AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Suda Yan Ateşte Boğul

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lotte Noa Krüger
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 666
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Chancellor.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Suda Yan Ateşte Boğul   Salı Mayıs 15, 2012 2:43 pm


    Kısa sarı saçlarının isyankâr hallerini terbiye etmeye çalışsa da başaramaması genç cadıyı yeni bir sinir krizinin eşiğine sokacaktı. Hiçbir şey için bu kadar uğraştığını hatırlamıyordu. Bu maskeli balo onun için bir kurtuluş yolu, adeta kaçıp saklanacağı bir delik haline gelmişti. İki ay önce yaşadığı derin bunalımdan kendini kurtarmak, eski yaşantısına geri dönmek istiyordu. Bunun içinse elbette bu baloyu araç olarak kullanacaktı. Ama anlaşılmayan şey neden bu kadar özen gösterdiğiydi. Genç cadı şık olmak için kendisini zorlamazdı; o ne yaparsa yapsın elbette şıklığı yakalayabiliyordu. Bugün özenmesinin nedenini aslında derinlerde biliyor olsa da yüzeyden inkâr ediyordu; kaçtığı gerçeklerden biri de buydu. Kafasını düşüncelerinin özgürlüğünden arındırıp tekrar aynadaki aksine baktı. Artık daha fazla saçıyla uğraşmak istemediğini anlamış olacak ki geriye dönüp kıyafetlerinin durduğu yatağının üzerine doğru eğildi. Saçıyla çok fazla vakit geçirdiğini anlayan genç cadı kıyafet seçmek için yeterli zamanı olmadığını düşünüyordu ki acele etmesine gerek olmadığını da anladı. Erkekler bekletilmek için yaratılmıştı. Hangi kıyafetin ona daha çok yakışacağını düşünürken içeri giren birkaç kız ile bakışlarını yataktan ayırıp onların üstlerine sabitledi. Onların ne giymiş olduğunu daha çok merak etmeye başlamıştı. Onun bakışlarının sorgulayıcılığından açıkça rahatsız olan kızlar laf sokma amacı güden bir ses tonuyla konuşsalar da Noa’nın onlara sadece gülüp geçtiği aşikârdı. “Hayırdır Krüger? Niye bu kadar süsleniyorsun? Ortak salonda oturmak için fazlasıyla şıksın!”

    Kıyafetlere her bakışında içini kaplayan negatif enerjiler onu öylesine bir seçim yapmaya zorluyordu. Daha fazla kendini süs köpekleri gibi hissetmeden önce eline geçen ilk elbiseyi üstüne geçirdi. Vücudunu saran tek omuzlu elbisenin içinde nasıl göründüğüne son bir kez bakıp masanın başındaki tüylü maskeyi eline aldı ve ortak salondan adımını dışarıya doğru attı. En üst katta olmanın verdiği talihsizlikle yavaşça salınarak indi merdivenlerden. Acele edip giriş katına ondan önce gitmek istemiyordu. Zira genç adamın saçma sapan düşüncelere kapılmaması için hiçbir sorun olmazdı. Kendisinin onunla bulaşmak için can attığını görmesini bile istemezdi genç cadı. Her bir basamağı olanca yavaşlığında inerken etrafa sinsi gülüşler atmayı ihmal etmiyor; aksine herkesin onu görmesini istiyordu. Onun yanında herhangi bir erkeğin bulunmayacağını iddia eden bütün o kızlara inat aylar sonra ilk defa içten eğlenip, dans edecekti. Giriş katına inmesine bir basamak kala bekledi, atmadı adımını genç cadı. Başını yukarı kaldırıp, sırtını dikleştirdikten sonra o son basamağı da şölen havasında indi. Bakışları genç adamı aradığında onu görememenin hayal kırıklığı ile yüzünün buruştuğunu hissetti. Bu nasıl bir sorumsuzluktu böyle. Beyefendinin paşa gönlü genç cadıyı bekletmek istemişti belli ki. Genç kız kendi kendine kızmaya başlamıştı. Daha fazla oyalanmadığı için pişman olmuştu. Öfkesinin yüzüne yansıdığını çok iyi biliyordu. Genç büyücü Noa’yı sadece zaman geçirme aracı olarak kullanmıştı anlaşılan. Sinirle düşüncelerine mani olamazken, onların beynine hücum etmesi karşısında kılını bile kıpırdatmamıştı. Sen ne zannetmiştin aptal; seninle vakit geçirmek için istediğini mi? Öfkesi hayal kırıklığı ile karışıp pare pare suratına yansırken genç cadı sabahtan beri tüm öfkesini kustuğu çocuğu karşısında gördüğü anda bir anlık bocalama yaşadı. Yüzündeki ifadeyi toparlamaya çalışırken bunu beceremediğini çok iyi biliyordu. Yüzünün kızardığını hisseden genç cadı başını hemen başka bir tarafa çevirip bir süre bekledikten sonra, genç adamın ona doğru sırıtan yüzüne dönüp konuşmaya başladı. “Ah, teşrif edebilmişsin sonunda. Ben de balonun sonuna katılırsın diye umuyordum. Erken bile geldin.” Az önce yaşadığı hüsranı atlatıp, tamamen cüretkâr bir şekilde yöneltmişti cümlelerini.


_________________

    gustav ionel&aleksa stanlavis&andrei ionel&antonije stanlavis&eireen egan

    change your mind:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Everybody dance now.

MesajKonu: Geri: Suda Yan Ateşte Boğul   Çarş. Mayıs 16, 2012 8:32 pm


Ceketini son kez çekiştirdiğine dair kendine söz verdikten sonra aynanın karşısından ayrıldı elinde tuttuğu maske ile birlikte. Ortak salona indiğinde koltuklardan birinde rahatsız bir şekilde oturan sarışın bir kızın yerinden kalkıp kendisine doğru geldiğini gördü. Cadıya gülümsedikten sonra maskesini uzatttı. Ondan istediğini hemen anlayan uzun boylu cadı parmak uçlarında yükselip çocuğun maskesini taktıktan sonra koluna girdi onun. Neler olduğunu henüz idrak edememiş olan büyücü yanındaki kişiye baktı şaşkınlıkla ancak birkaç saniye sonra balo için kıza söz verdiğini hatırlayıvermişti. "Ah, balo." diye mırıldandığında yüzü düşen kız "Evet, balo. Beraber gideceğimizi söylemiştin." diye ters bir tepki verdi doğal olarak. Birkaç saniyenin sonunda kendini toparlamış olan -ki bu onun için oldukça uzun bir süreydi- Evaristo kolunu kızdan kurtarıp omuz silkti. "Yalan söylemişim." Ortak salondan çıkmadan önce son duyduğu şey, henüz yanından ayrıldığı kızın "Sen şerefsizin tekisin!" serzenişi olmuştu. Bu cümle yüzünde alaycı bir gülümsemeye neden olmuştu yalnızca. Bu tarz bir cümleyi kaçıncı kez duyduğunu bilemiyordu ama umrunda olduğu söylenemezdi.

Zindanlardan giriş katına çıkarken sarışın kız aklından çoktan silinmiş, yerini kendinden yaşça büyük kızıl bir cadı almıştı. Teyzesi -ki teyze demeye bin şahit isterdi- ve ondan istediği şey haftalardır kafasını kurcalıyordu. Marilou, yaz tatilindeyken metamorfmagus halinde çocuğun evine kadar gelip ondan kızını bulmasını ve ikisini buluşturmasını istemişti. O derece deli cesaretli birinden beklenmeyecek bir korkaklıktı bu. Yakıştıramıyordu bunu genç kadına. Bir yandan da cesur buluyordu onu. Şu zamana kadar yaşadıklarının kolay olmadığının farkındaydı, kendisinin yaşadığı da böyle şeylerdi bir yerde. Bu yüzden bu kadar yakınlardı belki birbirlerine, sevgisiz büyüyen iki çocuk oldukları için.

Giriş katına vardığında bu düşünceleri ertelemesi gerektiği farkındalığı oluşmuştu bile çocuğun aklında. Biraz ilerleyip balo salonunun kapısına vardı. Gözleri balo partnerini aramaya başlar başlamaz bir kişinin üzerine kenetlenivermişti, Lotte Noa Krüger. Genelde uzun saçlı kadınlar ilgisini çekse de bu kızda farklı bir şeyler olduğunu seziyordu, yalnızca henüz ne olduğunu çözememişti. Çekicilikte çığır açan bakışları, dolgun dudakları veya başka bir fiziksel özelliği ile alakası yoktu bunun. Ne yazık ki bu farklılık kızın içindeydi ama Evaristo Pergamo bunu göremeyecek kadar sığ bakıyordu insanlara. Beğeniyor, zaman geçiriyor ve bırakıyordu. Bağlanmadan, yakınlaşmadan, paylaşmadan ilişiği kesmek en iyisiydi ona göre. En azından bu tarz kızlarla. Hogwarts'ın sürtükleri için ilişiği kesmek pek geçerli olmuyordu. Bağlanma veya kendisine bağlanılma gibi sorunları olmuyordu o tür kızlarlayken. Bunu düşünürken kendini rahatsız hissetse de sırıttı büyücü. Bunun için kendisini zorlamasına gerek kalmamıştı. Kızın yüz ifadesini toplama çabaları öyle hoştu ki... Sitemini belli eden kız keyiflendirmişti çocuğu ister istemez. Onu belinden kavrayıp kendine çektikten sonra yanağına belli belirsiz bir öpücük kondurdu. Bir saniye bile sürmemişti. Oysa kızı kendine çekişi o kadar sabırsızdı ki herhangi biri, hatta karşısındaki cadı bile, dudaklarına yapışacağını düşünebilirdi. Buna gerek görmemişti çocuk. Nasıl olsa gece uzundu ve onlarındı. Neden bilmiyordu, hızlı gitmek istemiyordu. Bir şekilde farklılığı hissetmiş olmalıydı. "Sakin ol güzellik." Dudaklarını kızın yanağından çektikten sonra söylediği sözler sırasındaki yüz ifadesinde az önceki sırıtışından eser yoktu. Gayet ciddi bir ifadesi vardı, soğuk bile denebilirdi.

Balo salonuna girdiklerinde çocuk oturmak istemediğine karar verdi. Kızı direk olarak dans pistine sürükledikten sonra cadıyı kendi etrafında bir kez döndürdükten sonra kollarının arasına aldı. Olması gerekenden biraz daha yakın duruyorlardı. Sıcak havadan dolayı bunalmıştı çocuk. Ayrıca burada ne yapacağını da bilememişti birden bire. Rol yapma konusundaki inanılmaz becerisi de onu yarı yolda bıraktığına göre kaçmak en iyi çözüm yoluydu. Elbette Lotte ile beraber. "Bahçeye mi çıksak?" Nezaketen sormuş olsa da cevabını bekledi kızın.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lotte Noa Krüger
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 666
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Chancellor.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: Suda Yan Ateşte Boğul   Perş. Mayıs 17, 2012 6:25 pm

    Genç adamın eli belini yavaşça kavrarken, genç cadı az önceki durumu tamamen sineye çekip kendini serbest bırakmıştı. Saniyelik zaman dilimi içerisinde neler olacağını çözemezken genç adamın onun dudaklarına yapışacağından korkmuştu. Korkusu biri ile öpüşmek değildi elbette; fakat karşısındaki herhangi bir erkek değildi. Her kızı elde edebileceğini düşünen biriydi ve sırf bu yüzden kolay lokma gibi gözükmeyecekti. Düşünceler hızla beyninden geçerken karşısındaki kişinin dudaklarını kendi dudakları yerine yanağında hissetmesi üzerine rahatlamış ve dudaklarında çarpık bir gülümsemenin peyda olmasına izin vermişti. Kafasını genç adamın suratından uzaklaştırıp, onun gözlerinin derinliklerine bakarken aklından neler geçtiğini tahmin etmeye çalışıyordu. Fakat başarısı nifak tohumları tarafından mağlubiyetle sonuçlanınca daha fazla olayı kurcalamamış ve en kışkırtıcı gülümsemelerinden birini genç adama göndermeyi ihmal etmemişti. Genç cadının gülümsemesine karşılık olarak da bu genç adam onu hızla balo salonunun içine sokup, oturmasına bile fırsat vermeden dans pistine çekmişti. Vücudunun tamamını genç adama yaslamış olan genç cadı ne kadar samimi durduklarını anladığında zevkten dört köşe olmasına engel olamadı. O gün salonda bulunan herkese nispet yaparcasına ellerini genç adamın ensesine dolayıp, parmaklarını onun saç köklerinin arasına geçirmişti. İçerisi ne kadar sıcak olursa olsun bu yakınlaşmadan bir an bile kaçmayı genç cadıya karşılık aniden karşı taraftan gelmişti. Büyücünün sorusuna bir saniye boyunca ne diyeceğini bilemese de ona en doğru karşılığı verirken bulmuştu kendini. Genç adamın aklından neler geçiyordu zerre bilmiyordu. Ellerini yavaşça genç adamın ensesinden çekip ceketinin yakasına koyarken, olanca göz alıcılığıyla genç adama gülümserken dudaklarından azat etmişti kelimeleri. “Elbette, neden olmasın?”

    Genç cadı ellerini gövdesinde birleştirerek balo salonundan ayrılırken, arada sırada kendine engel olamadan yan tarafa bakış atıyor ve tam olarak gecenin nasıl ilerleyeceğine kafa yormaya başlamış, kendi kendine gecenin gidişatını kafasında kurgulamıştı ama genç adamın hâlâ ne yapmaya çalıştığını algılayamamıştı. Bir planı var mıydı bunu bile bilmiyordu. Ayaklarının altında ezilen otlarla birlikte yere bakarak yürüyordu genç cadı. Aralarında oluşan tuhaf sessizliğe karşı bir şeyler yapması gerektiğini fark ediyordu. Bu düşüncenin tohumu aklına düştüğü anda ayaklarına dur komutunu gönderdi. Aniden olduğu yerde duran genç cadı, ılık sonbahar akşamında onunla birlikte yürüyen genç adama dikmişti gözlerini. Parmaklarını kendi belini sıkıca kavrarken gözleriyle genç büyücüyü dikkatle süzüyordu. Aralarındaki sessizliği anlamlı bir şekilde bozmayı kafasına koyduktan sonra sakince konuşmaya başladı. “Bahçedeyiz işte.” Başıyla çevresini gösterircesine konuşuyordu. Ayaklarının ucuyla yeri eşeledikten sonra yavaş bir şekilde genç adama doğru bir adım attı. Adımını atarken konuşmaya devam ediyordu. “Gökyüzünde bulut yok.” Sözlerinin ardından verdiği kısa bir esle bir adım daha attı ve adımını atarken bir kez daha konuşmaya başladı. Bu sefer cümleler fısıltıyla boğazından çıkıp, gecenin karanlığında özgürlüklerine kavuşurken suratında kışkırtıcı bir gülümseme belirmişti. “Gece çırılçıplak.” Amacı tamamen genç adamı harekete geçirmek, onun o eski Evaristo gibi davranmasını sağlamaktı. Bakışlarındaki meydan okuma açıkça seçiliyordu. Genç adamla aralarındaki mesafeyi son bir adımla kapatıp, onunla burun buruna geldi. Eğer o gece uzunsa olabildiğince anlamlı olmalıydı.

*kötü oldu sanırım ya, söz diğer rpde telafi edeceğim.

_________________

    gustav ionel&aleksa stanlavis&andrei ionel&antonije stanlavis&eireen egan

    change your mind:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Evaristo Pergamo

avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Everybody dance now.

MesajKonu: Geri: Suda Yan Ateşte Boğul   Paz Mayıs 27, 2012 2:34 pm

Ensesindeki ellerin yakasına kaydığını hissettikten sonra kızın teklifini kabul edişine sesli bir tepkisi olmamıştı. Büyücü gülümsemekle yetinmişti. Bahçeye çıkana kadar sükunetlerini korumalarının nedeni çocuğun kafasının dağınıklığıydı. Henüz kendini toparlayamamış olması oldukça garipti ama o bunu düşünmüyordu. Bu da ayrı bir gariplikti elbette. Dalıp gitmezdi Pergamo varisi. Düşüncelerinde dahi kontrollü olmaya çalışır ve bunu başarırdı. Bu denli düşünceli olmak, aklının sürekli başka bir yerde olması ona göre değildi. Hem de hiç... Öyle ki Lotte yürümeyi bıraktığında Evaristo da otomatik bir hareketle duruverdi istemsizce. Bu da sıkça yaptığı bir şey değildi. Hatta ender dahi yapıyor sayılmazdı. O anda yanındaki kızla ilgilenmesi gerektiğinin ayırdına henüz varıvermişti. Aslında onu kendine getiren asıl şey kızın söz ve hareketleri olmuştu. Bahçede olduklarını söylerken bunu kendisinin bir sonraki hareketini beklediğine yormuştu büyücü. Onu bahçeye çıkartmasının nedeni neydi? Sadece sıkıldığından -hem de ilk andan- dolayı olamazdı herhalde. Kendisi gibi Lotte'nin de buna ihtimal vermediğini düşünüyordu. Aslında en başından beri bu cadıyla yalnız kalmak istediğini biliyordu. Nedenini bilmediği bir şekilde hem de... Bunu inkar edecek değildi. Lotte Noa Krüger, çocuğun hoşuna gidiyordu. Hoş bir kızdı. O kadar... Daha fazlasının olmaması gerekiyordu. Aksi takdirde kızdan uzaklaşmak zorunda kalırdı. Derin duygular beslemenin onu güçsüz kılacağı fikri aşılanmıştı ona bir kere. Ne yazık ki çocuk, kıza olan hislerinin sıradan kızlara hissettiğinden farklı olduğunu henüz fark edememişti; zira aşk gibi bir şey de değildi bu. Oldukça garipti. Bu konu üzerine düşünmenin kafasını daha çok karıştıracağını bildiğinden olacak, bırakmıştı.

Kızın ses tonu, gülümsemesi ve sözleri birleşince içi ürpermişti büyücünün, bunu inkar edemezdi. Lotte'yi böyle bilmezdi, bu yüzden biraz tuhaf gelmişti şimdi bu hareketi. İçinde birden bire peydah olan gülme isteğine karşı koymaya çalışarak kıza aynı şekilde gülümsemeye çalıştıysa da yaptığı şey, kahkahayı patlatmak olmuştu. Yüz ifadesini saklamak amacıyla kızın omzuna doğru eğilirken yaptığı hatayı henüz fark etmiş gibiydi. Ne olmuştu ona böyle? Normalde böyle bir şey yapması imkansızdı. Kesinlikle, imkansız. Asla böyle bir şey yapmazdı, asla. Kafasında bu tarz düşünceler dönüp dururken ne söyleyeceğini bilemiyordu. Tatilde teyzesi ile konuştuklarından sonra ne kadar dağıldığını o zamana kadar fark etmememiş olması kesinlikle ne kadar körleştiğinin göstergesiydi. Birden bire safın teki olup çıktığını düşünürken kendisini toparlamaya çalıştı ve şükürler olsun ki bu sefer başarılı olabilmişti. Sanki bir şey olmamış gibi, kızın omzuna bir öpücük kondurduktan sonra doğrulup alnını onunkine dayadı. Hemen ardından dudakları, kızın az önceki sözlerini tekrarlamak için açıldı. "Gece çırılçıplak." Ses tonu, kıza yakın olmak için ne kadar hevesli olduğunu gösterircesine yumuşak çıkmıştı dudaklarından. Kızın belini kavrayıp onu iyice kendine çekerken dudakları bir kez daha aralanmıştı. "Bu gece ne kadar güzel göründüğünü söylemediğimi fark ettim." Dudaklarını kızın dolgun dudaklarına bastırıp hemen ardından çektikten sonra yaptığının üstünü kapatmak istediğinden birkaç kelime daha azat etti. "Bu gece harika görünüyorsun." Ve dudaklarını tekrar kızın dudaklarına bastırdı.


Cidden, cidden, cidden çok özür dilerim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lotte Noa Krüger
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Ravenclaw VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 666
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Chancellor.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: Suda Yan Ateşte Boğul   Çarş. Haz. 06, 2012 4:10 pm

    Bir gariplik vardı. Genç cadı bunun karşısındaki adamın sesinden anlayabiliyordu, ama ortada kesin bir şey yoktu ve sırf bu yüzden bu konuyu açamıyordu. Genç adamın ellerini kollarında hissederken de, başını genç cadının omzuna gömerken de bir gariplik var gibiydi. Tarif edemiyordu bu garipliği. Sahte, yapay bir şey de değildi tavırlar. Genç adamın dudaklarını önce omzunda hissettiğinde suratına yayılan ılık tebessümü silmek istese de beceremedi. Lotte böyle bir insan değildi. Bir şeyleri saklama ihtiyacı hissetmiyordu. Karşı taraf onun düşüncelerinin ne kadarının farkındaydı bilmiyordu. Ama genç cadı şu zamana kadar birilerine karşı bir şey hissederken gizliden gizliye oynamamıştı. Evet, asla duygularını yılışık yaşamazdı. Karşı cinse yapışkan durmazdı; ama asla da saklamazdı duygularını. Şimdi karşısında duran genç adama karşı saklamıyordu. Sadece o belli etmediği için kendisi de belli etmeyi fazla istemiyordu. Buna neden olan şeyse şüphesiz ki gururuydu. Gururunun esin kaynağı ise büyükbabası. Hayatının esin kaynağıydı o adam. Lotte’yi bugün böylesine bir cadıya dönüştüren tek kişi. Ona asla gururundan taviz vermemesini söylerdi ve asla gururunun altında ezilmemesini. Bunu başarılı bir şekilde hayata geçirdiğini de düşünüyordu genç cadı. Tek bir düşünceyle alevlenen zihni büyükbabasına kaydı. Gençken çok yakışıklı bir adam oluşu... O dik ve mağrur duruşu ile genç kadınların ilgisini nasıl da üstünde toplamış olabileceği… Âşık olacağı bir adamdı aradığı şeylere bakarken ondan ilham alıyordu. Onun gibi kararlı durmalarını istiyordu. Karizmatik olmalarını ve sadece görünüşleriyle bile birilerine hükmedilebilecek konumda olmalarını istiyordu. Hayır, kesinlikle güç tutkusu değildi bu. Sadece Tanrı’nın onlara bahşettiği o aklı kullanabilmekle alakalıydı bunlar. Karşısındaki adama baktığında gördüğü şeyler de bunlardı. Bu yüzden ona karşı bir şey hissetmekten korkmuyordu. Zira hisleri onun boyunu aşsa bile asla hayatına tezat olmazdı. Gözlerini genç adamdan ayıran şey belini kavrayan eller olmuştu. Bir elin ona böylesine huzur verebileceğini hiç düşünmezdi. Alnına değen o alnı hissedip gözlerini kapamak istese de o gözlerin içine bakmak istediği için karşı koydu aklına. Ela gözleri ile mavi gözlerin çekim alanına girerken genç adamın söylediği şeyleri belli belirsiz algılıyordu. Cevap verme isteği ile yanıp tuştan genç cadı hemen söze giriş yaptı. “Ben de ne zaman fark edeceksin diye bekliyordum.” Kaşlarını hava kaldırıp dudakları genç adamın bile buluşmasına izin verdi ve hemen ardından onun öpüşüne karşılık verdi. Dudakları birbirinden ayrıldığında genç adamın dudaklarından dökülen sözcükler genç cadının keyfini daha da yerine getirmişti. Belli belirsiz bir fısıltıyla tekrar konuşmaya başladı. “Teşekkürler.”

    Kollarını genç adamın boynuna dolarken elleriyle de tekrar onun saçıyla oynamaya başlamıştı. Çok da serin olmayan o havada çimlerin üstünde öylece dururken birden konuşmaya başladı genç cadı. “Özlemişim seni. Seninle böyle durmayı…” Gözlerini kaçırıp gökyüzüne bakmaya başladığında kurumuş dudaklarını ıslatmak için dilini dudaklarını üzerinde gezdirdi. “Bana büyü yapıyorsun sanırım.” Ne kadar geri çekilmek istese de, genç adam ona açılmadan açılmamaya kararlı görünse de kendine engel olamıyordu. Aslında gayet de emindi genç adamın onu tüm hislerini bildiğinden. Bu düşünce onu deli etmeye başlasa da sakinliğini koruması gerektiğini biliyordu. Gözlerini gökyüzünden çekip genç adamın gözlerinin içine dikti. Ellerini onun boynundan çekip tekrar kendi bedenine sararken, bir iki adım geri çekilip uygun bir yere oturdu. Eliyle eteğini düzelttikten sonra parmaklarını otların üzerinde gezdirirken mırıldanır gibi konuşmaya başlamıştı. “Tatilde bana mektup yazmadın.” Tek kaşını kaldırıp genç adama baktı. Sözler ağzından çıktıktan çok sonra hatasının farkına vardı. Böyle bir şey dememeliydi. En azından söylediği sözlerin ağzından hesap sorarcasına çıkmasına engel olmalıydı. Oysaki böyle bir amacı yoktu. Gözlerini tekrar uzaklara dikip yeniden konuşmaya başladı durumu toparlamak için. “Yani yazmanı beklediğimden değil. Yazacağını söylemiştin. Yoksa sen de mi o yapacağını söyleyip, unutan tiplerdensin?” Sözlerinin ardından hafif bir kahkaha attı. Durumu değiştirme çabasının boşa çıkmaması için, genç adamın herhangi bir şey anlamaması için dur a ediyordu. Yaz boyunca sığınmak zorunda kaldığı Tanrı’ya o anda ne çok ihtiyacı vardı.


Şu anda asıl benim feci derecede özür dilemem gerekiyor. Hayvanım lan ben asdfgh.

_________________

    gustav ionel&aleksa stanlavis&andrei ionel&antonije stanlavis&eireen egan

    change your mind:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Suda Yan Ateşte Boğul
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Giriş Katı :: Balo Salonu-
Buraya geçin: