AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bir Mevsim Geçerken

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Bir Mevsim Geçerken   Salı Mayıs 15, 2012 2:17 pm

.

    Haziran Ayı

    Andreina çalışmakta olduğu kafenin önlüğünü boynundan geçirip, belinde bağlarken saçlarını düzeltti. Her zaman aşırı düz saçlara sahip olduğundan sabahları onlara şekil vermek için taraması ve biraz köpük sıkması yeterli oluyordu. Böyle zamanlarda sanki özellikle düzleştirmiş gibi durunuyordu zaten, bu yüzden saçını sorun etmesine gerek kalmıyordu. Genç cadı giydiği üstü ve mini şortu düzelttikten sonra kafenin içerisine yöneldi. Sabahleyin kahvaltı yapmak için uğrayan müşterilerin dışında pek ilgi çekici tipler yoktu etrafında. Zira yemekleri hazırlayan Noah halinden memnun görünmüyordu, gerçi hiçbir zaman memnun olmazdı ya. Sabah yoğunluğundan ve üstüne sinen yumurta kokusundan çok rahatsız olurdu ve bu durumdan genelde açık açık şikayet ederdi. Andreina onun yine homurdanmaya başladığını işittiğinde, yüzünde alaycı bir gülümseme oluşmasını engelleyemedi. Elinde sıcak kahve sürahisini taşırken iki masaya servis yaptı. Daha sonrasında tembellik yaparak Noah'nın hazırladığı kahvaltı tabaklarını almak için yavaşça tezgaha ilerledi. "Biraz gülümse, şuradaki kız bakışlarını üstünden alamıyor. Onu aksiliğinle kaçırmak istemezsin, değil mi?" Bakışlarına çapkın bir tavır yüklerken göz kırptı ve adamdan uzaklaştı. Onun anında daha iyi bir moda girdiğini fark ettiğindeyse yüksek sesle kahkaha atmak geldi içinden. Ancak bu dürtüsüne karşı koydu ve sadece omuz silkmekle yetindi. Bir grup gencin önüne siparişlerini bırakırken, "Başka bir isteğiniz var mı?" diye sordu. Olumsuz yönde başlarını salladıklarını görünce, konuşma özürlüsü olup olmadıklarını merak etti Andreina. Umursamaz bir tavırla arkasını döndü ancak tam bu sıra yandaki masadan bir seslenme işitti. O tarafa doğru yöneldi ve meraklı bakışlarını adamın üstüne odakladı. Ne istediğini sorma gereği duymamıştı. "Bana başka bir isteğim olup olmadığını sormadın, şahsen o bacaklara hayır demezdim." Adamın manalı bakışları, Andreina'nın açıkta kalan bacaklarına dönünce genç cadı gözlerini devirdi. Turistlerden o kadar hoşlanmıyordu, ancak yazları kafede çalışmak zorundaydı ve bu aylar yabancı ülkelerden gelen insanların en yoğun olduğu zamandı. Adamın yarım yamalak ve eksik bir aksanla konuştuğu İngilizcesine yine aynı dille cevap verdi genç cadı. "Benim için mahsuru yok tatlım ama ben küçük erkek çocuklarının bu işi başarabileceğinden o kadar emin değilim." Turistin şaşırdığını gördüğünde, müşterilerle kötü bir ağızla konuşmaktan çok daha eğlenceli olduğunu düşündü bu yöntemin. Ondan uzaklaşırken, "Ben senin gibi kaç tanesini..." denildiğini duydu ancak sonrasını işitmemişti. Zaten gerek de yoktu, ne dediğini tahmin etmek zor değildi. "Tabii tabii." diye mırıldandı bir kez daha gözlerini devirirken. Elini adamın görebileceği bir şekilde havaya kaldırdı ve 'Çok konuşuyorsun.' manasında hareket ettirdi.

    Havanın kararmaya başladığı sıra hiç müşteri kalmamıştı kafenin içerisinde. Andreina masalardan birinin üzerine oturup bacak bacak üstüne atmıştı ve tırnaklarıyla uğraşıyordu. İki saat daha mesaisinin olduğunu düşünürken boş bir kafeyle uğraşmaktan daha kolay bir şey olmadığı düşünüyordu. Sıkılmış olduğu için derin bir nefes alarak iç geçirdi. Noah'nın mutfaktan gelen horultusunu duyduğunda yüzünde tahassürlü bir gülümseme oluştu. En azından onun uyumak için vakti vardı. Genç cadı buradan çıktığı gibi hayvanat bahçesine gece nöbetine geçecekti. Haftanın altı günü neredeyse hiç uyumuyor, salıları -tatil günü- ise hiç uyanmadan geçiriyordu. Gözlerinin altında oluşan torbaları kapatıcı ile kapatıyor yine de kendisini rahat hissetmiyordu. Omuz silkti, çalışmaya şikayeti yoktu. Zira annesi ile aç kalmak istemiyorlarsa, ikisinin de deli gibi çalışması gerekiyordu. Andreina annesi için üzülüyordu aslında. Kadın yaz tatillerinde kızının çalışması ile bir nebze rahatlıyordu para konusunda. Ancak Hogwarts'a gittiğinde bütün yük yine onun omuzlarının üstüne binyordu. Kazandığı para ne kendi giderlerine yetiyordu, ne de genç cadının okul harcamalarına. Andreina yeniden iç geçirdi, en azından birliktelerdi. Annesini kaybetme düşüncesini bile aklına getirmek istemiyordu, babasını hiç tanımamıştı zaten yıllar boyunca. Annesine sorusunu bile sormaktan çekinmişti. Tam bu sırada kafenin kapısının açıldığı ve üstündeki zilin çaldığını duydu. Başını o yöne doğru çevirirken ilgili bir tavır takınmak için gülümsedi. Oturduğu yerden indi ve önlüğünü düzeltti. Eline sipariş defterini aldı ve hızlı adımlarla içeri girip gözüne kestirdiği masalardan birine oturan oğlana doğru ilerledi. "Noah kalk, müşteri geldi!" diye seslendi mutfağa doğru. Sonrasında başını oğlana doğru çevirdi. "Size ne getirebilirim?"



_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Çarş. Mayıs 16, 2012 1:55 pm

    “Tebrikler evlat. Ona, o… olduğunu hatırlatmak çok iyiydi.” Aynadaki yüze nefretle baktı fakat garip bir şekilde yansımasında da bir an görünen nefret alaylı bir sırıtışa dönüşüverdi. Yüzünde dudağının hafif bir gülümsemeyle gerildiğini hissedebiliyordu. Sarı iri kaslı bir bedendi karşısındaki. Yakışıklı sayılabilecek olsa da aldığı kilolarla havasını kaybetmişti. Önceki gece barmeni ileri atacak kadar güçlü kollar hayal ettiğinde onunkileri hayal etmişti ve evet şimdi tam karşısına gelmişti. Karşısındaki yüzün aslında kendi bedeni olduğunu hatırlattı. O gece onu öldürdüğü hançere uzandı bir an parmakları fakat aynadaki yüz ondan hızlı davranmıştı. “Ah, senin ilgini bu yüzden çekiyor değil mi? Kızım başta olmak üzere sen hep öylesini sevdin.” Kızı… Liesje. Sadece yalnız, kırılgan yapısını haşin bir maskeyle kapatmaya çalışıyordu. Onun da her kız gibi duygusal, saf bir kalbinin olduğunu biliyordu. Ama kirlenmişti, engel olamamıştı. Tüm bunlar aynada kendisine bakan o herifin suçuydu. Kendi kendine yaptığı sessiz ihtarlara uymayarak dudakları aralandı. Konuşurken yüzü eski haline dönmüştü. “Liesje öyle biri değildi. Onu sen değiştirdin.” Öyle ya, onu başka erkeklerin kucağına yollayan bizzat babasıydı. Dolandırıcılık için kullanışlı bir araca çevirmişti kısa sürede. Annesi asla başına gelenleri anlatmamıştı ama onun da aynı şekilde onun iğrençliklerine maruz kalmış olmalıydı ki kendini asmıştı. Onun sallanan bacaklarını hatırladı bir kez daha. İçine bir ürperti yayıldı. Ardından bedeninin yine değiştiğini hissetti. Aynada bir kez daha Franz’ın alaylı yüzü belirmişti. “Emin misin? Kollarında ilk inleten sensin sanıyordum. Şimdi Karina’yı kurtarınca ne olacak? Günah mı çıkaracaksın?” Zihninin içinde alaylı kahkahalar yankılandı. Lestat öfkeyle hırladı. “KAPA ÇENENİ LANET OLASI!” Lestat o an yaptığı hatayı anladı. Deliliği ile zihninde kurduğu bariyeri kaldırmıştı. Franz’ın zihnine üvey kardeşi ile yattığı anıları göndermeye başlamıştı. Lavabodaki suyu sonuna açtı ve elbisesinin suyla ıslanmasına aldırmadan ard arda suyu yüzüne çarparken anıların etkisinden kurtulmaya çalıştı. Fakat yüzü bir kez daha değiştiğinde, Franz konuşmayı sürdürdü. “Sen benim gibisin evlat. Bu yüzden hala ölmedim senin için, kafanın içinde duruyorum. Sen aslında bensin. Öldürmedin, sadece bana dönüştün.” İri bir yumruk aynaya çarparken kuvvetli bir şangırtı koptu. Tuz buz olan cam kırıkları lavaboya yayıldı. Normale dönüşen eli kanamaya başladı. Acı Lestat’ı kendine getirmişti ama yine de hiçliğe öfkeyle bağırmadan edemedi. “BEN SEN DEĞİLİM. DEĞİLİM!” Bir süre öfkeli hırıltılar çıkararak öylece kaldı. Yüzünü bir kez daha ıslattı. Kendine geldiğinde asasını kaldırdı ve kırık camlar üzerinde dolandırdı. Camlar havalanarak eski yerlerine oturdular cam kısa sürede eski halini aldı.

    Ayak sesleri duyduğunda yüzünü buruşturdu. Heyecanlı ve meraklı görünen kızıl saçlı bir hizmetçiydi görünen. Elinde bir süpürge ve plastik bir tava vardı. Fakat çöpe atılacak bir şey bulamayınca şaşırmış göründü. “Ben… Bir sorun mu var bayım?” Lestat’ın gözleri kâğıt havlunun yanındaki çöp tenekesine kaydı. Kırılmış yeşil içki şişesi gözüne çarptı. İçkinin parçaları çöp kutusuna yayılmıştı. Şansına aralarında kanlı parçalar da vardı. Hızla kafasında hikaye şekillendi. “Manyağın teki içki şişesini kırdı. Ama çöpe attım onları” Hizmetçi kaşlarını çatarak bakışlarını Lestat’ın kanayan eline götürdü. Mahçup bir ses tonu takınarak cevapladı. “Gerek yoktu efendim ben hallederdim. Elinizi kesmişsiniz.” Lestat kanayan eline bakındı. Çok derin olmasa da çok sayıda sıyrık vardı. Elini yumruk yapmış olduğun yaraların çoğu parmaklarındaydı. Kağıt havluya uzandı ve yarasına geçici olarak bir parça kağıt havlu bastırdı. Konuşmaya başladığında sesinde gergin hoşnutsuz bir tavır vardı. Keyifsiz, öfkeli ses tonu için oyun oynaması gerekmiyordu. “Kafamda kırmaya çalışıyordu. Sanırım sevgilisinden kıskanmış. Elimi de kendimi korumak için kaldırmıştım. Üzerimdekileri çöpe silkeledim hepsi bu. Ne üsteliyorsun?” Hizmetçi bu çıkışa şaşırmış göründü. Çilli suratta bir an için öfke gördü. Karşılık verirse tam da Lestat’ın istediğini yapardı. Az önceki hiddeti geçmemiş pürmüz alevi gibi bir şeyden diğerine akan soyut, kimseyi hedef almayan bir öfkeye dönüşmüştü. Önünde durduğunda içinde birikmiş bütün nefreti kusacaktı ama neyse ki kekeleyerek gerilemekle yetindi. “Ben şey…” Lestat iç çekerken gözlerini devirdi. Önemli değil dercesine elini sallayarak adamı susturdu. Buradan uzaklaşmalıydı, belki de yemek yemeliydi. Aklına gelen fikirle adama sordu. “Neyse, buralarda yemek yiyebileceğim bir yer var mı?” Başını sallayan adam Lestat ile birlikte tuvaletten çıkarak ona kapıya kadar eşlik etti. Ardından uzun parmaklarıyla otel kapısından yukarı doğru çıkan yolu gösterdi. Ardından anlatmaya başladı. “İki sokak ilerden sola dönün. O yoldan dümdüz ilerleyin karşınıza çıkacaktır. Şanslıysanız sahipleri sıkılıp kapanmadan yakalarsınız.”

    Hizmetçinin söylediği yeri bulması fazla uzun sürmemişti. Kapıyı ittirdiğinde bacak bacak üstüne atmış sarışın bir kadın zillerin çalmasıyla birlikte ayaklandı. "Noah kalk, müşteri geldi!" İçerideki kedi mırıltısını andıran horlama sesi yerini esnemeye bırakmıştı. Lestat ağır adımlarla rastgele bir masaya kuruldu. Kısa süre sonra kadın sarı, parlak saçlarını savurarak kendisine dönmüştü bu sefer. "Size ne getirebilirim?" Lestat’ın aklına bu tip yerlerde olabilecek bir tek makarna gelmişti. Masadaki menünün hatrı sayılır bir kısmının da soslu makarnalardan oluştuğunu biliyordu. Hangisinin nasıl bir sosa sahip olduğunu umursamadan basitçe açıklamaya girişti. “Makarna… Acı soslu olandan. Arkadaşınız esnemeyi bırakıp hemen hazırlasa çok iyi olur.” Önüne yemeğin gelmesi fazla uzun sürmemişti. Bu sefer resmi bir tavırla kasaya geçmiş olan sarışına dönerek keyifsizliğine tezat bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. “Orda sıkılıyor olmalısın. Gel buraya istersen. Kafamı dağıtmaya ihtiyacım var.” Ne de olsa bir kadını unutmanın en kolay yolu başka bir kadındı. Cadıyı bu sefer alıcı gözle incelerken onu ilk kez görmemiş olduğunu fark etti. Sanki Hogwarts’ta… Hafif bir kaş çatışıyla ekledi. “Bu arada, seni bir yerden tanıyor olabilir miyim acaba?”

    Balo günü

    Elindeki içki dolu bardağı fondiplerken gözüne takılan bir yüz kaşlarının kalkmasına neden oldu. Küçük yuvarlak masalardan birinde yine bacak bacak üstüne atmış sarışın cadıyı tanıması bu sefer zor olmamıştı. Bir yerine iki içki dolu bardak alarak iki uzun adımda cadının yanına ulaştı. “Sana seni bir yerden tanıdığımı söylemiştim.” Teklif beklemeden rahatça oturdu bu sefer ve yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. “Yine karşılaştık ve yine ikimiz de yalnız görünüyoruz. İçki?”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Çarş. Mayıs 16, 2012 3:09 pm

    Andreina gözlerini adamın yaralı elinin üzerinde birkaç saniye gezdirirken kendisine akşam olduğunu hatırlatmaya çalışıyordu. Zamanında fazlasıyla serseri ve sarhoş adama servis yapmıştı, bu yüzden birini yargılamak için bir yaradan daha fazlasının gerekli olduğunu düşünüyordu. Üstelik ona neydi ki, pekâlâ birisi ile kavga etmiş olabilirdi oğlan. Ya da kendisine sataşan gençlerden birine dalmıştı. Her iki durumda da genç cadının üstüne vazife değildi, merak etmesi bile hataydı. Onun fark etmediğinden emin olmak için bakışlarını hemen not defterine döndürdü. Hızla acılı soslu makarna yazdı ve başını sallayarak mutfağa doğru ilerledi. Noah uykulu gözlerle kendisine doğru bakarken kâğıdı yırtıp ona doğru uzattı. “Çok uzun süreceğini sanmıyorum, yeniden uykuna dönersin on dakikaya kadar.” Adamla dalga geçmekte olduğu genç cadının ses tonundan pekâlâ anlaşılıyordu ancak Noah, onu takacak durumda değildi. Zira genç cadınınki gibi sabahın sekizinde başlamıştı mesaisi ve öğlenki yarım saat ara dışında durmadan ocağın başında durmuştu. Andreina kendi durumunun daha kötü olduğunu biliyordu ancak bunu birinin yüzüne vurmasına gerek yoktu. O hem kafenin içerisinde koşuşturuyor, hem de müşterilerin kaprislerini çekiyordu. Üstelik matematiği iyi olmadığı için bazen yanlış para üstü getiriyordu. Bu yüzden birkaç kez maaşından para kesildiği olmuştu ama genç cadı dikkatsizliğinden bir türlü kurtulamıyordu işte. Siparişin hazır olmasını beklerken birkaç dakika omzunu duvara yasladı ve bir ayağını, diğer ayak bileğine doladı. Kollarını da göğsünde birleştirirken aldığı nefesi sesli bir şekilde verdi. Karşısındaki duvardaki saate saniyelik bakışı, bir buçuk saat süresinin kaldığını hatırlattı ona. Saat dokuz buçukta kafeyi kapatıp, Noah ile yollarını ayıracaklardı. Tam gözlerinin kapanmakta olduğunu hissederken aşçı zilinin sesini duydu. Hazırlıksız yakalandığı için dengesini kaybetmiş ve dirseğini duvara çarpmıştı. Siparişin hazır olduğunu belirtmek için illaki bunu yapması gerekmezdi Noah’nın. Belli ki kendisinden başka uyuklamakta olan insanlara karşı garezi vardı. Andreina tabağı dikkatli bir şekilde eline alırken, “Her şey karşılıklıdır.” diye mırıldandı adama doğru. Kendisinden çok, o uyuduğu için intikamını almasının kolay olacağını düşünüyordu genç cadı. Oğlana doğru dengeli adımlar atarken üç masanın sandalyeleri arasından geçti. Bütün gün yaptığı kıvrak hareketleri, bir dans türüne çevirse ünlü olacağını düşünüyordu. Bu düşüncesi üzerine gülümsedi ve bir şey demeden adamın önüne tabağı bıraktı. Arkasına dönüp başka bir masaya oturmaya doğru giderken, serçe parmağına bulaşan acı sosu çaktırmadan emdi. Küçük diline kadar ulaşan acı tadı yüzünden suratı buruşurken, insanların bu sosu nasıl sevmekte olduğuna anlam veremiyordu. Şahsen genç cadının acıya karşı dayanıklılığı çok azdı ve bu yüzden birçok yemeği yiyemezdi. Bazen İspanyol olduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Kültürlerinde bulunan çoğu yemeğin acı sosla çok daha güzel gittiğini biliyordu genç cadı, ancak baharatlılarını çok daha fazla severdi. Tam bu sırada müşterinin kendisine doğru seslenmekte olduğunu duydu. Gittiği yönü değiştirip oğlanın masasına ilerledi. Vakit geçirmek için birileriyle konuşabilirdi elbette, aslında bu önerisi için oğlana minnet duyuyordu. Zira Noah’nın horultuları bir kez daha yükselmişti. “Biliyor musun, sen de bana o kadar yabancı gelmiyorsun. Buralı mısın?” diye sordu, oğlanın hemen karşısına doğru yerleşirken. Onun Hogwarts’tan olabileceği fikri aklının ucundan bile geçmemişti, zira etrafında büyücü olan kişiler, parmaklarının sayısını geçmezdi. Bu arada yapış yapış olduğunu hissettiği serçe parmağını silmek için masanın üstünde duran kutudan bir mendil aldı. Oğlana aldırmadan dilinin ucuyla onu hafifçe ıslattı. Onun kendisine baktığını fark edince, cevap olarak bakışlarını kullandı. Yanlış bir şey yapıyor değildi, zira her siparişten önce ellerini yıkayan bir garsondu. Tabii Noah'ın kendisi kadar titiz olup olmadığını bilemezdi, mutfak görüş sınırları içinde olan bir yer değildi.

    Balo Günü

    Giymekte olduğu krem rengi elbisenin eteğini düzeltirken genç cadı etrafına bakınmaktaydı. Başka kızların kaliteli kumaştan ve makyaj malzemelerinden yapılma görünümlerini içten içe kıskandığını seziyordu ancak bu konuda yapabileceği çok fazla bir şey olmadığını biliyordu. Kıyafetlerinin çoğunu kendisi yapardı Andreina. Annesinden öğrendiği en kaliteli yeteneklerden biri buydu. Şimdi giyiyor olduğu da kendi eseri sayılırdı, salondaki çoğu kızın elbisesi ile yarışamazdı elbette. Belki de genç cadının köşelerden birine saklanma sebebiydi bu, her ne kadar kabul etmek istemediği bir durum olsa da. Çıplak dolaşmaktan daha iyiydi, hem bir gecelik balo için gereğinden fazla para ödeyen kızların zihniyetlerini de anlayamazdı ya genç cadı. Hepsi erkekleri etkilemek için yapılan şeylerdi ve Andreina bunları gereksiz buluyordu. Kendisiyle dış görünüşü dolayısıyla ilgilenecek bir erkeği neden isteyebilirdi ki hayatında? Hem de onu merkezine oturtacak ise... Düşüncelerinin fazla felsefik olduğunu fark ettiği sırada birisinin kendisine doğru ilerlemekte olduğunu fark etti. Ağzı şaşkınlık ile açılırken nasıl bir tepkide bulunması gerektiğinden emin değildi. Sakin kalmaya çalışarak genç büyücünün kendisine doğru yaklaşmasını bekledi. "Ben de sana, bana tanıdık geldiğini söylemiştim. Demek ki ikimizin de hafızası oldukça iyi." 'Keşke matematiğim de öyle olsaydı.' diye düşündü genç cadı. Yine maaşından kesilmiş olan yirmi avro yüzünden canı sıkılmıştı. Tabii bunu oğlana belli etmemek için samimi bir gülüş yerleştirdi dudaklarına. "O kadar yalnız sayılmam. Düşüncelerim sağolsun hiç rahat bırakmaz beni." Onayladığını gösteren, nazik bir tavırla oğlanın kendisine uzatmış olduğu bardağı aldı. Kırmızı şarabın kokusu anında burnuna dolarken, onun oturmasını izledi. Ayakta kalmasına gerek yoktu zaten; üstelik zamanında o, genç cadıyı yanına çağırmamış mıydı?


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Çarş. Mayıs 16, 2012 11:14 pm

    “Biliyor musun, sen de bana o kadar yabancı gelmiyorsun. Buralı mısın?” Bir taraftan da önündeki peçetelerden birini almış diliyle ıslatarak elini temizlemekle uğraşıyordu. Lestat bu tepkiye önce şaşırdı, kızın umursamaz bakışlarını görünce gülümsedi. Rahat olmasını garipsese de hoşuna gitmişti. Her zaman nazik, karşısındakini efendi sanan kişileri sevmezdi. Kızı rahatlamak istercesine dudaklarını araladı. “Rahat ol, sorun yok. Aslında resmi hizmetçilerle dolu bir otelden sonra böylesi gerçekten iyi” Keyfi bir parça da olsa yerine gelmişti. Çatalı makarnaya batırarak döndürdü ve ağzına attı. Ardından masadaki sürahiden bardağına su doldurdu. Su hem ağzına yayılan acı tadı azaltmış hem de yutmasını kolaylaştırmıştı. Kızın rahatlığına karşılık ağzını silmeye gerek görmeden sandalyesinde kaykılarak konuşmaya başladı. “Rahmetli babam buralıydı. Buraya onun doğduğu şehri merak ettiğimden geldim. Şehrin her tarafından güzel kızlar çıkıyor. Ellerinde gitar âşık aşık dolaşanları şimdi daha iyi anlıyorum.” Karina’nın babasına söylediği yalana benziyordu. Bu da dolandırıcı içgüdülerinin iyi çalıştığını gösteriyordu. Lestat aynı konuda alakalı alakasız herkese aynı yalanları söylerdi. Böylece kötü tesadüflerden sıyrılması çok daha kolay olurdu. Aynı şekilde yalanlarının ardından hep konuyu değiştirmeye çalışırdı. “Aslında senin de güzelliğinle burayı doldurman gerekirdi.” Gözleri cadının vücuduna değil doğrudan yüzüne bakıyordu. Çoğu kişinin vücuduna bakmasından sıkılmış olmalıydı zaten. Fakat yüzüne hatta tepkisini görmek istercesine gözlerine bakarak amacının o olmadığını söylüyordu. Hafif bir gülümsemeyle ekledi. “Bugün şanslı bir günüm sanırım. Seni kendime alıkoyabildim. ” Kızın gözlerine daha iyi bakarken hala onu hatırlamaya çalışıyordu. Adını söylemediğini fark ederek ekledi. “Ha bu arada ben Lestat.” Peçeteyle silmeyi ihmal etmediği elini uzattı.

    Bugün

    "O kadar yalnız sayılmam. Düşüncelerim sağolsun hiç rahat bırakmaz beni." Düşünceler… Bu Lestat’a kendisini hatırlattı. Üvey babasının gitmek bilmeyen hayali, kötü kâbuslar, vicdan azapları… Özellikle son iki ayını Karina’nın kendinden uzaklaşmasına yarı öfkelenip yarı üzülerek geçirmişti. Tecavüzcü o gün ellerinden kaçıp gitmesi de cabasıydı. Notunu okumuş olmalıydı ve o gece düşmanlarını görmek için gelmişti. Sonrasında Lestat bir daha Karina ile konuşmadığı için adamın onu izleyip izlemediğini bilmiyordu ama Lestat kısa sürede izini ve kimliğini kaybetmişti. Bu konuyu Karina ile konuşmak istediği son seferde onu bir oğlanla öpüşürken yakaladığına göre o da henüz bir şey görmemişti. Kendi kendine güldü. Düşünmekten bahsetmek bile bir sürü düşüncenin zihnine akmasına neden oluyordu. “Düşüncelerle yalnız kalmak daha kötü ya…” Hafif buruk bir gülümseme yayıldı suratına. Gerçekten de düşünmek yerine göre iyi olsa da çoğu zaman zehirli bir şeydi. İnsanı dünyadan koparır anın zevkini çıkarmasını engellerdi. Ne kadar çok düşüncelere kendini bırakırsa o kadar çok vaktini boşa geçirmiş olurdu. Özellikle de düşünceleri karamsarlık, kıskançlık ve türlü sorunlarla ilgiliyse. Yüzündeki buruk gülümseme genişlerken ekledi. “Özellikle de eğlenmen gereken bir gecede.” Cadının aklına takılan neydi merak ediyordu. İspanya'nın arka sokaklarında bir kafede bulduğuna göre pek zengin sayılmazdı. Aklındaki mesele en basidinden para ile ilgili olabilirdi. Birikmiş bir borç, para yetiştirilemeyen gereksinimler, hatta burada süslü bir çok kızın aksine sade bir kıyafetle gelmesi gibi şeyler geliyordu aklına. Bugünlerde hak ettiği teşekkürü alamasa da iyilik meleği kesilmişti zaten. Bu yüzden anlayışlı bir ses tonuyla eklemeden edemedi. “Ama seni rahatlatacaksa seni dinleyebilirim. O gün başını çok ağrıtmıştım.”



RpO: Bu kötü oldu biraz biliyorum. Diğerinde toparlarım.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Perş. Mayıs 17, 2012 1:54 pm

    Andreina yavaş bir tavırla, diliyle ıslatmış olduğu mendili serçe parmağına sürttü. Çok temizlenmiş sayılmazdı elbette ancak acı sosun kıyafetine ya da yüzük parmağına bulaşmasını istemezdi. Oturduğu yerde kıpırdandı ve genç adamın yemek yiyişine bir anlık göz attı. Halinden oldukça memnun gibi görünüyordu, Andreina’nın rahatlığı hoşuna gitmişti anlaşılan. Genç cadı bütün bir gün boyunca fazlasıyla insanla etkileşim halinde bulunduğu için artık çekindiği bir durumla karşılaşmıyordu. Üstelik senelerdir bu böyleydi. Genç cadı sorun çıkaran müşterilerden, kendisine fazlasıyla asılan, fiyatlara laf eden ve böyle küçük bir kafeye neden geldiğini bilmediği gurmelere kadar karşı karşıya gelmediği tip kalmamıştı. Şimdi karşısındaki oğlan bu yüzden kendisine garip gelmiyordu, aksine ilgi çekici olduğu bile söylenebilirdi. Elindeki yara fazlasıyla yeni gibi görünüyordu ve Andreina onun tehlikeli olup olmadığından emin olamıyordu. Bakışları oldukça sakindi ve birine saldırma amacı varmış gibi durmuyordu. Genç cadı bu saatte gelen müşterilerin genelini düşününce, oğlanın para ödemeden kaçabileceği olasılığı belirdi zihninde. Ona karşı koyamazdı zaten şu durumda. Noah’nın da yardımının dokunacağını sanmıyordu, zira onun uyanıp o halle buraya kadar gelme süresinde oğlan kolayca o uzun bacaklarıyla tabanları yağlardı. Bu olasılığı zihninden silmeye çalışan genç cadı paranoyak bir tavır takınmanın gereksiz olduğunu düşünüyordu. Onun dedikleri üzerine gülümserken ‘âşık âşık’ kelimesine takıldı. Evet, genelde İspanya’daki gençler, kızları tavlamak için bu tür yöntemleri kullanırlardı. Zira Andreina fazlasıyla küçük bir kasabada yaşadığı için bu tür durumlar çok çabuk duyulurdu. Kimin kiminle birlikte olduğu ya da kimin ilişkisinde ciddi düşündüğü benzeri dedikodular kolayca kulaktan kulağa taşınırdı. Genç cadı annesinin de bu yollardan geçip geçmediğini merak etti kısa bir an için. Ancak bu konuya girmek gibi bir niyeti yoktu, kendini bildi bile kadının bir aşk hayatı yoktu çünkü. Bütün zamanını, geçinebilmek ve kızını aç bırakmamak için uğraşarak geçirmişti. Genç cadı ona minnettardı bu yüzden, kendisiyle ilgilenen bir aile bireyi vardı en azından. Onun sayesinde kendisini güvende hissediyordu zaten. “Bu saatlerde insanlar şık restoranları tercih ediyor, onun için bu kadar boş burası.” diye açıklamada bulundu genç cadı. Aslında oğlanı neden ikna etmek zorundaymış gibi hissettiğinden emin değildi. Zira Andreina’nın bu rahatlığını pekâlâ yanlış anlamış da olabilirdi. Genç cadı, oğlanın kendini tanıtması üzerine gülümsedi. “Andreina Rikki Nelida Flor Barries. Kısaca Anna diyebilirsin.” dedi alaycı bir kahkaha atarken. İspanyolların uzun isimlere sahip olduğunu söylemesine gerek yoktu, çoktan anlamış olması gerekirdi. Genç cadı bu durumu her ne kadar saçma buluyor olsa da sahip olduğu isimleri seviyordu. Konuyu değiştirmek için çabalarken, “Peki sevdin mi buraları? Her nereden geliyorsan, oranın daha güzel olduğuna bahse girebilirim.” dedi. Yaşadığı yeri sevmiyor değildi genç cadı, sadece oğlanı kıskanmıştı. Sırf istediği için babasının memleketine gelebilmişti. Andreina, zorunlu olarak İngiltere ve yaşadığı bu küçük kasaba dışında hiçbir yeri gezip görme şansına sahip olamamıştı. Elini yavaş bir şekilde alnına vurduğu sıra oğlana içecek olarak bir şey isteyip istemediğini sormayı unuttuğunu fark etti. Belki de dünya üzerindeki en kötü garsondu ve bu gidişle öyle kalmaya devam edecekti. "İçecek bir şey istiyor muydun?" diye sordu alelacele. Bu sırada masadan kalkmak için teşebbüste bulundu.

    Bugün

    Genç cadı bardağı ağzına yaklaştırdı ve şarap ile hafifçe dudaklarını ıslattı. Oğlandan çekinmesi ya da korkması için hiçbir sebebi kalmadığı için memnundu, zira Hogwarts’ta öğrenci olduğunu daha önceden bilseydi en başından onun tehlikeli olduğu düşüncesine kapılmazdı. Gözlerini onun giydiği takım elbiseye çevirdi. Zengin çocuğu olduğu belliydi, ceketinin ipek kumaşı salonun ışıklandırması üstüne vurdukça, resmen ışıldıyordu. Andreina gözlerini onun üstünden çekerken saçlarını omzunun gerisine attı. “Sana ne anlatmamı istiyorsun, anlamış değilim.” dedi, kaba bir tavır takınmamak için. En çok eğlenmesi gün, balo günleri değildi genç cadıya göre. Maaş günleri bile onu daha fazla mesut ediyordu herhalde. Bu düşüncesi zihninden geçerken, bu kadar para düşkünü olduğuna inanmak istemiyordu genç cadı, insanları zihninde zengin-fakir diye sınıflara ayırmamalıydı. Bu doğru değildi, kıskanmak yerine gıpta etmesi daha iyi olurdu.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Cuma Mayıs 18, 2012 6:20 pm



    Yıllar Önce

    Lestat’ın dikkatli bakışları restoranda dolaştı. Pahallı cilalar sürülmüş ahşap masaların ortalarından kırmızı şeritler geçiyor şeritlerin üzerleri ise çiçek ve içeçeklerle süsleniyordu. “Demek zenginlerin gittiği yerler buna benziyormuş.” Liesje irileşmiş gözlerle etrafı incelemeye koyulmuştu. Günlerdir hiç olmadığı kadar neşeli görünen kardeşi heyecanla iç çekti. Onun gözü daha çok parlayan ışıklara ve dans pistindeki havalı gençlere kaymıştı. Henüz Hogwarts mektubu gelecek yaşa yeni gelmiş olmalarına rağmen hep kendinden büyük gibi davranmaya meraklı olmuştu. “Havalıymış, öyle değil mi Less!” Lestat omuz silkmekle yetindi. Franz için çalışıyor olduğu fikri hala ağzında acı bir tat bırakıyordu. Fakat yakalanmışlardı ve lanet herif onlara başka şans bırakmamıştı. Merlin aşkına başaramadığında olacaklardan korkmasa onu öldürürdü bile. Aslında daha çok Liesje’nin tepkisinden korkuyordu. Sesindeki soğukluğu gizlemedi. “Kendini kaptırmasan iyi edersin. İşin ucunda yağlı lokma olmasa zor gönderirdi Franz buraya.” Söylediklerini vurgularmış gibi zengin kıyafetlerine bürünmüş üvey babaları da çıkıp gelmişti. Üvey kızkardeşi bir an babasına baktıktan sonra ona görünmeden dilini çıkardı. Savurduğu saçları sadece genç büyücü görecek kadar bunu perdelemişti. Kulağına doğru bir fısıltı doldu. “Sen de anın tadını çıkarsan iyi edersin, mantık abidesi kardeşim.” Mantık abidesi… Zeki davranıp yaptıkları işin iğrençliğini düşününce böyle olunuyordu demek. Yine de onun çocuksu tavrına dayanamayarak gülümsedi.

    Babaları soylu görünümlü birine yaklaşmıştı bile. Lestat gözlerini kıstı ve avına bakan bir yırtıcı tavrıyla incelemeye başladı. Pahallı ipekten uzun bir smokin giymişti. Gömleği, kravatı her şeyi titizlikle ölçülü bir şekilde duruyordu. Hareketlerinde de kırışık bırakmak istemezcesine bir incelik vardı. Titizlik meraklısı, hatta takıntılı olduğuna şüphe yoktu. “Hah, çocuklarım da buradaymış. Gel aziz dostum seni onlarla tanıştırayım.” Derin bir nefes verdi. Oyun başlıyordu. Adamla yanlarına geldiğinde eldivenli el kendisine doğru uzandı. “Merhaba evlat” Lestat nazikçe gülümseyerek uzatılan eli sıktı. Masaya geçtiklerinde Franz onları oyalarken Lestat da adamın zihnine girmeye çalışıyordu. Fakat bunu yaptığında karanlık hoş olmayan bir şeyle karşılaştı. Kontrolsüzce titremeye başladı. Elini başına götürdü. “Baba başım çok kötü. Biz git…” demeye çalışsa da gözünü hırs bürümüş Franz aptal oyunu sürdürmekle meşguldü. “Saçmalama evlat. Bay Nimburg’u kırmak…” Merlin aşkına bunu nasıl görememişti. Franz artık yaşlı bir kurttu ve her eskimiş gibi ava giderken avın kendisi olmuştu. Etraflarındaki her şey bir sahne oyunuydu. Zengin beyefendiler hoş gülüşlü kadınlar ve diğerleri. Tavırlardaki garipliği görmeliydi. İçindeki huzursuzluk şimdi anlam kazanmıştı. Nazik bir jest yaparak masadan doğrulurken vampirle göz göze geldi. Nimburg’un gözleri kısılmış, şüpheli bir tavra bürünmüştü. Kalkmadan önce adamın şüphelerini gidermek için zihnine birazcık sakinlik pompalamayı ihmal etmemişti. Tuvalete doğru önce yürümeye sonra koşmaya başladı. Liesje’nin kendisini takip ettiğini görünce rahatladı. Tuvalete girip etrafa bakındıktan sonra sessizce olanı anlatmaya başladı. “Onun ne olduğunu biliyor musun? Bizi vampirlerle dolu bir restorana getirdi ve…” Sözü kesilirken donup kalmıştı. Vampir meraklı bir tavırla adım adım kendilerine yaklaşıyordu. Hızla kapıyı kapatırken yoğunlaşmaya çalıştı. Cam atlayamacakları kadar dar ve yüksek görünüyordu. Kaygan fayanslar işi zorlaştırıyordu. Tuvaletlere saklanmak gibi basit bir numaranın da tutmayacağından emindi. “Lanet olsun.” Tam çıkacak bir yol ararken gözüne klozetler ilişti. Bir insanın geçebileceği tek delik o görünüyordu. “Bir yol var. Ama biraz iğrenç.”

    Haziran

    Güzel garsonun zengin restoranlardan bahsetmesiyle hatırladığı anı üzerine bir an boş bakışlarla çatalını önündeki yemekte gezdirdiğini fark etti. Bir yemekte düşünülebilecek en son anıydı ama işte şans mıdır şanssızlık mıdır bilinmez bu andan sonra Lestat asla lüks mekanları tercih etmez olmuştu. Tabii buna değecek bir kazanç söz konusu değilse. Bazen Franz kadar hırslı olabiliyordu. Dikkatini cadıya verdiğinde onun ismini söylediğini fark etti. Fakat daha farkındalığı yeni açılmışken hızla söylenen isime şaşkınlıkla bakmakla yetinmişti. “Andreina Rikki Nelida Flor Barries. Kısaca Anna diyebilirsin.” İsmin uzun olmasına rağmen kulağa bir melodi gibi geldiği açıktı. Belki de cadının gösterişli bir tonla söylediği için böyle gelmişti. Ya da onu o söylediği için. Karina’nın karakterinden etkilenmiş, kendinden bir parça bulmuştu. Andreina, ya da onun kısalttığı şekliyle Anna’nın ise rahat ve sıcak tavrı sıkıntılarla dolu olduğu babasıyla ve geçmişiyle hesaplaştığı bir günde ilaç gibi gelmişti. Bu sanki cennetten bir meleğin uzattığı eldi ve onu tutmak, huzur bulmak istiyordu. “Peki sevdin mi buraları? Her nereden geliyorsan, oranın daha güzel olduğuna bahse girebilirim.” Lestat hafifçe gülümsedi. Annesine babasının İspanyol olup olmadığını sorduğumda onun bir gezgin olduğunu bu yüzden memleketi olmadığını söylemişti. Lestat da özgürleştiği o yangından beri bir yere bağlı kalmadan sürekli farklı şehirlerde geçirmişti tatillerini. Üstelik Hogwarts dışında hiçbir yeri de özlediği yoktu. “Her şehrin kendince güzelliği ve onu güzel yapan şeyleri vardır. Gün Batımı Karnavalı için kurulmuş bir sirke gitme fırsatı buldum onun dışında dar arka sokaklarını gezdim. Hoş bazı tatsızlıklar da yaşamadım değil” Karina ile mutsuz biten anılarının zihnine dolmasını bekledi ancak bu olmamıştı. Karşısındaki cadının garip çekimi düşüncelerini farklı yöne çekmesini engelliyordu. Ardından duraksayıp gülümseyerek ekledi. “Ayrıca ucuz bir palavra olarak görmezsen, böyle sıcak bir karşılama gösteren bir güzelle karşılaştığım için bu şehre iyi ki gelmişim diyorum.”

    Bugün

    “Sana ne anlatmamı istiyorsun, anlamış değilim.”,Sessiz ve gizemli… Lestat’a açılmamış bir kutu gibi gelen Anna İspanya’dan ayrıldıktan sonra sürekli aklına gelir olmuştu. Hatta bazen Karina için duyduğu suçluluk hissini bile geçiyordu. Bilinmezliğe merak mı, güzellik mi, yoksa hiç karşılaşmadığı türden saf bir ruhun ilgi çekiciliği miydi bunu sağlayan emin olamadı. Belki de tüm bunlar için ortak bir kelime bulmalıydı. Zihnine gelen fikri iteklerken dudaklarını araladı. “Hmm… Şöyle söyleyeyim o zaman. Bu kadar tesadüfle birbirimizi bulduğumuza göre bizi birleştiren kaderin amacını öğrenmek istiyorum.” Duraksadı ve aynı soruyu farklı şekilde nasıl sorabileceğini düşündü. Cevabın gelmesi uzun sürmemişti ama işe yararlığından emin değildi. “Hmm… Bir tahmin oyunu oynamaya ne dersin? Ben senin hakkında doğru bir şey bilirsem içkinden bir yudum içeceksin. Sen bilirsen de ben.” Israrcı görünmek istemiyordu ancak meraklı bir şekilde kızın düşünmekten kast ettiğine gönderme yapamadan edemedi. “Belki biraz neşelenip anın keyfini çıkarmanda yardımcı olur.”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   C.tesi Mayıs 19, 2012 9:05 am

    Andreina oğlanın dediği karşısında gülmemek için kendisini zor tuttu, zira Kastilya’nın çok fazla sevilecek yeri yoktu. Bu kadar küçük bir kasabaya ziyarete gelmişse eğlenebileceği türden bir şey bulamazdı. Üstelik genç cadı oğlanın sakin biri olmadığını bakışlarından algılayabiliyordu, elinde bulunan yara da düşüncelerini pekiştiriyordu adeta. Burada uzun süre yaşamaya kalkışsa muhtemelen sıkıntıdan kendisini asardı ya da çoktan bir ıslahevine düşmüş olurdu yolu. Genç cadı gözlerini oğlanın üstüne kaldırırken hiç böyle bir durumda bulunup bulunmadığını merak etti. Sakin bakışlara sahip olabilirdi ama geliştirmiş olduğu vücudundan hiç de yerinde oturacak ve hiçbir işe karışmayacak bir tipe benzemiyordu. Andreina onu sokakta görse muhtemelen böyle bir izlenim verdiğinden yolunu değiştirirdi. Dağınık saçları da ‘Ben tehlikeyim.’ havası veriyordu, kemikli çene yapısını hiç saymasa bile. Elmacık kemikleri o kadar çıkıktı ki bunun tam tersi minik bir burnu vardı. Demek ki kavgalara karışmış olsa bile onun kırılmasını engellemişti. Zira genç cadı kırık ya da en azından bir zamanlar kırık olan burnu hemen tanıyabiliyordu, derinin ortasında küçük bir çıkıntı olurdu. Ki bu durum muhtemelen oğlana daha çok tehlike modu katardı ama genç cadı buna ihtiyacı olmadığını sezebiliyordu. Temkinli bir tavırla boğazını temizledi ve onun dediklerine karşılık tek yaptığı dişlerini göstererek gülümsemek oldu. İçecek teklifini ya duymazdan gelmişti ya da susamış falan değildi. Andreina acı soslu makarnayı nasıl olup da boğazından sıvı geçirmeden yiyebiliyordu, anlamış değildi. Daha demin kendi genzini yakan sosun, Lestat’ı hiç etkilemiyor oluşu garip bir durumdu. Demek ki kökeni mutlaka Meksika’ya falan uzanıyordu. Gülümsemesini genişletti genç cadı, bu onu neden ilgilendirsindi ki? Muhtemelen bu adamı bir daha hiç görmeyecekti, tabii diğer askıntı müşteriler gibi kafenin açık olduğu her gün damlamayı düşünmüyorsa buraya. Genç cadı onun daha ne kadar buralarda kalacağını düşündü, eğer turist olarak geldiyse ve çoktan karnavalı da gördüyse yakın bir zamanda gidiyor olmalıydı. Andreina bir an merak etti, küçük çaplı karnavalı kasaba sakinleri dışında turistler pek duymazlardı, zira karnaval sahipleri direklere ya da duvarlara afiş yapıştırmayı akıl edemiyorlardı. Belli ki reklam zihniyetinin nasıl olduğuna dair en ufak bir fikirleri bile yoktu. Lestat mutlaka buralardan birilerini tanıyor olmalıydı, gerçi dediği gibi babasının memleketi ise Kastilya, tanımaması için hiçbir sebep yoktu. Derin bir nefesi ciğerlerine yollarken genç cadı parmakları ile oynamaya başladı. Bu sırada başını öne eğmiş ve kaba olmamak için esnemesini gizlemek zorunda hissetmişti kendini. Elinin tersi ile ağzını kaparken bugün günlerden ne olduğunu düşündü. Daha Perşembe idi, yani Salı’ya çok vardı. Dirseklerini masaya dayarken ofladı yüksek sesle, şuraya kafasını dayayıp uyuyabilmek için nelerini vermezdi şimdi. Ancak iradeli davranması gerektiğini biliyordu, gece nöbetinden kazanacağı paraya cidden ihtiyacı vardı. Hem kendisinin hem de annesinin. Şu an onun ne yaptığını düşünürken, kalbinin sızladığını hissetti genç cadı. Elinde olsa annesini hiç çalıştırmazdı ancak onun işi bırakması demek, sokaklarda sürünmek ile eş değerdi. Kendisini fazlasıyla aşağılanmış gören genç cadı bir kez daha ciğerlerinden yükselen esnemeyi ört bas etmeye çalıştığından olsa gerek gözlerinin yaşardığını hissetti. Oğlana sanki ağlıyormuş havası vermemek için gülümsedi, zira o da sessizlikten faydalanıp yemeğine yönelmişti. Onu meşgul ettiğini hisseden Andreina masadan kalktı Lestat'ın ne olduğunu soran meraklı sesine aldırış etmeden. Kollarını havaya kaldırıp vücudunu esnetirken yavaş ve uyuşuk adımlarını içecek otomatına yöneltti. Cebine atmış olduğu birkaç bozukluğu çıkartarak seçeneklerini gözden geçirdi. Uyumamak istiyorsa ciddi bir kafein kaynağına ihtiyacı olacağından, manchao denilen ‘lekeli’ kahvenin düğmesine bastırdı başparmağını. Makineden gelen gürültüleri dinlerken, bunu evde de çok içiyor olduğunu inkar edemezdi. Kahvenin sertliğini almak üzere, bir bardak kahveye damlatılan birkaç damla sütten ibaret son derece koyu bir tür olduğundan, içen kişiyi anında girdiği uyuşukluktan arındırmak üzere yapıldığı belliydi. Andreina sıkıntıdan ayakkabısını yere vurarak ritim tutmaya başladı. Kahvenin hazır olduğunu belirten bipleme sesinden sonra eğildi ve camı kaldırarak bardağına uzandı. İçeceğin yaydığı ve kartonun dışına vuran sıcaklığı parmaklarını yaksa da umursamadan elinin arasına aldı bardağı. Oğlanın yanına gidip gitmemesi gerektiğinden emin olamasa da omuz silkip ilerlemeye başladı. Onun meraklı gözleri bir kızın, bir de elindeki bardağın üzerinde dolaşırken durumu anlamaya çalıştığı belliydi. “Benim için uzun bir gece olacak, seni bilemem.” diye mırıldandı Andreina, yeniden karşıdaki koltuğa yerleşirken. “Belli ki sen içecek bir şey istemiyorsun, zira soruma cevap bile vermedin. Çok kaba bir davranış.” Kaşlarını çatıp, dudaklarını bükerken alaycı bir tavırla konuşmuştu genç cadı. Müşteri yargılamama saatinin içerisindeydi hala, mesaisi bittiği an birilerine sövmeye başlayabilirdi. Noah’dan başlayarak.

    Bugün

    Andreina aynı duygu selini yaşayarak bir kez daha gülmemek için kendisini tuttu. Kader denen şeye inanmakta güçlük çekiyordu. Bazıları lüks ve her şeyin ellerinin altında bulunduğu varlıklı bir yaşam sürerken, kendisinin ve annesinin yokluk yüzünden sürünmeleri inanılacak şey değildi. Hak edenlerin değil de baba parası yiyenlerin yaşamlarıydı kısaca bu bahsedilen şey. Başkalarını önemsememek, alnımda yazan buymuş diyerek önüne gelen fırsatları kaçırmak ve ölenlerin ardından yas bile tutmamak. Kader denen şey buysa, ona inanmamayı tercih ederdi genç cadı. “Hayatımı yönlendiren benden başka biri olamaz, olmamalı da.” dedi kısa kesme amacı güderek. Bardağına kısa bir bakış atarken midesinin bulandığını hissetti. Onu bir an için masaya bıraktı fakat elbisesinin omuz bölümünü düzeltirken oğlanın sorusunu duydu. Belli ki amacı kızın hakkında bir şeyler öğrenmekti, ancak aynı zamanda onu çakırkeyif yapmaktan da büyük mutluluk duyacaktı. Genç cadı başıyla onu onaylarken, ‘Neden olmasın?’ diye düşünüyordu. Sonuç olarak bu gece bu salondaki neredeyse herkes kafayı bulacaktı, Andreina da bir kere dozu kaçırsa fena olmazdı. “İlk ben.” Gözlerini oğlanın keskin hatlara sahip çehresinde gezdirdi ve açık bir nokta bulmaya çalıştı. “Kafanın dikine giden birisin.” Kaşının tekini merakla kaldırırken, Lestat’ın vereceği tepkinin ne olacağını tahmin etmeye çalışıyordu.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   C.tesi Mayıs 19, 2012 12:13 pm



    Cadının gözlerinin üzerinde dolandığını hissetti. Normalde insanların bakışları onu germese de bu sefer zeki gözler sanki sırrını açığa çıkaracakmış gibi geliyordu. Hogwarts’ta dikkatin üzerinde olmasına alışıktı. Özellikle kız arkadaşına ot sattığını öğrendiği günden beri nefretle bakan Richard’ın gözleri başta olmak üzere pek çok dostça ve düşmanca bakışları fark ediyordu. Richard, Haksız değildi, Lestat onun maskesini düşürüp gerçeği yüzüne vuran ilk kişiydi. İnsanlar zayıflıklarını, hatalarını karanlık yanlarını görmek istemezdi. En pisliği bile kendini yüceltmekten zevk alırdı. Yüce şeyler yapamıyorsa o zaman yaptığının doğruluğunu savunurdu. Genç binadaşı da öyleydi. Yaşadığı her neyse o kadar ağır gelmişti ki onu öfke dolu karanlık bir ruha dönüştürmüştü. Fakat iyi tarafı bundan nefret etmiş ve asla kabullenmemişti. Lestat ise sadece doğruyu dile getirdiği için düşman seçilmişti. Kendinden bu şekilde nefret edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Cadının ya da içeride horlamakta olan arkadaşının gözünde öylesi bir nefret ve güvensizlik görmediği açıktı. İkisinde de ortak olan tek duygu tedirginlikti. Lestat Richard’a olanın kendisine olmasından Anna ise kızlara özgü bir korunma çabasıyla geri duruyordu. Yemeğini yemeği sürdürürken, elinde olmadan kızı incelemeye başladı. Sözlerine karşılık gülümsemiş, sonra aklına ne gelmişse daha da gülümsemişti. Bir an alay ediyor olduğunu düşündü, ama bu fikir hemen zihninden uçup gitti. Ne diyeceğini ne yapacağını bilemeyen bir insanın gülümsemesiydi bu. Sonrasında parmaklarıyla yaptığı hareketler de fikrini destekliyordu. Gergin olması bir açıdan iyiydi, Lestat’ı çözmediğini ya da hakkında net bir yargıya varmadığını gösteriyordu. Konuşkan biri olmasına rağmen genç büyücü de sessizliğe uyum sağladı bir süre. Uzaktan bakan birisi ikisinin iki âşık olduğunu düşünebilirdi. Tabii kızın esnemelerini saymazsak. Tabloyu ciddi anlamda bozduğu açıktı. “Benim için uzun bir gece olacak, seni bilemem.” Uzun bir gece… Esnemek ve uyuklamayı İspanya’nın yerel davranışı gördüğü için pek önemsememişti. Ancak cadı gerçekten de her an düşüp bayılacakmış gibi görünüyordu. Akşam ne iş yaptığını düşünmeden edemedi. Sorsa da eğer yanlış bir işse kendisine söylemeyeceği açıktı. Lestat’ın hiçbir işi yoktu, bir an kızı takip edip işini öğrenmek istese de bu fikri kafasında erteledi. “Belli ki sen içecek bir şey istemiyorsun, zira soruma cevap bile vermedin. Çok kaba bir davranış.” Lestat bitirdiği tabağını ileri doğru itip çatalı bırakırken hafifçe gülümseyerek omuz silkti.

    “Diğer sözlerin daha ilgi çekiciydi. Seni garson olarak düşünmemek suç mu? Senin o kadar lafımdan sonra sadece susman da kabalık değil mi?” Ses tonunda dudaklarını büzen cadıdaki aynı alaylı tavır vardı. Aslında sessiz kalmasında sürekli düşüncelere dalma alışkanlığı daha çok etkiliydi. Ancak yine de sohbeti bir siparişle sürdürmek içine gelmiyordu. Bu yüzden Anna’dan hızlı davranarak önündeki tabağı alarak doğruldu. Hafif bir tıkırtıyla altındaki sandalyeyi geri iterken bir taraftan konuşmaya başlamıştı yeniden. Cevap bulamasa da onu sürekli ayık tutardı. “Aslında şu elindekinden içsem fena olmaz. Yemekten sonra birer kahve gibisi yoktur. Ama sen otur. Bu sefer ben dolduracağım.” Tabağı aldı ve önce kahveyi hazır etmesi için ayarlamak üzere makineye, sonra da az önce aşçı arkadaşının göründüğü yere doğru yöneldi. Garsonluk yaptığı günler olmuştu. Bu yüzden bu işi yaparken pek zorlanmamıştı. Üst üste toplanan kirli tabakların üzerine tabağını bıraktı. Çatalını da uygun oyuğa bırakıverdi. Döndüğünde kahvesini dumanı tüter halde hazır buldu. Bu muggle makinelerini seviyordu. Yerine geçerken yeniden konuşmaya başlıyor. “Bana bakışlarını düşünüyordum. Issız bir kafe, uyuyan iş arkadaşını saymazsak yalnızsın. Elinde yara, saçları dağılmış bir adam içeri giriyor ve görünüşün tersi bir nezaketle masasına çağırıyor. Alışık olmadığın türden bir şey olmalı.” Cadının tavrındaki değişimi görmesi gecikmemişti. O an tahminlerinde hiç de yanılmadığını fark etti. Ona ne söylemeliydi? Bir an düşündükten aklına yalan söylemek konusundaki kuralı geldi. Hayat garip tesadüflerle doluydu ve bu küçük yerde hizmetçi kadın doğrudan burayı tarif ettiğine göre belki de tanıdıklardı. Rahat bir tavırla kaykılıp bacak bacak üzerine attıktan sonra konuşmasını sürdürdü. “Ah, haklıymışım. Şanssız bir günümdeyim. Elimi kendimi korumaya çalışırken kestim. Manyağın teki kafamda şişe kırmaya çalışıyordu. Hem de sevgilisine sarkan bir adama benzettiği için. Az kalsın yüzümü parçalayacaktı.” Yüzüne o anın tedirginliği aklına gelmiş gibi bir ifade yansıttı. Bir kavga zaten kızın ilk aklına gelen şey olacaktı. Belki fazlası olduğunu düşünecekti ama bu yalanı bulmuştu bir kere. Değiştiremezdi. Bir an duraksadıktan sonra ekledi. “Neyse ki fazla bela olmadan elinden kurtulmayı başarmıştım. Kafa dağıtmak için bir yer arıyordum ve otelin hizmetçisi bir bayan burayı gösterdi.”

    Bugün

    Cadının kader hakkındaki sözlerine gülümseyip başıyla onaylamakla yetinmişti. Zaten Lestat’a göre kaderi yaratan biri gerçekten varsa oturup yerinde kahkahalarla kullarının zavallılıklarını izlemek için yaratmıştı. En azından kendi hayatı için bu böyleydi. Her şeyi dengede tutmaya çalıştığı her seferde ummadığı bir şeyin onu tutup köşeye sıkıştırmasını başka türlü açıklayamazdı. Hayır, Lestat cadının aksine kadere inanıyordu ama ona boyun eğmek yerine her zaman savaşmayı seçmişti. Bu uğurda katil olmayı bile göze almıştı. Yüzüne yansımaması için bu düşünceleri zihninin gerilerine attı. Zira Anna ilk hakkı eline alarak çoktan yüzünü incelemeye başlamıştı. O kızın bakışlarından niye bu kadar tedirgin olduğunu sordu kendine tıpkı iki buçuk ay önce onunla karşılaştığında sorduğu gibi. Bir an sanki bütün sırlarını dökecekmiş gibi görünen cadı basit bir tanımlamaya başladığında rahatladı. “Kafanın dikine giden birisin.” Lestat omuz silkerek içki dolu kadehi tek seferde bitirdi. Şarabın yoğun tadı ve rahatlık hissi bedenine yayıldı. Tedirginliği yükselmeye başlarken iyi gelmişti aslında. Yeniden o rahat eğlenceli tavrına kavuşurken konuşmaya başladı. “Beni dizginleyecek birinin hiç çıkmamasındandır. Babam ölmüştü ve üvey babam sadece annemin parasıyla ilgileniyordu. Annemse…” Annesi hakkında ne söyleyebilirdi ki? Çocukluğunda Lestat için bir tanrıçaydı. Sadece kendisine ait olan, ona her şeyi esirgemeden veren güleryüzlü bir tanrıça. Franz her şeyini olduğu gibi onu da elinden almıştı. Hatta ilk kaybettiği bir annenin sıcaklığı olmuştu. Yeni bir erkeğin kollarındayken Lestat’ı niye neredeyse umursamıyordu. Aslında belki de… Zihnindeki düşünceyi bastırdı. O, hala Lestat için bir tanrıçaydı. Öyle kalmalıydı, düşünceleriyle onu kirletmek istemiyordu. Kafasını dağıtmak için cadıya yöneltti bakışlarını. Sıra bu sefer kendisindeydi. “Her neyse oyunun keyfini kaçırmayayım. Hmm… Bir düşünelim.” En basit tanımlamalardan başlamak, her zaman en doğrusu olacaktı. O gün yoğun bir şekilde olan, bugün azalsa da devam eden tavrına takıldı ilk kafası. “Her şeye rağmen benden korkuyorsun, güvenmiyorsun ama seni buradan çekip gitmekten alıkoyan bir şey var.” Yüzüne yarı muzip yarı çapkın bir ifade yerleştirerek kokusunu çekecek kadar cadıya yaklaştı. Bir an öpecek gibi davransa da sadece bir elini cadının saçlarında dolaştırmakla yetindi. Çekinmesinden korkuyordu ama cadının rahat tavrı bir parça güven vermiyor değildi. Sanki bu bir testmiş gibi hafifçe geri çekti ve bir an sonra normal tavrına büründü. “Cazibem değil elbette, rahat tavrına rağmen o kadar basit değilsin. Asıl sebep merak.” Cadının gözlerinin derinliklerine bakarken ekledi. “Söyle, hakkımdaki asıl merak ettiğin şeyi sor. Sence hangisiyim? Şeytan mı melek mi?” Arkasına yaslanırken sırıttı, gece şimdi eğlenceli olmaya başlıyordu.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 


En son Lestat Audrica tarafından Salı Ekim 23, 2012 8:10 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   C.tesi Mayıs 19, 2012 1:29 pm

    Andreina düşüncelerinin açığa vurulmasından her zaman nefret ederdi, zira onların kendisine özel olarak kalmasını yeğlerdi. Bazen kötü şeyler düşünürdü insanlar hakkında, hatta çoğunlukla öyle düşünürdü. Kıskanırdı üstelik hem de fazlasıyla, kızların saçlarını başlarını yolabilecek derecede iğrenirdi onlardan ve hatta imrenirdi çoğu zengin züppesini. Üstelik annesinin zihinfendar olduğunu öğrendikten sonra düşüncelerine hâkim olması gerektiğini fark etmesi uzun zamanını almamıştı. Genç cadı ne zaman ceza almamak için içinden küfretse, iki misli ceza alıyordu çünkü. Bazen gerekli gereksiz şeylere kızıyor, insanlara laf atıyor ve en önemlisi de anılarını değerlendiriyordu. Önceden tartışmaya girmiş olduğu kişilerle aralarında geçen konuşmaları düşünüyor ve nerede, ne dese daha kullanışlı olabilirdi bunları ölçüyordu. Hatta bazen o kişi karşısındaymış gibi hayaller kuruyor ve nadiren spor salonlarına izinsiz girdiğinde kum torbalarını onlar gibi düşünüyordu. Muhtemelen bu kadar ince kalmasının sırrı da çaldığı şeyler yüzünden yakalanmamak için koşturmasındandı, resmen gizli kalma sanatını çözmüştü Andreina. Bu kasabanın her bir köşesini çok iyi derecede biliyordu, bir suç işlediğinde gidip nereye saklanması gerektiğini çözmesi birkaç senesini almış olsa da dersini yavaş yavaş öğrenmişti. Birkaç tinerci ile arkadaş bile olduğu söylenebilirdi. Ancak sorunlu ve suçlu taraftan da birkaç kişi tanımanın faydalı olacağını düşünüyordu genç cadı. Olur da bir gün kendisi bir şey kaybeder ya da çaldırırsa, gidip oraları soruşturması gerektiğini biliyordu. Çünkü büyük ihtimalle çalan ya da bulan kişi onlardan biri olurdu. Önünde duran kahvesini dudağı ve dili yanarken içmeye çalıştı, bu sıra içinden geçen lanetleri durdurmaya çalışıyordu. Tamam kahvenin sıcağı daha güzel olurdu ama anında içmek isteyenler için illa yüz derecede mi servis edilmesi gerekiyordu. Genç cadı şeker ayarı gibi sıcaklık ayarının da olması gerektiğini düşünüyordu kahve otomatlarında. Zira çoğu kez üstüne bir şeyler döküp, orasını burasını yakmıştı. Lestat’ın tabağındakileri bitirdiğini fark edince eli alışkanlık gereği ona doğru uzandı ancak oğlanın kendi eliyle onu itip, ayağa kalkması ile şaşkınlığa uğradı. Onu durdurmak için tişörtüne yapışmayı denedi ancak avuçlarının arasına takılan tek şey hava oldu. Onun otomatı çalıştırıp, tabağı kirlilerin arasına koyduğunu fark edince eliyle alnına vurmamak için kendisini zor tutuyordu. Ağzı açık bir şekilde onu izlerken, onun masaya geri dönmesini bekledi. Dirseklerini masaya dayayıp, ellerini alnında birleştirdiğinde tedirginliğinin yüzünden okunduğuna emindi. Saniyeler sonra oğlan gülümseyen bir suratla karşısına oturunca gözlerini devirdi. “Kibar olduğunu sanıyorsun değil mi? Bu yüzden işimi kaybedebilirim.” Noah’nın horuldamaları onun için önemli değildi, sonuç olarak kafenin içerisinde kameralar vardı ve buranın sahibi, garsonun kirlileri toplamadığını görünce ne düşüneceğini tahmin etmek zor değildi. Muhtemelen iki ya da üç gün sonrasında Andreina’ya tekmeyi basacaklardı. Sinirden alnında bir damarın zonkladığını hissederken, hışımla oturduğu yerden kalktı genç cadı. Kahvesini eline alıp masadan uzaklaşırken, “Boşversene. En başından bunun bir hata olduğunu bilmeliydim.” diye söyleniyordu. Nasıl kendisine güvenip bir müşterinin yanına oturabileceğini düşünmüştü ki? Bu işe ve bu maaşa ihtiyacı olduğunu biliyordu. İki saat tek başına bir köşede oturmak, bütün bir yazı yeniden iş arayarak geçirmekten çok daha iyi bir seçenekti. Annesine kovulacağını nasıl söyleyebileceğini düşünürken fazla hızlı yürüdüğünü oldukça geç fark etti. Sağ elinde tutmakta olduğu kahve boylu boyunca sıçrayarak elinin üstüne dökülmüştü. Ancak genç cadı bunu hissetmiyordu bile, asıl odaklandığı şey annesinin yüzünde oluşacak olan o hayal kırıklığı ifadesiydi. İçinden bir kez daha lanet okurken genç büyücünün sesini duydu. Dönüp ona bakmadı bile, kıpkırmızı kesilmiş sağ eline çevirdi bakışlarını. “Hay aksi!” diye telaşa gelirken, masalardan birine doğru koştu. Bardağı masaya koyduğu gibi peçetelere yöneldi ve elini kuruttu. Mendilin pütürlü yüzünün tenine değdiği her saniye, daha çok acı verdiğini fark edince bundan vazgeçti. Noah’nın yanına yöneldiği gibi buzdolabına ilerledi. Genç büyücünün ne yaptığını bilmiyordu bu sıra, belki de genç cadının düşündüğü gibi parayı ödemeden kaçmak için doğru bir an yakalamıştı. Bu yüzden meraklanan genç cadı sağ elini buzluğa soktu. Algılanabilir derecede bir ferahlama hissederken, başını arkasına doğru çevirdi. Ancak görebildiği tek şey renkli bir tişört oldu. Lestat’ın hemen arkasında ve hemen dibinde dikilmekte olduğunu fark etmemişti. Gözlerini, onunkilerin hizasına kaldıran genç cadı asabi bir ses tonu kullanarak, “Okuma yazman yok mu? Sadece personel girebilir.” Gözleriyle mutfağın girişindeki tabelayı gösterdi. Ancak oğlanın oraya bakmak gibi bir niyeti olmadığı belliydi, zira bakışları genç cadının buzların arasına tıkıştırmış olduğu ele yönelmiş durumdaydı.

    Bugün

    Genç cadı başarı yakaladığını fark edince gururlandığını hissetti. İnsan tahlillerinde başarılı olduğunu sanmıyordu zira, onları yargılamakla fazlasıyla meşgul olduğu için kişiliklerine inmeye gerek duymuyordu. Oğlanın şarabı bir dikişte içmesini izlerken, kendisinin de çok yakında buna zorlanacağını hissedebiliyordu. İçten içe telaş ve korku duyarken, çok özeline girmeyeceğini umuyordu genç büyücünün. Zira birbirlerini çok tanıyor oldukları söylenemezdi. Ki eğer özele inmeye çabalarsa Andreina oyunu yarıda bırakmayı düşünüyordu. İki ay öncesinde ondan uzağa yürüyüp gitmesi gibi şimdi de böyle bir şansı vardı. Üstelik burası kafeden çok daha kalabalıktı, genç cadının sığınabileceği tanıdıkları ve öğretmenleri vardı. Bu yüzden kendisine duyduğu güvenin yenilendiğini hissetti ve başını meydan okurcasına oğlana kaldırdı. ‘Elinden gelenin en iyisi yap.’ diye düşünürken, yüzüne tehditkâr bir gülümseme yerleştirdi. Dikkatini onun seçtiği kelimelere yöneltirken, genç cadı bakışlarının oğlanın dudaklarına kaydığını hissetti. Onu öpmek gibi bir amacı yoktu ancak onun kendisine yaklaşmasının sebebinin bir an için bu olduğunu zannetti. Heykel gibi donup kaldığı sıra saçına temas eden eli hissetti. Bedeninden heyecan verici bir ateşin geçtiğini hisseden genç cadı geri çekilmesi gerektiğini biliyordu. Ancak oğlan bunun farkına varmış gibi ilk kendisi gerilemişti. Asırlardır tutuyormuş gibi hissettiği nefesi ciğerlerindeki hapsinden kurtaran Andreina gülümserken başını önüne eğdi. Merak ettiği doğruydu, zira oğlanın etrafına yaydığı enerji oldukça ilgi çekiciydi. Ama genç cadı bundan fazlası olduğunu biliyordu. “Fazla merakın iyi olmadığını söylerler, sence etmemeli miyim?” Kaşlarını kaldırıp oğlanı bir kez daha denerken, anlaşmaya uygun olarak bardağındaki şarabı fondipledi. Damağından geçen ekşi tat boş midesine doluyordu. “Hangimiz tam olarak melek ya da şeytanız ki? Önemli olan ortasını tutturabilmek.” Bardağına yeniden şarap doldururken oğlana da doldurması için kısa bir bakışta bulundu. Onu test etmek için ne söylemesi gerektiğini düşünüyordu genç cadı, amacı onu biraz oyalamaktı. Zekice bir şeylerin ağzından çıkmayacağını biliyordu, zira şimdiden şarabın etkisini hissettirdiğine dair inancı tamdı. “Zarar görmekten korkuyorsun." dedi hiç düşünmeden.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   C.tesi Mayıs 19, 2012 6:00 pm


    Kendini kahve makinesinin önünde bulduğunda bir an şaşırdı. Az önce söyledikleri gerçekleşmemiş miydi şimdi? Bir an başını ovaladıktan sonra kahvesini yudumladı. Zihin yeteneği küçüklüğünden beri zorla kullanılmıştı. Artık çoğu şeyde bilinçsizce kullandığı bir araç haline gelmişti. Ancak her kullanışında, buna hazırlıksız zihni daha da deforme olmuştu. Ara sıra zaman kavramını yitirdiği, olmuş olan ile hayalin birbirine girdiği oluyordu. Hatta bazen anılarına baktıklarının etkisiyle yaşamadıklarını yaşamış gibi bile oluyordu. Omuz silkerek masaya oturduğunda yüzüne yerleştirdiği gülümseme eşliğinde hayalle prova ettiği şeyleri tekrarlayacaktı ki Anna’nın canı sıkkın bir tavırla başını elleri arasına aldığını fark ettiğinde kaşları çatıldı. Zihninde bundan hoşlanmış ve rahatlamış görünen kız şimdi öfkeli bir kediye dönüşmüştü. “Kibar olduğunu sanıyorsun değil mi? Bu yüzden işimi kaybedebilirim.” Lestat, kısa bir an alakayı kuramayarak kaşlarını çattı. Muggle hizmetkârlarda da ev cinlerine özgü o katı kurallar mı vardı? Müşteriye hizmet, eşit olduğunu reddetme… Pek sanmıyordu. Bugüne kadar tanıştığı patronların hemen hepsi, tek bir şey düşünmüştü: Para. Ceplerine o yeşillikler dolduktan ve başkalarının gelmesi engellenmedikten sonra nesini önemseyeceklerdi ki? Fakat kız onu sakinleştirmeye çalışmasına bakmadan “Boşversene. En başından bunun bir hata olduğunu bilmeliydim.” Lestat gözlerini devirerek doğruldu. Bir an öfkelenmişti bile. Çünkü birisinin kendisine sırtını dönmesine alışık değildi ve bu ikinci kez oluyordu. Kullandığı laflar ve tavırları diğerini fazlasıyla hatırlatmıştı, o kadar ki kardeş olsalar hiç şaşmazdı. Gerçi Karina’nın babası gayet zengin göründüğüne göre bu imkânsızdı. Kasaya doğru yöneldi. Cebinden iki yüzlük çıkarırken kameranın tam açısında durduğunu fark etti. Paraları kamera net bir şekilde görmüştü. Gözleri alanın kalan kısmında dolandı. Girişe bakan iki tane, mutfak kapısında duran bir tane vardı. Mutfak kapısında duranın ışığının yanmadığını fark etti. Masa kısmı ve kahve makinesi ise şans eseri kör noktaydı. Merlin aşkına kız o kadar paranoyak olmasına rağmen Lestat’ın iki dakikada çözdüğü kamera açılarını nasıl anlayamamıştı? Tam bunu ona söyleyecekti ki hızla kalkmakta olan Anna elindeki kahveyi üstüne ve eline dökmüştü. Kahveyi hızla yerine koyup peçetelere uzanırken Lestat parayı öylece koyup cadıya doğru seslendi. “İ… İyi misin?” Bir kez daha garson onu umursamadı ve hızla tekrar mutfağa doğru yöneldi. Kapıları hızla kapatıp gitmişti. Lestat bir küfür mırıldandı. Kameralar Lestat’ın inceliğini çekmemişlerdi ama kahvenin dökülüşü ve içeri gidişini aynen kayda almışlardı.

    Bir an duraksadı. İşin eğlencesi kalmamıştı, parasını bırakmıştı. Öylece çekip gidebilirdi. Anna nasılsa kendi başının çaresine bakardı. Ancak gitmek için ileri adım attığında mutfak kapısının önünde öylece durdu. Derin bir iç çektikten sonra içeri girdi. Onu öylece bırakamazdı. “Okuma yazman yok mu? Sadece personel girebilir.” Yardım etmeye çalışıyordu ve yine karşısına kurallar çıkıyordu. Aman ne güzel! Sinirine hâkim olmaya çalışarak konuşmaya başladı. En azından öfkesini kızı bu kadar korkutan lanet heriflere döndürmeyi başarmıştı. “Pöh! Senin elin yanmışken çekip gitmeyecek kadar insaniyet sahibi olduğum için kimse suçlayamaz.” Uzanıp kızın elini buzların içinden çıkararak avuçları arasına aldı. Baş ve işaret parmakları arasına yayılmış olan yanığı izledi. Çok fazla bir şey yoktu neyse ki. Sıcak kahvenin iz bırakacak türden bir yanık oluşturmasından korkmuştu. Aklına böyle durumlarda kullandığı merhem geldi. Annesinin sıklıkla kullandığı bir merhemdi bu ve iyi geleceğinden emindi. Ancak malzemeleri bulmak lazımdı. Baharatların ve otların arasından aradığını bulup bulamayacağına bakarken bir taraftan cadının dinliyor olduğunu umarak konuşmaya başladı. “Bir an sakin olup dinlesen açıklayacaktım. Mutfağın kamerası kapalı, kahve makinası da kör nokta. Çalışan kameralar sadece kapıda ve kasanın bulunduğu köşede.” Otları bulup mutfak masasının bulunduğu yere dizdi. Neyse ki merhemi oluşturan otlar aynı zamanda baharat ve tatlandırıcı olarak da kullanılıyordu ve hepsini bulmuştu. Son kavanozu koyarken cadının gözlerine bakarak ekledi. “Bu ne demektir biliyor musun? Tek düşündükleri paralı müşteri demektir. Yani sana bir şey olmayacak, kahveyi dökmene laf ederler belki o kadar.” Ses tonunda rahatlatıcı bir tavır vardı. Hızla tahtayı kendine çekip otları kesmeye ve ezmeye başladı. Takırtılara içerideki adam uyanmış tek gözünü açıp şöyle bir baktıktan sonra tekrar uyuklamaya başlamıştı. Zamanla biri diğerinin içine karıştı. Biraz ateşte pişirdikten sonra merhem artık hazırdı. Cadının elini bir kez daha buzlardan çıkarıp sürmeye başladı. Rahat durması için kolunu hafiften sıkmıştı. Bittiğinde gülümsedi. “Hah, biraz uyuşacak ama rahatlarsın. Neden bu kadar korktun?” Bu sırada kapının çanlarının sesi çınladı. Onu da paldır küldür koşan birinin sert ayak izleri izledi. Lestat bir küfür mırıldanarak mutfaktan çıktı. Sokağın tekine girmeden önce fark edebildiği hırsızın peşinden olanca hızıyla koşmaya başladı. ”Gel buraya, Lanet olası!”

    Bugün

    “Fazla merakın iyi olmadığını söylerler, sence etmemeli miyim?” Kaşını kaldıran kıza hafifçe gülümsemekle yetindi. Merak zehirli bir duyguydu. Bir kere insanı sardığında ne kadar uzak durmaya çalışsa bile başaramazdı. Evet, fazlası iyi değildi, özellikle Lestat’ın katil ve hırsız olduğunu bilmesi hiç iyi olmazdı. Ancak cadının bu konuda duracağını sanmıyordu. Korktuğu şey duygularına yenilip kendinin itiraf etmesiydi. O zaman ne yapardı? Çeker giderdi belki de. Bardağındaki şarabı bitirdikten sonra cadı da aynı şekilde gevşemiş göründü. Melek ve şeytan konusunda dengeyi savunması hoşuna gitmişti. İnsanları yargılayan biri olduğunun açık olmasının yanında iyi konusunda sert doğrularının olmaması kafasındaki korkuları yatıştırmıştı. Belki kendisini anlayacak kadar tanırsa o zaman yaptıklarının da bir açıklaması olduğunu anlayabilirdi. “Zarar görmekten korkuyorsun." Bu sözler bir an Lestat’ı bocalattı. Geçmişinin ortaya çıkmasını istemiyordu, maskesinin düşmesini de öyle ve evet bunlar ona zarar verirdi. Ama korkmak… Pek çok tehlikeli işe girmiş ve hayatta zorlukla da olsa kalabilmiş birine göre doğru kelime değildi. Lestat sadece temkinliydi. Bardağı doldurdu. Ancak içmeden öylece bıraktı. “Zarar görmekten değil, gördüğümde yapacaklarımdan korkuyorum. Öfkem tehlikeli bir ateştir.” Hayatını bir kere üvey babası elinden almıştı ve cezasını bir hançerle vermişti. Evet, onurlu bir karşılaşma değildi, şövalyece bir hareketle karşısında da dikilmemişti. Öylece aniden haince öldürmüştü. Tıpkı hak ettiği gibi… Eğer böyle bir şey yapılmaya çalışırsa en ummadığı anda karşılığını verirdi. En azından şimdiye kadar hep vermişti. Zihnini bir kez daha düşüncelerden uzaklaştırırken yeni bir soru düşündü. “Her Gryffindor’da olan maceracılık var sende” dedi sonunda yeniden bacak bacak üstüne atarak. “Tehlikeli olduğumu iliklerine dek hissediyorsun belki de ve bu tam da burada durma sebebin.” Neşeli bir şekilde gülerek ekledi. “Ama yine de korkuyorsun bana tehlikeli olup olmadığımı sormaya.”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   C.tesi Mayıs 19, 2012 8:27 pm

    Andreina onun insaniyet laflarının üzerine gülümsedi, onu tanımıyordu ki nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu bilebilsin. Üstelik Lestat da kendisini tanıyor sayılmazdı, sadece yarım saat kadardır konuşuyorlardı ki son beş dakikası sohbet bile sayılmazdı. Genç cadı gözlerinin acı ile buğulandığını hissetti ancak bunu karşısındaki gence belli etmemeye kararlıydı, basit bir kahve yanığı yüzünden gururunu bırakacak değildi. Gryffindor’a seçilmesinin saçma sebeplerinden biri de buydu herhalde, genç cadının azminin en büyük kaynağı belki de. Çalışma hayatına atılmasının sebebi de bir gün geldiğinde dilenmek zorunda kalmak istememesiydi. Bu düşüncenin zihnine gelmesini bile istemiyordu zira, milletin önünde oturup onların artıklarıyla yetinebilecek biri değildi çünkü. Her zaman daha fazlasını isterdi genç cadı, israf ya da aşırılık modlarında değil elbette. Her gün farklı bir kıyafet, ayakkabı ya da çanta kullanmak isteyen kızlara karşıydı. Kendisi her iki ayda bir dolabına yeni bir şey katarken onların içerisinde bulunduğu bolluğa imreniyordu. Parmaklarını hissedememeye başladığı sıra oğlanın elini buzluktan çıkarmasını izledi, zira dokunuşu hissedemiyordu. Gözleri ile görüyor olmasa, genç cadının elini şu an kendisininkilerin içinde tuttuğuna inanmazdı. Andreina onun bahsettiği merhemi alaycı gözlerle izlerken böyle bir ilgiye hiç alışık olmadığını düşünüyordu. Noah bile uyanmış ve yanığın yarattığı paniği görmüş olmasına rağmen öbür yana dönüp uyumayı tercih etmişti. Genç cadı içinde köpüren öfkeye karşılık oğlana bir nebze de anlayış beslemekte olduğunu fark etti. Yaptığı saçmalığın farkındaydı, ona güvenmemeliydi. Hiçbir şey bilmiyordu onun hakkında, ismi dışında elbette. Sanki gizli bir kutu gibiydi, sadece o an işine yarayacak bilgileri sunuyordu Andreina’nın önüne. Ve birini açığa vururken, diğerlerini gizli tutmak için özellikle çaba gösteriyor gibiydi. Genç cadı onun bir şeyler saklayıp saklamadığından emin olamadı, elbette kendisine her şeyi anlatmasını bekliyor değildi. Sadece biraz daha güven verebilirdi etrafındakilere, gizli saklı kalmak bu dünyada kimseye fayda sağlamazdı. Ne de olsa bir kere yaşıyorlardı ve bu, hayatı zehir etmemek için önemli sebeplerden sadece biriydi. Andreina dakikalar geçerken oğlanın, kıza göre bulduğu her otu karışıma katıyordu, kesme ve ezme işini bitirdiğini fark etti. İğrenç görünümlü mezeyi tenine dokundurtmak istediği en son şeydi belki de. Ancak oğlanın uğraşlarına karşılık böyle bir tavır takınması yanlış olurdu, bunun için derin bir nefes aldı ve yanığın üzerine soğukluğun sürülmesini hissederken gözlerini kaçırdı. Acı her saniye biraz daha dinerken derin bir nefesi ciğerlerine gönderdi Andreina, neredeyse düşüp bayılacak bir durumdayken şimdi çok daha iyi hissediyordu. Gözlerini inanamaz biçimde eline çevirdi, daha demin kıpkırmızı olan teninin yavaşça normal rengine döndüğünü fark etti. Bunun nasıl bir büyü olduğunu düşünürken tedirgin bakışları oğlanın üstüne yöneldi. Büyücü olup olmadığı sorusu, zihnine zehirli bir tohum gibi düşerken ona bunu açık açık soramayacağı için üzülüyordu. Eğer Muggle ise gerçekten işe yarar biri olduğu gerçeği yadsınamazdı. “Biraz da şu merhemden onun yüzüne sürsem nasıl olur?” dedi, alayı ve bir o kadar da ciddiyeti barındıran gözlerini Noah’nın üstüne yöneltirken. Kaşlarından tekini kaldırmış oğlana gülümsüyordu ancak tam o sırada kapının açılma zili sesi duyuldu. Andreina yeni bir müşterinin geldiğini sanarken, ‘Harika.’ diye söylendi içten içe. Tam kapıya yönelecekken Lestat’ın kendisini kenara itekleyerek koşmaya başladığını fark etti. Hışımla yanından geçerken kızın saçlarını yüzüne savurmuş ve onun dengesini kaybetmesini sağlamıştı. Bir anlık şaşkınlık yaşayan Andreina hemen duvara tutundu ve somurtkan bakışlarını dükkânın kapısına yöneltti. Artık peşlerinden koşsa bile çok geç olduğunu biliyordu genç cadı, kovulma olasılığı şimdi yüzde yüz olduğu için üzülüyordu sadece, soyguna uğramış olduğu için değil. “Muhtemelen birbirlerini tanıyorlardı.” diye mırıldandı güvensiz bir sesle. Oğlan parasını ödemiş olabilirdi yemeğinin ancak genç cadı masaya gittiğinde büyük ihtimalle parayı bulamayacaktı. Derin bir nefes alıp aptallığına söverken saati kontrol etti. Dökülmüş olan kahvenin pisliğini temizlemek için masaya doğru ilerledi, bu arada en köşedeki masanın üzerinde duran bezi eline almıştı. Daha demin elini ciddi bir şekilde yakan içeceğin şimdi üstünden buhar bile çıkmadığını görünce sinirlendi genç cadı. Bardağı alıp kafenin içerisine savurmak istedi ancak bunun sadece kendisine daha fazla iş çıkartacağını bildiğinden vazgeçti. “Neden ben?” diye mırıldanırken, dudaklarının arasından sert bir küfrü savuşturdu. Kime sövdüğünden emin değildi tam olarak, muhtemelen bütün her şeye ve herkese yönelikti itirazı.

    Bugün

    Andreina açıklamasını dinlerken başını tabii tabii anlamında sallıyordu. Muhtemelen o da erkek gururunun arkasına saklanıyor ve bu durumu açığa vurmak istemiyordu. Genç cadı elbette buna karşı saygı gösterecekti, zaten öbür türlü davransa şu anda aralarında bulunan sıcaklık kaybolurdu. Kendini gelecek soruya karşı hazırlarken elbisesinin eteklerini bir kez daha düzeltme gereği duydu. Boğazını temizledi ve bakışlarını ciddileştirdi. Ancak duymayı beklediği bir şey değildi kulağına çalınanlar. Aksine Lestat durumu üstelemeye çalışıyor gibiydi, artık her neyin peşindeyse. “Bunun doğru olduğunu söylemiştim.” Bardağı masaya koydu ve tehditkâr bakışlarını oğlanın gözlerine yöneltti. Açıklama yapmak istediğinden değildi bu davranışı sadece oyunun kurallarına karşı geliyormuş gibi görünmek istemiyordu. “Bu bir önceki sorunla aynı. Bu yüzden içme gereği duymuyorum.” Kaşını kaldırıp oğlanın tepkisini beklerken aslında bunun çok da önemli olmadığını düşünüyordu. Eninde sonunda o da ikidir dediği şeylerin aynı noktaya varıyor olduğunu biliyor olmalıydı. Andreina ortama bilerek gergin bir hava yüklemek için eline şarap şişesini aldı ve oğlanın bardağını iki-üç milim boşluk kalana kadar doldurdu. Gözlerini son ana kadar onunkilere kaldırmayarak onun merakını perçinlemeyi amaçlıyordu, aslında bu sırada kendine olan güvenini yenilemeye çalıştığı da söylenebilirdi. En sonunda şansını denemeye karar veren genç cadı gülümsemeyi kesti ve elinden gelen en ciddi tavrını takındı. Yüzüne düşen saçlarını düzeltmeden, sadece oğlanın duyabileceği bir ses tonu ile “Beni öpmek istiyorsun.” dedi. En sonunda çenesini kaldırırken, cüretkar bir bakış yakalamaya çalıştı.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Paz Mayıs 20, 2012 2:20 pm


    “Gel buraya, lanet olası!” Düz sokaktan dümdüz koşan adamın hemen arkasındaydı. Panik yapan hırsız bunu hiç beklemiyor gibiydi fakat durmadı ayaklarının kaymasına neden olan hızlı bir dönüşle yan sokağa fırladı. Lestat da kendini durdurmakta zorlanmıştı. Köşeyi döndüğünde adamla arasındaki mesafenin yeniden açıldığını fark etti. Adam gerçekten bu işte iyiydi. Uzun süredir sokak hırsızlıklarını bırakmış Less’e göre fazlaca iyi. Gözlerini kapattı ve içindeki öfkeyi tümüyle serbest bırakarak koşuşunu daha da hızlandırdı. Artık etrafındaki kimseyi görmüyor sadece adama odaklanmış bir şekilde koşuyordu. Adam hızlı dönüşlerini sürdürdü. Bazen bir anlığına duraksıyor sonra yeniden koşmaya başlıyordu. Birkaç ara sokaktan geçtikten sonra motosikletlerin olduğu yere varmıştı. Sahibini ittirerek motoru aldığı gibi hızla bindiği gibi uçarcasına ilerlemeye başladı. Başka şansı olmayan Lestat da aynısını yaptı. İspanyanın sıcağına tezat bir rüzgâr sırtını döverken olabildiğince Motor sesleri Arnavut kaldırımlı sokaklarda yankılanırken ıssız bir köşede artık yorulan Lestat asasını çekti. “Reducto” Büyü hızla motoru vurarak onu yolun kenarına savurdu sahibi havaya uçup yere çarparken yanına koşup bir büyü daha yaptı. “Eresto Momentum.” Adamın düşüşü yavaşlamış, bu sayede hayatta kalmıştı. Lestat adamı boğazından tuttuğu gibi duvara yapıştırırken üvey babasının gücünü ödünç almıştı bir kez daha. Duvara yapıştırdığı hırsıza baktı. Yoluk yoluk kirli sakal, kaşsız solgun sivri bir yüz. Başı özellikle traş edilmişti. Yarısı dökülmüş, kalanı ise çürüklerle dolu dişlerini göstererek sırıttı. Ağzı iğrenç derecede ağır, karışık bir içki kokusu bırakıyordu. “İ… iyi olduğunu söylemişti.” Lestat kaşlarını çattı. Ne yani o serseri kendisini tanıyor muydu? Aklına tek bir mesele geliyordu. Bıraktığı not… Onu almış ve harekete mi geçmişti? Hem de peşine lanet olası bir serseri katarak. “O tecavüzcü pislik kendisi benimle yüzleşemiyor mu?” Fakat adam pek de ne demek istediğini anlamamış gözüktü. Zihninde uzanmayı denedi ama daha önceki gün deli gibi kullandığı için buna cesaret edemedi. Şifacı yaşına göre beynini tahrip ettiğini ve fazla zorlarsa beyin kanaması geçireceğini söylemişti. Halisülasyonlar ve şizofreni bunların habercisiydi. Küfrederek adamın sözlerine inanmak zorunda olduğu gerçeğini kabul etmek zorunda kaldı. “Tecavüz? Ne dediğini anlayamıyorum.” İyi de mesele o değilse ne olabilirdi ki? O harabeye girmeleriyle mi ilgiliydi? Belki orada bulunan bir çetenin işini bozmuştu. Bu tip çetelerle sıkça karşılaşırdı. Zihninde binbir türlü olasılık uzandı. Bilinmezlik canını sıkmış daha da öfkelendirmişti. “SEN! Neden bahsediyorsun lanet olası. Umarım sahibin hem beni yorup, hem de yalan söyleyenlere ne yaptığımı da anlatmıştır.”

    Adam dişlerini göstererek bir kez daha sırıttı. “Seni gayet iyi biliyoruz çocuk. Sana sadece arı kovanına çomak soktuğunu söylemek için gönderildim. Ölmek istemiyorsan buradan defol!” Lestat asasını adama doğrultarak Criciatus lanetini fısıldadı. Adamın acı içinde kıvranmasına neden olurken öfkeli ve sabırsız bir sesle sordu. “Kim! kim gönderdi?” Adam acıya direnç gösterirken inlemelerinin arasına kahkahalar karıştı. Bir an sonra lanetin bağının kopmasıyla karşısındaki surat giderek kargaya benzemeye başlamıştı. Göz açıp kapanıncaya kadar küçülen karga bedeni hızla yükseğe doğru kanat çırptı. “Hey! Yoo… Sersemlet! Pet… Lanet!” Hazırlıklı olmadığı için büyü denemeleri başarısız olmuş, karganın gözden kaybolmasını engelleyememişti. Fakat sırt çantası ve içine sokuşturulmuş kafe paraları buradaydı. Lestat çantayı alarak motora binip yeniden Anna’nın yanına sürdü. İçeri girdiğinde Anna’yı bir kez daha üzgün bir şekilde otururken bulmuştu. Güzel garsonun oturduğu masaya paraları bıraktı. “İşte! Kabul etmeliyim, hırsız fazla iyiydi beni motor çalmak zorunda bıraktı ama paralar güvende.” Şaşkın ve mutlu görünen kıza yaklaşarak yüzünü avuçları arasına alarak başparmaklarıyla yaşları sildi. “Şimdi korkmayı ve ağlamayı keser misin?”

    Bugün

    “Bunun doğru olduğunu söylemiştim.” Cadının tavrı sert,bakışları öyle tehditkardı ki Lestat kaykılıp sorduğu soruyu düşündü. Önceden meraktan bahsetmişti, şimdi de maceracı ruhtan. İki soru da aslında aynı şeyi söylemeye çalışıyordu bu kadarı doğruydu ama sebepler konusunda oldukça farklı yerlere götürüyordu. Bunu dile getirmek ve tartışmayı düşündü bir an fakat bundan hızla vazgeçti. Bir kadınla bir tartışmaya girdiğinizde kaybetmeyi mutlaka göze almalıydınız. Onlar gerekirse kuralları yeniden kurup oyunu kazanır, sonra en baştan oyunun öyle olduğunu iddia ederdi. Ardından başka bir kadın da tebrik eder ikisi gülüşürdü. Erkekse hep kazanması gerekirken kaybettiği ile kalırdı. Hayır, şu durumda bu istediği şey değildi. “Bu bir önceki sorunla aynı. Bu yüzden içme gereği duymuyorum.” Omuz silkerek başını sallamakla yetinmişti beklediği tavra. Sıranın yeniden cadıya gelmişti. Lestat soru beklerken cadı masaya konulmuş şişeyi alarak Lestat’ın kadehini ağzına kadar doldurmuştu. Gözleri kısılarak bir bardağa bir cadıya baktı. Cadının bakışlarında ağzına kadar doldurduğu bardağı bitireceğinden emin ifade belirmesine neden olan şeyi merak etmişti. Gözlerine bakmaktan bilinçle kaçınan cadıda hafif bir tereddüt sezdi. Sonra ciddi olmaya çalışırmış gibi duruşunu dikleştirdi. Ciddiyeti ve tereddüdünün oluşturduğu garip ikiliye katılan üçüncü şey şok dalgası halinde gelmişti. “Beni öpmek istiyorsun.” Lestat’ın gözleri hafif bir şaşkınlıkla irileşti. Ağzı açıldı. Sonra dudaklarının arasından şaşkınlığını belirten bir kahkaha ve “N-Ne?” sözcükleri döküldü. Cadıyı öpmek… Gözleri bir an şarapla ıslanmış solgun pembe dudaklara takıldı. İçkinin etkisi ile o kadar tatlı görünüyorlardı ki… Aklından o ana kadar geçmeyen düşünce zihninin derinliklerinden kıvrıla kıvrıla yükselmeye başladı. Fakat diğer taraftan cadının kastı şu ansa Lestat her şeyi zamanıyla yaşamayı seven biriydi. Hem cadı belki de aklını sadece kadınların güzelliği bürümüş sıkça gördüğü o heriflerden olup olmadığını test etmeye çalışıyordu. Kadehi öylece bırakırken sesli düşünmeye başladı.

    “Hayatıma garip bir şekilde girdin. Gittikçe tehlikeli bir şekilde bana yaklaşıyorsun.” Elleri bir kez daha cadıya uzandı ve yüzüne dökümüş perçemi geriye attı nazikçe. Parmakları pürüzsüz tenin üzerinde saniyenin onda biri kadar bir süre öylece kaldı. Ardından eli kadehe uzandı. İçkiyi sonuna kadar içerek masaya bıraktı. “Seni öpmek en derin hayallerimden biri, ama hepsi değil. Beni o kadar basit görmeni istemem.” İçinde uyanan şey basit bir arzu muydu? Öyle olsaydı her şey çok daha kolay olurdu. Doğru kelimeleri bulur, onu kendine çeker, hoş bir geceden sonra her şey biterdi. Ancak bunu yeterli bulmuyordu. Fakat aklındaki şeyi gerçekten deneyebilir miydi bilmiyordu. “Ayrıca, sen de bunu isteyene kadar da dudaklarım sana mühürlü kalacak.” Ardından doğruldu hafif gösterişli bir reveransla cadıya elini uzattı.

    “Bir balo danssız olmaz değil mi? Oyunu bir kenara bırakıp benimle dans etmeye ne dersin?”


_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Ptsi Mayıs 21, 2012 5:46 pm

    Kahveyi sildiği beze bir şeyin takıldığını hissettiği şaşırdı genç cadı, neler olduğunu görmek için onu ters çevirdi ve pütürlü yüzeyine baktı kumaşın. Buruş buruş olmuş kağıdımsı bir şey görünce ne olduğunu anlayamadı, zira tamamen koyu kahvenin rengine bulanmıştı. Küçük bir tahminde bulunarak oğlanın kendisine telefon numarasını bırakmış olduğunu düşündü, yüzsüzlüğüne ve küstahlığına inanmak elde değildi. Genç cadı onun dalga geçip geçmediğinden emin değildi kendisiyle, zira etrafında şaka amaçlı çekim yapan kamera var ise hiç şaşırmazdı. İğrenerek kağıdı eline aldı ve ilk önüne sonra arkasına baktı. Ancak buruş buruş ve sırılsıklam olmuş olduğu için ne olduğunu anlamak güçtü. Andreina onu masanın üzerine koydu ve yumruğunu kullanarak düzleştirmeye çalıştı. Kahvenin çoğunu içine çekmiş olduğu için yumuşaktı ve bu yüzden bir kısmının kopması zor olmamıştı. Genç cadı gördüğüne inanamazken gözlerinin fal taşı gibi açıldığını hissetti. Kuruması için üstüne biraz üflerken yüz sayısının açığa çıktığını gördü. Elindeki kağıt telefon numarası falan değildi, aksine genç cadının düşündüğünün aksine Lestat siparişinin parasını ödemiş olduğu gibi yüklü bir bahşiş bile bırakmıştı. Ancak Andreina artık bu paranın işe yaramayacağını biliyordu, bir kere daha oğlandan parasını isteyemeyeceğini de bildiğinden maaşından kesilecek olan başka bir paranın derdine yanmaya başladı. Parayı elinin içinde buruşturdu ve lanet okurken çöp kutusunu hedef alarak fırlattı. Kapağına çarpıp seken topak genç cadının suratına beceriksizliğini yüzüne vuruyordu resmen. "Durma, sen de gel üstüme." Kollarını açıp çöp kutusuna meydan okurken delirmiş gibi göründüğünden emindi genç cadı. Gidip iki metre öteye yuvarlanmış olan parayı aldı ve adam gibi kutunun boşluğundan çöpe attı. Sonrasında derin bir nefes alıp masaya doğru yöneldi. Yarım kalan silme işini bitirdikten sonra bezi mutfağa götürüp, muslukta yıkadı ve kuruması için tellerden birine astı. Daha da müşteri gelmeyeceğini tahmin ettiğinden en köşedeki masalardan birine gidip, kameralardan uzak bir kör nokta olduğunu çözeli bayağı olmuştu, ayaklarını masanın üstüne uzattı. Kör noktaya gelmese bile kovulacağı korkusu bürümüştü içini, her gün bu stresi yaşamak zorunda olmaktan nefret ediyordu. Dükkanın sahibinin oturduğu yerden para kazanmasından ve gidip onları kumarda harcamasından tiksiniyordu genç cadı. Üstelik her gün kafede başka biriyle fingirdeşecek ve karısını aldatacak kadar genç sayıyordu kendini ellilerinin sonlarında olmasına rağmen. Andreina kovulmamasının bir sebebinin de bacakları olduğunu düşünmeden edemiyordu, zira patronu özellikle minik şortlar giymesinden zevk duyuyor gibiydi. Sübyancı birine hizmet ettiği için çok şanslıydı.

    Boynunu koltuğun üstüne doğru uzattı ve geriye kalan mesaisini uyuyarak geçmenin hoş olacabileceğini düşündü. Dakikalar geçip de yüzüne huzurlu bir gülümseme yerleştirdiği sıra kapının açıldığını ve zilin yeniden çalındığını duydu. Boş bir anına denk geldiğinden dolayı bacaklarını toplaması birkaç saniyesini aldı, ancak köşe bir yerde oturuyor olduğu için memnundu. Zira gelenin kim olduğunu görmesi de bir o kadar sürmüştü, ancak oğlan daha erken görmüştü onu. "Sen! Geri geldin." Andreina şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemezken onun kendisine doğru ilerlemesini izledi. Terden sırılsıklam olmuş yüzü ve kızarmış teni ile bayağı koşmuş olduğu belliydi. Genç cadı onu neyin bu kadar yormuş olabileceğini düşünürken aklına hırsızı kovalama olasılığı geldi. Andreina genç adamın kaçmış olduğunu düşünürken, hırsızı yakalama çabası inanılmaz bir durumdu. Onun günahını almış olduğu için yüzünün kızarması gerekirdi ancak neyse ki genç cadının teni öyle utancını belli eden tipten değildi. Ayağa kalktıktan sonra oğlanın kendi yüzünü avuçları arasına aldığını hissettiğinde daha da şaşırdı, ne ara gözlerinden yaşların süzüldüğünü anlayamamıştı. Başını koyduğu kısacık anda duygulanmış olma olasılığı fazla idi, ancak gözlerinin dolmasının sebebi oğlanın beklediği gibi biri olmaması olamazdı. 'Neyse ne.' diye düşünürken korkmadığını fark etti. Sadece işinden çıkartılmaya dair endişelere sahipti, onun dışında önemsediği fazla bir şey olduğu söylenemezdi. "Ağlamıyorum." Yalanının farkına vardığında yüksek sesle kahkaha attı. "Yanlış kelime. Korkmuyorum diyecektim." Gözlerini devirirken 'Benim aklım nerede?' manasında işaret parmağını başının çevresinde döndürdü. Sonrasında kaba olmamak için yavaşça Lestat'ın ellerini tuttu ve yüzünden çekti. Bir saatlik arkadaşlık ona, Andreina'ya dokunma hakkı vermezdi. "Senin kabadayı motorculardan olacağını hiç düşünmemiştim hiç. Bir yerinde dövmen de var mı?"

    Bugün

    Genç cadı dediğinin ardından oğlanın belirgin derecede şaşırmasını izlerken büyük keyif duyuyordu. Yüzünde oluşan alaycı gülüşü engelleyemiyor ve gözleri bir onun, bir de şarap dolu bardağının üstünde geziniyordu. Aslında cevap vermesine gerek olduğunu düşünmüyordu Andreina. Zira şu verdiği tepki bile kendisi için fazlasıyla yeterliydi. Açıklamaya gerek yoktu, belli ki Lestat genç cadının dudak parlatıcısının tadını merak ediyordu. Güzel olduğunu düşündü Andreina, zira her zaman meyve kokulu makyaj ürünleri kullanmaya dikkat ederdi. Her ne kadar ucuza bulmak güç olsa da, annesi genellikle bir dediğini iki etmezdi. O yüzden genç cadı çoğunlukla o 'bir'i demeye de korkardı. Boğazını temizlerken oğlanın içkisini son damlasına kadar içtiğini görünce neşeli bir kahkaha attı. Onun dediklerinin üzerine manalı bir bakış atarken, dudaklarının mühürlü kalacağı yalanına kanmayacaktı elbette. Andreina yazın onunla tanıştıktan sonra birkaç arkadaşından namını araştırmıştı genç büyücünün ve duyduklarının da çok da iyi şeyler olduğunu düşünmüyordu. Zira yaşadığı bölgede dudaklarının tadına bakmadığı birkaç kız kalmış olsa gerekti, ki bu on beş yaşındaki biri için büyük bir başarı sayılırdı. Genç cadı omuz silkerken onun teklifini başıyla onaylayarak cevap verdi. Kadehi masanın üstüne nazikçe yerleştirdi ve oğlanın kendisine cesurca bir şeyler sormadığı için memnun bir halde gülümsedi. Piste, diğer öğrencilerin arasına doğru ilerlerken çalan yavaş müziğe nasıl uyum sağlayacağını merak ediyordu, muhtemelen Lestat'ın özellikle bu şarkıyı seçmiş olduğundan emindi. Gemma Hayes'ın cover yapmış olduğu Wicked Game şarkısının daha başları çalıyordu zira. Andreina bakışlarını 'Şaka yapıyor olmalısın.' tarzında devirirken, "Çapkınlık ailenizde kalıtımsal mı merak ediyorum." dedi. Cesaretini hiç kaybetmeden, belli ki içtiği şarabın etkisinin fazlasıyla altındaydı, oğlanın havaya kaldırdığı sol eline sağ elini uzatarak karşılık verdi. Onun elinin bel kıvrımına yerleştiğini fark edince ilk başta irkildi, hatta gıdıklandığı bile söylenebilirdi. Aralarında bulunan mesafenin çok olduğunu düşünüyor olduğu belli olan genç büyücü, kızı beline yerleştirmiş olduğu bu el ile hiç vakit kaybetmeden kendisine doğru itekledi. Şarabın da etkisini gösterdiği genç cadı öne doğru yalpaladı ancak hemen dengesini geri kazandı. Başını kaldırıp oğlana sert bir bakış gönderirken aralarında en fazla on beş santim kadar olduğunu fark etti. Andreina boşta kalan sol elini çekingen bir tavırla Lestat'ın omzunun biraz gerisine yerleştirdi. Sonra bakışlarını kaldırıp ona alaycı bir gülümseme gönderdi. "Sarhoş bir kızdan faydalanmayacak kadar centilmen olduğunu umuyorum."

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Çarş. Mayıs 23, 2012 1:20 pm

    Cadının şaşkınlığı Lestat’ı güldürmüştü. Ne düşünmüştü ki? Suçüstüne kalmasın diye çekip gideceğini mi yoksa hırsıza ortaklık ettiğini mi? Kafeler ucuz hırsızların saldırısına uğrardı genelde. Paraya ihtiyacı olan herif tutup silah çeker, hele bir de doluysa işletmeci müşterileri huzursuz etmemek için ne istiyorsa verirdi. Bu yüzden nadiren eğlenceli bir iş haline gelirdi. Bu da genç hırsızın pek bulaşmayacağı anlamına geliyordu. Peki yardım neden etmişti? Kendini cadının yüzünü avuçlarına almış bir babanın ağabeyin ya da bir sevgilinin şefkatiyle gözyaşlarını silerken bulması o kadar komikti ki bu anı önceden gösterseler hayatta inanmazdı."Ağlamıyorum." diye yanıtlayan kızın gözyaşlarının soluk izi hala belli oluyordu. Bunu belirtircesine gülümsediğinde Anna az öncekine tezat bir hareketle kahkaha attı. Artık gereği kalmayan göz yaşlarını bastırma hissi ve belki de fif bir utanmayı bastırmaya çalışmıştı."Yanlış kelime. Korkmuyorum diyecektim." Gözlerini devirip kafa karışıklığını belirten hareket yaptıktan sonra Lestat’ın hala yüzünde kalan ellerinden sıyrılmıştı. Lestat ona uyarak geri çekildi. Ucuz bir zampara gibi davranmanın âlemi yoktu. Son dönemde fazlasıyla, zayıfladığını hatırlattı kendine. İspanya’ya dönmek, karnavaldan arka sokaklarına kadar çocukluğundaki kısa anı kesitlerini hatırlamasına neden olan olaylar yaşamak onu etkilemiş olmalıydı. Zayıflığı yüzünden ne verdiği sözleri yerine getiremediği gibi burada bir de başına bela açılmıştı. Normal Lestat adamın amacını anlardı. O kadar iyi bir koşucu ve motor binicisi neden küçük sıradan bir kafenin günlük harcıyla uğraşsındı ki? Dahası uğraşsa bile bu kadar zorlayacağını bilmez hazırlıksız yakalanırdı ama adam epeyce profesyonel görünüyordu. Bunu görememesi ise Lestat’ın amatör gibi davranması demekti. Bütün bunların üzerine kurtardığı kızın önünde küçük düşmesine neden olacak aşırı hareketlerde bulunmaya başlamıştı. Güzel garsonun bakışlarındaki sertlik gözünden kaçmamıştı. Bir süre oluşan sessiz gerginliği yine o bozmuştu. "Senin kabadayı motorculardan olacağını hiç düşünmemiştim hiç. Bir yerinde dövmen de var mı?" Lestat masalardan birine yaklaşıp bir peçete ile terle parlayan yüzünü ve ıslak saçlarını silerken gülmeye başladı. Kabadayı motorcular… Gerçekten de motosiklet yarışı yapan o kaslı çeteden biri gibi olmuştu. Bu fikirle gözleri motora kaydı. Ona öyle hızlı binip kaçmıştı ki adamların uzaklaşana kadar fark ettiğini de sanmıyordu. Acaba motorların birinin benzinin biterken diğerinin paramparça olmasını nasıl görürlerdi? Bu fikirle gülüşü kahkahaya dönüştü.

    “Aslında tam olarak öyle sayılmaz. Adam çok hızlı koşuyordu ve nereye gideceğini biliyordu. Bir motor çaldığında öylece kaçıp gitmesine izin veremezdim. Ben de…” Duraksadı, ona bir hırsız olduğunu bu konuda deneyimli olduğu için çekinmeden bir motoru yürütüverdiğini söylemeyecekti elbette. Ancak kendisinin olmadığını açıkça belli ettiği bir motorla gelişi bunu yeterince ortaya çıkaracaktı. Cadının şüphelenmemesini umarak yarı mahcup bir tavırla sözlerini sürdürdü. “Oradaki gruptan bir tane ödünç aldım diyeyim. Birazdan geri vereceğim. Buna rağmen adamı yakalamak çok zordu.” O an yeniden aklına geldi. Adam gereğinden fazla profesyonellikle onu o noktaya çekmişti. Koşmuş motora binmiş ve o ara sokağa onu koyunları götüren biri gibi getirmişti. Eğer büyüsünü kullanıp durdurmasaydı belki de bir tuzağa çekecekti. Ağzının ucuna gelen küfrü geri yuttu. Buraya ilk gelişinde Karina’ya tecavüz eden herife o kadar odaklanmıştı ki birkaç gün öncesinde babasını araştırmaya çalıştığını tamamen unutmuştu. Peşinde olup gözdağı verenler babasını öldüren o lanet herifler olabilir miydi? Düşünceli duruşunun Anna’nın dikkatini çektiğini fark ettiğinde neşeli bir tavırla dikkatini masaya bıraktığı çantaya yöneltti. Çantayı açarak paraları meydana çıkardı. “Her neyse. İşte paralar! Hepsi eksiksiz burada, çantanın içinde.” Gözleri tam bu anda başka bir şeye takıldı. Kasada ya da başka bir yerde kendisinin bıraktığı yüzlük yoktu. Hızlı gözleri çöp tenekesini bulduğunda pek dolu olmayan delikli oval kutunun içindeki yırtık banknot gözüne çarptı. Parayı o kadar severdi ki onu görür görmez tanımıştı. Neyse ki muggle parasıydı ve onlardan kendinde yeterince vardı. Adamın peşinden koşup sorgularken zaman hızlı geçmişti. Hazırlanmaya başlayan cadı çantasını bırakıp içeri giderken arkasından seslendi. “Bu arada halen bana teşekkür etmediğinin farkında mısın? Bir de bana kaba diyordun, senin nezaketin mesai süresi kadar mı?” Bir taraftan da cebinden bir yüzlük çıkarıp asasıyla paranın Anna’nın çantasına doğru süzülmesini ihmal etmemişti.

    Bugün

    Teklifini kabul edip kendisini bozmadığı için bir kez daha gülümsedi. Balo müziklerini ayarlamakla görevli olan kişi arkadaşı olduğu için basit bir göz teması istediği şarkının çalmaya başlamasına neden olmuştu. Gözlerini hafifçe cadıya döndürürken onun da bundan şikayetçi olmadığını görmüştü. Hatta kendince bu konuda iyi oluşuna iltifat bile etmişti. “Çapkınlık ailenizde kalıtımsal mı merak ediyorum." Lestat alt dudağını aşağı indirerek omuz silkti. Nereden bilebilirdi ki? Babasını hiç görmemişti. Annesinin hayatına bile aniden sessizce girmiş ve aynı şekilde çıkmıştı. Onu ne kadar etkilediğine bakılırsa öyle olabilirdi. Ama onu ucuz bir çapkından çok asil bir savaşçı olarak hayal ediyordu. Sık sık yaptığı gibi keşke ölmeseydi diye düşündü. O zaman annesi sevme umudunu Franz gibi bir pislikte aramaz, Lestat’ın da ruhuna bu denli sert darbeler inmez ve karanlığa sürüklenmezdi. Sol eli cadının sağ elinin sıcaklığı ile buluşurken karamsar düşüncelerini zihninde gerilere yolladı. Bu gece değil! Bu gece o hep büründüğü kötülük zırhına gerek yoktu. Planlar yoktu, Franz’ın verdiği o iğrenç yaşamın hiçbir parçası yoktu. Hesapsızca sadece istediği için yakın olmanın keyfine varmak istiyordu. Elini hafifçe bel kıvrımına yerleştirirken tenini hissetti ilk kez. Cadının belli belirsiz gülümsemesinin verdiği güvenle dansın gerektirdiği şekilde onu kendisine yaklaştırdı. Hareketi içine dolan arzu ile gereğinden hızlı olmuş olacak cadı biraz yalpalamıştı. Cadı son olarak diğer elini omzuna koyduğunda artık hafiften kendini müziğe vermeye başlamıştı. Hiç yaşayamadığı çocuksulukla bu kısa anın hiç bitmemesini istiyordu. O yüzden her bir saniyenin uzun uzun tadını almaya çalışıyordu. "Sarhoş bir kızdan faydalanmayacak kadar centilmen olduğunu umuyorum” Onu da yönlendirerek öne ve geriye basit adımlarla başladı. Hafif bir dönüş yapacağı sırada cadının yine yalpaladığını fark etti. Gülerek onu bir kere daha kollarına çekti. Bu sefer belindeki eli samimiyeti birazcık, ama abartmadan, artırmıştı. Ondan faydalanmak hakkındaki alay olduğu kadar kuşku da olan soruyu o zaman hatırladı. Az önce doğrudan bir erkeğe öpmek isteyip istemediğini soran bir kız için bu türden bir iffet ironikti. Ancak Lestat gerçekten de hiçbir şey için olmasa “Sarhoş bir kızdan faydalanmayacak kadar prensip sahibiyim diyelim. Centilmenlik kavramına o kadar güvenme.” Centilmenlik, çapkın erkeğin taktığı sahte bir maskeden ibaretti. Bütün inceliklerin nihai amacı her zaman karşısındaki ile bir gece geçirmek olurdu. Biliyordu, zira kendisi de yapmıştı. Fakat şu an değil. İçinde bulunduğu anda yalan yoktu, olmasına da izin vermeyecekti.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Perş. Mayıs 24, 2012 2:36 pm

    Andreina dalga geçiyor olduğunu belirten bir yüz ifadesi takınarak oğlanın dediklerini dinledi. Arada birbiriyle çelişen cümleler ve yüz ifadeleri kullanıyordu ve bu durum, genç cadının şüphelenmesine neden oluyordu. İçten içe oğlana güvenmediğini ve ona karşı temkinli davranmayı sürdürmesi gerektiğini hatırlatıyordu kendisine. Uzattığı çantayı yavaşça aldı eline ve içini kontrol etti. İlk bakışta sadece para tıkıştırılmış gibi görünüyordu, ancak Andreina bir hırsıza ne kadar güvenebileceğinden emin değildi. Lestat da kendisine yardım etmiş olabilirdi ama asıl düşüncelerinin ne olduğunu kim bilebilirdi ki? Genç cadı paraları yerleştirmek için kasanın üstünde bulunduğu tezgâha doğru ilerledi, oğlanın bakışlarının üstünde olduğunu hissedebiliyordu. Zira şu anda kafe içerisinde hareket eden tek varlık kendisiydi. Adımlarını masaya yaklaştığında yavaşlattı ve paraları, sayısına ve çeşidine göre ayıklamaya başladı. Yüzlükleri ve ellilikleri bir kenara, yirmi ve on avroları öbür tarafa yerleştiriyordu. Bozuklukları yerleştirmek ise tam bir işkenceydi. Hangi hırsız bu metelikleri çalmak için zaman harcardı ki? Belli ki zeki bir tane değildi. Genç cadı bir ara kör olacağını sanmıştı ancak daha çok eğilmekten boynu ağrıyordu. En sonunda işini bitirip çantanın dibine elini attığında, bir şeyin eline sürtündüğünü hissetti. Kâğıt parçası olduğundan başka bir para olduğunu sanarak onu çekip çıkardı. İkiye katlanmış olan kartı gözleri seçtiğinde yavaşça kasayı kapattı. Çantanın tutuyor olduğu kolunu bıraktı ve o saniye onun yere çarpma sesini duydu. İki eli ile kâğıdın iki köşesini tuttu ve onu açtı. İçindeki özensiz ve çarpık yazıyı içinden okudu. ‘Sen gideceksin kız burada kalacak. Onu düşün, arayışına son ver.” Genç cadı okurken dudaklarının titremekte olduğunu hissetti. “Lestat!” diye bağırarak onu yanına çağırdı. Dikkatini yeterince üstüne çekebilmişti böylece. Onun yanına hızlı adımlarla gelişinin seslerini duyabiliyordu. Yanına vardığı anda Andreina, Lestat’ın eline tutuşturdu kâğıdı. “Söylesene, bu da ne demek oluyor? Ne arayışı içerisindesin, ajan falan mısın sen?” dedi hızlı hızlı. Notta “kız” diye bahsedilen kişinin kendisi olduğunu anlamak zor değildi. Bu durumda tehdit edilen kişi de oydu. Ama genç cadı, oğlana karşı neden kendisinin koz olarak kullanıldığını anlayamıyordu. Lestat ile daha yeni tanışmışlardı ve onun, Andreina’ya değer vermesi için hiçbir geçerli sebebi yoktu. Tabii onun da bir planı yok ise kız ile ilgili…

    Genç cadı geriye adımlar atmaya başlayarak oğlandan uzaklaşmaya çalıştı. Onun en başından beri bu işin içinde olduğunu düşünmekte hata etmemişti demek ki. Düşündüğü gibi serseri olmalıydı, elindeki yaranın da büyük ihtimal onun anlattığı olay ile uzaktan yakından ilişkisi yoktu. Andreina oğlanın notu okuduktan sonra yüzünde oluşan düşünceli ifade ile doğru tahmin etmekte olduğu sonucuna vardı. Bağırıp Noah’ı uyandırmak istedi ancak o gelene kadar, Lestat kıza istediği yarayı verebilir hatta onu öldürüp saklayabilirdi bile. Genç cadı bu işi soğukkanlı bir tavırla ve tek başına halletmek zorunda olduğunu biliyordu, ancak yöntemine dair en ufak bir fikri bile yoktu. Yavaş adımlarını temkinle atmaya çalışıyordu ancak eli ayağına dolaşıyordu. İşi bu kadar tehlike dolu devam edecek ise, genç cadı kovulmadan önce kendi bırakmayı bile düşünmeye başlamıştı. Ki bu düşünce, cadının normal zihniyetine o kadar zıttı ki… “Bana doğruyu söyle.” dedi, ciddi bir ses tonu kullanmaya çalışarak. Ondan korkuyor olduğunu belli etmemesi kendi yararına olurdu ancak şu andaki kaçma eğilimi bu durumu güçleştiriyordu. Lestat’ın da kendisine doğru attığı adımlar, bir korku filmi sahnesini andırır gibiydi. Katilinin elinden kurtulmaya çalışan masum ve güçsüz kasaba kızı. Ancak bu tür sahneler, filmlerde genel olarak dehşet ile biterdi. Kızın karnını deşen bir bıçak ya da kafasına isabet eden öldürücü bir darbe ile. Aklına gelen bu fikir ile bir anda kendine gelen genç cadı, oğlana çaktırmadan gözleriyle birini bayıltmaya yetip onu öldürmeyecek sertlikte bir cisim aramaya başladı. Gözleri on adım ötesindeki bira fıçısının hemen önünde duran bardaklardan biriyle kesişti. Oldukça ağır olan bu kupalar şu anki ihtiyacı için oldukça idealdi. Genç cadı gidişat yönünü çaktırmadan sola doğru çevirdi, hala oğlanın kendisine yaklaşmakta kararlı olmasına inanamıyordu. Ölmek ya da tehlikeli birinin eline düşmek istemediği için adrenalinin kol ve bacaklarına yüklendiğini hissetti. Eline geçen bu tek şans ile hemen arkasına döndü ve bira bardaklarından birini kulpundan sertçe kavradı. Oğlanın kendisine yaklaşmasından faydalanma içgüdüsüyle bardağı hemen onun boynunun gerisine vurdu. Andreina vurduğu yerin beyinciğin üzeri olduğunu sanıyordu ama insan anatomisi hakkında pek bilgi sahibi olduğu söylenemezdi. Onun gözlerindeki ferin kaybolduğunu fark etti o sıra, sanki artık kendisini görmüyor ya da göremiyor gibiydi. Andreina oğlanın üstüne atıldığı zannetti, bu yüzden geriye doğru zıplarken bira fıçısına çarptı. Lestat’ın dengesini kaybedip yüz üstü, bir saniye öncesinde kızın durmakta olduğu yere, serildiğini görünce genç cadı başarılı olduğunu anladı. Hala elinde tutmakta olduğu bardağı masanın üzerine koydu ve oğlanın cüzdanını aradı ceplerini karıştırarak. Onu taciz ediyormuş gibiydi ya da onu soymaya çalışıyor olduğu sanılabilirdi. Oysa tek aradığı şey kimlikti, gerçek adının Lestat olduğunu bile sanmıyordu genç cadı. Cüzdanı bulup içini açtığında bir deste para ile karşılaştı, zengin olduğunu tahmin etmek güç değildi zaten en başından beri. Ancak cüzdanın içinde tek bir kimlik bile yoktu ya da ona benzer herhangi bir şey. Genç cadı hayal kırıklığına uğrayarak cüzdanı bulduğu cebe geri koydu. Koşup hemen küçük çantasını kaparken, canı için koşmaya başladı. Nereye doğru gittiğini bilmiyordu, Noah’nın ya da kafenin çok umurunda olduğu söylenemezdi. Sadece oradan ve oğlandan olabildiğince uzağa gitmeye çalışıyordu.

    Bugün

    Genç cadı yavaş dans etmek hakkında en ufak bir şey bile bilmiyordu. Bir umut oğlanın kendisini yönlendireceğini düşünmüştü, zaten bu yüzden kabul etmişti teklifini. Ancak dengesini kaybedip iki kere yalpaladıktan sonra belki de vazgeçmesinin daha iyi olacağını düşünmeye başlamıştı. Sonuç olarak dans etme becerisi yoktu ve oğlanın hareketlerine uyum sağlamakta zorlanıyordu. Genelde erkeklerin ayak basma yanlışlığına düştüğünü bildiğinden Anna dikkatli davranıyor ve oğlanın kaliteli ayakkabılarını kirletmemek için uğraşıyordu. Bakışları alaycı bir mana kazanırken yüzünde minik bir gülümseme oluştu. Onun prensip lafı üstüne oğlanın kulağına doğru yaklaştırdı yüzünü. Bedeninde dolaşan alkolün etkisiyle engel olamadığı bir istek dudaklarını zorladı ve sözcükler fısıltı halinde döküldü. “O zaman seninle bazı kavramları tekrar konuşmamız gerekecek.” Ses tonundaki şehveti fark ettiğinde vücudundan ince bir titreme geçti. Dediklerine kendisi bile inanamıyordu aslında. Zira Lestat ile oynamak ateşle oynamaktan farksızdı. Bir kez daha yalpaladığı sıra oğlanın elini, kendi elinden çektiğini fark etti. ‘İşte, dans etmekten vazgeçti.’ diye düşündüğü sıra çekilen elin diğerinin yanında yani belinde yerini bulduğunu hissetti. Genç cadı bir kez daha irkilirken gözlerini onun güçlü kollarının üstünde dolandırdı. Lestat’ın daha basit ve daha yakın olan bu pozisyona geçmek isteme nedenini anlamak güç değildi. Zira genç cadı dengesini böyle daha kolay korurdu. Andreina ona uyum sağlayarak boşta kalan elini onun boynuna doladı. Omzunda duran eli de şimdi orada durmaktaydı. “Fırsatları hiç kaçırmıyorsun, değil mi?” diye mırıldandı, manalı bir ses tonu kullanarak. Aslında Andreina onu suçlayamazdı, hangi erkek böyle bir şans elde edip de bırakıp giderdi ki? Onların doğasından gelen bir özellikti bu ve genç cadı, oğlanı tersini yapması için zorlayamazdı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Perş. Mayıs 24, 2012 6:33 pm



    “Lestat!” Para kasasının yanına gitti iki uzun adımla ve Anna’nın elinde tuttuğu notu aldı. Gözleri iki kez kelimelerin üzerinde dolandı. Artık durumun babası ile ilgili olduğundan emindi. Kafasında dönüp duran gerilere attığı soruyu bir kez daha sordu. Bu adamlar kimdi? Arayıştan kasıtları babasıyla ilgili olan olmalıydı. Tehdit edecek cüreti bulanlar yalan konuşmazdı. Babası hakkında konuştuğu kişileri düşündü. Önce mezarlığa gitmiş iri burnunda kocaman bir et beni olan, saçları kelleşmiş dişlerinin çoğu ise dökülmüş, yaşlı mezarcının yüzü geldi aklına. Şansına adam o mahalledendi ve hafızası yaşına rağmen gayet yerindeydi. Babasını tanıyan ve halen yaşayan birkaç isim vermişti. Aldığı cevaplar ya fazlaca klasik ya da tutarsızdı. Üzerlerine gittikçe çekilmişler ama söylememişlerdi. Sadece birinin üzerinde baş ağrılarını göze alarak yeteneğini kullanmıştı ve ufak bir bilgi elde etmişti. Ama adama bunu unutturmuştu. Aslında temkinli davranarak çoğu kişiye unutturmuştu. Tabii kendisini izleyen üçüncü bir göz yoksa. “Söylesene, bu da ne demek oluyor? Ne arayışı içerisindesin, ajan falan mısın sen?” Anna’nın sesiyle birlikte kendine geldiğinde bir kez daha gözleri nota ilişti. O an notun içerdiği diğer anlamın ayırtına vararak şaşırdı. Korkusunu anlayabiliyordu çünkü Lestat bilmeden onu da bu lanet işin içine bulaştırmıştı. Aslında az önceki sözlerinde haklıydı, oturması bile hataydı. Zira Lestat hayatı boyunca belayı mıknatıs gibi çekmişti. En normal gününde bile başına bir terslik gelip o günü lanet bir güne çevirebiliyordu. Bu yüzden sık sık Tanrı’nın kendisiyle dalga geçtiğini düşünürdü. Artık izlendiğine iyiden iyiye emindi. Kendisini izleyen dükkânın kapanmasına yakın gelip sıcak denebilecek bir sohbet kurduğu garsonun sevgilisi olduğunu düşünmüştü. Onun üzerinden gözdağı vermeye çalışıyorlardı. Dudakları kıvrıldı ve gözleri kısıldı. Anna da tehlikeyi anlamış görünüyordu. Zira bu sefer sesi sertleşmişti. Şüpheli bakışlarla gerilemeye başlamıştı. Gözlerinde saf korkuyu görebiliyordu. “Bana doğruyu söyle.” Ona doğru bir adım daha atarken gözlerinin içine bakmaya çalıştı. Tek bir amacı vardı: Riski göze alarak kızın zihninden az öncesini silmek ve sessizce buradan uzaklaşıp bundan sonra ne yapacağına bakmak. Para çalma işinin zekice yapılmış bir test olduğunu düşündü. Eğer değer verdiği biriyse pes etmeden yakalamaya çalışacağını hesap etmiş olabilirlerdi. Yani hareketleri sözlerini doğruluyordu. Kim, eğer seherbaz ya da muggle polisi değilse, kalkıp yemek yediği yerin çalınan parasının derdine düşerdi? Bir kez daha amatörce davranmıştı ama artık yeterdi. Kızı hallettikten sonra bu işi eski Lestat’ın yöntemleri ile halledecekti. Tam aradaki mesafeyi kapatmak üzereyken başında hissettiği ani acı ile irkildi. Karşısındaki görüntünün önce döndüğünü ve çoğaldığını sonra görüntülerin birbiri üstüne geldiğini fark etti saniyelik süre içinde. Son bir gayretle cadıyı tutmaya çalışırken bedeninin kontrolünü yitirip öylece yere yığılıverdi. Ardından kendini karanlığa bıraktı.

    “Hey ahbab! Kalk!” Sivri burunlu ayakkabının böğrünü dürtüklediğini hissetti bir kez daha. Farkındalığının gelmesiyle başındaki ağrı da kendini belli etmişti. Gözlerini kısarak görüntünün netleşmesini bekledi. Çok kısa süre yüzünü görmüş olsa da onun mutfakta çalışan adam olduğunu anlamak güç değildi. “Ne? Ben… Anna! O nerede?” Adam karman çorman olmuş saçlarına ellerini daldırarak esnedi. Kıyafetleri de saçları gibi dağınıktı. Az önce gördüğü beyaz önlüğün yerini koyu yeşil bir gömlek, kahverengi pantalon ve kirli sarı bir yelek almıştı. Elbisesi de saçları gibi özensizce üzerine geçirilivermişti. Sanki üzerine çığ düşecek olsa kımıldamayacak kadar bir umarsızlık vardı. Boşta kalan elinde tuttuğu anahtarı oynarken ses tonunda hafif bir alay vardı. “Ne bileyim hayvanlarının yanına gitmiştir. Ne yapmaya kalktın, ona dokunmaya mı? İyi benzetmiş seni.” Lestat gözlerini öfkeyle kıstı. Doğruya doğru daha biraz öncesinde hırsızı yakalayan etkisiz hale getirip konuşturmaya çalışan o sert çocuk bir kız tarafından nakavt edilmişti. Merlin aşkına bu lanet şanssızlığı ne zaman bitecekti. Sesinde bariz bir nefretle cevap verdi. “Kapa çeneni. Nerede bu kız dedim?” Doğrulmuş gözlerini adamınkilere dikmişti. Adam ellerini havaya kaldırdı ve bir an kararsız göründü. Ardından kollarını kavuşturarak yanıt verdi. Bakışlarına kararlılık yerleşmiş olsa da içinde titreyen korkuyu görebiliyordu. “Dostum, eğer ona zarar verirsen…” Lestat kafasını geriye yatırarak boğuk bir kahkaha attı. Adamın korktuğu o kadar barizdi ki biraz zorlaması onu da korkutup konuşturmasına yetecekti. Tabi diğer kız gibi ani bir harekette bulunursa o başka. Ama bu sefer hazırlıklıydı. Eğer denerse onun için pek de iyi sonuçlanacağını sanmıyordu. “Karşında seni bulurum, tabii o sırada horluyor olmazsan. Onu korumaya çalışıyorum seni aptal! Hayvanları dedin, hayvanat bahçesi falan mı?” Adam bir an hiddetlenir gibi olsa da bir şey yapmadı. Somurtarak omuz silkti. Başını salladı. “Evet, karnaval alanının hemen yanında.” Lestat’ın yüzüne hafif bir gülümseme yayılırken sağ gözünün yanında çizgiler belirdi. Hala yerinde olduğu için sevindiği asasını çıkartarak adama döndürdü. “Güzel, Obliviate.”

    Bugün

    “O zaman seninle bazı kavramları tekrar konuşmamız gerekecek.” Cadının tonlaması Lestat’ın kıkırdamasına neden oldu. O kadar çok boş konuşan, davranan, basit düşünen kızlarla karşılaşmıştı ki cadının sivri zekâsı ilgisini fazlasıyla çekiyordu. Kulaklarına dolan şehvetli nefes şarabın kokusu, hoş bir parfümle birlikte burun deliklerinden dolarken derinliklerde arzunun kıpırdanışını hissetti. Bu cesur hareketinden sonra geri çekilirken elini tutan elinin hafifçe titrediğini fark ediyordu. Korkusunu, merakını, arzularını bastırmaya çalışsa da belli oluyordu. Hafif yana doğru yapılan bir adımda yine çekiştirmesiyle yalpalandı. Bu sefer başka bir çifte o denli yaklaşmıştı ki sert bakışlarla karşılaşmıştı. Lestat bozuntuya vermeden elini bırakarak cadının beline doladı. Bu sefer daha samimi hale gelmişlerdi ama en azından tekrar yalpalamayacaktı. “Fırsatları hiç kaçırmıyorsun, değil mi?” Lestat bir elini Anna’nın belinden çekerek cadının avuçlarını başının gerisinde azalsa da varlığını sürdüren şişliğe doğru çıkardı. Cadının parmaklarının orayı keşfetmesine izin verdi. “Sen de fena değilsin yani.” Alayla sırıttı. Müzikle birlikte salınmayı sürdürürken ses tonu onunki gibi bir fısıltıya dönüşmüştü. O gün öfkelendiğini hatırladı. Kendini küçük düşmüş ve zayıf hissetmişti. Lanet bir aşçı bile korkmasına rağmen kendisiyle alay etmişti. Bugün ise alayla güldüğü bir ana dönüşmüştü. Gryffindor cesareti dışında bir Ravenclaw’ın hızlı düşünen zekasına sahip olduğunu kabul etmeliydi. “Teşekkür etmek için en mükemmel yolu seçmiştin.” Tekrar gülerken bir an aklına o adamlar geldi. Neyse ki izini kaybettirmiş, onlar da cadının üzerine gelmemişlerdi. Aksi halde cadı tedirgin olurdu. Oysaki rahat bir tavır takınmıştı. Hakkında ne kadar şey duymuştu acaba? Balo gününden önce fırsat bulmuşsa çapkınlığı hakkındaki dedikoduları da duymuş olması işten değildi. Zira Karina ile kötü bir başlangıç yapmasının ardından epey dağıtmıştı. Frenlenmesini sağlayan Anna olmuştu. “Seni bu konuda tebrik etmeliyim, Lestat Audrica’yı bayıltmak herkesin harcı değildir.” Cesur, zeki, güzel… Bir kızdan daha fazla ne isteyebilirdi ki?

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Perş. Mayıs 24, 2012 7:36 pm

    Genç cadı ayaklarının telaştan dolanması yüzünden neredeyse düz yolda düşecek olduğu gerçeğini hazmetmeye çalışarak dikkatini önüne vermeye çalıştı. Kalbinin belirli dakika aralıklarıyla sıkıştığını hissediyordu, gecenin karanlığında nereye saklanabileceğini ve oğlandan, ayrıca onun arkadaşlarından, nasıl korunacağını bilmiyordu. Çalıştığı yere gitmesi gibi bir şansı olduğunu sanmıyordu, zaten şu durumda nöbet tutmak için hiç uygun bir modda değildi. Haber vermek için çantasından çabucak cep telefonunu çıkardı ve titreyen parmakları ile nöbet arkadaşının numarasını tuşladı. Kulağına yerleştirdiği ekranın cızırtılarını dinledi birkaç kısa saniye boyunca, hemen sonrasında telefonun açılma sesi ve oldukça iyi tanıdığı Levin’in meraklı alosu duyuldu. Normalde Andreina telefon ile birilerini arayan ya da iletişimde bulunan biri değildi, zira ne okul ne de yaz zamanları bunun için vakit bulabiliyordu. Çalışmaktan yorgun düştüğü zamanlarda eve gittiği zamanlar bile nadir oluyordu zaten, bir de arayıp milletle sohbet edemezdi. Uyumak için yeterli saat bulamazken tuşlara basarak değerli vaktini harcayamazdı. Sesini kontrol altında tutmak için çabalarken boğazını temizledi, ona herhangi bir şey çaktırmamaya kararlıydı. “Levin, benim Andreina. Bugün nöbet işini tek başına halletmek zorundasın. Sorun olur mu?” Sorun olsa bile genç cadı hayvanat bahçesine gidemeyeceğinin farkındaydı. Zira Noah, Lestat’a ağzından kaçırmış olabilirdi bu işini ve bu durumda oğlanın kendisini bulmak için oraya gideceğini tahmin etmek güç değildi. “Hayır olmaz. Bir şey mi var?” Levin’in anlayışlı sesi genç cadının bir nebze rahatlamasını sağlarken, onun dikkatinin dağılmasını sağlamıştı. Caddeye etrafına bakınmadan daldığı için bir arabanın acı fren sesi duyuldu, Andreina durmuştu ancak arabanın dizine hafifçe vurmasına iki taraf da engel olamamıştı. Neyse ki güçlü bir vuruş değildi bu sadece ön far tenine dokunmuştu. “Neler oluyor? Andreina?” Telefonun karşısından endişeli sesler duyulurken genç cadı ona sakin ve sessiz olması için uyarıda bulundu. Şu anda dikkat çekmek istediği en son şeydi. Arabadan çıkan sürücüye ‘Bir şey yok.’ manasında elini sallamasına rağmen onun kendisine doğru yaklaşmasını engelleyemedi. Nasıl bir şansa sahip ise genç cadı, trafik kazasına karışabilecek en doğru zamanı bulmuştu. “Levin, ben iyiyim merak etme. Ancak eğer biri gelir de sana, beni sorarsa… ona benimle konuştuğunu söyleme olur mu?” Karşı taraftan neden böyle bir şeyin istendiğine dair bir açıklama isteği geleceğinden emin iken genç cadı, tamam denildiğini duyunca fazlasıyla şaşırdı. Oğlana minnet duyarken telefonu hızlıca kapattı ve zihninden ona büyük bir borca girmiş olduğu düşüncesi geçti. Cebini çabucak çantasının içerisine attı ve telaşa girmiş olan sürücüye sakin olması için yüksek sesle ihtarda bulunmak zorunda kaldı. Zira adam resmen çılgına dönmüştü ve kızı sırtlayıp hastaneye götürmek konusunda kararlı gibi görünüyordu. Genç cadı bunun için zamanı olmadığını hissediyordu, bu yüzden iyi olduğunu göstermek için öne doğru bir adım attı. Adam belli ki onun yalpalamasını bekliyordu, zira onun oldukça normal bir şekilde yürüdüğünü görünce sanki Andreina Kızıl Deniz’i ikiye bölmüş de bir mucize yaratmış gibi şaşırdı. Genç cadı ellerini öne doğru kaldırıp ona durması için işaret etti. “Gördüğün gibi iyiyim. Şimdi ben yoluma, sen de yoluna gidebilir miyiz?” Sakinleşmiş görünen adamın arabasının şoför koltuğuna yerleşmesini ve sonrasında genç cadının bulunduğu yöndeki camı açıp bir kart uzatmasını izledi Andreina. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, onun kendisine asıldığını zannetti bir an için. “Eğer bir sorun olursa dizinle ilgili... bana ulaşmaktan çekinme, masrafları karşılarım.” Andreina adamın kibarlığına karşılık ne yapacağını bilemedi. Dünyada hala böyle insanların bulunduğunu bilmiyordu, bu yüzden eğildi ve kartı elinin arasına aldı. Gülümseyerek teşekkür etti ve onun gaza basıp gitmesini izledi arkasından.

    Sonrasında kaçışına devam etme kararı aldı. Tam o sırada aklına annesi geldi. Lestat isterse pekâlâ ona da ulaşabilirdi ki bu, genç cadının isteyeceği en son şey olurdu. Hayatında en çok değer verdiği insanı ele geçirirse, planı her neyse onu uygulamaya geçirebilirdi. Andreina buna izin veremeyeceğini bildiğinden hemen evine doğru yöneldi. Yürümek için uzun bir mesafeydi ancak şu anda herhangi bir toplu taşıma aracına binmeye cesaret edemiyordu. Çantayı boynundan doladı ve onun düşmeyeceğinden emin olduktan sonra koşmaya başladı. Ne kadar hızlı olduğundan emin değildi, arada yorulup yavaşladığı oluyordu. Ancak aklına eğer yetişemezse ne olacağı fikri dadanıyordu, bu da onun durup dinlenmesine izin vermiyordu. Genç cadının düşünceleri ona resmen işkence ediyordu. Yanından geçtiği insanların bakışlarına aldırmıyor ve ter içerisinde kalmış olmasına rağmen gecenin soğukluğunu hissedebiliyordu. Sokakların arasından çaprazlama gidiyor ve böylece Lestat ile karşılaşmayacağını umuyordu. Ancak koştuğu için herkesin dikkatini çekmekte olduğunun farkındaydı, bu durumda onun arkadaşlarını da peşine takma olasılığı büyüktü. Bu düşünce ile biraz yavaşladı ve büyü ile yarışamayacağı aklına geldi. Eğer oğlan cisimlenmeyi tercih etmiş ise şu anda annesini çoktan eline geçirmiş durumda genç cadının gelmesini bekliyor olurdu. Andreina sonradan aklına gelen bu fikir ile sokaklardan birinin içerisine girip gözden kayboldu, sonrasında asasını çıkardı ve evini düşünerek cisimlenmeyi denedi. Bir anlık baş dönmesi ve rüzgar değişimi hissettikten sonra gözlerini açtı. Yüzüne düşen saçlarını hızlıca kulaklarının gerisine attı ve fakir olduklarını her metrekaresinden belli eden evinin kapısına doğru koştu. Her duruma karşı hazırlıklı olmak için asasını elinden düşürmüyordu. Eğer yine bir tehdit ile karşılaşırsa bu sefer büyü kullanmaktan çekinmeyeceğini düşünüyordu Andreina. Annesini korumak için gerekirse okuldan atılmayı bile göze alırdı.

    Bugün

    Genç cadı oğlanın kendi elini tutup da boynunun gerisine götürdüğü sıra neyi amaçladığından emin değildi. Ancak parmak ucuna değen sertlik ile her şeyin farkına vardı. Gülmemek için başını önüne doğru eğdi, zira oğlan yeterince utanmış olmalıydı bu durum karşısında. Gerçi bir kız tarafından etkisiz hale getirilmek o kadar da kötü bir şey değildi, hele karşısındaki bir Gryffindor ise. Genç cadı oğlanın başına bira bardağını geçirdiği zaman yaşadığı adrenalin akışını hiçbir zaman unutamayacağından emindi. O an anlamıştı kendisini korumak için her şeyi göze alabileceğinden ve elbette sevdiklerini de. Can derdi çok farklı bir şeydi ve o an, genç cadı ölebileceğini cidden düşünmüştü. Şimdi ise bunu düşünmüş olduğu için delirmiş olduğunu sanıyordu. Oğlanın aslında kendisini korumaya çalıştığını görememişti, özellikle ondan kaçmıştı hatta. Başını en sonunda kaldırabildiğinde yüzünde hala geniş gülümsemesi duruyordu. “Hak etmediğini söyleyemezsin.” Tek kaşını kaldırarak alay ettiğini bildirmeye çalışıyordu, bu olay ile elinin ağır olduğunu da öğrenmiş bulunuyordu genç cadı. Şiddet yanlısı biri olmadığından dolayı genellikle bu tür olaylara katılmazdı. Şimdi akıl etse, birini etkisiz hale getirmek için sert bir cisim kullanmak aklına gelmezdi. Ne kadar acıtmış olduğunu tahmin edemiyordu zaten, insanların heyecanlandıklarında ne kadar güçlendiklerini bir yerlerden okumuştu. Herhalde o anda genç büyücüyü sersemletip bayıltan şey de buydu. Andreina tam o sıra, ilk başta şişliğe temas eden parmağının hala hareket ediyor olduğunu yeni fark etti, "Özür dilerim." diye mırıldanırken. Oğlanın yarasını rahat bırakıp ensesindeki saçlara yönelmişti zira parmağı. Oğlan bunu hissetmiyor olamazdı, ancak hiç de itirazı varmış gibi görünmüyordu. Genç cadı kendisine böyle bir şey yapılsa ters bir tepki vereceğini düşünüyordu. Saça dokunmak mesele değildi, ancak onunla oynamaya başlamak başlı başına flört sayılırdı.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Cuma Mayıs 25, 2012 4:15 pm


    Motorun hırıltılı sesini susturduğunda sonunda hayvanat bahçesine gelmişti. “Hey! Hayvanat Bahçesi kapalı giremezsin.” Yaka kartında parlak yeşil harflerle Levin yazan adam karanlıkta kalmış kulübeden çıkartarak üzerine parlak bir fener dikmişti. Lestat sağ eliyle gözlerini korurken adamı ışıkların arasında hayal meyal gördü. Uzun boylu, yakışıklı denebilecek bir yüze sahipti. İri kasları sert bakışlarıyla birleştiğinde tehditkar bir hava veriyordu. “Gece vakti meraklı değilim. Sadece birini soracaktım.” Adamın bir an kaşlarının çatıldığını fark etti. Alnı bir düşünceyle kırışmıştı. Feneri indirdiğinde Lestat ona doğru birkaç adım atarak yüzünü meydana çıkardı. Acelesi olduğu için sesine yansıyan bir telaşla konuşmaya başladı. “Bana Anna adındaki kızın burada çalıştığı söylendi. Sabahları da şu ilerideki kafede çalışıyor.” Parmağı geldiği yönü gösterdi. Sokak lambaları ile aydınlanmış yolu gösterdi. Yolun hemen ilerisinde buraya çok da uzak olmayan kafe gözüküyordu. Karman çorman sokaklar yüzünden o kadar yakın sayılmazdı ama yine de adam anlamıştı. Bu onun kaşlarının bir kez daha çatılmasına neden olduğunda Lestat onun uyarılmış olduğunu anladı. Ah, Anna! “Noah’ın yeri mi? Dostum o adamın iki lafından biri yalandır. Anna’yı tanırım, burada çalışmıyor.” Lestat tek kaşı kalkarak kollarını kavuşturdu. Bu sefer Noah gibi cüsse ile korkmayacak türden biriydi. Anlaşılan Anna’yı seviyordu, bu yüzden güzel cadıyı korumak istiyordu. Belki de sevgilisiydi. Bu düşünce ile bir an kendi kendine kızdı. Niye önemsiyordu ki? Kızı önemsiyorsa anlayabileceğini umarak bir kez daha dudaklarını araladı. “Bana doğruyu söyle. Onla bir derdim yok. Sadece iyi olduğundan emin olmak istiyorum.” Adam kapıyı gıcırdatarak açtığında bir an içeri alacağını, onun nerede olduğunu söyleyeceğini sandı. Bunun yerine omzundan tutan elin sert ittirişiyle karşılaştı. “Ne tür bir belaysan, defol git.” Öfkeyle sinirlendi başka şansı kalmadığı için cebindeki asasını çıkardı. Parmakları arasında oynamaya başladığı çubuğu Levin’e gösterirken yüzünde hafif bir sırıtma vardı. Şov yapmaya vakti olmadığını biliyordu. Yine de muggleların bu garipseyen bakışları onu eğlendiriyordu. “Bu ne biliyor musun? Tek bir hareketle şuradaki kaplan serbest kalabilir. Ya da belki şu piton? Ne dersin? Benimle oynama.” Adam kahkahalarla gülüp bir kez daha ittirdi. Bu sefer güçlü eller Lestat’ı yere yıkmıştı. Elindeki asayı sıkı sıkı tutan büyücü asasını hırsla bir kaplanın uyuduğu kafese doğrulttu.

    “Ah pekala. Alohomora.” Adam şaşkınlıkla kafesin gıcırdayarak açıldığını görünce irkilerek geri koşmuştu. Bu sefer başını geriye atarak gülme sırası Lestat’taydı. “Şimdi hayvanı uyandırmak için de bir şeyler yapabilirim istersen.” Asa bir kez daha kalkarken adam elini kaldırdı teslim olurcasına. Gözleri irileşmiş, cin görmüş gibi solup kalmıştı. İri adamın titriyor oluşu gerçekten ironik bir görüntüydü. Hangisi daha korkunçtu onun için? Çomakla açılan kapı mı gerisindeki kafesteki kaplan mı? Adam bir öne bir arkaya bakarken kekeleyerek anlatmaya başladı. “E… Evinde olabilir. Annesine bağlıdır yalnız bırakmaz onu. Yalnız buraya uzaktır. Doğu yakasında….” Lestat adamın söylediği tarifi zihninde birkaç kez tekrarlayarak aklına yerleştirmeye çalıştı. Ardından başını sallayarak doğruldu. “Güzel, Şimdi şu küçük kulübene girip son birkaç saati siler misin? Ben kameralarda görünmüyorum ama kapının açılmasını delilikten başka bir sebeple açıklaman güç olacak.” Neyse ki bu sefer adam zorluk çıkarmadan içindeki cdyi çıkarıp atmış yeni bir tane takmıştı. Lestat gülümsedi. Büyü yaptığına dair son kanıtın da ortadan kalkması için asasını bir kez daha kaldırdı. “Obliviate” Adamın buraya geldiğine dair her şeyi unuttuğundan emin olduktan sonra hızla tarif ettiği yola doğru yürümeye başladı. Birkaç dar karanlık sokaktan geçtikten sonra yeniden çalıntı motora binerek hızla ilerlemeye başladı. Motor sesi sessiz sokaklarda yankılanırken pencereden bakmakta olan yaşlı bir adamın söylenmesi kulaklarına çalındı. Ev gerçekten de uzakta kalıyordu. Üstelik evler gecekonduya benzer yapılara dönüşmüştü. Anlaşılan kız gerçekten de fakir bir yaşam sürüyordu. Sonunda eve vardığında motoru susturdu. Önce pencerede gördüğü yüzün kendisine geldiğini görünce ellerini havaya kaldırdı. “Sakin ol! Zarar verme niyetinde değilim. Emin ol bunu yapacak yeterince zamanım ve türlü yollarım vardı.” Ardından sakince bir adım daha attı. Elleri hala komik bir şekilde havadaydı. “Öldürüldüğünden şüphelendiğim babam hakkında bir şeyler soruşturuyordum. Ben onları bulamadan onlar beni buldu ve seni sevgilim sanarak o notu yazmışlar.” Kendi kendine sinirle gülmeye başladı. Bu olaylar zinciri ona o denli saçma geliyordu ki. Gülmesi sırıtmaya dönüşürken ekledi. “Eh yakışmadığımızı söyleyemem.”

    Bugün

    Başı öne eğilmiş sırıtan cadının başını kaldırmasını izledi. Sarı saçlar önce öne sonra arkaya doğru giderken hoş bir meltem yüzüne vurmuştu. “Hak etmediğini söyleyemezsin.” Eh öyle ya da böyle bilmeden cadının hayatını tehlikeye atmıştı. Garip tesadüfler ve yanlış anlaşılmalar… Ancak işin garibi şimdi o zaman alakam yok dediği kızla dans ediyordu. Onun için endişelenmesi, tüm o mücadele gözlerinin önüne geldi bir kez daha. Hayat cidden garipliklerle doluydu. Kim derdi ki tecavüze uğramış kızın arayışını yaparken kendi arayışı başlıyor olsun? Babasına dair elle tutulur bir şeyler bulmaya başladığı sırada girdiği yerdeki kızınsa kendisiyle aynı büyücülük okulunda okuması ayrı bir dertti. O anlık kaçamağın Lestat’ın arayışı ile kesişmesi ise binde bir gerçekleşen bir şansızlıktı. Ya da şans mı demeliydi? Belki de Tanrı sonunda insaf edip hayatına iyi bir şey vermeye karar vermişti. "Özür dilerim." Cadının parmaklarını saçlarında dolaşması gen büyücüyü gülümsetti. Annesini hatırlamıştı zira o da küçükken saçlarını karıştırarak özür dilerdi. Somurtan Lestat annesinin bu hareketiyle yumuşardı. Şimdi de aynı şekilde rahatladığını hissediyordu. Sanki saklı cennetinden çıkıp gelmiş ve oğluna sarılmıştı. Ona hayran oğluna… Yüzüne garip bir gülümseme yerleşirken annesinin o güzel yüzünü hayal etti bir süre. Fakat görüntünün değişip onun ipte sallanan cesedine dönüşmesi üzerine bir an ürperdi. Yüzüne hızla o tanıdık gülümsemesini yerleştirdi. “Bir özürle sıyrılacağını sanma.” Hafifçe yana doğru adım atarken yalpalamasına izin vermeden cadıyı ilerletti. Ufak bir dönüşle onunla yer değiştirdi. Böylece biraz daha gölge bir yere çekilmişlerdi. Kötü bir amacı yoktu sadece insanlardan biraz uzakta kalmak istiyordu. “Haydi, bu geceyi, paranı kurtarmam için teşekkür sayalım.” Evet adam kendisi yüzünden gelmişti, ama sonuç olarak cadının vesveseye düşerek kasayı ihmal etmeseydi adam daha çok zora düşebilirdi. Bunun yerine elinde yanıkla içeri gitmiş ve Lestat da onunla ilgilenmek zorunda kalmıştı. Kasa adam için kolay lokma olmuştu. Lestat’ın sivri kulakları olmasa yakalanmayacaktı belki de. “Ama bana bir tane daha borçlusun, en az.” Onu bir daha görmek istiyor olduğunu söylemenin daha farklı bir yoluydu. Kararlı bakışlarla cadıyı süzdü.


_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreina Barries
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 628
Kan Durumu : Safkan olduğunu sanıyor.
Özel Yetenek : Zihinbendar, metamorfmagus.

MesajKonu: Geri: Bir Mevsim Geçerken   Cuma Mayıs 25, 2012 7:08 pm

    Evin içine telaşla dalarken bakışları endişe yüklüydü. Annesinin nerede olduğunu anlamaya çalışıyor ve ona seslenmek için gücünü toplamaya çalışıyordu. Terden boynuna ve ıslak omzuna yapışmış olan saçlarını elleriyle havaya kaldırdı ve elini yelpaze olarak kullanmaya çalışırken ona seslendi. İlk başta kısık olan sesi sonraki dakikalarda yükseldi ve cevap alamadığı her çağırışta korkusu galip gelmeye başladı. Yorgun düşmüş bedenini ve titreyen dizlerini nasıl dengede tuttuğuna dair en ufak bir fikri yoktu. Kafasında beliren düşünceleri dile getirmekten korkuyor ve bu saatte annesinin hangi cehenneme gitmiş olabileceğini düşünüyordu. Normalde bu saatlerde genç cadı evde hiç olmadığı için onun ne yaptığını bilmiyordu, belki de hiç bilmediği bir işte çalışıyordu. Pekala bir yerde nöbete başlamış olabilirdi. Genç cadı onu beklemek dışında bir şansının olmadığını anladığında çaresiz bir ifade ile gecekondu tarzındaki evin küçük verandasına çıktı. Tahta merdivenlerden en üsttekine oturdu ve gecenin karanlığının düşüncelerine yansımasına engel olamadı. Paranoyak görüntüler zihnine doluşurken annesinin bin bir türlü şekilde öldürülmüş bedeni gözlerinin önüne geliyordu. Birinde boğazı kesilmiş halde, birinde kafasının üstünde belirgin bir morluk ve burnundan çenesine doğru ince bir çizgi halinde sızan kan ile. Lestat’ın bakışları belirdi sonrasında zihninde. “Şimdi ödeştik.” lafı çıktı tehlikeli bir gülümseme takınmış olduğu dudaklarının arasından. Genç cadı dizlerinin üzerine koydu dirseklerini ve elleriyle yüzünü kapattı. Başını önüne eğmiş bir halde derin nefesler alıyor ve ne ara bu kadar çok tehlikenin içerisine düşmüş olduğunu anlamaya çalışıyordu. Daha iki saat öncesine kadar tek derdi kendisine asılan müşteriler ve sübyancı patronu iken şu anda tehlike içerisinde olan şey kendi ve annesinin canlarıydı. Sessizliğin içerisinde kendi yutkunmasını duyarken bahçede bulunan büyük gece lambasının etrafındaki sineklerin vızıltıları çalındı kulağına. Etrafın bu kadar sessiz olmasından fazlasıyla rahatsızdı, sanki fırtına öncesindeki durgunluktu bu.

    Andreina saniyeler içerisinde duyduğu motosiklet ile yüreğinin hopladığını hissetti. Zira Lestat’ın şu anda çalıntı bir araç kullanmakta olduğunu biliyordu. Tanrı Aşkına, motor çalan biri ne kadar güvenilir olabilirdi ki? Gözleri sesin geldiği tarafa yönelirken oturduğu yerden kalktı ve çabucak mutfaktan eline iki tane gözüne en sivri gelen bıçakları aldı. Sonrasında geri dönüp verandanın en güvenli kısmına doğru koştu. Böylece genç adam kendisine saldırmak için bir harekette bulunursa tahta çitlerin üzerinden atlayıp hızlıca ondan kaçma şansına sahip olabilirdi. Hatta bir şans motorun anahtarını üzerinde bırakırsa, Andreina çalan kişinin kendisi olma olasılığını bile üstlenebilirdi. Ellerini çitin üzerinde gezdirdi birkaç kısa saniye boyunca, parmak uçlarına sürtünen kıymıkları hissedebiliyordu ancak şu anda daha önemli sorunları olduğunu biliyordu. Artık Lestat’ı görebiliyordu ve onun yalnız olduğunu da fark etmemek elde değildi. Genç cadı derin bir nefes alıp rahatlarken en azından annesinin güvende olduğunu biliyordu. Oğlanın elinde kullanabileceği bir koz olmadığına göre Andreina sadece kendisi için endişelenebilirdi. ‘Evet, bu çok rahatlatıcı bir düşünce.’ Oğlanın motordan inmesini olabildiğince sakin bir tavırla izledi, sol elinde bulunan bıçakları fazlasıyla sıkıyordu bu sıra. Parmak boğumlarının ağrımaya başladığını hissedebiliyordu. Onun zarar vermeme ile ilgili vaazını dinledikten sonra bağırarak konuşmaya başladı genç cadı. Belki komşuları onu duyardı da dışarı çıkarlardı, böylece genç adam da her ne planlıyorsa bir süre onu ertelemek zorunda kalırdı. “Bir adım daha atarsan…” Sol elini hafifçe yukarı kaldırdı ve bıçakların sivri yüzeylerinin oldukça iyi göründüğü kanısına vardığında konuşmaya devam etti. “İyi bir atıcı olduğumu söylerler.” Andreina hayatında bir kere bile atışta bulunmuş değildi ancak gözdağı vermesi gerektiği şu sıra, gerçekleri söylemek zorunda gibi hissetmiyordu kendini. İçgüdüsel olarak ne yapması, dudaklarından hangi sözcüklerin dökülmesi gerekiyorsa geri adım atmayacaktı. Oğlanın bir adım daha yaklaştığını görünce blöfünü sürdürmek zorunda olduğunu anladı. “Beni gerçekten test etmek mi istiyorsun?” Lestat’ın havada bulunan ellerinin güven ifade etmediğini belirtmek zorundaydı genç cadı, zira elleri tehlike vermeyecekmiş gibi değil de birinin boğazına sarılacakmış pozisyonda duruyor gibiydi daha çok. O da bunu fark etmiş olacak ki onları hemen indirdi ve açıklamasına devam etti. Andreina onu inanmayan gözlerle dinlerken tedbirli duruşunu bozmamak için elinden geleni yapıyordu. Ne kadar dik ve güçlü durursa, karşısındakini de o kadar püskürtmüş olurdu geriye. En azından genç cadının umutları bu yöndeydi.

    Ancak bir süre sonra oğlanın gerçekten doğruyu söylemiş olabileceği ihtimalini düşünmeye başladı. Babası ya da ailesi hakkında bir bilgisi yoktu genç cadının, bir tek memleketinin burası olduğunu söylemişti Lestat. Ancak kaç tane babası vardı ki onun? Bu durumda biri ölü, biri diri olduğuna göre üvey babası vardı. Neden bu kadar çelişkili anlatmak zorundaydı ki oğlan? Kendini daha mı mistik ve gizemli bir hava içerisine sokuyordu bu durum? Sadece Andreina'nın vakit harcamasına ve ondan daha da çok şüphelenmesine neden oluyordu. Genç cadı genzine kadar gelen kahkahayı bastırdı ve bıçaklardan biriyle, gözdağı vermeyi sürdürmek için, sapından tutup oynamaya başlattı. Bu sırada bakışlarını oğlanın üzerinden ayırmıyor ve dediklerini zihninde sağlam bir tartıdan geçirmeye çalışıyordu. Bir yerlerde yalan söylemiş olduğu belliydi. Ancak en çok da genç cadı onu, kendisini bu işin içine sürüklediği için suçluyordu. Tabii dediklerinde dürüst bir tavır sergilemiş ise... "Eğer dediklerin doğruysa, ki buna hiç inanmadığımı söylemek zorundayım, beni bir şekilde ikna edebilirsin." Doğru sözcükleri seçmek için birkaç saniye düşündü, bu sıra oğlanın ciddi bir tavır içerisinde kendisini dinlemekte olduğunu görebiliyordu. Onu, kendi güvenliği için tamamen hayatından çıkarması şarttı genç cadının. Eğer bugün kafeye gelmeseydi bütün bunları yaşamak zorunda kalmayacaktı Andreina. Elini yakmak, bir hırsızla karşı karşıya gelmek ve trafik kazası geçirmek sadece dile ve düşüncelere kolay gelen olaylardı. Asıllarını yaşamak ise çok daha tüyler ürperticiydi. "Bir daha beni görmeyeceksin. Etrafımda bulunmayacaksın. Ne kafede, ne de burada." Sağ elini kaldırıp çevresini gösterdi, 'burada' derken evini kastediyordu aslında. Ancak eğer güvende olmayacaksa Kastilya'ya bir daha gelmemesini isteyebilirdi ancak buna hakkı yoktu. Koskoca şehirden nasıl kovalayabilirdi ki onu? Beklediği haşin ve kavgacı tavrın aksine Lestat boynunu öne doğru eğdi. Genç cadı onun yavaşça olumlu anlamda sallamakta olduğunu zannetti başını. Dediklerinin bu kadar kolay kabul edilebileceği hiç aklına gelmemişti Andreina'nın. Ya oğlan önceki dediklerinde tamamen dürüsttü ya da şu anda kızı geçiştirmeye çalışıyordu, sonrasında peşine düşebilmek için. Kısa bir an için vicdan azabı duydu genç cadı fakat böyle hissetmesi için bir nedenin olmadığını biliyordu. Ne olursa olsun, o gerekli olanı yaptığına inanıyordu. Yok Lestat'ın mutlaka hayatının içerisinde bulunması gerekiyorsa, elbet bir gün yine karşılaşırlardı. Dünya küçük değil miydi ne de olsa?

    Bugün

    Genç cadı ellerinin oğlanın saçlarının arasında dolaşmasını durduramazken onun gözlerinden geçen duygu selini fark etmişti. Sanki düşünceleri başka bir noktaya ya da olaya gitmişti de artık Andreina'yı görmüyordu. Onun aklına her ne geldiyse bunun ne olduğunu merak ediyordu kız fakat direkt olarak ona sorup da Lestat'ı rahatsız etmek istemiyordu. Zaten anlatmak isteyeceği bir şey olsa çoktan konuşmaya başlamış olacağını düşünüyordu ancak şu zamana kadar oğlanın ağzından onunla ilgili hiçbir şey kapamamıştı. Kendisi hakkında bilgi vermemekte kararlı ve ustaydı görünüşe göre. Andreina oğlanın yeşil gözlerinin ardında hangi sırların gizlendiğini merak ederken bedeninden başka bir titremenin geçtiğini hissetti. Ancak hissettiği şey sadece o değildi, daha yakın bir pozisyonda dans ediyor olmalarına rağmen bir kez daha yalpalamayı başarmıştı. Bu gidişle geceyi balo salonunun mermer zemini üzerinde bitirecekti. Kaşla göz arasında birkaç kez döndüklerini hissetti, ancak etrafında neyin ne olduğunu anlayamıyordu artık. İnsanların kahkahaları ve konuşmaları ona sadece uğultu halinde geliyor, ışıklar ise gözünü acıtmaya başladığından gözlerini kısmasına neden oluyordu. Bu dönmeler midesinin bulanmasına neden olmuş olsa da oğlanın artık mana kazanan gözleri birçok şeyi açığa kavuşturuyordu. Belli ki şarkının sonuna gelmişlerdi ve bu, dansın da sonu demekti. Andreina zamanın ne çabuk geçtiğini fark ederken yarın bütün bu olanları hatırlayacağından emin olmak istiyordu. Bu yüzden utanç duyacağı bir şey yapmamaya kararlıydı, en azından hala düşünmeye devam edebileceği ayık bir zihne sahipti. "Bir şartla!" Heyecana kapılan genç kız bir an fazla bağırmakta olduğunu fark edemedi. Ayrıca parmağını kaldırıp 'bir' sayısını göstermeye çalışmıştı fakat fazladan bir tanesinin daha havada olduğunu gördüğünde utanıp elini indirdi. Sesini kısmak ve dikkatini toplayabilmek için boğazını temizlerken gülmeye başladı. Alkolün etkisi iyiden iyiye vücudunda etkisini gösterirken yüzüne düşen saçları ilgisizce geriye attı. "Bir dahaki sefere sarhoş olan sen olursun."

    -SON-



_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bir Mevsim Geçerken
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Giriş Katı :: Balo Salonu-
Buraya geçin: