AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İki Tam, İki Yarım Porsiyon.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Adrasteia Quiwen

avatar

Mesaj Sayısı : 2016
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : He is like a cage, Richard.

MesajKonu: İki Tam, İki Yarım Porsiyon.   C.tesi Mayıs 19, 2012 1:54 pm

Adrasteia Quiwen & Richard Chancellor Jr.
Lucio Fontane & Nienna Elenasse.......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Adrasteia Quiwen

avatar

Mesaj Sayısı : 2016
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : He is like a cage, Richard.

MesajKonu: Geri: İki Tam, İki Yarım Porsiyon.   Paz Mayıs 20, 2012 8:13 am


Aynanın karşısından ayrılırken Aeron'a olan kızgınlığını boşaltabilmesi mümkünmüş gibi derinden bir of çekti. Birkaç saat önce hasta olduğu haberini yollayan çocuğa inanmamıştı elbette. Büyük ihtimalle balo zamanında zaman geçirecek zavallı bir kurban bulmuştu ve bu nedenle ekmişti Adrasteia'yı. Oysa ne güzel olurdu baloya onunla gitse. Richard nasıl da çatlardı. Sonuçta Aeron hoş bir ünü olan birisi değildi, bu yüzden iki yılanın bir şeyler -herhangi bir şeyler- yapması onu delirtirdi. "Hayır, bunu düşünmemeliyim." Kendi kendini uyarırken yüzünün asık olduğunu fark etti. Maskesinin altında oluşan kibirli gülümsemenin yanında hissettiği diğer şey hüzündü. İki maskesi vardı bu gece; biri somut, diğeri soyuttu. Somut olan gözlerinin çevresini ve burnunu kapatırken soyut olanı kırgınlığını örtbas ediyordu. Richard'la Paris'te karşılaştıkları zaman olan şeyi bir türlü unutamıyordu. Aşk şehri Paris'miş, peh. Gitmiş ve başka bir kızın kollarına girmişti. Gözünün önünde... Şükürler olsun ki o ikisine bakmaya tahammül edemeyip hırsla arkasına dönünce kendini Bastien'in kollarında bulmuştu aniden. Harika zamanlaması için bile bir şans verebilirdi çocuğa ama yapamadı. Dışarıdan bakan birine göre inanılmaz mutlu olan cadının içinde barındırdığı duygular kesinlikle olumlu değillerdi. Bu nedenle içinden gelmedi Bastien'i umutlandırmak. Yine de eğlenmiş görünebildiğine şaşırıyor olsa da minnet duyuyordu içinde barındırdığı bir diğer duyguya. Hırs, insanı rol yapmaya zorluyor ve aynı zamanda zorladığı şeyin gerçekleştirilmesine yardımcı oluyordu.

Ortak salona indiğinde koltuklardan birinde uzanmış olan Aeron'u gördü. Başının altına uzandığı koltuğa ait olan yastığı almış, uyuyordu. Yatakhane arkadaşlarının gürültüsünden dolayı rahat edememiş olmalıydı. Baloya hazırlanma telaşı ile yarattıkları curcunada uyumak imkansızdı herhalde. Ortak salona yalnızca kavalyesini bekleyen insanlar uğradığı için fazla gürültü olmazdı burada. Yalnızca gülümsemeler ve baş selamları... Balo heyecanından aklına gelmezdi insanların konuşmak çünkü her biri kendileri için özel biriyle gidiyordu baloya. Kendisi kiminle gidiyordu peki? Bunu düşünmek dahi istemiyordu ama hiç yoktan iyiydi. Bu düşünceyle gözlerini devirdi ve ortak salondan çıkmak üzere olsa da geri dönüp hızlı adımlarla Aeron'nun yanına gelip yastığı başının altından çekti. Başı düşen çocuk şaşkınlık ve korkuyla gözlerini kocaman açtı ve homurdandı. Ciddi anlamda homurdanmıştı, öyle ki Adrasteia onun dediğinden zerre kadar şey anlamamıştı. Elindeki yastığı çocuğa fırlatıp arkasını döndüğünde sonunda kendine gelen büyücünün yönelttiği soruyla birkaç saniye durakladı. "Baloya yalnız mı gideceksin?" Şaka yapıyordu, Adrasteia'nın bir baloya yalnız gitmeyeceğini biliyordu. Birkaç saat önce kavalyesiz kalmış olsa bile. Yalnızca kim olduğunu merak ediyordu. Büyücüyü fazla uğraştırmamaya karar verdi. Gözlerini devirmeden edemedi yine de. Sonra arkasını dönmeden büyücünün duyabileceği bir ses tonu ile "Lucio Fontane." dedi ve yürümeye devam etti. Aeron'un koyverdiği ufak kahkahayı duymuş ama umursamamıştı. Çocuk şaka yaptığını düşünüyor olmalıydı. Şaka olmasını Adrasteia da isterdi. Şaka dahi olmasa, çok daha güzel olurdu gerçi. Şakası bile hoş değildi zira ancak şu an gerçek olan buydu. Aeron'un gelemeyeceğini öğrendiğinde ortak salona çıkmış, şans eseri okulun dedikodu kazanlarından olan cadıları bulabilmişti orada. Slytherin'de balo eşi olmayan bir erkek olup olmadığını sormuş, ne yazık ki olumsuz yanıt almıştı. Bunun üzerine B planına geçmişti, başka binadan birini bulmak. Ravenclaw erkekleri de yaklaşık olarak Slytherin erkekleri kadar iyiydi, bu nedenle şansını onlardan yana denememe kararı aldı çünkü hepsinin balo eşi olduğunu tahmin ediyordu. Ayrıca zaten eşi olan birine sarkarsa ve bu Richard'ın kulağına giderse- rezillik! Gryffindor erkekleri ona göre değildi, iğrenç. Geriye bir tek Hufflepuff binasındakiler kalıyordu. Onlarla bir sorunu yoktu aslında. Sorunu, onların perileri aratmayan naif tavırlarıydı. O kadar saf olmayan birilerini bulmayı umuyordu. Böylece küçük porsuklardan birini korkutarak parolayı elde etmiş ve Hufflepuff ortak salonuna, oradan da erkekler yatakhanesine sızmıştı. Orada bulabildiği tek kişi, tam bir Hufflepuff olduğunu düşündüğü Lucio idi. Baloya gideceği biri olup olmadığını sormuş, olmadığını öğrenmesinin ardından birkaç kelime söyleyip çıkmıştı bu buram buram peri tozu koktuğuna inandığı yerden. "Pekala, artık var. Geç kalayım deme." Neyse, en azından yakışıklıydı ve baloya yalnız gitmeyecekti.

Pollyanna olmanın kendisine hiç yakışmadığını düşünürken balo salonuna inen merdivenlere varmıştı bile. Lacivert elbisesini şöyle bir düzelttikten sonra -aslında buna gerek yoktu ya, tepki işte- merdiveni inmeye başladı. Kapıya vardığı zaman Lucio'yu ancak görebilmişti. Çocuğa doğru yürüyüp koluna girdi ve belli belirsiz bir sesle birkaç kelimenin serbest kalmasına izin verdi. "Teşekkür ederim." Ses tonundaki minnet kendini tüm berraklığıyla belli ederken yüzündeki ifade ile olan tezatlığı insanın aklını karıştıracak nitelikteydi. Kibirli biri olabilirdi ama Fransız kanının ona verdiği bir özellik varsa o da kibarlıktı. Salona girdiklerinde gözleri tek bir kişiyi aramıştı elbette. Çocuğu bir köşede yalnız başına otururken gördüğünde yüzündeki gülümsemesi genişledi. Aklından "Balo eşini kaçırmış olmalı, yine. diye geçirirken Richard'a doğru ilerleyen sarışın cadıdan haberi yoktu elbette.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lucio Fontane
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 266
Rp Partneri : Liljana.

MesajKonu: Geri: İki Tam, İki Yarım Porsiyon.   Paz Mayıs 20, 2012 5:53 pm

ŞEREFİM ÜZERİNE YEMİN EDERİM Kİ LILJANA'YI ALDATMIYORUM..

    Lucio o kadar tedirgindi ki yerinde duramıyordu. Derin derin nefes alıyor, başına birçok kez gelmiş olan panik atağın bu sefer gelmemesi için dua ediyordu. Ne diye kabul ettim ki? dedi içinden; fakat aslında kabul etmemişti. Öylece kalmıştı. Slytherin'in gözdesi olan genç Teia, hufflepuff erkekler yatakhanesinde bir şekilde -artık kimi öldürdüyse- girerek Lucio'yu görmüş, birkaç kelime ile ona baloya gelmesini emretmişti ve olay bitmişti. Çocuk o kadar şaşırmıştı ki dili tutulmuş, alnından boncuk boncuk terler akmaya başlamış ve Teia hızla kapıdan çıkana kadar öylece kalmıştı. Şimdi ise üzerinde büyük babasından kalan siyah bir smokin ve ayağında cilalı siyah ayakkabılar vardı. Saçları on numara olmuş, sonradan görme zengin -biipleri- andırıyordu. Aynaya birkaç kez baktıktan sonra hızla hufflepuff ortak salonundan çıktı. Elleri titremese, asasını kullanarak kaybolma büyüsü yapabilirdi; fakat bunu bile başaracak kelime hazinesi yoktu şapşal oğlanın. Aslında tedirgin olduğu iki şey vardı. Birincisi Teia idi. Onun sallantılı aşk hayatını, erkekleri nasıl ele geçirdiğini, herkesten üstün kibrini bilmeyen yoktu. Bir de “Manyak Adam Richard'ın” eski sevgilisi olunca işler iyice karışıyordu. Richard, Lucio'yu görüp başında şişe kırar veya bir kurt adama dönüşüp onu yerse çocuk hiç şaşırmazdı. İkinci nedeni ise onun biricik pıtırcığı, Liljana –öhöm, doritos- idi. Herhalde adı daha konulmamış, garip ve bir o kadar komik ilişkileri son bulurdu. Bunu düşünmek bile ürkütücüydü. Lucio, onun biricik pıtırcığı olmadan bir hiçti. Eğer kız onu terk ederse herhalde acısından ölürdü. Geri dönülmez ve dünyadaki tüm harika şeylere sahip genç cadıya o kadar çok aşıktı ki, onun yanında kusmamak için kusmuk torbasını hep yanında taşıyordu. Boncuk terlerin, geri geldiğini tekrar hissederken, olabildiğince hızlı adımlarla balo salonuna doğru yöneldi. Etrafına öcü görmüş bir çocuk gibi bakarak Richard veya Liljana'ya yakalanmamak için elinden geleni yapıyordu.

    Kollarını birleştirip, bir koruma gibi "Damsız almıyoruz adamım." moduna girmek üzereyken, güzeller güzeli Teia'yı görüp küçük dilini yutma tehlikesine girdi. O anda ayıcıklı pijamaları içinde, bal kabağı suyu içip, bir Marvel çizgi romanı okumak varken, kendisinden çok daha üstün duran yılanla ne işi olduğunu merak ediyordu. Teia o kadar güzel olmuştu ki, saniyenin dörtte biri gibi bir sürede Liljana'yı bile unutmuştu. Ama pıtırcığını nasıl unutabilirdi ki? -bunlar hep Gizem'i mutlu etmek için.- Genç cadı, bir prenses gibi salına salına Lucio'nun koluna girdiğinde, kendisinden hiç beklemediği, minnet dolu iki sözcük çıkardı. Teşekkür ederim. Lucio gözlerini kırpıştırırken genç cadıya ne söyleyeceğini bilmiyordu. Genelde Teia ondan bir şey ister, Lucio yapardı. Ya da Lucio ışın kılıçları veya iki kule hakkında bir şeyler söyler, Teia da onun kaybolmasını isterdi. Bu sefer geceyi mahvetmek istemiyordu. Tehlikeli oyunların içine istemeden girdiğinin farkındaydı. Tam karşısında Richard'ın haşmetli bedenini gördüğünde hık diye gidecekti. Genç adam onları fark etmemiş olacak ki, Lucio hala sağdı. Hem bir açıdan mutlu olmalıydı, en azından büyücünün elinde bir balta yoktu; lakin gecenin ilerleyen saatlerinde çığlık maskesiyle ona doğru bir hamle yapacağı paranoyasına kapılmıştı. Teia'da Samara olarak gelecekti ve Lucio -zavallı mahluk- iki yaratık tarafından öldürülen en şapşal porsuk olarak tarihe geçecekti.

    Teia onu anlayamadığı bir şekilde uç köşeye doğru sürüklerken, ne yapacağını, nasıl davranacağını, iki dudağını nasıl oynatacağını unutmuştu. Aman tanrım! Nefes almayı bile unutmuştu. Cadının kolundan kurtularak boğazını tutmaya başlayıp, kendini boğuyormuş gibi yaparken, Teia o kadar sinirlenmişti ki ellerini kaldırarak ne yapıyorsun dercesine bir işaret yaptı. Lucio, sonunda derin bir nefes aldıktan sonra büyük bir korkuyla geri verdi. " Şey, bilirsin, bazen nefes almayı unutuyorum. " Teia gözlerini devirip, bir kaymak birası alırken, Lucio iç çekti. Şimdi benim pıtırcığım olsa bana böyle davranmazdı. Kesin o da nefes almayı unuttuğunu söylerdi. Sonra ikimiz de Titanic'in son sahnesine ve para düşkünü James Cameron'a küfür ederdik. Genç kıza baktığında Lucio ile ilgilenmediğini fark etti. O yokmuş gibi davranıyordu. Hoop, burdayım Cüneyt, nereye bakıyon?! dedi içinden. Ardından sırf kızın dikkatini çekmek için dans pistine atladı. Sonra baloda yapılabilecek en rezil şeyi yaptı. MÜKEMMEL LUCIO DANSI! Etrafındaki kimseye bakmıyordu. Tabi pıtırcığı olsa kesin ona bakardı. Kimse ile ilgilenmeden kendince dans ederken, çevresinden kahkahalar duymaya başladı.
    -Vah canına Teia, partnerin çok havalıymış!
    EVET! İşte bunu istiyordu. Teia şimdi onunla kesin gurur duyardı. Mutlu mutlu dans ederken, Teia çıldırırcasına, annelerin çocuklarını parktan sürüklemesi gibi çekiştirmeye başladığı oğlanı. Ne yapıyor lan bu? dercesine genç cadıya bakarken, tüm seslerin arasında en toku Richard'ın sesini duyunca donup kaldı. Anasini satiim, boku yedim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Richard Chancellor Jr.
Ravenclaw VI. Sınıf
Ravenclaw VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 920
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Lotte.

MesajKonu: Geri: İki Tam, İki Yarım Porsiyon.   Çarş. Mayıs 23, 2012 7:38 am

    Her şeyden arınmak, yaşadığı tüm acıları unutmak için en güvenli yer olan Hogwarts, geçen sene ona cennetten çok cehennem gibi gelmişti. Kendi içindeki kötülüğün ortaya çıkması, yaşadığı tüm o duygu patlamaları, kardeşlerinin üzerindeki laneti kıramaması genç büyücüyü o kadar yıpratmıştı ki, her zaman bir kurtuluş olarak nitelendirdiği, gerçek yuvası olarak gördüğü Hogwarts'a bu sene gidip gitmemek arasında kararsız kalmıştı. Şimdi üzerine tam oturmuş, siyah smokin ile aynanın karşısına geçmiş, masmavi parlak gözlerini herhangi bir noktaya odaklamadan öylece bakıyordu. Papyonunu düzeltip, kol düğmelerini ilikledikten sonra saatine baktı. Her zaman olduğu gibi tam saatinde buluşması gereken yerde olacaktı. Ne geç ne erken. Ağır adımlarla erkekler yatakhanesinden çıkarken kısa bir an yan odadaki Lestat'ı görüp gözlerini kıstı. İşimiz daha bitmedi dedi içinden. Yasak ormanda yaşadıkları tatsız olay üzerinden bir iki ay geçmesine karşın, ilk gün ki hissettiği öfkesini hala hissediyordu. Boğazından küçük bir hırıltı çıkarıp ortak salona indiğinde karşısına, karşılaşmak istemeyeceği listesinden ilk üç sırada yer alabilecek bir cadı çıktı. Genç cadı gerçekten hoş görünüyordu; fakat bu hiçbir şeyi değiştirmezdi. Alaycı bir ifadeyle Richard'a baktığında, oğlan yüzünü buruşturarak karşılık verdi. " Merhaba Krüger, gerçekten güzel görünüyorsun. " Lotte alaycı tavrını sürdürerek, genç büyücüyü baştan aşağı süzdü. Garip bir şekilde çocuk, kız onu incelerken rahatsızlık hissetmişti. Cadı, hiçbir şey demeden oğlana hafif omuz atarak geçti; fakat Richard arkasında bir ah sesi duyduğunda gülmeden edemedi. Kime omuz attığının farkında değil sanırım. Saatine bir kez daha bakıp ortak salondan da ağır adımlarla çıkarken içinde gittikçe büyüyen sıkıntı bu sefer daha da beter bir hal almaya başlamıştı. Baloda ne olacak bilmiyordu, başından neler geçeceği konusunda hiçbir fikri yoktu.

    Balo salonuna vardığında yazdan kalan, kötü ve hatırlanmaması gerekilen bir anıyı anımsayınca içinde bir burukluk hissetti. Paris'te yaşamış olduğu yıpratıcı olaydan sonra, balo salonlarından uzak durmaya karar vermişti; ancak burası Hogwarts'tı ve Richard, her zaman olduğu gibi okulun gözde çocuğu olarak büyük eğlencedeki yerini almalıydı. Gergin olmamaya çalışarak, kendisine selam veren binadaşlarına karşılık verip herhangi bir masaya oturdu. Baloya davet ettiği kişiyi düşünmeden edemiyordu. Önünde o kadar seçenek varken, saf bir gryffindorlu kız kolaya kaçmak demekti; fakat kimi çağıracaktı ki? Hiç belli etmeseler de binadaşlarının onun arkasından konuştuğunu biliyordu. Artık bir kahraman gibi değilde, kendi acılarında boğulan bunalımda bir çocuk rolünü canlandırırken tüm şanı yok olmuş gibiydi. Aynı zamanda geçen sene geçirdiği kötü bir quidditch sezonu bu durumu daha da kötüleştirmişti. Yine de herkes hala ondan korkuyordu. Karanlık sanatlardaki başarısını, fiziksel gücünü ve yeteneklerini kimse bir kenara atamazdı. Baloya bir gün kala, herkes eşlerini bulmuşken ve Richard'ın kimi davet edeceğini dört gözle beklerken, çocuk aklına esen ilk kişiyi baloya davet etmişti.

    Bir gün önce..
    Gün ışığı her zaman olduğu gibi Hogwarts'ı neşeli ve bir o kadar mutlu gösteriyordu; lakin içinde barınan öğrenciler için aynı şey söylenemezdi. Genç çocuk, sabah uyanır uyanmaz ortak salona koşmuş, herkesin balo için hazırlık yaptığını görmüş ve telaşa kapılmıştı. Birkaç kişi kiminle gideceğini sorsa da cevap vermemiş, sinirli ve bir o kadar sıkıntılı görünerek kendisini dışarı atmıştı. Ne diye buraya gelmeyi tercih ettim ki? Lanetli kardeşler bile bu cehennemden çok daha iyidir. Yakıcı güneşin altında, bahçede tek başına oldukça düşünceli bir şekilde yürürken, arkasından gelen küçük kıkırdamalar duydu. Hafifçe başını döndürüp baktığında, bir grup gryffindorlu kızın ona hayran hayran baktığını görünce gülümsemeden edemedi. Demek hala beni seven birkaç hatun bulunabiliyormuş. Kızlar iç çekerek çocuğa bakmayı sürdürürken, aralarındaki en güzel kızı gözüne kestirip onlara doğru yürümeye başladı. Heyecanlı bir şekilde, onu bekleyen genç grup, bayılacak gibi görünüyordu. Boğazını temizleyip grubun önünde eğilerek selam verdi. " Merhaba bayanlar, bugün nasılsınız? " Genç cadıların her birinden ayrı bir ses çıkmasına rağmen, gözüne kestirdiği cadı tek bir kelime bile etmemişti. Bir kez daha boğazını temizleyip, hayal kırıklığı yaşamamayı dileyerek bu sefer sorusunu kıza yöneltti. " Nienna idi değil mi? Sen nasılsın? " dedi gülerek. Kızın yanakları hafif kızarmıştı; fakat cevap verebilmişti. " İyiyim. " dedi neşeli bir ifadeyle. Kızın kolunu hafifçe kendine doğru çekerek, " Bir dakikanı alabilir miyim? " dedi. Kız başını sallayarak onunla beraber gittiğinde, arkasındaki genç grubun fısıldaşmalarını sezebiliyordu oğlan. Birkaç dakika hiçbir şey demeden sadece yürüdüler. Nienna oldukça tedirgin görünüyordu. Richard kızı suçlayamazdı. Çocuğun içindeki saf enerjiyi ve gücünü tüm canlılar hissedebiliyordu. Teia bile genç büyücü ile birlikteyken çekimser kalabiliyorsa, Nienna çok daha tedirgin olmalıydı. Acele etmeyi sevmese de işinin bir an önce bitmesi için hemen konuyu açtı. " Yarın akşam okulun balosu var biliyorsun değil mi? " kız heyecanlı bir şekilde kafasını salladığında, Richard hata yapıp yapmadığından emin değildi. Her zaman gülümseyen insanlardan hep ürkmüşümdür dedi içinden; fakat devam etmeyi tercih etti. " Bir değişiklik olsun istedim, acaba yarın için uygun musun? " Nienna, oldukça şaşırmış ve içerlemiş gibi görünüyordu. Muhtemelen oğlanın onunla dalga geçtiğini düşünüyor olmalıydı. Biraz tiz bir tonla, " O kadar seçenek varken beni mi seçiyorsun? " dedi kendisini göstererek. Richard omuz silkti. " Dedim ya, değişiklik iyi olur. " Kız kollarını birleştirerek genç büyücüyü süzdüğünde Richard kaşlarını kaldırdı. Böyle bir duruma düştüğüne inanamıyordu. Vay canına, bir kıza balo için teklif ediyorum ve o hala düşünüyor. Genç kız sonunda ellerini çırpıp onunla baloya gitmekten hoşnut olacağını söylediğinde rahatlamadan edemedi. Tam ayrılırlarken kız durup elini başına götürdü. " Ah, şey orada buluşsak olur mu? Yani balo salonunda. " Richard omuz silkti. Daha fazla soru sormak ve kafasını bu konuya takmak istemiyordu. Partnerini bulmuştu işte.

    Öğrenciler teker teker gelmeye başlarken, çocuk ateş viskisini kafasına dikerek sıkıntısını atmaya çalıştı. Özellikle kimseye bakmıyordu; çünkü Teia'yı görmek dahi istemiyordu. Kim bilir kiminle gelecekti? Hangi slytherinli çocuğu bulmuştu? Richard gecenin ilerleyen saatlerin bakalım kime dalacaktı? Kollarını birleştirip Nienna'yı beklerken, Lucio Fontane'nin çığlığını duyup gözlerini açtı. Eğlence başlıyor! dedi içinden. İtalyan çocuk o kadar ödlekti ki, Richard'ı gördüğünde taşa dönüşüyordu. Genç büyücü zavallı çocuğa asla bir şey yapmazdı. O kadar masum ve o kadar... salak görünüyordu ki ona zarar vermek dünya yasalarına aykırı gibi bir şeydi. Çocuğun ünlenmiş Mükemmel Lucio dansını izlemeye koyulmuşken, onu çekiştiren cadıyı gördüğünde gözlerine inanamadı. Yerinden doğrularak gözlerini kısıp kıza baktığında o olduğunu görünce, Nienna ile buluşacakları yerden ayrılıp dans pistine doğru ilerledi. Büyük bir kahkaha patlatarak bir Lucio'ya bir Teia'ya baktı. " Lucio Fontane mi? Vay canına Teia, bunu aklıma bile getiremezdim. " dedi neşeli bir ifadeyle.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nienna Elenasse

avatar

Mesaj Sayısı : 283
Kan Durumu : Safkan.

MesajKonu: Geri: İki Tam, İki Yarım Porsiyon.   Perş. Mayıs 31, 2012 1:04 pm


Güneş, neşe saçan enerjisi ile günü aydınlatırken bundan payını almış olan dört kişilik bir kız grubu dolaşıyordu bahçede. Birden birisi bir noktaya bakarak ah çektiğinde diğer üçü de aynı noktaya bakmaktan alamadılar kendilerini. Dört çift gözün birden odaklandığı Ravenclawlu çocuk tüm çekiciliği ile yürürken az önce ah çeken kız, utangaç ve gayet heyecanlı bir tavırla onun yanına gitse mi diye sordu. Kızlar kıkırdarken bir yandan da cesaretlendirici bir şekilde başlarını salladılar. Bu çocuğa ilgisiz kalan tek kişi olan Nienna gözlerini çocuktan ayırıp cesaret verici baş sallamalara eşlik ederken kızların alt tarafı bir çocuk için bu kadar delirmelerine anlam veremiyordu. Her ne kadar gönül işlerine ilgisiz görünse de kalbini vermeye niyetli olduğu tek kişi, Gwindor'du. Elbette bunu kimseye söylemeyecekti, evet, bu sonsuza dek bir sır olarak kalacaktı. İkizine bu gibi bir duygu beslediğine inanmak rahatsız ediyordu kızı. Bir de ortaya çıkmasına dayanamazdı. Utangaç kız büyücünün yanına gitmeye fırsat bulamadan çocuk yanlarında bitmişti ve Nienna kendilerine doğru yürürken bakışlarının bir an ona odaklandığına yemin edebilirdi. Tabii ki kız çocuğa bakmayı kesmiş, bakışlarını arkadaşlarından birine dikmişti. Richard yanlarına geldiğinde hafifçe reverans yaptıktan ve nasıl olduklarını sorduktan sonra gruptan çıkan üç ayrı sesi umursamayıp Nienna'ya özel olarak nasıl olduğunu sordu. Nienna bir an arkadaşlarının bu çocuk için neden bu denli deli olduklarını anlıyor gibi oldu. Gülüşü öyle bir etki yaratmıştı ki cadıda, midesinin birden bire kasıldığının farkında bile değildi. Bakışlarını yeniden ona çeviren kız yine de neşeli bir ses tonu ile, normal bir arkadaşına davranacağı şekilde "İyiyim." dedi. Özellikle çocuğun nasıl olduğunu sormamıştı, onunla konuşmaya hevesli görünmek istemezdi ama yanaklarının kızarıklığı onu ele vermişti bile. Yine de çevresinde onun için deli olan üç arkadaşı varken çocuğun kendisine odaklanması germişti kızı. Büyücü onunla özel olarak konuşmak istediğinde midesinin bulandığını fark etti. Neden ben? Diğer üçü varken neden ben? Lütfen bana bakmayı kes, yoksa çıkaracağım! Arkadaşlarının hayran olduğu çocuğu çalmış gibi hissederken yine de içinde o üçünden biri hakkında konuşacakları umudunu taşıyordu. Bu, ne kadar iyimser olduğunun kanıtıydı tabii. Richard'ın aracı kullanacak hali yoktu, kendine öz güveni bir hayli gelişmişti zaten. Yine de sakin olmaya çalışarak ve çıkarmamak için konuşmamayı tercih ederek başını salladı ve çocukla beraber gruptan uzaklaştı. Bir şey söylemeden geçirdikleri birkaç dakikanın her bir saniyesi cadıya işkence gibi gelirken sonsuz gibi görünen bahçede yürüyorlardı. Cadının bir eli diğer kolunda, hemen dirseğinin üzerinde dururken tedirginliğini ne kadar belli ettiğinin ziyadesiyle farkındaydı ama bunu umursamayacak kadar düşünceliydi. Çocuğun ona ne söyleyeceğiyle ilgili yüzlerce senaryo aklından geçiyordu. Düşünceleri, çocuğun balo konusunu açması ile kesildiğinde kelimelerin kırılıp dökülürken çıkardıkları seslerin beyninde yankılandığını düşündü kulaklarında oluşmuş olan uğultu yüzünden. Yanlış mı duymuştu? Richard Chancellor Jr. cidden onu baloya mı davet etmişti? Bu düşüncenin verdiği şaşkınlık ile arkadaşlarının ve Gwindor'un vereceği tepkiden dolayı duyduğu korkunun birleşimiyle ortaya çıkan tuhaf duyguyu tüm yoğunluğuyla kelimelerine yansıtırken "O kadar seçenek varken beni mi seçiyorsun?" deyivermişti. Büyücünün açıklamasının hemen ardından kendine güveni olmayan biri gibi göründüğünü fark ettiğinden kollarını birleştirip çocuğu baştan aşağı süzdü. Bunun kendisini oldukça hevessiz göstereceğini fark ettiğinde son bir dengesizlik yaparak her zamanki Nienna'ya dönüştü ve ellerini çırparak "Seninle baloya gitmekten memnun olurum." sözleriyle kabul etti çocuğun teklifini. O arkasını dönüp gitmek üzereyken aklını henüz başına toplayan kızın zihninden geçen fikir donup kalmasına neden olmuştu. Gwindor! Her yıl baloya onunla giderdi, istisnasız. Balo salonunda ayrılırlardı ve Nienna arkadaş grubunun yanına giderdi. Bu sefer de salona geldiklerinde ayrılacaklardı şüphesiz. Öyleyse Richard ile takılması sorun olmazdı. İyimserlik abidesi Nienna, bunun doğru olduğuna kendini inandırmıştı. Elbette sorun olacaktı. "Sorun olmayacak." diye geçirdi içinden kendini rahatlatmak için derin bir nefes alırken. Ardından elini başına götürüp "Ah, şey, orada buluşsak olur mu? Yani balo salonunda." dediğinde çocuğun omuz silkmesine zerre kadar bozulmamış, aksine içi rahatlamıştı.

Aynanın karşısında uzun koyu kırmızısı elbisesinin üzerinde duruşuna hayranlıkla bakarken bir an için oldukça özel hissetmişti kendini. Hiçbir zaman elbiselere fazlaca düşkünlük beslemese de güzel görünmeyi herkes isterdi. Ne kadar güzel göründüğünü düşünürken yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuştu. Şu an kendisini o kadar beğeniyordu ki Richard'ın onu baloya davet etmesinin mantıklı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Kendisine hayranlık beslediği doğruydu, bunu hiçbir zaman dışa vurmamış olsa da. Yine de kuzgunun onu baloya davet etmiş olmasına hak vermiş olmak salak gibi hissetmesine sebep olmuştu. Dış görünüşüyle bir alakası yoktu bunun. Richard'ın şu ana kadar birlikte olduğu hiçbir kız kendisi kadar saf değildi. Bunları boşverip kendini izlemeyi bırakmasının iyi olacağına karar vererek aynanın karşısından ayrıldı ve ortak salona indi. Kendisini bekleyen Gwindor'u gördüğünde farkında olmadan birbirine kenetlemiş olduğu parmak uçları buz kesmiş ellerini birbirinden ayırıp büyücüye ulaştıktan sonra onun koluna girdi. Onu bu şekilde görmek içindeki suçluluğu katladığından onu ne kadar beğendiği çıkmıştı aklından. Balo Salonu'na gidene kadar neredeyse hiç konuşmamış olduklarını fark etmemiş olması da bu yüzdendi muhtemelen. Balo eşinin ismi beyninin içinde yankılanıyordu. Richard Chancellor Jr. Bunu henüz Gwindor'a söylememiş olması yeterince berbatken çocuğun kendisine reverans yapıp yanağına küçük bir öpücük bırakması kendini iyice kötü hissetmesine neden olmuştu. Hayatında tanıdığı en samimi insandı Gwindor ve şimdi ondan bir şey saklıyordu. Ağzını açıp onu haberdar etmeyi düşündüğü her an gözlerinin önüne korkunç bir Gwindor geliyordu. Büyük ihtimalle çıldırırdı, evet. Nienna'nın yanında herhangi bir erkek görmeye dahi tahammül edemiyorken Richard'ın onun eşi olacağını öğrenmesi onu kesinlikle delirtirdi. Bu düşünce içini titretirken Gwindor "Ben buralardaydım." diyerek onu haberdar ettikten sonra yanından ayrıldı. Birkaç saniye öylece durduktan sonra etrafına göz gezdirdi. Richard'ın kahkaha seslerini duyabildiği bir grubun yanına gittiğini gördüğünde derin bir nefes aldı. Başlıyoruz. Ona doğru ilerlerken o grubun içine girmeden büyücüyü yakalamak istiyordu. O kadar çok insanın yanına yalnız başına gitmek istediğinden emin değildi. Alnında kocaman harflerle "RICHARD'IN KAVALYESİ" yazıyor gibi davrandığını düşündü. Rahat olup eğleneceğine dair kendine söz verse de adımlarını hızlandırmaktan alamadı kendini.

Richard tam grubun yanına varıp dudaklarını oynattığında ondan beş adım uzaktaydı. Beş adımlık mesafeyi çabucak kapatıp rahat bir tavırla büyücünün koluna girdikten sonra az önce kahkahalar atan grubun şu an sus pus olduğunu fark etti. Richard'ın bakışlarını takip ettiğinde alev saçan gözlerin Slytherinli bir cadıya odaklanmış olduğunu fark etmemesi olası değildi. Elinde olmadan bu çocuğun bakışlarının odağı olan Adrasteia'yı kıskanmadan edemedi. Onun lacivert elbisesini gördüğünde bir an kendi üzerindeki elbise oldukça uzun gelmişti kıza. Uzundu tabii ama bu kızın giydiği şeyi giyse Gwindor'un ne diyeceğini tahmin edebildiğinden bu konuyu kafasına takmamaya karar verdi. Yine de kıskanıyordu bu kızı. Yüzündeki her bir nokta özenle yaratılmış gibiydi. Ondan gözlerini ayırabildiğinde kızın yanında duran Lucio'ya kaydı göz bebekleri. Duruşlarından dolayı onların balo eşi olduğunu çıkarmış olan cadının dudakları bir şaşkınlık nidası için aralandı. Adrasteia ile gelmiş olamazdı, değil mi? Bir ses çıkaramayacak kadar şaşırmış olan kız dudaklarını "Ne oldu?" diye oynattı sessizce.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lucio Fontane
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 266
Rp Partneri : Liljana.

MesajKonu: Geri: İki Tam, İki Yarım Porsiyon.   Paz Haz. 03, 2012 8:15 pm

    Etrafında çok fazla ses vardı. Gürültü kirliliği! Hepsi şaşkınlıkla Richard ve Teia'ya bakıyordu. Kavalyelerinin bu denli sevimsiz -kim demiş!- tipler olduklarına inanamıyor gibi gözüküyorlardı. Adrasteia çocuğun kolunu öyle güçlü çekiştiriyordu ki, Lucio mükemmel dansına son vermek zorunda kaldı. Richard ve diğerleri hala onlara gülüyorlardı. Lucio kafasını çevirdi ve kollarını birleştirdi. Bu kız onu rezil ediyordu! Nasıl olur da onunla gelmeyi kabullenmişti? Lucio gibi mükemmel bir delikanlıyı, bu yüzü ay gibi parlayan ve durmadan ona tıslayan kızla buluşturan da kabahatti. Aslında çaktırmıyordu ama çok korkuyordu. Richard, zavallı çocuğu tek celsede ikiye bölüp, o pis yarasasına atıştırma misali ikram edebilirdi. Ortamdaki gergin havayı hissedebiliyordu. Richard güldükçe, yanındaki über yılan daha da sinirleniyordu. Lucio bir adım geri atıp kaçmak istedi; lakin yapamadı. Teia bir daha dans pistine çıkmasın diye o kadar sıkı tutuyordu ki onu, zavallı çocuğun kemikleri kırılacaktı. Gözlerini kapadı. Derin derin nefes almaya başladı. Sakın kusma, sakın kusma!

    Richard ve diğerleri gülmeye devam ederken, Lucio burada panik atak geçiriyordu ve kimsenin buna aldırdığı yoktu! Sonunda Teia'nın gür sesini duydu. Manyak yılan o kadar kinlenmişti ki Richard'a tokat attı. AMAN TANRIM. Lucio diğer herkes ile birlikte eliyle ağzını kapatıp hayret verici bir nida kopardı. Uuu, çok sert. Richard'ın yanağı kıpkırmızı olmuştu. Bebek yüzlü suratın kocaman bir şaplak izi vardı! Lucio içinden kıza iltifat etti. Bok yüzlü çocuğu rezil ettin, aferin sana! Fakat neşesi bir anda kayboldu. Richard o kadar sinirlenmişti ki, artık sadece yanağı değil, tüm yüzü kıpkırmızıydı. Büyük annesinin kırmızı dötüne benziyordu! Richard ve Teia aralarında bağrışıp, Lucio'nun hiçbir zaman anlayamayacağı film repliklerinden alıntılar gibi konuşurlarken, oğlan olayları şaşkınlıkla izleyen Nienna'ya baktı. Göz göze geldiklerinde ikisinin de gözlerindeki korku hissedilebiliyordu. Bunu yaptığına inanamıyordu! Kendi benliklerinde kaybolmuş, hayatlarını cehenneme çeviren bu aristokrat ikilinin meşhur kavgalarına dahil olmuştu! Şimdi okulda herkes onu tanıyacaktı. Bu tabi ki iyi bir şeydi! Ancak Richard'a bakıp yutkundu. Tabi buradan sağ çıkarsa. Yavaş adımlarla, ikisine çaktırmamaya çalışarak gryffindorlu kankası güzel Nienna'ya yaklaştı. Önce koluna girdi ve kızın kulağına eğildi. " Nanayı yedik biliyorsun değil mi kanka? " Kız telaşla başını salladı. Teia genç kızı parçalara ayıracaktı. Richard ise Lucio'yu evcil hayvanına yem olarak verecekti. Kızı yavaşça bir adım geri çekti. " Buradan hemen kaçmalıyız. Yoksa soğan halkaları ile aynı kaderi paylaşacağız. " Lucio'nun gözleri yaşlanmıştı. " Ben soğan halkası olmak istemiyorum! "

    Nienna da çocuğa katıldı. Bu karmaşadan hemen sıvışmaları gerekiyordu. Daha sonra da arkalarına bakmadan koşup, işememeye özen göstererek sıcak yataklarına yatmaları gerekiyordu. Lucio içini çekti. Şimdi Liljana olsa çocuğu öpüp, koklar, yatıştırırdı. Ona ballı kaymaklı, her şeye şifa olan sütünden içirirdi. -tabi ki kendi memesinden değil, şişeden!- Ama o yoktu. Onun pıtırcığı yerine, Teia cadalozu ve Richard manyağı vardı. " Bir iki üç dedikten sonra arkamıza bakmadan kaçalım buradan. " Nienna başını salladı. Zavallı kız konuşamıyordu bile. Kim bilir Teia'dan nasıl korkuyordu. Lucio düşündü. Olmadı kızın abisinin yanına koşardı. Belki o onları korurdu. Lucio hayatında hiç almadığı kadar derin bir nefes aldı. Nienna'nın elini sıkıca tuttu. " Bir , iki, ÜÇ! " Tam minik ceviz fareleri gibi salondan sıvışmak üzerelerken, Lucio'nun yakasından bir çocuk yakaladı. Lucio neredeyse altına işeyecekti. Ah! İstese de yapamazdı. Her ihtimale karşı taşıdığı bebek losyonu yanında yoktu bir kere! Richard çocuğu tek eliyle yukarı kaldırdı. Ahh, ahh, boğuluyorum! Çocuk ona nereye gittiğini sorduğunda Lucio sabrının sınırına gelmişti! Birden herkesin kulaklarını kapamaya yelteneceği bir seste ağlamaya başladı. Yeni doğan bebekler gibi cıyaklıyordu. " Ben Liljana'yı istiyo'm. Onu istiyo'm. Onu getirin bana! " Richard dayanamayıp çocuğu yere bıraktı. Zavallı Lucio, tepinmeye devam ediyordu. " LILJANAAA! " Herkes telaşa düşmüştü. Richard ve Teia bile kavga ettiklerini unutmuş, çocuğu kendisine getirmeye çalışıyordu. Teia, çocuğun başını okşamaya başladı. " Sakin ol Lucio, sakin ol oğlum. " Çocuk yavaş yavaş kendine geliyordu. Cadıya garip garip baktı. At mıyım lan ben bana öyle diyorsun? Fakat yinede genç kızın kucağına yerleşti ve parmağını emmeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İki Tam, İki Yarım Porsiyon.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kızlar Yarışıyor!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Giriş Katı :: Balo Salonu-
Buraya geçin: