi. Gülüşünü saklaması için daha fazla uğraşması gerektiğini bilmeliydi. Genç cadı başını kaldırıp onun uzandığı yere doğru ürkütücü bir bakış fırlattı ancak oğlanın bunu görmediğinden emindi. “Bu kadar çabuk kurtulamazsın.” dedi kahkaha ile karışık bir ses kullanarak. Kolunu uzatıp yastığı güçlü bir şekilde kavradı ve oğlanın onu yüzünün üstünden çekmesi için izin vermesi ile kolay bir şekilde onu yine görüş alanının içerisine aldı. Oğlanın bu fırsatı bilip dudaklarına bıraktı hafif öpücüğü hissederken onun hala arzu ile dolu olmasına şaşırmamak mümkün değildi. Zira genç cadı kolunu bile kıpırdatamayacak kadar yorgun hissediyordu kendini ama davranışları tam aksini söylüyordu. Belki de hala oğlanın yanında bulunduğu için onun etrafına yaydığı enerjiden etkileniyor ve zinde kalıyordu. Sonrasında denilenlere sırıtırken tek kaşını kaldırdı genç cadı. “Bunu neden şimdi söylüyorsun? Kapıdan girdiğim sıra kıyafetimden oldukça memnun görünüyordun.” O anki yüz ifadesini hatırlayan genç cadı kıkırdamasına engel olamadı. Uykusu olduğunu inkâr edemezdi ancak içinden gelen bir his ile harekete geçti. Lestat’ın yarım bıraktığı öpücüğü tamamlamak için öne doğru eğildi ve saçlarının ikisinin de yüzünü kapamasına izin verdi. Oğlanın şaşırmış olduğu belliydi ancak hiç şikâyeti yoktu. Aksine genç cadının öpücüğünü ihtiras ile karşılamıştı. Aradaki battaniyenin kayıp gittiğini hissederken Andreina oğlanın teninin, kendisine değdiğini anladığı anda kalp atışlarının hızlandığını fark etti. Sağ eli onun göğsünün üstünde duruyor olduğu için onun da heyecanlanmış olduğunu anlayabiliyordu. Genç cadı onun bedeninin üzerinde böylesine bir hâkimiyete sahip olabildiği için gururlanıyor ve bugünün bitmemesi için içten içe dua ediyordu. Dudaklarını güçlükle onunkilerden ayırdı ve bu sefer öpücükleri için yeni hedefler aramaya başladı. Oğlanın boynundan başlayarak omuzlarına, sonrasında da göğsüne kadar inen ateşten bir yol yaptı. Bu sefer dün gecekiler gibi olmasını istemiyordu genç cadı. Kendisinin de bir şeyler başarabileceğini göstermek istiyordu, bunun için bakışlarını kaldırıp Lestat’ın yüzüne yöneldi. Onun kapalı gözlerinin sanki acı çekiyormuş gibi hareket ettiğini görünce gülümsedi. Ancak genç cadının durduğunu hissetmiş olacak ki gözkapakları aralandı ve güçlü kolları kızı kollarından tutarak kendisine doğru çekti. Dudaklarını haşin bir tavırla bir kez daha onunkilere yapıştırırken genç cadının nefesi kesildi. Bir an boğulacağını sanırken geri çekildi ve derin bir nefes aldı. Fakat her şey için çok geçti. Oyunları bir daha başlamıştı.

    Saat Yedi

    Genç cadı kapının vurulduğunu duyunca korku dolu bir şekilde yataktan doğruldu. Ancak sonrasında kendi evinde olmadığını hatırladı. Başka bir yerde uyanmak o kadar yeni bir duyguydu ki kendisi için, buna alışmasının uzun süreceğini anlayabiliyordu. Derin bir nefes alıp yeniden yastığın üzerine bıraktı kendini. Yumuşaklık kendisini davetkâr bir şekilde karşılarken hala uykusunun olduğunu hissediyordu genç cadı. Gece en son uyanmalarından sonra çok uyuduğu söylenemezdi zaten. Nedenini bilmiyordu ancak kendisini fazlasıyla uyuşuk hissediyordu. Elinden gelse yataktan hiç kalkmazdı herhalde. Gözüne giren ışığı kesebilmek için yüz üstü döndü ve başını yastığın altına gizledi. Kulaklarında aldığı nefeslerin uğultusunu duyabilirken bir süre sonra nefessiz kaldığını hissetti. Bu durumdan nefret ediyordu, bu yüzden yastığın sağ kısmını –daha az ışık girebilecek tarafı- açtı ve oradan hava girişini sağladı. Ancak ayak sesleri duyunca kimin geldiğini anlamak için bedenini kıpırdatması gerekmişti. Lestat’ın kucağında kahvaltı tepsisi taşıdığını görünce ne kadar acıkmış olduğunu fark etti genç cadı. Daha bir dakika öncesine kadar hiçbir şey hissetmezken, o saniye karnının guruldadığını işitti. Uzandığı yerden kalkarken yüzüne sıcak bir gülümseme yerleştirdi. Üstünden kayan çarşafı son anda tutup, göğsünün çıplakta kalmasını engelledi. Oğlanın alaycı gülüşünü duyarken kızgın bir yüz ifadesi yakalamaya çalıştı. Onun tepsiyi bacaklarının üstüne bırakması ile birlikte meyve sularının oluşturduğu soğukluğun tepsiden bacağına temas ettiğini fark etti. “Sadece ben yemiyorum herhalde?” dedi, tek kaşının kaldırarak. Şahsen hayatında bu kadar çok çeşidi bir arada görmemişti, üstelik karşısında adamakıllı bir sofra bile durmuyordu. Bir tepsiye en fazla beş-altı çeşit yiyecek sığdırılabilirdi. Yavaş bir tavırla tepsiyi hemen yanına koydu, yatakta yemek gibi bir alışkanlığı yoktu. Üstelik oğlan giyinik ve kendisi çıplak olduğu için rahatsız hissediyordu. Çarşafı üstüne alırken Lestat’ın hemen yanından sessiz adımlarla uzaklaştı. Otel odasının salonuna vardığında giysilerini arıyordu bakışları. Tüniğini yatak odasında çıkarmış olduğunu hatırlıyordu ancak diğer kıyafetleri burada olmalıydı. Koltuğun arkasına doğru hafifçe eğildi ve üst üste binmiş eşyalarını gördü. Hemen onların yanına doğru ilerledi ve külotu ile sutyenini buldu. İç çamaşırlarını giydikten sonra rahatladı. Hemen pantolonunu giymek istemediğinden emindi, zira belini ve bacaklarını fazlasıyla sıkıyordu. Üstelik bir de bacaklarının arasında hissettiği bu sinir bozucu ağrı vardı. Çarşafı eline alarak yeniden yatak odasına doğru ilerledi. Onu aldığı yere bırakarak genç büyücünün giysi dolabının önüne doğru yürüdü. Onun meraklı bakışlarını fark ettiğinde sırıttı ve “Hep denemek istediğim bir şey var.” dedi açıklama mahiyetinde. Geriye çekilip rengini beğendiği lacivert bir gömleği askılarından kurtardı ve kollarını geçirerek üstüne giydi. Giysi dolabının kapağını yavaşça kapattı. Düğmelerini aşağıdan iliklemeye başladı ve ortalara doğru geldiğinde, oğlana çapkın bir gülümseme gönderdi. "Sence gerisini iliklemeli miyim?"


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Ptsi Mayıs 28, 2012 4:17 am

    “Sadece ben yemiyorum herhalde?” Birkaç saat önceki atışmalarını hatırlayarak kıkırdadı. Gerçekten de buranın aşçısında ev cinlerinde bile az bulunur bir marifet vardı. Orta boy bir tepsinin içine olabildiğince fazla kahvaltılık süslenerek yerleştirilmişti. Kaşarlar ve birkaç çeşit peynir bir tarafta, siyah ve beyaz zeytinler diğer taraftaydı. Ortada çeşitli reçeller, köy usulü tereyağı bulunuyordu. Onun yanında dolmalık biber, domates, pembeleşmiş soğanlar ve siyah lekeler halinde yayılmış zeytinlerin üzerine yumurta bırakılmıştı. Sarısı ortada güneş gibi dururken beyaz onu çevreliyordu. Başka bir köşede ise iki tane patatesli olduğunu tahmin ettiği börekler vardı. Elbette bir de dilimlenmiş mis gibi kokular yayan sıcak ekmekler vardı. Börekleri daha önce tatmıştı cadının çok seveceğini umuyordu. Tam başlamasını işaret edecekti ki cadının yemeği kenara koyduğunu gördü. Bir an beğenmediğini ya da ona ilk incelik yaptığında olduğu gibi kavga çıkaracağını sandı. Sonuçta söz konu Andreina iken hareketlerinin sonuçlarından asla emin olamıyordu. Anna tek bir söz söylemeden sessizce yan odaya gidip iç çamaşırlarını ararken onu gülümseyerek uzaktan seyretti. Nihayet yanına döndüğünde gülümsemesi genişledi. “Hep denemek istediğim bir şey var.” Tek kaşını kaldırarak gözleriyle cadıyı takip etti bir kez daha. Cadının gardrobundan bir gömlek çıkarıp üzerine geçirmesi kıkırdamasına sebep oldu. Aynı zamanda hoşuna da gitmişti. Onun kokusunun sineceği bir giysisi olacaktı. O giysiyi yıkamadan öylece saklamayı düşünürken cadının muhteşem vücudunu adım adım gizleyişini izledi. Gerçi tunik gibi gömlek de ince olduğu için altındaki teni biraz sergiliyordu. Ortalarına geldiğinde tam yeniden sutyen geçirilmiş göğüslerine geldiğinde cadı muzipçe sormuştu. Yüzündeki ifade Lestat’ın çapkın gülümsemelerinin başarılı bir taklidiydi. Onu kötü mü etkiliyordu acaba? "Sence gerisini iliklemeli miyim?"Genç büyücü iki uzun adımda ona yaklaştı. Gözleri cadının büründüğü kıyafetlerin üzerinde dolaştı. Ona defalarca kez sahip olduktan sonra içinde hala enerji buluyor oluşuna kendisi de şaşırmıyor değildi, hele bu anları genelde sessiz terk edişlerle bitirdiği düşünülürse. “Bence böyle gayet iyi, ama kolları sıvasak fena olmaz.” Uzanarak iliklenmemiş kol yenlerini birkaç kere kıvırarak gömleği kısa kollu hale getirdi. Ardından hızlı ve cadının kıkırdamasına sebep olan bir hareketle dizinin altından tutarak onu kucakladı ve yeniden yatağa bıraktı. Cadıyı koymasıyla meyve suları hafiften sallansa da neyse ki dökülmemişti.

    “Hadi başlayalım.” Bunu söylerken zeytinlerden birkaçını ağzına atmıştı bile. Ekmeğine biraz tereyağı sürerek bir lokma da ondan aldı. Zeytinler ile sıcak ekmekte eriyen tereyağının tadı damağında birbirine karışarak hoş bir his oluştururken ona karışık meyve suyunun hoş aroması eklendi. Karışık meyve sularını pek tercih etmezdi, zira ayar tutturulamadığında hiç de lezzetli olmuyorlardı ama bu sefer gerçekten mükemmeldi. Gözleri reçellere uzandı bir tanesinden bıçağı ile biraz alıp yanına başka birini ekledi. Ekmeği kendi ağzına götürmek yerine cadının ağzına doğru uzattı. “Bunu denemelisin!” Andreina reçelli ekmeği ağzına alırken bir kısmı burnuna gelmişti. Hafifçe sırıtarak peçeteyle burnunu sildi. Ardından cadının tepkisini bekledi. Olumlu olduğunu fark ettiğinde kıkırdadı ve yeniden yemeğe koyuldu. “Yumurta sever misin?” dedi İspanya usülü diye sipariş ettiği yumurtaya uzanırken. Önceleri sevmediğini hatta yememekte şiddetle direttiğini hatırlıyordu. Hatta birkaç kez rahatsız olmasına bile neden olmuştu. Beyazından bir parça kesip ağzına attıktan sonra yanına konmuş domateslere ve biberlere uzandı. Soğanlara dokunmayacaktı elbette. Onların verdiği aroma yeterdi. Yine meyve suyundan yudum almadan önce biraz kaşarı da onların yanına ekledi. İspanya’nın havası mı dün gecenin yorgunluğu mu bilinmez iştahı iyice açılmıştı. “Uzun zamandır böyle güzel bir kahvaltı yapmamıştım.” Kahvaltıyı bazen uykuculuğundan, bazense önemsemediğinden geçiştirirdi. Yaptığında ise genelde üvey kardeşiyle yapardı ancak onu sinir küpü olmuş bir şekilde bir kez daha Londra’da bırakmıştı. Son kavgalarından sonra zaten aralarına ciddi bir soğukluk girmişti. Bu öfkeyi pek anlamıyordu. Evet, Liesje ne kadar gizlerse gizlesin duygusal biriydi, ancak bu kadar bağlı olacağını düşünmemişti. Uzun süredir birbirlerinin sessiz dayanakları olmuşlardı ve bu ayrılık pek hoşuna gitmiyordu. Yine de onun istediğini verecek durumda değildi artık. İçinden onun iyiliği için bir dua geçtikten sonra onu zihninin derinliklerine attı. Anna’ya bakarak onu hareketlendirmeye çalıştı. “Hadi, ama yavaşlama. Bak bu kadar lezzetli bir kahvaltıdan yemediğimiz her parçaya yazık olacak.”

RP Out: Kahvaltıya ilham gece gelmemişti. Halam zorla yatırınca sabah bitirdim bu sefer kahvaltı yaparken yazdım. Aç insanın hali başka oluyormuş bunu anladım.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Ptsi Mayıs 28, 2012 3:41 pm

    Genç cadı oğlanın kendisine yaklaşmasını tavrını ve sakinliğini hiç bozmadan izledi. Uzakta iken onunla aynı boydaymış gibi hissetmesine rağmen o, yirmi santim ötesinde durduğunda asıl boyu anlaşılıyordu. Kendisine bir kafa eklenince ancak eşit olurlardı herhalde ancak Andreina’nın bu duruma bir şikayeti yoktu. Zira yanında topuklu ayakkabı giyemeyeceği bir sevgilisi olsun istemezdi. Erkek, dişiden daha kuvvetli bir cinsiyetti doğası gereği ve genç cadı böyle bir görüntü çizmek isterdi. Her ne kadar başkalarının düşüncelerini umursamıyor olduğunu kendisine tekrarlayıp duruyor olsa da, yavaş yavaş buna olan inancı sıfırlanıyordu. Bal gibi de umursuyordu işte, en başından buraya kadar gelmesinin sebebi milletin ağzına sakız olmaktan kurtulmak istemesi değil miydi? Bakışlarını oğlanın kendisine uzanan ellerine çevirdi ve onun gömleğin kollarını kıvırmasını izledi hoşnut gözlerle. Onun tenine dokunan elleri, kesik kesik anıları hatırlatıyordu dün geceye ait. İlk başlardaki nazik tavırlarını hatırlayınca sırıttı genç cadı. Kendisinin ilk seferi olduğunu biliyor olmalıydı, yoksa hiç de yavaş gideceğini sanmıyordu. Sabaha doğru yaşadıkları dakikaların dokunuşlarını da anımsayınca bedeninde gevşek bir titreme meydana geldi. Hala bunları hissediyor olduğuna inanamıyordu. Dün gece nasıl da korkup gerilemişti oysa şimdi bunları düşününce gülmek geliyordu içinden. Düşündüğü ve tahmin ettiği şekilde gerçeklememişti hiçbir şey. Neden bir zorunlulukmuş gibi hissetmişti ki sanki? Herhalde bu kadar iyi hissedeceğini o zamandan bilseydi, oğlan kafeye girdiği anda onun kollarına atlardı. Bu düşünce yüzünden kıkırdadı genç cadı, elbette ki böyle bir şey yapmazdı. Yine de düşüncesi bile komikti. Lestat’ın kollarını kıvırmasını bitirdikten sonra kendisini dizlerinden tutarak havaya kaldırması ile kahkahalara boğuldu genç cadı. Keyfi fazlasıyla yerine geldi, şimdi ironik bir şekilde oğlandan uzundu çünkü. İstese belki tavana değdirebilirdi parmak uçlarını ancak bunun yerine yatağın üzerine yerleşmeyi tercih etti. Genç büyücünün hemen yanına oturmasını izledi. Yatak yavaşça çökerken meyve sularının neredeyse dökülmek üzere olduklarını gördü. Andreina çarşafların mahvolmasını istemediğinden onlara doğru harekette bulundu ancak bardaklar, kızın yardımına gerek duymadan dengelerini sağlamışlardı.

    Genç cadı mükemmel bir kahvaltı yaparken oğlanın kendisini elleriyle beslemesinden memnundu. Belli ki İspanyol yumurtasını da beğeniyordu. Andreina onun kanında da kendisiyle aynı bir şeylerin aktığını düşünüyordu. Tek farkları Lestat’ın acıya bayılması, kızın ise nefret etmesiydi herhalde. Zira genç cadı tatlı şeyleri tercih ederdi ya da tuzlu çörekleri. Tam bunu düşünürken peynirli olduğunu zannettiği böreklerden birine doğru uzandı. Aradan yarım saat geçmesine rağmen hala sıcak olduklarını fark edince şaşırdı. Sanki kendisi değil de bu otelin aşçıları cadıydı. Bu işin içinde büyü var mıydı acaba? Bir asa hareketi ile neler yapabildiğini görmüştü genç cadı, bu yüzden artık pek çok şeye şaşırmıyordu. Börekten küçük bir ısırık aldığında onun ağzında dağıldığını hissetti hemen. Beğendiğini belirten bir ses çıkarırken bu sefer daha büyük bir parça kopardı dişleriyle. Hızla böreği yiyip bitirdikten sonra parmaklarının yağdan dolayı parlıyor olduklarını fark etti. Kim bilir kaç kaloriyi yollamıştı midesine sindirilmesi için. Oğlanın sırıtan yüz ifadesine baktığında yeterince fazla olduğunu anlaması zor olmadı. Gözlerini devirerek cevap verdikten sonra meyve suyundan büyük bir yudum aldı. Ancak onun karışık olduğunu fark ettiği anda çabucak oturduğu yerden kalktı ve otel odasının içerisindeki büyük tuvalete doğru koştu. Oğlanın neler olduğunu merak eden sesi duyulduğunda çoktan yutmamakta kararlı olduğu meyve suyunu tükürmüştü. Koca bir ağız dolusu suyu alıp tamamen o tattan kurtulmaya çalıştı. Lavabonun hemen üstündeki aynalı dolabı açtı ve oğlanın kullandığı diş macunundan parmağının ucuna sıktı. Dişlerini bu yöntemle fırçalayan genç cadı bugün kendisini meyvenin etkilemesine ve gününü mahvetmesine izin vermeyecekti. İşini bitirdikten sonra dolabı kapattı ve lavaboya birkaç el dolusu su döktü. Havlulardan biri ile ellerini ve yüzünü kuruladı. Oğlanın meraklı ve şaşırmış gözlerine döndürdü bakışlarını. Önüne düşen saçlarını geriye doğru attı ve “Kayısıya karşı alerjim var.” diye bir açıklamada bulundu. Yediği zamanlarda yüzü dâhil bütün uzuvlarının şiştiğini söyleyemeyecekti, zira o halinin ne kadar korkunç olduğunu biliyordu. Yüzüne sorun yok dercesine geniş bir gülümseme yerleştirdi ve Lestat’ın hemen önüne geçti. Onun görüşünü tamamen kapatırken duruşunu dikleştirdi ve ellerini bellerine yerleştirdi. “Bütün gün yemek yemeyeceksin umuyorum ki.” Oğlanı ellerinden tuttu ve oturduğu yerden kalkması için kendine doğru çekiştirdi. Küçük bir kız çocuğunun mızıkçılık yaptığı andaki gibi hissediyordu kendini ancak durumun bununla alakası olmadığını biliyordu. Salona doğru götürdü onun elini bırakmadan, camın yanında duran radyonun açma tuşuna bastı. Lestat'ın itiraz seslerini duyarken ona sessiz olması için kaçamak bir bakış gönderdi. "Çıkan ilk şarkı bizim olacak." dedi açıklama mahiyetinde. Sonrasında kanalları karıştırmaya başladı, ta ki hışırtı sesi kaybolup Playing with Fire şarkısı çalmaya başlayana kadar. Genç cadı sözlerini birkaç saniye dinledikten sonra arkasını döndü ve oğlanın gözlerine heyecanlı bir tavırla baktı. Onun şarkıya eşlik eden sesini duyduğunda kıkırdadı ve hatırlayabildiği kadarını söylemeye başladı. Aslında aklında kalan yegane kelimeler 'Boy boy boy.' kısımlarıydı. Kışkırtıcı bir tavırla onun dibine kadar girerek dans etmeye başladı. Bazen etrafında dönüyor, bazen de saçlarını onun yüzüne doğru savuruyordu. Onun kendisine eşlik etmeye başlaması da uzun sürmedi. Daha çok elleri genç cadının kalçasının üzerinde duruyordu ancak bu, onun deli gibi dans etmesine engel olmuyordu. Çıplak ayaklahareket etmenin topuklulardan daha kolay olduğunu anlayabiliyordu genç cadı. Zira hayatında ilk defa kendisini bu kadar özgür hissediyordu ve bu histen kolay kolay sıyrılmak istemiyordu. Ellerini oğlanınkilerin hemen üstüne koyarak belini oynatmaya başladı. Radyonun sesini açtı ve iyice havaya girdiğinde "Boy, boy boy, want a fight?" diye şarkı sözlerine takılmaya başladı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Ptsi Mayıs 28, 2012 6:37 pm

    Cadının sözlerine uyaraktan böreklere uzanmasıyla gülümsedi. Onları özellikle sipariş etmişti. Börekler o kadar lezzetlilerdi ki başlayan kişi bırakamazdı. Nitekim Anna da *mmm* sesleri eşliğinde böreği silip süpürmüştü. Böreklerin hala sıcak olmasına rağmen bunu o denli hızlı yapmıştı ki Lestat bile şaşırmıştı. İştahına karşılık sırıttı ki biraz da birkaç saat öncesinde muzipçe söylediklerini içeriyordu bu ifade. O kadar hızlı yedikten sonra meyvesuyuna uzanması beklenmedik değildi elbette. Meyve kokteylini sevip sevmeyeceğini düşünürken bir anda kalkıp lavaboya koştuğunu fark edince yüzündeki gülümseme silindi. Eline daha yeni almış olduğu börek kolayca parmaklarının arasından tepsiye düşerken doğruldu ve gittiği yere baktı. Ağzından bir tadı silmeye çalışır gibi ağzını çalkalamasını dişlerini işaret parmağının marifetiyle fırçalamasını izledi. Yanına geldiğinde hala kuşkulu bakışlar atan Lestat ne olduğunu anlamamıştı. “Kayısıya karşı alerjim var.” Suratı bir an için asıldı, neden her şey mükemmel devam etmiyordu ki? Ama hata kendisindeydi, bir yıllık ilişkilerine rağmen kayısıya olan alerjisini bilmiyordu. Daha onun hakkında neler bilmiyordu acaba? Annesini önemsediğini biliyordu ama kadın hakkında pek konuşmamışlardı. Zira Lestat bu durumda konunun kendi ailesine ve geçmişine geleceğini biliyordu. En büyük korkusu cadının geçmişini öğrenmesiydi. Çapkınlığı bıraktığına inandırabilirdi ama bir hırsız dolandırıcı olması hakkında ne düşünürdü? O zaman belki de bugün sırıtarak karşıladığı dakikalar için suçluluk duyardı. Arkasını dönüp bırakırdı ve işte o zaman Lestat çökerdi işte. Ondan önce her şey karanlıkken cennetten bir el uzanmıştı ve yukarı çekmişti gittikçe. Aşağıdayken o karanlığa alışmıştı ama şimdi bırakırsa düşerdi, paramparça olurdu. Bunun korkusuyla bir kez daha zihninin gerisine attı kötü anıları. Sırası değildi, şimdi değil. Yanına tekrar yaklaşan cadının rahatlatıcı gülümsemesiyle keyfi yerine geldi. Yemeğin tadı kaçtığı için yapacak bir şey düşündüğü sıra Andreina tam önünde bitivermişti. “Bütün gün yemek yemeyeceksin umuyorum ki.” Anlaşılan alerjisinin günlerini mahvetmesini istemiyordu ki muzip tavırına bürünerek ellerinden tutup onu çekiştirmeye başlamıştı. Çevik bir hareketle doğruldu ve ona uydu. Kısa süre içinde yatak odasından çıkmışlar ve dün gece hareketli saatlerin başladığı odada bulmuşlardı kendilerini. Odada televizyonun yanında otantik olsun diye konulmuş olan radyoya doğru ilerleyişini izledi. “Hey, hadi ama radyo mu dinleyeceğiz?” O an bu fikir epeyce basit geliyordu kulağa ancak havaya girmiş Andreina’nın bakışlarını gördüğünde sırıtarak teslim oldu. Radyo önce cızırtılar çıkardı ardından ince sesli bir DJ’in sesi duyuldu. Fakat Barbie’nin neşeli sesi her ne diyorsa onu bastırdı."Çıkan ilk şarkı bizim olacak." Şarkı bulana kadar hışırtılar eşliğinde çevrildi düğme ama en sonunda yeni başlayan bir şarkı bulduğunda durdu. Lestat slow bir dans şarkısı beklese de eskilerin hareketli ritimlerini duyması gecikmemişti. Bu şarkıyı duyalı çok olmamıştı. Dudaklarında neşeli bir gülümseme yayılırken sözleri adamla aynı anda mırıldandı.

    “Girl, girl, girl can’t you see?
    What you do to me, tonight?”


    Ardından cadının kıkırtısı yükseldi. Eh haksız da değildi, bizim şarkımız demişti ve fena halde doğru sözleri bulmuştu. Önceki geceye kaydı hayalleri bir an. Gerçekten ne yapmıştı öyle? Pek çok deneyim yaşamış olmasına rağmen bu sonuncu en ateşlisi olmuştu. Her ne kadar cadının korkuları ve akılalmaz dönüşümleri başta işleri biraz garipleştirmiş olsa da. Özellikle de Karina oluşu. Zihninden öptüğü bedenin Karina’ya dönüşmesi ile ilgili anıları bir kez daha uzaklaştırdı. Andreina çoğu kısmını melodik mırıltılara çevirip boy boy boy kısmını vurgulayarak söylüyordu. Neşeli sözlere dansın da katılması gecikmedi. Daha çok İspanyol usulü Flamenko dansına benzer şekilde gömleğin etek gibi uzanan alt kısımlarını havalandırarak etrafında dönmeye başlamıştı. Sarı saçlar yüzüne savrulurken gülüşüyle parlayan yeni fırçalanmış dişleri gözlerine takılıyordu. Lestat bir süre bu güzelliği izlerken zamanla hareketleri onunkilere uyum sağlamaya başlamıştı. Önce kızın belini kavrayan elleri daha sonra her nasılsa kalçalarına kaymış içindeki arzuyu bir kez daha kabartmıştı. Barbie lakabını bu haliyle fazlasıyla hak ederek cıva gibi kollarından kayıp tekrar kollarına dönmeye ve Lestat’ı da onunla döndürmeye başlamıştı. Ellerini kendininkilerin üzerine koyduğunda tek kaşını kaldırdı. Radyonun sesi daha da artarken "Boy, boy boy, want a fight?" sözleri genç büyücüye açık bir meydan okuma olarak gelmişti. Eh elbette bunu kabul edecekti. Hızlı bir hareketle bir süredir cadıda olan kontrolü geri aldı. Tuttuğu kolun birini uzatırken diğerini çekerek kollarına doğru kaymasına neden oldu. Ardında döndürerek geri bıraktı ve etrafında çevirdi. Bunları yaparken o da uyumlu bir şekilde dönmeyi sürdürdü. Başları dönene kadar hızlıca dönerken sözler dudaklarından neşeli kıkırtılar eşliğinde çıkıyordu. Şarkı cidden ikisi hakkında pek çok imalı söze sahipti. En çok hoşuna gidense nakaratıydı.

    You and me, can’t you see,
    We’re playing with fire
    Tell me now,
    Do you feel this burning desire?

    Don’t stop, make it rock,
    it’s taking us higher
    Could it be just a dream?
    Are you running away?


    Şarkı ilerledikçe dönüşleri daha da hızlandı en sonunda yeniden dudak dudağa bulmuşlardı. Dudakları ayrıldığında, danstan ve öpüşmeden nefes nefese ve bir kez daha terlemiş bir şekilde birbirlerine baktılar. “Birileri bizi izleyip gibi söylemiş adeta. Bayıldım.”


_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Ptsi Mayıs 28, 2012 7:21 pm

    Genç cadı dediği sözlerin anlamını bilerek yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirmişti. Oğlanın açıkça belirttiği meydan okumayı kabul etmemesi zaten şaşırtıcı olurdu. Zira en az Andreina kadar ortama uyum sağlamıştı ve yüz ifadesine bakılırsa şanslarının yaver gittiğini düşünüyordu. Eh, kız da memnundu bu durumdan. Fazlasıyla büyük bir risk almıştı radyoda gelecek ilk şarkıyı seçme kararı vererek. Zira fazlasıyla saçma ya da daha da fena, kötü ve aşağılayıcı sözlere sahip olan bir şeyler de çıkabilirdi. Sonuç olarak bu bir radyoydu, nereden bilebilirdi ki? Ancak böyle bir şey gerçekleşmediği için memnundu, demek ki bugün iyi günlerinden biriydi. Gülümsemesini genişletip gözlerini kısarken dişlerinin ortaya çıktığını hissedebiliyordu. Oğlanın da bakışlarının ağzına yöneldiğini fark etmemek elde değildi. Ne yazık ki Andreina'nın karşısında mimiklerini ve gözlerinin yönünü hiç kontrol edemiyordu ya da kontrol etmek için çaba harcamıyordu. Aslında böyle dürüst olması çok daha iyiydi, yapay yüz ifadelerinden iğrenirdi genç cadı. İlişkisinin içerisinde bulunmasını da istemezdi. Kendisi ne kadar doğal ise -ki dün geceden sonra sorgulamaya bile gerek yoktu bu durumu- Lestat'ın da aynı şekilde davranmasını beklerdi. Asıl korkusu buydu aslında genç cadının. Çok çabuk insanları yargılıyor olduğu için gün gelince onun da yanlış bir davranışını görüp, ondan soğumak istemiyordu. Bu o kadar basitti ki kendisi için, çoğu şeye gözlerini kapatmayı bile yeğlerdi görmemek için. Çünkü bir kere olanları fark ederse bütün bağlar kopardı kendisi açısından. Zihnini böyle zehirli düşüncelerle doldurmak istemeyen Andreina kendini anı yaşamaya bıraktı. Dilediği gibi dönüp duruyordu oğlanın uzattığı kolunun etrafında. Saçının gıdıklayıcı teması ilk omuzlarına, sonrasında kollarına dokundu. Oğlanın bu durumdan hoşlanıyor mu yoksa rahatsız mı olduğunu anlamak güçtü. Eğer gıdıklanıyor ise saçlarını bağlayabilirdi pekala. Zaten gözünün içine girerek, onu yeterince rahatsız etmişlerdi. Şarkının bittiğini fark ettiğinde hala gülümsüyordu genç cadı, fazlasıyla terlemişti ve başı dönüyordu. Lestat kendisi hareket etmek yerine daha çok kızı ettirmeyi yeğlemişti herhalde. Ancak genç cadı onun da gözünün kenarından süzülen ter damlasını görünce yanıldığını anladı. Uzanıp onun alnına düşmüş olan saçlarını çekti ve ıslak olmalarını fırsat bilerek onları dikleştirdi. Sarı saçları ve uzun boyuyla futbol oyuncularını andırıyordu görünüşü şimdi. Onun bu yakınlaşmadan faydalanarak yüzünü yaklaştırmasını ve dudaklarının bu sefer daha hafifçe sunduğu öpücüğü kabul etti. "Umarım izlememişlerdir." dedi onun sözlerine karşılık. Zira utanılacak bir durum olurdu bu genç cadı için. Okulda yeterince dedikodusu dönmüştü bir sene içerisinde, oğlanın da bu durumdan rahatsız olduğunu tahmin ediyordu. Andreina okulda tanınmak istiyor olabilirdi ancak kesinlikle bu şekilde olmazdı. En son geri çekildiklerinde sehpanın bulunduğu tarafa doğru ilerledi. Buraya ilk geldiği sıra saçlarından çıkarmış olduğu tokayı, yeniden ait olduğu yere yerleştirdi. Saçlarını ev haline sokarak birkaç tutam dışında tamamen tutturdu. Ancak o sıra gözüne ilişen bir nokta ile kanının donduğunu hissetti. Yüzündeki gülümseme soluklaştı ve gördüğü şeyden emin olmak için birkaç adım daha attı. Fakat daha fazla ilerleyemedi, ağzını eliyle kapatırken fazlasıyla şaşırmıştı. Neşesinin solup gittiğini fark ediyordu. Sanki şu anda yaz aylarını yaşayan İspanya yerine, her zaman soğuğu yaşayan Kuzey Kutbu'ndaydı.

    Yavaş hareketlerle dizlerinin üstüne oturarak yere çöktü. Kafasının içerisinde dönen bin tilkinin hangi birinin arkasından koşturması gerektiğinden emin değildi. Uzanıp bir an dokunmak istedi yerdeki lekeye, onun gerçek olduğuna inanabilmek için. Ancak hemen sonrasında vazgeçti. Oturduğu yerden uzanarak yine sehpanın üzerine koymuş olduğu Lestat'ın kanının üstünde kurumuş olan bezi aldı eline. Parmaklarının titrediğini fark ederken az kalsın düşürecekti onu. Ancak hemen sonrasında kendisine olan güvenini kazandı ve eğilip lekeyi yerden sildi. Bir daha böyle bir şey yaşamayacağı için sevinmeli miydi, yoksa üzülmeli mi emin değildi. Herhalde şu anda içinde kaldığı ikilemi her kız yaşamıştı dünya üzerindeki. Boğazına bir düğümün yerleştiğini hissettiği sıra oğlanın kendisine doğru attığı temkinli ayak seslerini duydu. Onun da ayakları çıplak olduğundan parke yüzeyde hafif bir gıcırtı oluşuyordu. Onun hemen arkasına oturduğunu hissettiğinde daha demin bedenini saran yalnızlığın kaybolduğunu fark etti. Lestat'ın sıcak ellerinin kendisini omuzları ile kollarının birleştirdiği noktadan tuttuğunu hissetti. Yavaşça dönüp ona doğru baktı. Hala pişman değildi bu kararından, ancak aklına gelen sorulara karşılık bir cevap bulamıyordu. Oğlan kendisini terk ederse ya da herhangi bir nedenden dolayı ayrılırlarsa, Andreina ne yapardı? O zaman pişman olur muydu?


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Ptsi Mayıs 28, 2012 11:36 pm

    Dansın bitmesiyle açık pencereden gelen rüzgârın sertliği gibi gerçeklik üzerlerine vurmuştu. Andreina’nın gözlerinin bir noktaya dikildiğini fark etti. Az önceki neşesi bir anda kaybolmuş öylece donakalmıştı. Lestat onun gözlerini izlediğinde dudaklarını ısırdı. Aptallık… Cadının güzelliğini izlemeye o denli dalmıştı ki dün gece yaptıklarının en kesif hatırasını yerde bırakmıştı. Aptallık… Ne büyük aptallık! Gerçek her zaman ağır bir tokat gibi vururdu insanın yüzüne ve uçuk pembe o kan damlası güzel Anna’sının olduğu yerde çöküvermesine neden olmuştu. Cadının, büyücünün burnundaki kanı sildiği mendile ellerinin uzandığı ve titrek parmaklarla yerdeki lekeyi silişini izlerken Lestat’ta da aynı donuk bakışlar vardı. Ona, duygularına zarar vermek en son istediği şey olduğu için temkinli bir adım attı ve bir tane daha. Cadıya arkadan hafifçe sarılırken dudakları onun başına dokundu. “Hsshh… Sakin ol. Biz yanlış bir şey yapmadık.” Kokusunu içine çekti. Bu sefer şehvetle sarılmıyordu ona. Bir çiçek gibi sakınırcasına şefkatle, bir kul gibi taparcasına sadakatle… Lestat için ne kadar ironikti bu hisler. Zira yıllarca kötü olarak bilinmişti. Bela, çapkın herif, dolandırıcı, hırsız. Bunların hepsi olduğu gibi üzerine bir de katildi. Hak ettiğine her daim inandığı bir cinayet olması bir şeyi değiştirmiyordu. Bütün bunlar birleştiğinde cadının bakışlarındaki şeyi anlayabiliyordu. Güven… Bunu yıkmak için elinde kalan tek şeyi kullanmak zorundaydı. Her şeyi anlatacaktı. “Pekâlâ… Beni tanımadığını söylüyordun. Sadakatimi göstermek için en karanlık anılarımı anlatacağım sana. Bu kadar net sözcüklerle ilk kez anlatıyorum birine.” Doğru kelimeleri bulmak için bir an duraksadı. Bugüne kadar hayatının bir çok yönünü bir çok farklı kişiyle paylaşmıştı. Ophelia, babasının ölümünü biliyordu, Liesje arzularına kaptırmış hovarda halinin sadece bir maske olduğunu. Rogue gibi bazıları dolandırıcı olduğunu bilirdi, Karina katil olduğunu öğrenmişti. Fakat cadıya anlatacakları bunların hiçbiri değildi. Ona kimsenin göremediğini açıkça göstermek istiyordu: Gerçek Lestat’ı. Nereden başlayacağını düşündü bir an ama sonra ruhuna vurulan ilk çekiç darbesiydi o. “Senden önce, kadere inanmazdım. Babam öldüğünde onu geri getirmek için günlerce dua ettiğimi hatırlıyorum. Gözyaşı dökerek yanıt bekledim ve bulamadığımda O’na inancımı kaybettim. Anneme sarıldım sonra, o benim tanrıçamdı artık. Hiç bırakmayacağını sanmıştım. Fakat sonra o geldi. Franz. Üvey babam. Annemi benden çaldığında bir kez daha boşluğa düşmüştüm.”

    Bir an gözleri boşluğa daldı. Gözlerinin önüne annesinin ipte sallanan bedeni ve Franz’ın gözlerinde sönen ışık geldi. Hayatta her şeyi elinden alındığı için duyduğu öfkeyi hissetti. Karina’ya dönüştüğünde verdiği sert tepkinin yegâne nedeni buydu. Onun elinden alındığını düşünmüştü. Saf kalmış ilişkilerinin lekelendiğini. Deliye döndüğünü hatırladı, nasıl dönmezdi ki? Aklı karışmış ve kafasındakilere çözüm bulmak için onun zihnine girmek için zorlamıştı. O kadar ki yeteneğini burnundan kan gelmesine neden olacak zorlamıştı. Gözleri kanlı mendile kaldı. Koyu kırmızı ve pembenin birbirine karışmış o görüntüsüne odaklı bir şekilde konuşmaya başladı. “Öfkelendim, hayata insanlara her şeye karşı. Görüp görebileceğin en asi çocuğa dönüştüm. Daha o yaşlarda hem de. Üvey kardeşim önce nefretimin odağı oldu. Sonra ise onunla yeni bir şeyi keşfettim. Şehveti… Masumiyetimi küçük, çok küçükken kaybetmiştim. Zevk o an için boşluğu doldurmuş gibi hissettirdi ama hala kırıktım tamamlanmamış. Karanlık yollara girdim, anlatsam senin korkuya kapılabileceğin yollara. Hata üstüne hata yaptım. Bataklığa battıkça daha da koptum, dağıldım.” Önce Liesje, sonra orada burada tanıştığı basit avlar. Lestat kötü ününü hızlı ama etkili bir şekilde kazanmıştı. Franz’ın bunda katkısı muazzamdı elbette. Tutkuyu üvey kardeşiyle deneyimlerden öğrenmişti ama insanları kandırmak, yönlendirmek, kullanmak ve bırakmayı Franz anlatmıştı. Elindeki zayıf bomboş ruhu tam bir pislik olarak şekillendirmişti. Pek çok kalbi umarsızca kırmış, insanları daha küçük yaşlarında bile karanlık yollara sürüklemişti. Kötülüğe o denli bulaşmıştı ki içinden çıkamayacağını sanıyordu. Ta ki o garip güne kadar. İspanya’ya ömründe bir kez doğru bildiği şey için karşılıksız bir iyilik yapma amacıyla gelmişti. Fakat isteğine ulaşamadığı gibi daha da batırmıştı. O an Franz zihninde uyandığında iyi olma umuduyla alay etmişti. Yardım etmeye çalıştığı Anna onu kovduğunda da bu umutsuzlukla oradan ayrılmıştı.

    Ama sonra…

    “Ama sonra sen bana geri geldin. Elimi tuttun, sevdin beni. Senin sevgin, bana verdiğin huzur, o katıksız aşk beni o karanlığımdan çıkardı. Arındım ve eski alışkanlıklarımı bıraktım. Liesje ile işlediğim günah da buna dâhil. Sen benim ışığımsın Andreina. Asla bırakmayacağım, ne olursa olsun.” Kolları cadıdan ayrıldı ve mendile uzandı. Onu aldı, eline dolayarak baktı. Bu kadar yakınken, kan kokusunu da duyabiliyor ancak ne görüntüden ne kokudan iğreniyordu. O koku basit bir rayihadan ziyade bağlılıklarının deliliydi. Apaçık bir işaretti. “Dün gece söylediğim şey yalan değildi. Kalbim sonsuza kadar sana mühürlüdür. İş böyleyken dün gece olanlarda bir suç yok. Akan kanlarımızın bu mendilde birlikte olması gibi ruhlarımız da öyle kalacak.”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Salı Mayıs 29, 2012 6:07 pm

    Genç cadı oğlanın kendisini kollarından tuttuğunu hissetmişti. Şimdi bir de onu geriye doğru çekerek ona sarılmaya çalışıyordu. Andreina’nın vücuduna yayılan huzura ve sıcaklığa karşılık yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Tutmakta olduğu bezin parmaklarının arasından çekildiğini gördüğünde, meraklı bakışları Lestat’a döndü. Onun dediklerinin az çok kendisini teskin ettiğini biliyordu. Bu yüzden artık ne lekeyi önemsiyordu, ne de daha deminki depresif duygularını barındırıyordu. Önünde sonunda bu noktaya geleceklerdi ne de olsa, ha şimdi olmuş ha sonra çok şey değiştirmezdi. Andreina onun dediklerine karşılık kıkırdadı. Göğsüne başını koyarak oturduğu yerde yayıldı. Ancak hemen sonraki saniye uzanıp oğlanın elinden bezi kapmaya çalıştı. Lestat da kızın neşesinin yerine gelmiş olduğunu hissetmiş olacak ki, bir oyun oynuyorlarmışcasına kolunu onun ulaşamayacağı bir mesafeye doğru uzattı. Genç cadı onu alabilmek için oğlanın iyice üstüne abandı. “İğrenç olduğunu söyleyen olmuş muydu hiç?” Dalga geçen sesi neşe yüklüydü. En sonunda bunalarak oturduğu yerden kalktı ve Lestat’ın hemen arkasına geçerek eğildi. Onun kulağına küçük öpücükler kondurdu, sonrasında hedefini değiştirdi ve boynuna yöneltti dudaklarını. Dikkati dağılan oğlanın zayıf noktasının bu olduğunu anlayabiliyordu genç cadı. Elini onun koltukaltından geçirerek ilk karnının sonrasında da göğsünün üzerinde dolaştırdı. Mest olan genç büyücü hafif bir inilti koyarken durumundan oldukça memnun görünüyordu. Yarattığı bu boşluğu fırsat bilen genç cadı, onun elinde tuttuğu bezi parmaklarıyla çabucak kavradı ve anında geri çekildi. Oğlanla fiziksel teması kesildiğinde, Lestat’ın bunun bir oyun olduğunu ve kendisinin yenildiğini anlaması zor olmadı. Andreina bezi çabuk hareketlerle, çöp kutusunu açtığı gibi, içine attı. Özellikle en üste düşecek şekilde değil de, yanlara doğru ayarlamıştı kolunun duruşunu. En sonunda oğlanın bulunduğu yere doğru ilerledi ve kollarını onun boynundan geçirerek ona sarıldı. Vücudunu onunkine bastırırken az önceki dediklerini düşünüyordu Andreina. Kalbi ona güvenmesini söylerken, mantığı bu kadar kolay olmaması gerektiğini fısıldıyordu zihnine. Oğlanın sarılmasına tepkisiz kalmadığını, kendisini belinden sardığını hissedince gülümsedi. Tam olarak ne yapması gerektiğinden emin değildi, zira kendisi de bir ikilem içerisinde kalmıştı. “Biliyor musun, senden tam bir şair olur.” Daha demin seçtiği kelimelerin bir anda aklına gelmiş olma olasılığı çok azdı çünkü. En azından normal bir insanın. Ancak önceden hazırlamış olması da imkânsızdı. Genç cadının böyle bir düşünceye kapılacağını tahmin etmemişse tabii… Ki o da bu durum içinde küçük de olsa bir ihtimaldi. Andreina bazen ne kadar dengesiz davrandığını biliyordu ancak bu durumu değiştirmek için bir şey yapamıyordu. Can çıkmadıkça huy da çıkmazdı ne de olsa.

    Oğlanın eğildiğini fark ettiğinde onun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştı. Onun bir kolunu kızın sırtındaki kürek kemiklerinin üzerine yerleştirdiğini, diğerini de dizlerinin hemen arkasındaki bölgeye dokunduğunu hissedince irkildi. Ancak bir saniye sonra onun, kendisini kucaklaması ile şaşkınlığı sona erdi Andreina’nın. Yüzüne sevecen bir gülümseme yerleşirken sol kolunu, oğlanın boynundan çekmedi. Diğerini ise havayla oynuyormuş gibi hareket ettiriyordu. BU davranışın nereden estiğini bilmiyordu genç cadı, zira kucaklanmak için bir istekte bulunduğunu hatırlamıyordu. Yine de bu durumun hoşuna gittiğini inkar edemezdi. Ayaklarının yerden kesilmesi doğduğu günden beri hoşuna giderdi çünkü. Lestat koltuğa oturduğunda, kendisi de dolaylı yoldan oturmuş oldu. Oğlanın aksine üç kişilik koltuğun ikisini, yan durduğu için kız kaplıyordu. Bacaklarını endişesiz bir tavırla uzattıktan sonra yüzünü ciddi bir ifade kapladı. Hala gülümsüyordu ancak bu tebessüm, daha çok ortamın havasını bozmamak için kullanılan türdendi. Soracağı sorunun etkisini tahmin etmeye çalışıyordu. Oğlanın kendisine ne kadar güvendiğinden emin değildi çünkü. “Bana geçmişinden bahset Lestat.” Ses tonuna da, yüzünde beliren ciddiyetin yansıdığını fark edince şaşırdı genç cadı. Oğlanın yüzünün kendisine döndüğünü fark edince fazla ileriye gidip gitmediğinden emin olamadı. Ancak Andreina onun hayatını yargılamak için öğrenmek istemiyordu. Zira hiçbir insan mükemmel değildi ve kırk günlük bebekler dışında günahsız yaşayan insan yoktu. Andreina da şimdi düşündüğünde utandığı pek çok davranışta bulunmuştu, bazen annesine karşı, bazen de başkalarını yanıltma amaçlı. Kendisiyle gurur duymuyordu elbette, ancak olanları silmek için elinde herhangi bir olanak da bulunmuyordu. Oğlanın geçmişini öğrenmek istemesinin temel nedeni ona daha yakın olabilmek istemesiydi. Geçmiş, insanın bugününü ve geleceğini etkilerdi çünkü. Ve Lestat ile ciddi bir gelecek arayışında ise, ki bundan kendisi de emin değildi, onun yaşamış olduğu önemli olayları ve başından geçen hayal kırıklığı dolu travmaları öğrenmeliydi. Hem kim bilir, yaralarını sarabilecek özel şifalı güçlere sahipti belki de Andrena…

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Çarş. Mayıs 30, 2012 4:54 am



    “İğrenç olduğunu söyleyen olmuş muydu hiç?” Lestat cadının neşe dolu sesini gördüğünde keyfi yeniden yerine geldi. Kanlı mendili kapmaya çalışan cadı ile oynamaya başladı. Başta fazlaca iyiydi bu konuda ama Anna hileye başvurup kadınlığını kullandığında zayıf noktasına takıldı. Dudaklar önce kulaklarında sonra boynunda dolaşıp, elleri kendisine sarıldığında dün gecenin de hatırasıyla bir kez daha inilti koyuvermekten kendini alamamış ve cadıya verdiği fırsatla bu küçük oyunu da kaybetmişti. Normalde kaybetmek sinirini bozardı ve Andreina bunu kim bilir kaçıncı kez başarmıştı. Aslında belki de bu denli aklından çıkmaz oluşunun nedeni de buydu. Anna şekillendiremediği, tahmin edemediği ve gerek zekası gerek cesurca davranışlarıyla onu hep alt edebilen tek kişiydi. Bu yüzden kolayca kendisinin olan o kızlardan çok daha farklı bir yeri vardı. Kendisine sarıldığında artık reflektif olarak kolları onu sarmaya başlamıştı. “Biliyor musun, senden tam bir şair olur.” Annesinden alıp okuduğu klasiklerin, en çok da Shakespeare’in etkisi vardı bunda. Liesje ile oturup o piyesleri birbirlerine okuduklarını, o aşkları hayal ettiklerini hatırladı. O zamanlar sadece gülmek için oynuyor karakterlerle alay ediyordu. Şimdi ise onların ardındaki yoğun duygu selini kavrayabiliyordu. Sözler artık yerlerine oturmuş, anlam kazanmıştı. Doğrusu sonundaki sözleri hangi kafayla söylediğini kendi de bilmiyordu. Tek bildiği kan Lestat için iğrenç değil kutsaldı. Büyücülerle muggleların yan yana yürüdüğü, Romalı bağnazların çizmelerinin henüz İngiltere ve diğer İskandinavlar gibi topraklara basmadığı çağlarda krallar topraklarına bağlılığı ellerini kesip kanlarını akıtarak yaparlardı. Aynı şekilde evlilik yeminleri de eşlerin kanlarının birbirine karıştırılması suretiyle gerçekleşirdi. O mendilde birleşen kanları da aynı yolda birleşen kaderleriydi. Yine de bunu cadıya söylemesi yersiz bir tartışma olacağından sessiz kaldı. Ani bir kararla cadıyı kucaklayıp koltuğa oturttu. Anna’nın bakışları yeniden değişmiş, düşüncelere daldığı zamanlardaki o ciddiyete bürünmüştü. “Bana geçmişinden bahset Lestat.” Genç büyücü bir an duraksadı. Daha az önce korktuğunu kendi kendine itiraf ettiği noktaya gelmişlerdi işte. Sessiz kaldığında cadının bakışlarının değiştiğini fark etti. Dahası zaten çoktan çoğunu anlatmıştı. Biraz düşündüğünde boşlukları doldurması zor olmayacaktı ve geçmişlerinin daha fazla aralarına girmesini istemiyordu. Sonunda pes ederek iç çekti. “Pekala. Bunu sen istedin. Fakat tek bir şartla. Bu konuları tekrar konuşmayacağız." Bir an kullanacağı kelimeleri düşündükten sonra dudaklarını araladı. En baştan başlayacaktı. Gözlerinin önünde alevler titreşmeye başlamıştı bile. Parmakları cadının saçlarına dolandı. İpeksi sarı saç tutamlarıyla oynamaya başladı.

    “Babamı pek hatırlamıyorum, hatta neredeyse hiç. Biri zihnimden silip atmış gibi boşluklarla dolu her şey. Hoş gayet normal... O öldüğünde üç yaşındaydım. Ateşleri hatırlıyorum. Ateşler içinde doğdum ben. Öncesi yok.” Ateşleri net bir şekilde hatırlıyordu. Patlamanın gürültüsünü ve gözyaşları içindeki annesinin kollarını kendisine dolayışını ve cılız haykırışını: Baba… Baba… Baba… Çok geceler aynı cılız haykırışla terler içinde uyanmıştı. Şimdi uzun zamandır unuttuğu ses zihninde çınlarken içini bir ürperti kapladı. Yaşamayan bilmezdi bunu, anlamazdı kaybını. Konuşurken sesi titredi. "Babası olan çocuklara imrenerek ve kendi babamın geleceğini umutla bekleyerek geçen iki seneden sonra annem Franz ile evlendi. Franz bu hayatta görüp görebileceğin en iğrenç tiplerdendi. Bir dolandırıcı, hırsız, katil ve en kötüsü de sapıktı. Annemin önce babamdan ve kendi ailesinden kalan mirasını yedi daha sonra kendini bitirdi. Hiçbir şey kalmayınca sıra bize gelmişti.” Konu Franz’a geldiğinde sesinde bile iğrenme vardı. İçinde biriken öfkeyle cadının saçlarını bile çekmese de avcunun içinde istemsizce sıkmıştı.Annesinin onun geleceğini söylediğinde yüzündeki mutluluğu hatırladı. Yaraları sarılmış bir kadının huzuru vardı bakışlarında. Annesi zayıf bir kadındı, Franz’a inanmak bağlanmak istemişti. Lestat ilk günlerde ona nefretle baktığını hatırladı belki bu nefretiydi onun başına gelecek belaları çeken. Zira o korkunç sona sürüklenirken söylediği ve düşündüğü şeylerden pişman olmuş günlerce geri almaya çabalamıştı. Fakat tek olan onu daha fazla kaybetmek olmuştu. Zaten Franz da ona müdahalesini engellediği gibi başına bir sürü iş çıkarıyor, küçük Less’i pis işlerinde kullanıyordu. O zaman Lestat annesini kurtarmanın tek bir yolu olduğunu anlamıştı. “Beni ve öz kızı Liesje’yi daha sonra dolandırıcılık işlerinde kullanmaya başladı. Küçük oyunlarla başladık elbette. Bazen küçük fakir bir aileyi bazen zengin sınıftan seçkin oluyorduk. Yavaş yavaş hayatta kalmanın, insanları kullanmanın, hatta öldürmenin inceliklerini öğrendim. Hayata karşı nefret doluydum ki bu yüzden bu işten zevk bile alıyordum. Her gün Franz’ı yenecek kadar güçlü olmanın, onu öldürüp annemi kurtarmanın hayaliyle yatıyordum yastığa ve emin ol bunun için her şeyi yapmaya hazırdım. Fakat bu bekleyiş tedirginliklerle o kadar uzadı ki sonunda annem…” Titredi, gözlerinden akan yaşları artık durduramaz hale geldiğinde başını cadının saçlarına gömüp ağlamaya başladı. Onun o hali, asla zihninden çıkmıyordu. Bir süre sustu, kelimeler acı veriyor sözcükler boğazında düğümleniyordu. Söylemek o anı yeniden yaşamak gibiydi adeta. Onun da huzursuzlaştığını belki anlattırdığı için vicdan azabı çektiğini fark etti. Onu üzmeme düşüncesi kendinde yeniden güç bulmasını sağladı.

    “O… Kendini astı. O zamanlar on yaşlarındayım ve eve girdiğimde annemin ipte sallanan bedeninin korkunçluğu ile karşılaşıyorum. Franz onu indirmeye bile tenezzül etmemişti. Leş gibi içki kokusunu takip ettiğimde onu bulmam uzun sürmedi. Liesje’nin üzerinde, ona tecavüz etmeye çalışırken.” Sesinin titremesine yine de engel olamamıştı ama Franz’a olan nefreti cümlelerin devamındaki tınıyı değiştirmişti. O nefretle midir bilinmez, cadıya söylemekten en çok korktuğu itirafını, Franz’ı öldürüşünü bir böceği ezdiğini belirtircesine rahatlıkla söylemişti. Sanki doğal, çoktan yapması gereken bir şeymiş gibi. Eh hak etmediğini kim söyleyebilirdi ki. “Onu öldürdüm ve annemle birlikte cesetlerini yakarak bunu muggleların yaptığı bir tür kundaklama eylemi olarak gösterdim. Delil karartmayı fazlasıyla iyi biliyordum ve ne mugglelar ne de seherbazlar iki zavallı korkmuş çocuktan şüphelendi. Franz’dan kurtulduktan sonra şansım biraz yaver gitti amcamlar ortaya çıkıp beni ve Liesje’yi evlerine aldılar. Hayatım normale dönmeye başlarken Franz’ın üzerimdeki etkilerinden kurtulmaya çabaladım sürekli. En başaramayacağımı düşündüğüm anda ise sen geldin dediğim gibi.” İşte her şeyi anlatmıştı. Şimdi iki şeyi çok merak ediyordu: Andreina’nın tepkisi ve onun hayatını. Aralarındaki bağın bunlarla kopacağını pek sanmıyordu. Daha doğrusu güçleneceğini umut ediyordu. Gözlerindeki kızın ilk defa gördüğü yaşları sildi ve onu kollarıyla sıkıca sarıp öptü. Geri çekildiğinde gözleri gözlerinde tepkisini bekleyerek sustu. “Pekâlâ, benimki böyle. Sıra sende, prenses.”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Mühür   Çarş. Mayıs 30, 2012 2:08 pm

    Genç cadı oğlanın dediklerini dinlerken onun, kendi teklifini kabul etmiş olduğu için memnundu. Geçmişinden bahsetmek istemiyor ya da onun işi olmadığını düşünüyor olabilirdi pekala. Andreina kendisini yeterince onun hayatına burnunu sokmuş gibi hissediyordu zaten. Gerçi onun bu konuda bir şikayeti olduğunu sanmıyordu. Zira hoş vakit geçiriyorlardı ancak birlikte oldukları zamanlarda birbirlerini anlamak onun için önemliydi. Biri ile ciddi düşünmek istediğinde onun hayatının detaylarını öğrenmiş olması gerektiğini düşünüyordu. Böylece herhangi bir şey olduğunda ona yardım edebilirdi, onun istemediği durumlarda bile. Ki bu durum Lestat için fazlasıyla önem arz ediyordu. Andreina onun peşinde neden adamların olduğunu bilmek istiyordu. İspanya’da neden tehdit edildiğini ya da. Ancak her ne kadar onun ağzından çıkan sözleri pür dikkatle dinlese de, merak ettiği bu iki konunun cevaplarını alamamıştı. Kafasına başka takılan bir şey ise genç büyücünün birini öldürmüş olduğunu bu kadar zaman sonra öğrenmekti. Demek ki şu ana kadar tamamen kendisine güvenmemişti ya da kızın ters bir tepki vermesinden ve onu terk etmesinden korkuyordu. Aslında o anda iki tercih de aklından kısa bir an için geçti Andreina’nın. Ancak ne kadar uğraşsa da Lestat’a bir katil gözüyle bakamayacağını biliyordu. Bir kere zorunda kalmış olmasa üvey babasını öldürmeyeceğini düşünüyordu. Eğer ki annesinin evlendiği adam iyi biri olsaydı ve zamanında kendi öz kızına tecavüz etmeye çalışmasaydı, genç büyücü neden onu öldürmek isteyebilirdi ki? Sadece annesinin ve üvey de olsa kız kardeşinin iyiliklerini istemişti. Ve eline geçen sonuç bir intihar sahnesiydi. Genç cadı tüylerinin diken diken olduğunu hissederken bir an için gözlerini kaçırdı. Böyle bir durumu yaşadığını tahmin bile edemiyordu. Annesi, onun hayatında en çok değer verdiği insandı. Bir gün elbette bedenindeki ruh solacak ve Andreina her üzüldüğünde yüreğini ısıtan o sıcaklığı kaybolacaktı. Kaderle savaşamazdı genç cadı, her ne kadar güçlü olursa olsun. Bir gün yalnız kalmaktan korkuyordu bu yüzden, koca dünyada güvenebileceği hiçbir insanın olmamasından… Bakışlarını yeniden kaldırıp oğlanın sert yüz ifadesine döndürdü. Onun gözlerinden dökülen yaşların yüreğini titrettiğini hissetti. Belki de bu konuyu anlatmasını hiç istememeliydi. Eğer geçmişi bu kadar yaralıyorsa Lestat’ı, genç cadı ne yaparsa yapsın üstesinden gelemeyebilirdi. Andreina tam bir harekette bulunacak iken oğlanın kendisinden hızlı davrandığını gördü. Gözlerinin ıslaklığını sildi ve hüzünlü bir tavırla burnunu çekti. Genç cadı erkeklerin ağlamasını yanlış bulan biri değildi, sonuç olarak onlar da insandı. Üzülmek ve olayların karşısında hayal kırıklığı yaşamak kadınlara has bir özellik değildi. Bazen her insanın duygularını boşaltmaya ihtiyacı olurdu. Bu yüzden genç cadı yüzünde şefkatli bir gülümseme oluştuğunu hissederken oğlanın elini tuttu ve kendisine doğru çekti. Onun ağlamaması için hiçbir sebep yoktu, istediği gibi rahat davranabilmeliydi kızın yanında. “İnsanlar zayıf oldukları için ağlamazlar Lestat… fazla uzun süre güçlü kalmaları gerektiği için ağlarlar.” Tabii bu olgun insanlar için geçerli bir durumdu. Andreina ortalık yerde sırf dikkat çekmek için zırlayan kızlardan hoşlanmazdı. Duyguların böyle basit bir şekilde ortaya serilmesi hoş bir durum değildi çünkü. Bir insan başkasının yanında ağlayacak ise, o kişi güvendiği biri olmalıydı. Onu dinleyecek sabra ve yargılamayacak kadar fazilete sahip biri. Genç cadının, oğlan kendisine hikâyesini sorduğu zaman yüzündeki gülümseme buruk bir hal aldı. Derin düşüncelere dalmak değildi amacı, zaten onun gibi aksiyon dolu bir yaşantısı olmamıştı hiç. Kendisini bildi bileli Kastilya’dan başka bir şehir görmemişti. Hatta Hogwarts’a gidiyor olmasa, bu kasabadan başka bir yeri…

    Derin bir nefes alıp nereden başlaması gerektiğini düşündü. En baş diyebileceği olay ancak onun doğumu olabilirdi herhalde. “Basit bir öykü benimki. Babamı hiç tanımadım.” Ona hiç ihtiyaç da duymamıştı. Kendisini istemeyen birini, o neden hayatında isteyebilirdi ki? Muhtemelen annesinin hiç bahsetmediği bu kişi, genç kızın ölmüş olduğunu falan sanıyordu. Öbür türlü ilgilenmediğini düşünmek ona acı verebilecek türden aşağılayıcıydı. “Annem hayatımda sahip olduğum tek insan. En azından insan-dı.” İç geçirdi kısa bir an için. Maddi sıkıntı içerisinde bulunduklarını söylemeyecekti elbette, zaten o konuda yeterince insana rezil olduğunu düşünüyordu. “Yaşadığım yeri ve çalıştığım mekânı gördün. Az çok her şeyi biliyorsun.” Onun bakışlarının yumuşadığını gördüğünde, genç kız kendininkileri kucağına doğru indirdi. Herkesin kendisine acımasını kaldırabilirdi ancak Lestat’ın merhamet dolu gözleriyle başa çıkamazdı. Kısa bir an için elleriyle oynadı, böylece dikkatini ve öfkesini sindirebileceğini düşünmüştü. “Sorumluluk duygusunu çok erken yaşta kavradım. Annem hasta olduğunda ona bakmayı, o çalışamadığında evin geçimini üstlenmeyi…” Cümlenin geri kalanını nasıl getiremeyeceğini bilemediğinden sesli bir şekilde yutkundu genç cadı. Oğlan kendisine karşı dürüst olduğuna göre, kendisinden beklenen de bu olmalıydı. Yaşlarla dolu olan gözlerini genç büyücüye doğru kaldırdı ve başını dikleştirerek kendisine olan saygısını kaybetmemeye çalıştı. “…ve günlerce bir şey yemediğimizde dilenmeyi öğrendim.” Ellerini açıp sokak ortasında insanlardan para istememişti elbette. Ancak fırın ya da manav çalışanlarının kendisinin sayılan kemiklerine bakıp ona acıdıklarında, bir iki lokma verdikleri yiyecekleri kabul etmişti. Zaten başka ne çaresi vardı ki? Daha fazla anlatması gerektiğinden emin değildi. Zira daha sonra çalışmayı öğrenmiş ve her yaz bu kafede çalışmaya başlamıştı. Şimdi ki durumları çok farklı değildi zaten birkaç sene öncesinden. Sadece eve giren artı bir maaş ile biraz daha rahatlamışlardı. En azından artık Andreina'nın kemikleri sayılmıyordu. Genç cadı ortama çöken sessizlikten rahatsız olurken, bu kadar ciddi olmanın faydalı olmadığını düşünüyordu. İki taraf da kendi düşüncelerinin içerisine boğulmuştu çünkü. Duyulan tek ses ise radyodan gelen kısık bir müzik sesiydi. Oturduğu yerde kıpırdanan kız, oğlan geçmişini anlatırken aklına düşen soruyu sorup sormamakta kararsızdı. Olumlu cevap almayacak olsa bile onun yalan söyleyeceğinden emindi. Ayrıca bu işi zorla yapmıştı, neden şimdi yeniden meselesini açmak istiyordu ki sanki Andreina? Ancak merakına yenik düşünce boğazını temizledi ve gözlerini direkt olarak oğlanınkilere çevirdi. "Lestat... Benim için de birini öldürür müydün?" Sesindeki ciddi ton, dürüst bir cevap beklemekte olduğunu oldukça iyi açıklıyordu aslında. Üstelik genç cadı artık gülümsemiyordu. Olumlu ya da olumsuz bir açıklama duyması, çok fark etmezdi kendisi için.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Mühür   Perş. Mayıs 31, 2012 10:48 am



    Sözleri sona erdiğinde bir süre sessizlik oluştu aralarında. Cadının tepkisini merak ediyordu. Onun önünde gözyaşlarını tutamamasının utancı hala üzerindeydi. Kimsenin, babasının ölümünden ilk bahsetti Hufflepuff’ın bile görmediği bir şeydi bu. Annesi ölmeden önceki gün güçlü olmasını o gözlerde yaş görmek istemediğini söylemişti. Ama onun o halinin anısı… Her seferinde bu sözünü bozuyordu. Anna’nın önünde bunları hatırlarken böyle olacağını tahmin etmişti. Ancak bir açıdan iki yüzünü de göstermişti işte. En karanlık kötü pislik tarafını ve bunun altında yatan masumiyeti. Ne düşünmüştü acaba? Bir katil, dolandırıcı, hırsız olduğu fikriyle ondan tiksinmiş miydi? Bakışlarında bunun şaşkınlığı ve dehşetini bir süre için elbette görmüştü ancak yine de kollarından sıyrılmamıştı gözlerindeki yaşlarını silmesinin ardından söyledikleri ise etkisi uzun süren bir gülümsemeye neden olmuştu. “İnsanlar zayıf oldukları için ağlamazlar Lestat… fazla uzun süre güçlü kalmaları gerektiği için ağlarlar.” İşte… Sonunda kendisini gerçekten anlayan biri… Acı ile uzun süre beraber olduğu için ona dost gibi alışmayı öğrenmiş ve Lestat’ı Lestat yapan şey olarak kabullenmişti. Artık annesi ve babasının ölümlerinin acısı bir kenara konulursa hiçbir şey onu ağlatamazdı. Güçlü kalmak için onları hatırlamamaya çalışırdı ama orada dururlardı ve en ufak şeyde gürleyerek daha da büyük duygu seline neden olurlardı. Bunu yalnızca duvarlar görürdü genelde ama şimdi onun görmesine izin vermişti. Cadı da kendini anlatmaya başladığında aynı şekilde pür dikkat dinlemeye koyuldu. Başta başını önüne eğilen cadı sanki uzun uzun anlatacak şeyi olmadığı için üzgün görünerek konuşmaya başlamıştı. “Basit bir öykü benimki. Babamı hiç tanımadım.” Genç Ravenclaw’ın zeki gözleri ilgiyle kısıldı. Babasını hiç tanımamaları ortak bir olguydu. Lestat da tanımış sanılmazdı sonuçta, kim üç yılını doya doya hatırlardı ki? Babasızlığın eksikliğini iyi bildiği için cadının durumunu iyi anlamıştı. Hiçbir yorumda bulunmadı, sadece onu saran kollarını hafifçe sıktı. Cadı sözlerini sürdürüyordu.

    “Annem hayatımda sahip olduğum tek insan. En azından insan-dı” Eh, iki olmuştu. Demek iş konusunda bu kadar takıntılı olmasının nedeni de annesiydi. Lestat nasıl bir zamanlar annesi için her şeyi yapmışsa Anna da şimdi aynısını yapıyordu. Onu hayatta mutlu ve huzurlu tutmaya çalışıyordu. Ona yardım edebilmeyi diledi. Ama bunu nasıl yapacağını bilemiyordu. Para verebilirdi ama bu durumda cadı kendini aşağılanmış hissederse üzülürdü. “Yaşadığım yeri ve çalıştığım mekânı gördün. Az çok her şeyi biliyorsun.” Bakışlarına anlayışlı bir yumuşama yerleşirken cadı için de kendi için olduğu kadar üzülmüştü. Anna’nın buna bakışlarını eğerek cevap vermesi üzerine belli ettiği için pişman oldu. Bunu daha uygun bir şekilde yapmalıydı. Fakat işlerini doğrudan halleden Lestat için bu pek de kolay bir şeydi. Zihninin gerisine atarak şimdi susmayı yeğledi. “Sorumluluk duygusunu çok erken yaşta kavradım. Annem hasta olduğunda ona bakmayı, o çalışamadığında evin geçimini üstlenmeyi…” Cadı bakışlarını kaldırdığında kurumuş ve hala akmakta olan yaşları görebiliyordu. O gün, paraların hepsinin gittiğini sandığında da böyle ağladığını hatırladı. İçinde kalbinin derinliklerinde bir sızı hissetti. Ona acımıyordu, onun acısını anlamayı da aşmıştı artık. Kendi acısıymış gibi yanmıştı içi. Adeta güzel cadının gözleriyle görüyor, duyuyor hissediyordu. Lestat’ın bir gün böyle empati kurabileceğini kim düşünürdü ki? “…ve günlerce bir şey yemediğimizde dilenmeyi öğrendim.” Yapabilecek durumda olduğunda ise iş bulup çalışmaya başlamıştı anlaşılan. Eğer o işi kaybetseydi anlaşılan o günlerine geri dönmek zorunda kalacaktı. Yüce Merlin! Ona bu belayı getirdiği için üzgündü. Bir süre öylece sessiz kaldılar. Cızırtılı radyodaki şarkı sözleri bir an için netlik kazandı.

    Well I'll be so alone without you
    Maybe you'll be lonesome too
    Fly the ocean in a silver plane
    See the jungle when it's wet with rain
    Just remember 'til your home again
    You belong to me


    Şarkıyı dinlerken gözlerini kapattı. Bob Dylan, You Belong to Me… Aralarındaki gittikçe güçlenen bağı düşünürken ne kadar da uygun bir şarkıydı. İtiraf etmeliydi, başta sadece kaderlerinin bu kadar ortak olması, cadının tavrı ve sertliği gibi şeylerle dikkatini çekmişti. Zor biriydi Anna ve Lestat bir çok kişiyi kolayca elde edebilmişken onun kendisini zorlaması gerçekten de hoşuna gitmişti. Ona verdiği söz kutsal bir yemin, hatta benliğinin bir parçası haline gelmişti. Şimdi ise tümüyle birbirlerine mühürlenmişlerdi. Tam bu sırada cadının sorusu kulaklarına doldu. "Lestat... Benim için de birini öldürür müydün?" Bir an duraksadı. Franz’ı öldürmesini kastediyor olmalıydı. Liesje sadece bir sebepti aslında bunun için. İğrenç herif hayatından silmek istediği her şeyi simgeliyordu. Ondan kurtulmayı günlerce dilemiş, sadece motive olamamıştı. Ona garip bir saygı hatta korku besliyordu çünkü. Fakat annesi ölmüş, ve kızkardeşi de tecavüze uğramak üzereyken bunu yapacak gücü bulabilmişti. Kimin için öldürmüştü onu? Annesinin intikamı? Liesje’yi kurtarmak? Kendi hayatı? Belki de hepsi birdendi ama şu an sadece ve sadece cadı için öldürüp öldüremeyeceği soruluyordu. “Geç bulduğum mutluluğu bir kez daha kolayca kaybedeceğimi mi sandın?” diye yanıtladı dürüstlükle. Yapardı, niye yapmasındı ki? Birbirleri dışında kim onlara acıdan başka bir şey vermişti? Doğrusu onları hiç de önemsemiyordu. En değerlisini korumak için her birini tek tek öldürmeye hazırdı. Bunu dile getirmek konusunda bir an tereddüt etti. Ardından kelimeleri seçerek konuşmaya başladı. “Senin o güzel gözlerine bir daha zarar gelmemesi için her şeyi yaparım. Benim kurtuluşumsun, ama gerekirse o bataklığa girer ve gerekeni yerine getiririm.” Cadının gözlerinin içine aşkla bakarken bir süre sessiz kaldı. Onu kendisine yaklaştırarak hafif bir öpücük kondurdu. Sonra tam olarak aklından geçen şeyleri dile getirdi. “Yaşaman için öldürürüm. Eğer birileri yüzünden ölürsen, onlar için ölüm yapacaklarımın en basiti.” Kollarını cadıya doladı ve şarkının sözlerine odaklandı sadece. You Belong to me... Her zaman ve her şeye rağmen.


    ~ ~ S O N ~ ~


_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Mühür   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Mühür
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Diğer Şehirler-
Buraya geçin: