AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Başlık

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sturm Gaez
House of the Rising Sun Sahibi
House of the Rising Sun Sahibi


Mesaj Sayısı : 139
Kan Durumu : Bulanık.
Rp Partneri : Pikabı.

MesajKonu: Başlık   Çarş. Mayıs 09, 2012 12:54 pm

Josephine & Sturm

    Saat öğleyi çoktan geçmiş, güneşin daha serin ama daha içten kucakladığı ikindi vakitlerine ulaşmıştı zaman. Alaz rengiyle uçuk mavinin buluştuğu göğe dalıp gitmişti Sturm bir süredir. Ailesinin tercihine her gün minnettar kalırdı, özellikle önüne serilen bu panoromayı gördükçe. Kasabadan biraz daha uzakta kalan dükkanın her cephesi açıktı, dükkana en yakın yerleşim yeri bir kilometre uzağındaydı. Eşsiz bir sükunet, tam da Sturm'un aradığı şey. Üzerindeki demode kazağa, civarında bulunan antika eşyalara, çok eskilerden kalan şarkılara çağının gereklerinden çok daha yakındı Sturm. Bu belki yetiştiriliş tarzından ya da tamamen mizacından kaynaklanıyordu. Sturm'un önüne iki seçenek koysalar her şarta rağmen şu anda yaşadığı hayatı tercih ederdi. Mutluluk, Sturm'un ayağına getirilmişken geri tepemezdi. Üstelik hayatına uyum sağlayacak insanlara da uğraşmadan ulaşıyordu. Sabit bir müşteri sayısı vardı ve her biriyle çok sıcak ilişkiler kurmuştu. Kendini anlayan insanlarla sohbet etmek, gün içinde en çok zevk aldığı etkinlikti. Şimdilerde Dorian onun yeni yoldaşıydı. Genç adamla dostlukları iki üç yıl öncesine dayanmaktaydı. El yazması kitaplara, antika defterlere, parşömen, tüy kalem gibi yazı araç gereçlerine ilgisi büyüktü genç adamın. Sturm, Dorian'ın kabuğunu kırmak için epey bir çaba sarf etmişse de içine kapanık gencin göründüğünden çok daha bilgin olmasına şaşırmamıştı. Okulu bırakma isteğini anlayışla karşılaması da yaşadıklarına onun gözünden bakabilmesinden kaynaklıydı. Sturm da dükkan dışındaki okul zamanlarını büyük azaplarla geçirmişti. Dorian'ın bahsettiği bir kişi vardı ama Sturm o dönemlerini yapayalnız atlatmıştı. Bu sebepten Sturm anlayış göstermesinin yanı sıra Dorian'a yanında kalması için de teklifte bulunmuştu. Gözlerini masadan kaldırıp cam vitrin içindeki kuklaları düzenleyen Dorian'a yöneltti. "Teşekkürler Dorian. Gel yukarı çıkalım." dedi sakince. Ardından giriş kapısının çaprazında bulunan abanoz masadan kalkıp tahta merdivenlere doğru ilerlemeye başladı. Sonradan eklenen asma katı tamamen kendisine ayırmıştı Sturm. Vitraylı, renkli camın önüne attığı bir geniş ve rahat bir koltuk ve birkaç sandalye, birkaç metre ötesinde kullanışlı ufak bir ocak- muhtemelen babasından kalan iksir kaynatmak için kullanılan- ve aşağıdakinden biraz daha küçük cam vitrin asma katın yarısını kaplıyordu. Antika İngiliz porselenlerini vitrinden çıkardı ve ocağın yanına götürdü. Gül desenli iki fincana eşit ölçüde çay doldurdu ve Balyumruk'tan aldığı kurabiyelerden iki tane fincanların yanına koydu. Fincanlardan birini Dorian'a uzattı, diğerini de kendisi aldı. Ardından da koltuğun en köşesine oturdu. Çayından bir yudum alıp fiskos masanın üzerine bıraktı. "Anlat bakalım, Freyja okuldan ayrılmana bozuldu mu?" Genç adamın ağzındaki lokmasını bitirmeye niyeti yoktu anlaşılan. Sturm tebessüm etti. "Pekala cevap verme. O zaman gönlünü alman için ona bir hediye ayarlayalım. " Dedikten sonra köşedeki rafların birine doğru yürüdü ve en üstteki rafa uzandı, kalın ve tozlu bir kitap aldı. " Sana buna benzer bir hediye vermişti değil mi?" Dorian'ın renkli gözleri irileşti bir anda. Kitabı alıp tekrar koltuğa geçti, kitabın kapağını aralayıp sayfalardan birini açtı. Yaprakların birbirinden ayrılmaması için gerçek bir çaba harcıyordu. Kitap Sturm'dan da Dorian'dan da daha yaşlıydı, ayrıca Sturm’un ilk göz ağrısıydı da. Okumayı öğrendiği vakit acemiliğini bu kitapla atmıştı. Bu kitapla büyümüş, bu kitapla aşık olmuştu. Hayatı gereksiz bulduğunda bu kitaba sarılmıştı. Bu kitapta Sturm’un hayatı vardı. Kitap Sturm’a sahipti ama Sturm kitaba sahip olamamıştı. O başka bir hayatın ürünüydü. Ufak dükkan içinde Sturm üzerinde söz sahibi olan bir dolu nesne varken hiçbirine sahip değildi Sturm. Hepsi bir gün evlerine dönecek misafirdi.O kaçınılmaz sona hazır değildi. Bu sebepten sürekli seyahat eder ve boşluklarını dolduracak yeni dostlar bulurdu kendine. Son gözdesi bir pikaptı. Zavallı, sokağa bırakılmış bir hayvan gibi görüyordu bu pikabı. Saatlerini ayırıp iyileştirmişti yaralarını.

    Kitaba fazla dalmıştı, birden silkindi ve kitabı Dorian'ın kucağına atıverdi. Dorian tam ağzını açacaktı ki Sturm fincanını gösterdi, ardından da kendi fincanından bir yudum aldı. Tam o sırada kapının çıngırakları içeriye birinin girdiğini haber verdi. "İzninle." dedi gülümseyip. Ardından koşarak merdivenlerden indi. Aşağı indiğinde, gelen her kimse duvara asılı maskların önünde arkası dönük duruyordu. Sturm kibarca " Nasıl yardımcı olabilirim?" dedi. Arkasını dönünce gelenin Dorian'la yaşıt olduğunu düşündüğü, genç bir kadınla burun buruna geldi. Gülümsedi. " Bugün şans benden yana sanırım. Her zaman bu kadar güzel müşterilerle karşılaşmıyorum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Josephine Laurens
Muggle
Muggle
avatar

Mesaj Sayısı : 345
Kan Durumu : Muggle o. Çok net.

MesajKonu: Geri: Başlık   Çarş. Mayıs 09, 2012 4:24 pm

Fransa’dan döndüğünden beri her şey öyle karmaşık, öyle tuhaftı ki Josephine kendisini pek de hoşlanmadığı bir filmde oynuyormuş gibi hissediyordu. Halbuki evden çıkarken aklında olan yalnızca biraz daha özgürlüktü. Büyük bir şehirde yaşayacak, sıradan insanlar gibi çalışacak ve diğer taraftan da babasının asla izin vermediği şeyi başarıp okuluna devam edecekti. Bağımsız ve özgür olmanın, bir hedefe sahip olmanın ve başarmanın tadına varacaktı. Sonra aşık olacağı bir adamla tanışacak, evlenecek ve yaşadığı tüm o kötü günleri geride bırakıp babasının karşısında dimdik durabilecekti. Ne yazık ki hiçbir şey aklındaki gibi olmamıştı. Daha kapıdan adımını atar atmaz ellerine düştüğü muggle tacirleri gizli olması gereken büyülü dünyanın içine itivermişlerdi genç kızı. O günden beri de değişmiş, on yedi yılda olmadığı kadar büyümüştü. Morpheus’un deneyinden sağ kurtulduğunda şansının döndüğünü düşünmüştü oysa. Adamla arkadaş olduktan sonra öğrendiği şeylerin pek çoğunu büyücülerin bile bilmediğinin farkındaydı. Fakat bildiklerini uygulayamamak canını sıkıyordu. Büyüye olan açlığı her geçen gün daha çok artıyordu sanki ve bu, korkutuyordu Josephine’i. Kendisinden korkuyordu. Dönüştüğü açgözlü kadın olmaktan hoşlanmıyordu ama yılların baskısı üzerinden kalkar kalkmaz tüm yakıcı arzuları günışığına çıkmıştı. Özellikle Costea’yla karşılaştığından beri kendisini yeniden keşfetmişti sanki, büyücülerle birlikte tabi. Onları daha iyi tanıdıkça ve içlerinde yaşadıkça yapabildiklerine hayranlık duymaktan alamıyordu kendisini. Fakat hayranlık birden bire onlar gibi olma arzusuna dönüşmüştü ve Josephine bu fikrinden Costea’ya bile söz etmemişti. Eğer söylerse hoş karşılanmayacağını düşünüyordu çünkü. Bu defa isteğine ulaşmak için yalnız hareket etmeliydi ve böylece yolu Godric’s Hollow’a düşmüştü. Uzun zamandan sonra ilk defa Hogsmade’den bu denli uzaklaşmıştı ve biraz tedirgin hissediyordu. Belki de nedeni sadece babasından birkaç kilometre uzakta olmasıydı. Aradan geçen aylara, tüm yaşadıklarına rağmen korkuyordu o adamdan. Tüm çocukluğunu, gençliğini, neredeyse hayatını mahvetmişti. Üstelik şimdi, aylardır hiç iletişim kurmamışken karşılaşırlarsa –babası sık sık Godric’s Hollow’a alışverişe gelirdi- neler olabileceğini hayal bile edemiyordu. Tek bildiği bir daha asla o köye, babasının emri altına girmeyeceğiydi.

Tedirgin ve hızlı adımlarla yürüdüğü sokakları geride bırakarak yürüdü sessizce. Genelde kalabalığın olduğu yerleri tercih etmeye çalışıyordu ki fark edilmesin. Geçen yıl boyunca yaptığı seyahatlerin öğrettiği en iyi şeydi bu: Kalabalık yerler daha güvenlidir. Bir taraftan da gözlerini dört açmış, muggleların göremediği şeyleri görmeye çalışıyordu. Bir muggle olarak büyücülerin mekanlarını fark etmesi büyücülere nazaran daha zor oluyordu, çünkü buralar kendisi gibi olan insanlara yasaktı. Yine de büyücülerle geçirdiği aylarda farkındalığı artmıştı Josephine’in. Artık görebiliyor ve fark edebiliyordu. Örneğin şimdi, çok küçükken bir defa geldiği bu köyle o zamanlar hiç görmediği şeyler görüyordu. Çeşmenin bulunduğunu bildiği yerde daha önce görmediği bir heykel görmüştü mesela; meşhur Potter Ailesi’nin heykelleri. Büyü dünyasına adım atar atmaz ezberlediği bir hikayeydi Potter’ların hikayesi ve şimdi başlangıç noktasında gezinirken hayatından memnundu.

Nihayet aradığını bulduğunda durdu. Karşısında davetkar görünen bir eskicinin tabelası vardı şimdi. Vitrindeki antika eşyalar ve kitaplar buram buram büyü kokuyordu ve Josephine bunu görebiliyor olmaktan oldukça memnundu. Bir süre vitrini inceledi ilgiyle. Eskimiş kitaplar göze çarpıyordu bir köşede. Oldukça küflü görünüyorlardı ve içlerinden bir tanesi canlıymış, nefes alıyormuş gibi ritmik bir şekilde hafifçe açılıp kapanıyordu. Bu görüntü eğlendirmişti genç kızı. Mutlu gülümsemesi biraz daha yayıldı yüzünde. Çocuksu bir heyecanla içeriye girdiğinde her köşede ilgisini çekecek bir başka şey olduğunu fark etmişti. İçinden oradan oraya koşturmak gelmesine rağmen kendisini tutmaya çalışıyordu şimdi. Buraya önemli bir amaç için gelmişti, üstelik çok uzun süredir para biriktirmişti istediği şey için ve nihayet ona yakın olduğunu bilmek başını döndürüyordu. Yine de dükkan sahibinin gelmesini beklerken etrafa şöyle bir göz atma arzusunu bastıramamıştı.

Arkasından yumuşak bir ses duyduğunda irkilerek sese döndü. Genç bir adamla göz göze gelmişti. Gülümsemesi biraz daha yayıldı yüzüne. Az önceki masklardan pek hoşlanmamıştı çünkü ve ilgisini başka bir yere vermek iyi gelecekti. Adamın iltifatına karşılık Morpheus’tan öğrendiği gibi zarifçe başını eğip gülümsedi. “Teşekkür ederim.” Tezgaha yaklaştı bir iki adım daha “Bir kitap arıyordum ve sizde olabileceğini söylediler.” Etrafına bir kez daha göz atıp adama doğru eğildi hafifçe. Aradığı kitabın büyü dünyasında hoş karşılanmadığını biliyordu. Costea’ya kitabı soruduğunda sadece efsane olduğunu söyleyip kestirip atmıştı ama yaptığı küçük araştırma kitabın var olduğunu söylüyordu. İstenmemesinin nedeniyse ‘Büyü: Armağan mı, Çalındı mı?’ isimli büyücüleri hırsızlıkla ve bencillikle suçlayan bir kitabın devamı niteliğinde olmasındandı. İlk kitabı okumuştu Josephine ve bunda büyü gücüne sahip olabilmek için bir ipucu bulabileceğini düşünüyordu. Hayran olduğu bu dünyada pasif öğe olmaktan yorulmuştu çünkü. Babasına ve tüm dünyaya nihayet bir şeyler başarabildiğini göstermek istiyordu. Kimliğini büyük ölçüde ortaya çıkartacak ve muhtemelen yanlış anlaşılmasına neden olacak kitabı bu adamdan başkasının duymasını istemiyordu. O yüzden fısıldadı “Muggle'ların 'Büyüsü'” Doğrulup gülümsedi ve bu defa daha normal bir sesle devam etti. "Var mı acaba?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sturm Gaez
House of the Rising Sun Sahibi
House of the Rising Sun Sahibi


Mesaj Sayısı : 139
Kan Durumu : Bulanık.
Rp Partneri : Pikabı.

MesajKonu: Geri: Başlık   Salı Haz. 12, 2012 10:18 pm

    Merak ve iştahla bakan gözler Sturm'a hayat enerjisi aşılardı. Çocukluğunu kapattığı kara kutu istemese de aralanırdı. Londra hatırlıyordu tek tük. Evlerinin önündeki çöp kutusu genelde yerde sürünürdü. Posta kutusu ise güçsüz bir fırtınada devrilmişti. Nesnelere anlam hatta hayat yükleyen Sturm, onların ölümünü yalnızlıklarına, işlevsizliklerine yorardı. Posta kutusunda hiç noel kartı bulmamıştı Sturm. Çöp kutusu genelde boştu. Yılın yarısı boş kalan bir evden çöp çıkamazdı. Sturm yılın çoğunu yalnız geçirirdi. Şöminen üzeri kalabalık olurdu ama. Çerçevelerin içinde sırıtan üç surat olurdu. Parmağını fotoğraf üzerinde gezdirdiğinde parmağının ucu duman rengine bulanırdi. Tebessümleri o kadar eskide kalmıştı. Güneş rengi panjurları Sturm'un içini ısıtmazdı. Bahçeleri gökkuşağına dönerdi her bahar. Ancak Sturm onları da soldururdu mutsuzluğuyla. Sturm bir çocuğu tatmin edecek her şeye sahipti, ama en çok ihtiyaç duyduğu şey ondan esirgenirdi. Annesinin renk renk kurabiye kalıpları modasını geçirse de yesyeni dururdu. Birçoğuna hiç el değmemişti çünkü. Tavanı bulutlarla kaplı odasında, aşağı sarkan maket uçaklar vardı. Gökyüzüne pek meraklı Sturm o uçaklardan nefret ederdi. Paul, çocukluk arkadaşı. Bir defasında onlara gitmişti. Ufacık bir odası vardı Paul'un. Duvar kağıtları soyulmuş, mobilyaları eskimişti. Ama renk renk kağıtlardan yapılma kuşlar hemen yatağının üzerinde sallanırdı. Paul'un gerçek bir oyuncağı yoktu, ama ona zaman harcayan bir babası vardı. Paul o kağıttan kuşların birini Sturm'a vermişti, Sturm da babasına. Sturm, bu kadar basit bir oyuncağın neresini sevdin. Uğraştırma beni. Yarın sana o maket uçaklardan alırım. Paul'un hatta babasının bile seni kıskanacağına eminim. Şimdi odana git. İşim var. Kapı yüzüne kapanmıştı. Ertesi gün de dediği gibi bir kutu dolusu maketi Sturm'a getirmişti. Ama o maketleri makineler yapmıştı, Sturm ve babası değil. Dadısının pastaları annesinin yaptıkları kadar güzel olmazdı. Annesinin buna vakti olmazdı. Dünya Sturm'dan daha mühimdi onlar için. Öyle ki Sturm'un hastalığını bile anlamamışlardı. Sturm da anlamamıştı. Canı hiç yanmamıştı daha önce. Düşüp dizlerini yaran arkadaşlarının hıçkırıklarına anlam veremezdi. Dizleri kirlendiği için ağlayan süt çocukları. Sturm nasıl da güçlü hissederdi kendisini. O ağlayamazdı da. Güçlüydü, ufacık olmasına rağmen. Tek başına idare edebiliyordu. Her şeyin çığrından çıkmaya başladığı zamanlar geldi. Oysa Sturm, bunu hayal ederdi hep. Annesi ve babası yanında olacaktı hep. Mutluluğa geç de olsa ulaşacaktı. Ama gerçekler hayallerle ne zaman örtüşmüştü ki? Bir pazar günü, ikindi saatleri hayatını değiştirmişti. Sturm kırmızıyı çok severdi. Kırmızı bir çiçek, belki bir top. Ama kağıt üzerinde değil, kendi üstünde, teninde. Tavşanları da çok severdi. Odasında, minderinin üzerine oturmuş elindeki meyve bıçağıyla bacağına bir şeyler çiziyordu. Bir tavşan, hem de kırmızı! Bunu yapmak Sturm'u mutlu ederken bir anda içeri giren annesini derin bir endişeye gömmüştü. Küçük Sturm neyin ters gittiğini anlayamamıştı. Annesinin canın yanmasıyla, ölmeyle ilgili vaazını dinlemiş ardından da canının hiç yanmadığını söylemişti. Sonraki birkaç sene kaostu tamamen. Yılın büyük bölümü klinikte geçmişti. İlaçlı tedavi de denenmişti, elektroşok da. Sturm yorulmuştu. Hafızası büyük ölçüde sarsılmıştı. Put gibiydi artık tamamen. Eylemsizdi, hissizdi. Ama hasta değildi. "Anne, iyiyim ben. Artık çıkabilirim." Çıktığı ay Hogwarts'tan o mektup gelmişti. Londra Gaezlere iyi gelmemişti. Godric's Hollow'da yeni bir hayat kurmuşlardı kendilerine mektupla birlikte. Sıradan, mutlu bir büyücü aileydi. Tıpkı eski evleri gibi bir ev bulmuşlardı. Bir de eski bir dükkan bulup restore etmişlerdi. Rising Sun. Hayatlarına yeni bir güneş doğmuştu belki. Ama üzerlerinden geçen fırtına birçok şeyi harap etmisti. Yine de Sturm gülümsemişti her zaman. Ama ağlayamamıştı. Hasta değildi, eksikti. Eksik tarafını daima gizli tutmayı başarmıştı. Bunu yaparken tüm enerjisini yitirmişti. Gözlerinin içi gülerdi, ama kapkara iki delikten farkı yoktu gözlerinin. Işığını yitirmişti. Bu sebepten o ateşi gördüğü insanlara daha farklı bakardı. Dorian gibi. Kirli tarihine rağmen yaşamayı seviyordu son zamanlarda. Onda da görmüştü. Genç kadında. Bir amacı vardı belli. Gözleri iştahla bakıyordu.

    Genç kızın bir Muggle olduğunu henüz anlamıştı Sturm. Bu durum iştahını daha da kabartmıştı. Sıradan Muggle eşyalarını kendi dünyasında da bulabilirdi en nihayetinde. Hoş, Sturm bu dükkanın içinde kara cübbeli, auraları buram buram karanlık kokan iri cüsseli adamlardan garip görünümlü ucubelere kadar farklı müşteri görmüştü. Çoğu babasının açgözlülüğünün ürünüydü. Rising Sun babasının son dönemlerinde depo mahiyetinde kullanılır olmuştu. Ancak genç kızın masum çehresinden bir kötülük bekleyemezdi. Sturm o klasik masallara inanırdı. Kötülük burnu uzun çirkin bir cadıdan beklenirdi. Kendisini kötü görmeyişi de büyük ölçüde bundandı. O esnada kız kısık bir tebessümün ardından aradığı şeyi çıkarıverdi ağzından. Sturm'un tahmini doğruydu, aradığı şey kendi dünyasına ait değildi. Ancak büyü dünyasında da pek dile getirilmemişti. En azından Sturm işitmemişti. Kim bilir, babasının gizli kütüphanesinde vardır belki.

    Kollarını birbirine kavuşturdu. "Üzgünüm, yanlış bilgilendirmişler. Hogwarts'ta okutulan büyü kitapları dışında kitap mevcut değil." Sesi sonlara doğru kırılmıştı. Genç kızın hayalkırıklığı yüzünden rahatlıkla okunuyordu. Elini genç kızın koluna koydu. "Sizin için ne kadar önemli bilemem, küçük hanım. Eğer kitap var ise muhtemelen yasaklılar listesindedir."Elini indirip kıza uzattı. "Sturm Gaez, unutmadan. Eğer bana kitabı neden aradığınızı anlatırsanız, size yardımcı olabilirim."Elini kızın elinden çekip birkaç metre uzağındaki masaya doğrulttu.

ohno:
 

_________________

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Başlık
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sihir Dünyası - İngiltere :: Godric's Hollow :: House of the Rising Sun-
Buraya geçin: