AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Deliler.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Maxim Querta

avatar

Mesaj Sayısı : 673
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Elim Reçel'in dötünde -pardon, cep diyecektim.

MesajKonu: Deliler.   Salı Mayıs 15, 2012 11:00 am

Maxim Querta & Rachelle Jeseven
Sixpence None The Richer - Kiss Me
Başlık olmadı, biliyorum. Sen bulsan ne güzel olur Reçel'im.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maxim Querta

avatar

Mesaj Sayısı : 673
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Elim Reçel'in dötünde -pardon, cep diyecektim.

MesajKonu: Geri: Deliler.   Salı Mayıs 15, 2012 1:05 pm

Balo günü gelip çattığında heyecandan ölebilirdi büyücü. Neden bu kadar heyecanlandığını bilmiyordu, hissettiği şey korkuydu belki. Felicia'ya söz vermiş sayılmasına -en azından kızın ekspreste söylediği şeyi böyle algılayacağını biliyordu- rağmen baloya gitmemeye karar vermişti. Yine de zamanını Rachelle ile geçirmeye niyetliydi. Bunu gerçekten istiyordu ama o kadar insanın önüne çift olarak çıkmak istediğinden emin değildi. Aslında istiyor gibiydi de, bilmiyordu. İstediğinden emin olduğu tek şey Rachelle'dı ama bu işi resmileştirmekten korkmuyor da değildi. Bu nedenle oldukça tutarsız davranışlar sergiliyor, aynı oranda tutarsız düşüncelere sahip oluyordu. Zaten çift sayılmazlardı, en azından büyücü kendini böyle avutuyordu. Aralarına aptal kalıplar girmese ne kadar mutlu olurdu büyücü. Bilinmezliğin kötü bir şey olduğunun farkındaydı ama elinde olan bir şey değildi bir şeyleri pat diye değiştirmek. Olayı abartıyordu aslında ama bunun farkında dahi değildi.

Mavi pijamaları vardı üzerinde aynanın karşısındaki çocuğun. Elindeki maskeyi üçüncü kez bağlamaya çalıştıysa da yine başarısızlığa uğradı. Her seferinde gevşek oluyordu ve maskesi yüzüne oturmuyordu, bu da rahat edememesine neden oluyordu. En sonunda uğraşmaktan vaz geçip ortak salona doğru yol aldı. Ne yazık ki ortak salonda kimse yoktu ve Maxim elinde maskesiyle kalakalmıştı. Geç olmuştu tabii, herkes balo salonuna teşrif etmişti. Ortak salondan çıkıp koridora gittiğinde aceleci adımlarla ilerleyen küçük bir kız gördü, birinci sınıf olmalıydı. "Afedersin." sözcüğü dudaklarından çıktığı anda zaten kendisine bakmakta olan kız duruverdi. Kızın kendisine bakıyor olmasını garipsemiyordu, ona bakılmasına alışmıştı. Alışmış olmasaydı bile balonun olduğu gün pijamalarıyla ve elinde bir maskeyle dolaşan birine tuhaf bakışlar atan birinin haklılığını göz ardı edemezdi. Gülümsedikten sonra "Senden bir şey isteyebilir miyim?" deyiverdi. Tanımadığı insanlardan bir şey istemek adeti olmasa da çevrede başkası olmadığına göre mecburdu buna. Kızın kendisini ayıplamamasını umuyordu. Karşısındaki cadı kafasını salladı. Ağzı kulaklarına varmış, gülümsüyordu. "Gryffindor öğrencisisin değil mi?" Kız bir kez daha kafasını salladıktan sonra tekrar konuştu çocuk. "Güzel. Rachelle Jeseven, onu tanıyor musun? Kızıl ve bukleli saçları var." Kız şu an ortak salonda öyle birinin oturup bir şeyler yediğini söylediğinde gülümsedi Maxim. Aynı anda kızın suratı asılmıştı. "Ona maskesini alıp Kara Göl'e gelmesini söyleyebilir misin?" Kız yüzü hala asıkken başını sallayıp arkasını dönüp gitmeye yeltendiyse de Maxim onu omzundan tutup durdurdu. Elindeki maskeyi gösterip utangaç bir tavırla gülümsedikten sonra kızın kendisine ulaşabilmesi için eğildi. Küçük Gryffindor öğrencisi garipseyen bakışlarla elinden maskeyi alıp arkasına geçti ve ipi bağladı. Maxim elini maskeye dokundurduktan sonra memnuniyetle gülümedi. Bu arada kız yanından ayrılıp koşa koşa Gryffindor ortak salonuna ilerlediğinden büyücünün yapabildiği tek şey arkasından bağırmak olmuştu. "Teşekkür ederim!" Kızın ortak salona girişini izledikten sonra hızlı adımlarla merdivenlere yöneldi ve vardığında koşarak inmeye başladı.

Merdivenlerden inerken bir yandan Rachelle kendisini beklediği için şükrediyor, bir yandan da trendeki teklifini düşünüyor ve oluş şeklinden utanıyordu. Kız kardeşi, amca ve yengesinin onları kompartımana bırakma zahmetine dahi girmediğinden yakınırken gördüğü kızıl saçlı cadı ile beyni duruvermişti büyücünün. Felicia'nın sesi çok uzaklardan gelen bir mırıldanmaya dönüşürken adımlarını hızlandırdı ve ikizinin daha da huysuzlanmasına yol açtı. Buna aldırmayarak Rachelle'a doğru ilerledi elinde kardeşinin ve kendisinin sandıkları olduğundan zorlanarak. Yaz tatili boyunca hiç görüşmemişlerdi. Amca ve yengesi büyücü dünyasından nefret ettiğinden bir baykuşları yoktu ve bu nedenle kendilerine bir şey gönderilmediği takdirde onlar da kimseye bir şey gönderemiyorlardı. Rachelle'a adresini verme şansı bulamadığından mektuplaşma işi hayal olmuştu çocuk için. Zaten eve sıkça baykuş gönderilirse ceza alacaklarını biliyorlardı. Maxim baykuşları olmamasından her zaman nefret etmişti ama bu yaz, bu duruma ve amcasının büyücülere olan antipatisine nefreti daha da artmıştı. Adam da bir büyücü olmasına rağmen kendi kanına en ufak bir sempati hissetmemesi iğrenç bir şeydi Maxim'e göre. Hoş, amcası pek sevgi dolu biri sayılmazdı. Rachelle'a yetişmeye çalışırken ilişkilerinin kendi kafasındaki belirsizliğini düşünüyordu. Kızın ona olan duygularını öğrendiği gece kendisi sevgisini belli edecek hiçbir şey söyleyememişti ve ardından okul kapanana kadarki birkaç gün boyunca kızdan kaçmıştı. Rachelle da onu bulmak için yeterli çaba harcamamıştı ki Maxim bu iki durum yüzünden oldukça üzgündü. Neden her seferinde böyle olduğunu bilmiyordu ama ne zaman biriyle birlikte olacağı belli olsa kendini kapatıyordu. Onun için bilinmezlik daha iyiydi. Bağlılık ona göre değildi, ender kötü huylarından biriydi bu. Kıza ulaştığında çekinerek de olsa yanağına küçük bir öpücük kondurduktan sonra gülümsedi. Rachelle'ın bir tepki vermesine fırsat kalmadan ikizi yanlarına varmıştı. Maxim hızla ona dönüp kaş göz işaretleriyle onu buradan götürmesi yönünde işaretler yapmaya başlamıştı. Oysa daha demin kızıl saçlı cadının yanına gelmeye hevesliydi. Kız gözlerini devirdikten sonra Rachelle'dan af dileyerek Maxim'i tişörtünden tutup sürüklemeye başladı. Bununla eş zamanlı olarak azarlamaya da başlamıştı elbette. "Neden hep böyle yapıyorsun Maxim? Ne yapacağına karar ver ve kızı üzmekten vazgeç." Bu huyundan büyücü de nefret ediyordu ve Rachelle'ı kaybetmek de istemiyordu. Onu cidden istiyordu. Arkasını dönüp kızıl saçlı cadıya seslendi. "Balo için kimseye söz verme!" Ardından dönüp Felicia'ya çaresiz bir bakış attıktan sonra konuştu. "Bu sefer kendimi kontrol edebileceğimi umuyorum." Hepsi bu kadardı. Kıza sormamıştı bile. Emrivaki ile geçiştirmişti teklifini. Rachelle başkası ile gitse hiçbir şey söyleme hakkı yoktu büyücünün.

Kara Göl'ün kıyısına vardığında nefes nefeseydi. Sırf üstü uzandı çimenlere. Gülümsedi. Gökyüzü bugün fazlasıyla güzeldi. Ay ve yıldızlar sanki ikisi için mükemmel bir atmosfer hazırlamaya niyetlenmişlerdi. Kollarını başının altına koyup gözlerini kapadı. Rachelle'ın çabuk gelmesini umuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rachelle Jeseven
Gryffindor VI. Sınıf
Gryffindor VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 587
Kan Durumu : melez.

MesajKonu: Geri: Deliler.   Çarş. Mayıs 16, 2012 3:03 pm


Duvardan geçip onu Hogwarts'a ve arkadaşlarına kavuşturacak olan trenin bulunduğu alana gelince derin bir nefes aldı cadı, altıncı senesinin başlangıcı için kırmızı bir kurdele keserek dönemi başlatmalarını beklerdi ama bununla da idare edebilirdi. Taşımakta zorlandığı bavulu yere bırakıp baykuşunu da üzerine yerleştirecekken üzerine dünyaya düşen bir göktaşı hızıyla gelen kocaman şey sayesinde dengesini kaybederek kendisini yerde buldu, Brownie adını vermiş olduğu baykuşu kafesiyle birlikte yan dönmüş şekilde cıyaklamasaydı belki herkes dönüp ona bakmazdı. Sinirden ve utançtan kıpkırmızı olmuş cadı şimdi üzerine adeta oturmuş kahkahalar atan şeye dönüp avazı çıktığında bağırmaya hazırlanıyordu ki karşısındakinin en yakın arkadaşı Lynette olduğunu gördü. "Deli!" Sanki üç gün önce görüşmemişler gibi kahkahalar atarak birbirlerine sarılırken garip sesler çıkararak yanlarından geçen Lucio'ya sadece dil çıkartabilmişti. Üstündeki cadıyla okulun sonunda yaşadıkları saçma dramın ardından aralarını düzeltmiş olmaları sebebiyle oldukç mutluydu cadı. Onun gibi birinin Slytherinliler tarafından oldukça kolay oyuna getirebileceği bir gerçekti. Yine de... Onu düşürdüğü zor durum sebebiyle onlaca kez özür dilemesi ve leziz bir mozaik kek yapması gerekmişti. Tekrar ayaklandıklarında Hufflepufflı arkadaşı dün bitirdiği kitabı en ince ayrıntılarına inerek anlatmaya başlamakla yetinmemiş, bir de ona müthiş çikolatalı kekinin içinde bulunduğu kutuyu uzatmıştı. Hiç vakit kaybetmeden ağzına tıktığı keki çiğnerken mavi gözlerinin etrafını kimler var kimler yok görmek için değil de sabit bir kişiyi bulmak için taradığını kendisine itiraf etmekten kaçınıyordu. Kendi döneminden bir kıza el sallamak için hazırlanmışken aradığı sarı kafayı uzaklarda görmesiyle arkasını dönmesi bir oldu. Tamam, burada görmeyi beklediği kişi oydu ama henüz karşılaşmaya hazır olduğunu söylemiş de değildi. Sanki yüzlerce kutu çikolata yemiş gibi-ki yapmadığı şey de değildi- ağrıyan midesinin ve hızla atmaya başlayan kalbinin sağlığı için şimdi onunla konuşmamalıydı. Hem konuşsa ne diyecekti? Şeyyy, geçen okulda beni öpmüştün ya? Hah, artık abilerimin seni vurmasını istemiyorsan benimle evlenmelisin. Olmayan abilerini işe dahil etmesinin iyi bir fikir olmadığını gözardı etmesi muhtemel değildi. Ya da başka ne diyebilirdi? Ulu patates kızartması tanrısı paralel evrende nikahımızı kıydı, artık benden başkasıyla olamazsın! Zaten çocuğun ona deli gözüyle baktığını düşünürken bu sözleri sarf etmesi olsa olsa bu düşüncenin kesinleşmesine sebep olurdu. Oyuna getirilerek yapmak zorunda bırakıldığı itirafın ardından neredeyse hiç konuşmamış olmaları durumu daha da garipleştiriyordu. O günün ardından yediği patates kızartmalarından aldığı güç ile çocuğu konuşmak için arıyorken onun kendisinden adeta kaçtığını görmek canını oldukça yakmıştı. En sonunda gururuna yenik düşerek büyücünün ondan uzak durma çabasına saygı göstererek o da onu gördüğü yerde yolunu değiştirmeye başlamıştı. İşte! Duygularını köşe bucak saklamasının sebebi buydu! Çok değerli bir arkadaşlığı mahvetmekle kalmamış, iki tarafı da zor duruma düşürmüştü. O akşam belki her şeyi saklaması çok daha iyi olacaktı fakat ona karşı sadece dürüst olması gerekiyordu, ne olursa olsun doğruyu söylemeliydi. Yapılacak bir şey yoktu artık, hep yanında varolacağına inandığı dostluğu bir kere kaybedince geri gelmesini beklememeliydi. Yaz boyunca hiçbir şekilde haberleşmemeleri de bu yüzden iyi olmuştu, her şey büyücüyü unutmasını işaret ediyordu. Yani, arkasından yükselen ses hariç. Uzun süredir kulaklarının yoksun olduğu tını ile ona yaklaşmış ve eğilerek masumane fakat cadı için oldukça fazla anlam çıkarılabilecek öpücüğü yanağına yerleştiren Maxim sayesinde yeniden tüm bu unutma planları tuz buz oluvermişti. Ne yapacağını bilmez, eli ayağına dolaşan kızın karşılık olarak verebileceği tek şey çarpık bir gülümseme olmuştu. Ravenclaw zekiliği üzerinden akan Querta ikizlerinden cadı olanı diğerini yanlarından almak suretiyle geldiği gibi uzaklaşırken kulaklarında tek bir cümle uğuldayıp kalmıştı: "Balo için kimseye söz verme!" Hah, tam da ihtiyacı olan şey! Tren boyunca aklını kurcalayacak biraz daha kafa karışıklığı ve umut!

Gryffindor ortak salonunun karışıklığında şöminenin karşısındaki koltuğa kurulmuş kucağındaki patlamış mısır kasesinden bir avuç daha alıp ağzına atarken gözleri maskeli baloya gitme telaşesiyle bir oraya bir buraya koşuşturan binadaşlarını takip etmekten yorulmuş, artık kapanmaya başlamıştı. Hala onu gelmesi için ikna etmeye çalışan bir topluluğa daha omuz silkerken burada kalması için bir neden belirtmesini isteyenlere vereceği yanıt ancak sessizlik oluyordu. Aslında ne yapacağından hala emin değildi. Normalde böyle eğlenceli şeylere en başında teşrif eden kişi o olurdu ama hem istasyonda Maxim'in söyledikleri, hem de yaşadığı bu ergen kız dramı içinde orada bulunması büyük bir hata olabilirdi. Gerçi gizlice insanların elbiselerinin altına sokabileceği birkaç fare ve kafalarına dökmeyi planladığı uçucu mürekkep üzgünce onu odasında beklemekteydi ancak elbette kullanabileceği başka yerler de bulacaktı. Okulun açılış balosunda bir defa da onun sabotaj parmağı olmaması kimseyi üzmez, aksine mutlu bile ederdi. Geçen yıl açık büfe yemeklerin yanına özenle yerleştirdiği burun kanatan buğdaylar içeren küçük çikolataların yaşattığı arbedenin arkasında onun olduğunu hala anlamayan kişilere bu dönem de aynı şakayı yapmak vardı aklında ancak onun yerine bir paket hazırlayıp birinci sınıfların odalarına koyması daha iyi olabilirdi. Tam birinci sınıflardan bahsederken Seçmen Şapka olayı sırasında adının Carlie olduğunu öğrendiği bir kızın yumulu gözleri yüzünden onu uyuyor sanıp omzundan dürtmesi sonu neye uğradığını şaşırdı. Oldukça çekinden duran halini geçiştirmek için kıza oldukça içten gülümsemeye çalıştı ama o kadar uykuluydu ki ancak ağzını kocaman açarak esnemekle yetinmek zorunda kaldı. Ağzını kapatma çalışmasının sonuç vermesi ile kızın konuşmaya başlaması bir olmuştu. "Bir çocuk... Şey, yakışıklı, sarışın biri." Sarışın çocuğun kim olduğunu tahmin etmesi ne tesadüf ki hiç de zor olmamıştı. "Senden maskeni alıp Kara Göl'e gelmeni istiyor." Az önceki çekingenliğinden kolayca sıyrılmış ve adeta gözlerinden ateş ve kıskançlık saçarak söylediği sözlerin üzerine Rachelle'in bu minik ufaklığın da büyücünün cazibesine kapılmış olduğunu anlaması hiç de zor olmamıştı. Okuldaki her kızın ona bakarak kıkırdanmasını bile sineye çekmiş biri olarak bu küçük kıza sinirlenmesi oldukça mantıksız olurdu. Güzelce gülümseyip heyecanını gizlemeye çalışsa da heyecanla havalanan elleri kaseye çarparak onu yere düşürmüş ve içindekilerin dökülmesine engel olamamıştı. Kıza teşekkür edip onun son bilmiş bakışına maruz kalmasının ardından ortak salondan çıkışını izledi.

Sakin ol, sakin ol. Nefes almayı unutma! Önce havayı içine çek, sonra ağzından karbondioksidi dışarı ver. Aferin... İçinden kendi kendine söylenmesi bittikten sonra bavulunun içinde, koyduğu yerde duran beyaz ve oldukça sade bir maskeyi kaptığı gibi tablodan dışarı fırladı. Kulelerde kalan ortak salonlarına ve inmesi gereken katlara lanet okuyarak adımlarını hızlandırmışken üzerinde şu malum gecede de giymiş olduğu pijamaların bulunduğunun farkına vardı. İştah açıcı donut ve dondurma resimleri ile süslenmiş mavi pijamasını değiştirmek için artık oldukça geç kalmıştı ancak Maxim'in onun bu hallerine alışkın olduğunu unutmaması gerekirdi. Neden çekinecekti ki? Büyücü onu herkesten çok daha iyi tanıyordu zaten, hem cadının da öyle abartılı makyajları ya da kıyafetleri sevenlerden olmadığını bilen hem de onu böyle görmekten hoşnut kalmayacak biriydi o. Okulda onun için süslenip püslenen oldukça fazla kız vardı, eğer kızıl cadının bu pejmürdeliğini beğenmiyorsa kolayca başkalarına gidebilirdi! Geçen dönemin sonundaki kız vardı, adı neydi onun, Emilie, bir de Slytherinlerden sürekli dokunsan ağlayacakmış gibi görünen dramatik cadı Lolita hiç olmadı daha bir sürü gizli platoniği çocuğu yakalamak için birbirlerini ezmeye oldukça meraklıydılar.

Aklından tüm bu isimler geçerken binanın çıkışına ulaşmıştı bile. Artık beyaz peluş terlikleri buraları arşınlamaya alışmış gibi oldukça sıradan büyüklüklerle göle doğru ilerliyordu. Çocuğu gördüğünde ne diyeceğini hiç bilmiyordu. Neden gidiyordu ki? Ah, dersler kadar kafasının basmadığı bir şey varsa o da böyle romantik işlerdi. Nerden başına açılmıştı bu olay? Kendi içinde duygularını öldürmekte kazandığı ustalığı kullanmasına vakit bile bırakmadan onu büyücüyle yüzyüze getirmişlerdi ve her şey daha da karışmıştı. Bir ilişkileri olması imkansız gibi bir şeydi, yani Maxim o kadar mükemmeldi ki! Yine aynı mükemmellikle yerde uzanmış çocukla karşılaştığında ne yapacağını yine bilemedi. Konuşma yetisini kaybetmediğinden emin olmak için birkaç kere ağzını açıp kapattı ama tek bir ses bile çıkmamıştı. Onun yanına gitmek yerine gerisin geriye kaçabilirdi de. Elinde salınan maskeyi kafasına geçirip beceriksiz hareketlerle kırmızı saç tellerini birbirine karıştırarak arkasından bağladı cadı. Neredeydi Gryffindor cesareti? Bir derin ve bol oksijenli nefesin ardından olayların daha da kötüye gidemeyeceğine kendini ikna edip çocuğun yanına gidip hiç çekinmeden uzandı. Gözleri önüne serilmiş yüzlerce yıldızın güzelliği altında öyle değersiz kalıyordu ki bu stresi. Eğlenmek varken böyle çekincelerin ardına sığınmak ona hiç yakışmıyordu. Maxim ile aralarında olup biten şey olabildiğince karışıktı, biraz daha kördüğümleştirse hiç sorun olmazdı. Böyle düşünerek bukleleri ile birlikte kafasını tam da büyücünün göğsü üzerine yerleştirdi sessizce, ellerini nereye koyacağını bilemeyince kendi kucağında birleştirmeyi tercih etti. "Yeni bir Hogwarts dönemine hoşgeldiniz!" dedi sesini kalınlaştırarak. Yüzünü kaplamış koca gülümsemenin sebebini bilemiyordu ancak yanındaki çocuğun bu işte bir parmağı olduğundan adı gibi emindi. Gecenin sessizliğini bir kere daha bozmaktan çekinerek iç çekti ve gözlerini hayatın tüm gerçekliğinden uzaklaşıp sadece bu anda kalabilirmiş gibi yumdu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maxim Querta

avatar

Mesaj Sayısı : 673
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Elim Reçel'in dötünde -pardon, cep diyecektim.

MesajKonu: Geri: Deliler.   Ptsi Haz. 04, 2012 3:14 pm


Yüzüne yayılan gülümsemesi varlığını korurken gözleri kapalıydı. Birinin ayaklarının çimenlere sürtünme sesini duymuştu ama bilerek değiştirmiyordu yüz ifadesini. Rachelle'ın ne yapacağına duyduğu meraktan değildi. Elbette merak ediyordu bunu ama asıl neden bu değildi. Korku... Yine üzme veya üzülme duygularına duyduğu korku yüzünden tepkisiz kalıyordu büyücü. Göğsünün üzerinde bir ağırlık hissedinceye kadar korudu tepkisizliğini ancak Rachelle başını büyücünün göğsüne koyduğu zaman dayanamadı ve huzursuzca açtı gözlerini. Ne kadar içtendi kız. Maxim'in onu üzmesini veya balodan alıkoymasını umursamadan gelip ona yakınlık gösterebiliyordu. Cadının da aynı yakınlığı hakettiğini düşünüyordu çocuk ama beceremiyordu işte. Onun kadar cesur değildi belki. Gryffindor'a seçilmesine şaşmamak lazımdı. Evet, çocuk bunun ciddi anlamda bir cesaret göstergesi olduğunu düşünüyordu ve aynısını kendisinin de yapması gerektiğinin farkındaydı. Biraz cesaret edip onu baloya götürebilirdi ve balodaki diğer kızlar gibi yüzünde mutluluk dolu bir gülümsemeyle dans etmesini izleyebilirdi. O an kızın kendine hissettiği şeyler yüzünden şansız olduğunu düşündü çocuk. Bu düşünce moralini bozmuş olsa da doğruluk payı oldukça yüksekti. Keşke o gece hiç yaşanmasaydı diye düşünüyordu bazen ve hemen ardından vazgeçiyordu bu fikrinden. Söz veriyordu kendini düzelteceğine dair kendi kendine ama olmuyordu işte. O korku bir şekilde onu ele geçiriyordu. Yine de kendisi olmadan daha mutlu olacağını düşünüyordu kızın bazen. Bu düşünce onu ne kadar üzerse üzsün doğru olduğunu bilmiyordu ama onu mutlu edecekti, evet. Tabii bunu nasıl yapacağını bilmemesi bir sorundu.

Derin bir nefes aldı fark etmeden ve kızın rahatsız olup başını kaldırdıktan sonra ona bakmasına neden oldu. Nedenini bilmediği bir şekilde, Rachelle'ın gözlerine bakmamaya dikkat ederek elleri yardımıyla çimenlerin üzerinde aşağıya doğru kaydı büyücü. Üzerindeki kıyafetlerin yeşil renk almış olduğuna şüphe yoktu. Kız ile aynı hizaya geldiğinde durdu ve hafifçe doğruldu. Kolunu uzattı kızın başını koyabilmesi için. Rachelle başını çocuğun koluna koyduğunda kızın üzerine eğdi başını Maxim. Şimdi gözlerinin içine bakıyordu. Öyle büyülü bir andı ki... İki çift mavi gözün buluşması ancak bu kadar güzel olabilirdi. Büyücü o an içinde şu ana kadar ihtiyacı olan şeyi hissetti, sonsuza kadar süreceği inanılan sevgiyi. Bu onu biraz olsun korkutmuş olsa da o an farkına vardığı şey kesinlikle bu değildi. Cidden olabilir miydi sonsuza kadar sürebilecek bir sevgi? Eğer olabilirse, bu Maxim ve Rachelle'ın arasında olabilirdi ancak. Bu düşünceler yardımıyla cesaretini toplayıp burunları birbirine değene kadar eğildi kızın üzerine. Burnunu hafifçe kızınkine sürtüp gülümsedi. İçini saran heyecan dalgasına kapılmamaya çalışıyordu ama bu hiç kolay değildi. Yine de kendine hakim olabildi. Önce şu ana kadar yapamadığını özür konuşmasını yapmalıydı. Hoş, ortada bir özür konuşması yoktu.

Çocuk kelimeleri zihninde toplamaya çalışıyordu ama kızın nefesini yüzünde hissederken bunu nasıl başarabilirdi ki? Konuşmayı kısa kesmeye karar verip "Özür dilerim." diye mırıldandı. Ardından yaptığının ne kadar büyük öküzlük olduğunun farkına vardığından daha fazla konuşup batırmamak için dudakları arasındaki mesafeyi kapatıp küçük bir öpücük kondurdu. Böyle bir durumda yapılabilecek en iyi şey değildi belki ama Maxim'in aklına gelen en iyi şeydi. Daha sonra zihninde peydah olmuş bir düşünceyle sarsıldı. Ne için özür diliyordu? Kızın kafasında soru işaretleri kalmayacak mıydı? Henüz söylediği sözcükleri tekrarladıktan sonra açıklama yapmaya koyuldu. "Eğer seni üzdüysem- üzdüm." Gözlerini kısıp düşünmeye çalışırken kızın kesik kesik nefesi hala yüzüne çapıyordu. Bu his öyle hoşuna gidiyordu ki gülümsemesini yüzünden silemiyordu. Silse bile gözlerindeki parıltının yok olabileceğini sanmıyordu zaten. "Ben bir eşeğim, değil mi?" Şakacı bir tavırla söylediği sözcüklerin ardından bir kez daha öptü kızı. "Ama pişmanım, gerçekten." Ve bir öpücük daha... "Özür dilerim." Bunun son olmasını umarken bir kez daha öptü kızı ve geri çekildikten sonra sırıtarak konuştu. "Beni affettin mi, yoksa özür dilemeye devam edeyim mi?"
:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Deliler.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Okul Arazisi :: Kara Göl-
Buraya geçin: