AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hayat bazen çok ensest.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Andrzej F. Mieszko
Vampir, Striptizci
Vampir, Striptizci
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kan Durumu : Çok kanlı.
Rp Partneri : Eheh, çok komiksin.
Yaş : 21

MesajKonu: Hayat bazen çok ensest.   Paz Mayıs 06, 2012 8:43 pm

andrzej & perdita

Kız, adamın sırtını tırnaklarken adam ise içtiği kanın ona verdiği hazla inliyordu. O an durması gerekirdi ancak öyle açtı ki, durmadı. Kızın çıplak bedeninin üzerinde uzanmış, elleriyle kafasını tutarken taze insan kanına olan özlemini gideriyordu. Özlem dediği de, sadece üç günlük bir şeydi. Paketlerden kan içmek en nefret ettiği şeydi ancak yasa işleri falan, onu bazen zor duruma sokabiliyordu. Bu yüzden genelde hastanelerden çaldığı kanlarla besleniyordu; şimdi ise niye kararını değiştirmişti, bilmiyordu. Güneşin batmasını beklerken ne yapacağını düşünmekteydi kız otel odasının kapısını tıklattığında. Kız, onun ayağına gelmişti resmen. Andrzej de bu lütfa hayır dememiş, onu baştan çıkarmıştı. Kız da ona karşı koymamıştı elbette. Oda servisi görevlisinin ölü bedenini bulduklarında ortalık biraz karışacaktı belki ancak Andrzej, bunu yapanın o olduğunun anlaşılamayacağından emindi. Biraz önce pencereden içeri süzülen turuncu ışıklar yerlerini karanlığa bıraktığında Andrzej zamanın geldiğini anlamıştı. Zaten kızın da o sırada nefes alması kesilmişti.

Üstündeki gömlekle pantolonun rengine uyan koyu renk ve uzun ceketini üzerine geçirdi ve ortalıkta onu ele verecek bir şey olmadığından emin olduktan sonra hızla odadan çıktı ve bir saniye sonra arabasının içinde, anahtarını çevirmişti. Boston'a tek sebepten dolayı gelirdi. Babası. Aslında, onun parası demek daha doğru olurdu zira babasına bir tek para konusunda işi düşer, para isteyeceği zaman ona karşı duyduğu nefreti belli etmezdi. Hem annesinden hem babasından nefret ederdi Andrzej. Babası, annesiyle birlikte olup onu hamile bıraktıktan sonra ortalıktan kaybolmuştu bir süre. İşte onun bu ilgisizliği yüzünden ondan nefret ediyordu; annesine karşı duyduğu nefretinse sebebini kestiremiyordu. O da suçluydu; Andrzej'in küçükken yaşadığı zorluklarda onun da payı vardı. Yatacak daha düzgün bir adam bulamamış mıydı yani? Boston'ın hareketli caddelerinde geçen on beş dakikalık bir yolculuk sonrasında kendisini babasının evinin önünde bulmuştu.

Büyük bahçe kapısından içeri girip iki kenarında çiçekler yer alan dar yolda ilerledikten sonra kapıya varmıştı. Kapıya vurmaya hazırlanırken kafasında bir anda beliren düşünce onun gülümsemesine neden olmuştu. Gizlice yaptırdığı anahtarı cebinden çıkardıktan sonra kilide sokup kapıyı açmıştı ve sessizliği fark etmişti. Evde kimse yok gibiydi ya da üst katta falandılar. Ancak sonrasında mutfaktan geldiğini fark ettiği sesler onun bu teorisini çürütmüştü. Sessizce mutfağa doğru ilerlerken kapının eşiğinden gördüğü sarı saçların kime ait olduğunu biliyordu. Perdita. Üvey kardeşi. Andrzej'den nefret ederdi ve bu nefretini dışa vurmaktan da çekinmezdi. Ama bu Andrzej'i rahatsız etmiyor, onun kıza daha da çekilmesine sebep oluyordu çünkü bu hareketleri, nefretinin ardında bir şeyler gizlediğini düşünmesini sağlıyordu adamın. Mutfağın girişindeki duvara yaslanmış kızı izlerken, gözleri, her zamanki gibi, saçlarına kaydı. Sapsarı, upuzun ve muhtemelen yumuşacık saçları vardı kızın. Muhtemelen yumuşacık diyordu çünkü onlara dokunma fırsatını henüz elde edememişti. Saç fetişisti falan değildi, hayır ama o saçları kim çekici ve güzel bulmazdı ki, yapmayın ama!

Girişte onu izleyerek geçirdiği on dakikalık bir sürenin sonunda kız, odada başka bir nefesin daha olduğunu fark etmiş olacak ki, arkasını dönmüştü şaşkın gözlerle ve Andrzej'in, onun sinir bozucu bulduğunu düşündüğü gülümsemesiyle karşılaşmıştı. "Merhaba güzelim, babamı arıyordum ama..." Duvara yaslanmayı bırakıp kıza doğru yürümeye başlamıştı. "Sanırım evde yok. Ah, ne kötü." Tezgahın üzerinde ne yaptığına göz atarken elindeki bıçağı fark etmişti. Yemek hazırlıyor olmalıydı. Andrzej ne de şanslıydı, hem güzel, hem de yetenekli bir üvey kardeşi vardı! "Dikkat et de elini kesme, yazık olur." Gülümsemişti tekrardan. Gerçi tüm konuşması boyunca gülümsemesi yüzündeydi. Son cümlesi, onu bir şeyi düşünmeye yöneltmişti. Tok olmasına karşın, kızın parmağında oluşacak bir kesikle ortaya çıkacak kanın çekiciliğiyle kız kardeşinin çekiciliği birleştiğinde buna karşı koyabilir miydi, bilmiyordu.



En son Andrzej F. Mieszko tarafından Ptsi Mayıs 07, 2012 7:33 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Perdita de Vicenzi
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 289
Kan Durumu : safkan.
Rp Partneri : hafılpaf dediysek de azize demedik, arıyoruz efenim.
Özel Yetenek : Yarı Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Paz Mayıs 06, 2012 11:00 pm

Genç kız sabah, yumuşacık çarşaflarının arasından kalktığında o günün çok güzel geçeceğine emindi. Hogwarts daha yeni kapanmıştı ve bu sene Boston'da geçireceği ilk pazar olacaktı bu. Pazar günlerini severdi kız. Bir malikaneden yalnızca biraz daha küçük olan evin çalışanları, haftanın son gününde her zaman izinli olurdu. Perdita çalışanları sevmiyor değildi, gerçekten. Normalde, babası işlerine gittiği zaman mutfakta bir sandalyeye büzülür, kahyaları Maud'un diğer çalışanlara emirler yağdırmasını izler ya da yaşlı, huysuz bahçıvanlarının peşine takılır, adam anlaşılması neredeyse imkansız İskoç aksanıyla onun ne kadar meraklı küçük bir cadı olduğundan şikayet edene kadar yaptıklarıyla ilgili bir yığın soru sorardı. Ancak pazar, babasının işe gitmediği tek gündü ve kız, adamın bu günü paylaştığı tek kişi olmaktan hoşlanıyordu. Babasıyla beraber geç bir kahvaltı yaptıktan sonra, büyücü satrancı oynamak ya da geniş bahçelerinde beraberce yürümek gibi bir şey yapacaklarını düşünmüştü. Önemli olamayacak kadar aptalca ve küçük görünen ancak genç kıza, tekrar bir aileye sahip olduğunu hissettirecek bir şeyler. Ancak mutfağa indiğinde, günün onun mutlu, pembe planlarına uygun geçmeyeceğini bildiren aceleyle yazılmış bir not bekliyordu kızı buzdolabının üstünde. Küçük, sarı kağıdı parmaklarının arasında buruşturmadan edemedi Perdita. Babasının, beraber geçirecekleri zamanı bu kadar kolay iptal edebilmesine içerlemişti. Kağıdı çöp kutusuna attıktan sonra sakinleşmeye zorladı kendisini. Üzerinden yıllar geçtikten sonra bile, annesinin onları terk ettiği gerçeğinin adam için de kolay olamayacağını hatırlamaya çalıştı. Babasının, notunda bahsettiği şu acil işinden döndüğünde ona pahalı bir hediye getireceğini biliyordu ve işin aslı, hediye umurunda bile değildi. Babası bugüne kadar ona milyonlarca şey almış olmalıydı ve içlerinde gerçekten değer verdiği tek şey kedisi Vys'ti.

Mutfak dolaplarının birinden Vys'in mamasını çıkartıp kedinin mama kasesini doldurduktan sonra mermer merdivenlere yöneldi tekrar. Bir günü kaybetmiş olabilirlerdi ancak babası yine de akşam eve gelecekti ve Perdita beraber geçirebildikleri her saatin tadını çıkartmaya karar vermişti. Yalnızlıktan hoşlanmayan kız, yıllarca mutfakta, hizmetlilerin telaş içinde çalışmalarını izlemişti. Gerçekten yemek sayılabilecek bir şeyler yapmak zorunda kalmamıştı hiç ama bugün, babasına akşam yemeği hazırlamayı deneyecekti. Büyükannesi, İtalyan mutfağının tüm gizemlerini bilmekle övünürdü ve yaşlı kadının, zamanında gelinine bir çeşit tarif defteri bıraktığını hatırlıyordu Perdita. Yaz sıcağının, evin üstündeki soğutma büyülerine rağmen sokulmayı başaran etkilerini azaltan bir duş alıp giyindikten sonra, tarif defterini aramaya koyuldu genç kız. Yarım saat sonra, tavan arasında aradığı şeyi bulmuştu. Neşeyle mutfağa inip eski defterin sayfalarını biraz karıştırdıktan sonra en basit görünen yemek tarifini seçerek işe başladı genç cadı. Dolaplardan malzemeleri toplarken keyfi yerindeydi. Geniş pencereden masmavi gökyüzüne bakarken gülümsedi Perdita. Derin bir nefes aldığında, neredeyse kurumuş saçlarından yayılan portakal çiçeği kokusunu ciğerlerini doldurdu. Annesinin saçları da portakal çiçekleri gibi koktuğu için bu şampuanı kullanırdı kız. Koku ona her zaman annesini hatırlatır ve tuhaf bir güvenle doldururdu genç cadının kalbini. Tahtanın üzerinde sebzeleri doğramaya başladığında, akşam yemeklerini annesinin hazırladığı eski pazarları hatırlamadan edemedi Perdita. Veela olan annesinin saçları batan akşam güneşiyle bakır gibi parlar, Perdita mutfak tezgahının üstüne tünemiş yemekle ilgili bir yüzlerce şey sorar ve babası da, duvara yaslanmış, yüzünde bir gülümsemeyle anne kızı izlerdi. Bıçağın, kırmızı biberlerin üstüne daha sert inmesini engelleyemedi kız. Elbette bunlar, pek sevgili erkek kardeşi Andrzej ortaya çıkmadan önceydi.

Perdita adamdan nefret etmemeye çalışmıştı, gerçekten. Bir Hufflepuff'tı o ve nefret, kullanmaya alışkın olduğu bir sözcük değildi. Ancak annesinin onları terk etmesine sebep olan kişiydi sonuçta o ve ukala herif, sanki hiçbir şey yapmamış, sanki suç yalnızca ve yalnızca ona ait değilmiş gibi davranıyordu. İkinci bir bibere uzanmak üzereyken aniden durdu kız. Göz ucuyla mutfağın girişinde duran bir siluet gördüğünü düşünmüştü ancak öyle bir şey olamazdı elbette. Evin anahtarı yalnızca babasında vardı ve adam da dönmeyeceğini söylemişti, yani mantıken babası olamazdı evdeki ama mantıktan daha önemlisi, Perdita kendisini izleyen gözlerin babasına ait olmadığını bir şekilde biliyordu işte. Yeşil harelerin dans ettiği ele gözlerini kocaman açmış, arkasını döndüğünde farklı anneden kardeşi vardı karşısında. Adamın dudaklarındaki gülümseye karşın bakışları sertleşen kız, bıçağı tutan parmaklarını gevşetmeye zorladı. Perdita ondan nefret etmemeyi denemişti, gerçekten. Ancak ne zaman adamın sinir bozucu gülümsemesi ve aç bakışlarıyla karşılaşsa ondan nefret etmekten başka bir şey yapamıyordu. Şimdi de yalan mı söylüyorsun, Perdita? Pekala, belki ondan sadece nefret etmiyordu. Belki adamın gülümsemesi midesini bulandırmıyor, tersine kalp atışlarının hızlanmasına sebep oluyordu ve belki, Andrzej hareketli bir gece geçirdiğini gösteren işaretlerle, kollarında tırnak izleri ya da boynunda ne olduğu bariz morluklarla çıkageldiğinde merak etmekten alamıyordu kendisini cadı. O izlere nelerin sebep olduğunu düşünmek korkutucuydu ve kanını donduruyordu kızın, evet, ancak aynı zamanda, adamla bir yarısını paylaştıkları o aynı kanı kaynatıyordu da. Birilerinin ona, bunun ne kadar yanlış olduğunu hatırlatmasına gerek yoktu elbette. Farkındaydı Perdita ve tamam, belki de ondan nefret etmemeyi o kadar da çok denememişti.
"Babamın sana anahtar verdiğini bilmiyordum." Adamın kendisi üzerinde hiçbir etkisi yokmuş gibi davranmaya çalışarak kırmızı biberlere döndü kız. Andrzej'in bakışları altında parmaklarının titremesini bastırmayı başardı ancak gerginliği, muhtemelen yine de barizdi. Elindeki bıçak kayıp da parmağında küçük, kırmızı bir çizik bıraktığında adamın yorumunun üstünden yarım dakika bile geçmemişti muhtemelen. Bakışlarını parmağından kaldırarak olanın suçlusu oymuş gibi sinirle kardeşine çevirdi. Adamın, parmağını kesmesine sebep olamayacağını biliyordu aslında ama yine de öyleymiş gibi geliyordu ona. Acı, hissedilmeyecek kadar önemsizdi neredeyse ancak yine de sinirden yanaklarının pembeleştiğini hissetti.

"Senden nefret ediyorum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andrzej F. Mieszko
Vampir, Striptizci
Vampir, Striptizci
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kan Durumu : Çok kanlı.
Rp Partneri : Eheh, çok komiksin.
Yaş : 21

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Ptsi Mayıs 07, 2012 7:32 am

Onu uyarmasının üzerinden bir dakika bile geçmemişti ki kızın parmağını kestiğini fark etti Andrzej. Bıçağı sertçe tezgaha bıraktığında gözlerini ufak çiziğe dikmek yerine, adama yöneltmişti. Üstelik bu bakışlar sinirliydi. Ah, ne yani, suçlunun Andrzej olduğunu mu düşünüyordu? Vampirlerin süper özellikleri, numara 78: Üvey kız kardeşlerinin parmaklarında çizik oluşturabilirler. Düşündüğü şey gülümsemesine sebep olurken gözleri kızın gözlerinden elindeki çizikten çıkmış olan küçük kan damlasına kaydı. Elbette minik bir kan damlası onun vampir yanını ortaya çıkarmazdı; vampir ve saldırgan yanını. Ama işte, bunun üzerine bir de kızın çekiciliği ekleniyordu. Andrzej'i suçlamayın lütfen.

Aslında kendini salıverip olacakları görmek istiyordu ancak o kanı düşünmemeye çalışıyordu bir yandan da. "Seni uyarmıştım," dediğinde artık kızın yanına ulaşmıştı. Yine bir gülümseme takınmıştı ve en sonunda da kanın çekiciliğini görmezden gelmeyi başaramamıştı. Yüzündeki gülümseme yerini hem alaycı hem de üzgün bir ifadeye bırakırken (kızı sinir etmeyi seviyordu), bir eliyle de kızın parmağını dikkatlice tutmuştu. Andrzej kan damlasına, Perdita ile kan damlası da ona bakarken, o başka dünyalardaydı. Yapacağı hareketi düşünmekteydi. Biraz daha mı beklemeliydi acaba? Ya babası o sırada içeri gelse? Ne derdi? Büyük ihtimalle bir Kadavra laneti yerdi Andrzej hemen o anda. Gerçi babası bir ortalıkyan kayboldu mu birkaç gün, hatta birkaç hafta gelmezdi. Yani o gece yalnız başlarına olacakları kesin gibi bir şeydi.

Dilini parmağa yanaştırıp kanı yaladı. O bir damlacık kan bile gözlerinin rengini değiştirmeye yetmiş, içinde bir hareketlenmeye neden olmuştu. Ah, bundan onun zayıf bir vampir olduğunu falan sanmayın; bu kız Veela falandı herhalde. Düşünün yani, insanı—pardon, bir vampiri çeken iki şey bir aradaydı: Muhtemelen Veela bir kız ve kan. Yani, evet, Andrzej ilk dönüştüğünde zayıf bir vampir olabilirdi, hatta dönüştüğü gün on beşe yakın kişiyi katletmiş de olabilirdi, ancak şimdi durumlar farklıydı ve Andrzej, kendini suçlu taraf olarak görmüyordu. Kız parmağını hızla çektiğinde, Andrzej de koluyla onu belinden sarıp kendisine doğru çekmişti. Dudaklarını kızın dudaklarına bastırdığında, bir yandan da elleri kızın saçlarının arasında dolaşıyordu. Tabii bu yarım dakika bile sürmemişti ama en azından kızın saçlarının yumuşacık olduğu teorisi kesinleşmişti. "Aman Tanrım, beni istemeyen bir kız... Sen lezbiyen falan mısın?" Bu sırada dudaklarını birbirine bastırıp kızın dudaklarının tadını tekrar almıştı. Mmm, nefis.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Perdita de Vicenzi
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 289
Kan Durumu : safkan.
Rp Partneri : hafılpaf dediysek de azize demedik, arıyoruz efenim.
Özel Yetenek : Yarı Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Ptsi Mayıs 07, 2012 10:54 pm

Adamın yüzündeki sahte hüznü gördüğünde, dişlerini gıcırdatma isteğini bastırmak zorunda kaldı kız. İyice yakınlaşan kardeşinin dudaklarından dökülen kelimeleri duyduğunda, bıçağı elinden bıraktığına bir an için pişman oldu. Eğer fiziksel olarak mümkün olsaydı bile - ki o minyon bir cadıyken karşısındaki, gömleğinin altından bile belli olan kol kaslarına sahip bir vampirdi; sonraki karanlık lordun gökkuşağında dans eden pembe bir unicorn olması kadar olasıydı yani kardeşine gerçekten fiziksel olarak direnebilmesi.- ona zarar veremeyeceğini biliyordu. Vampire karşı hisleri bir Hufflepuff'a yakışmıyor olsa bile kız nihayetinde bir porsuktu, kimseye zarar veremezdi o. Söz konusu kimse dünya üzerinde nefret sözcüğüyle yakıştırdığı tek insan olan kardeşi olsa bile. Yaratığın elleri, kesik parmağını tuttuğunda küçük temasın bile onu ne kadar etkilediğini belli etmemeyi başardı kız. Beyaz, sıkı elbisesinin içinde nefes almak gittikçe zorlaşırken, göğsünün düzensiz inip kalkışını kontrol altına almaya çabaladı genç cadı. Sivri, beyaz dişlerin arasından çıkan dilin parmağına değdiği kısa anı, ağır çekimde hissetti Perdita. Adamın adem elmasının hareketini izlerken elinde olmadan kendisi de yutkundu ve ağzının, en az Gobi Çölü kadar kuru olduğunu fark etti. Adamın adem elmasının hareketiyle girdiği transtan kurtulup az önce ne olduğunu idrak edebilmesi birkaç saniyesini aldı genç kızın. Karşısında bir vampir vardı ve vampirleri, Vys'i beslediği gibi besleyemezdi. Kardeşinin sebep olduğu dehşet ve heyecanın bulandırdığı aklına, okulunun mottosu geldi. Uyuyan ejderhayı asla gıdıklama. Bilinçli olmasa da, Perdita az önce tam da onu yapmıştı.

Elini hışımla yaratığınkinden kurtarmaya çalıştı genç kız. Bunu gerçekten başarabildiğinde bir an için şaşırdı ancak kızın gözlerinin daha da kocaman açılmasına sebep olan şey bu şaşkınlık değil, parmaklarını kurtardığı elin şimdi belini kavrıyor olmasıydı. Farklı anneden kardeşinin dudaklarını, kendisininkilerin üstünde bulmasa bir çığlık atabilirdi ani hareket yüzünden. Ancak zihni, adamın dudaklarının gerçekten göründüğü kadar yumuşak olduğu ya da ince belini kavramış ellerin kumaşın üzerinden bile tenini adeta yaktığı hariç herhangi bir veriyi işlemeyi reddediyordu. İki eli yumruk halinde, hareketsizce durdu kız. Kendi kalp atışlarının uğultusunu duyabiliyordu beyninde. Aynı anda hem çok kısa, hem de çok uzun sürmüş bir sürenin sonunda kendine gelen Perdita, içinden kardeşi olduğunu tekrarladığı vampiri zayıfça da olsa itmeyi başarabildi. Vampir dudaklarını onunkilerden ayırdığında, kendi dudaklarını yalama isteğini dizginlemeye çalıştı kız. Daha önce buna benzer bir senaryoda bulunmamış olmasına rağmen, eğer kendi dudaklarını tadarsa dilinde kendi kanını ve kardeşinin tadını bulacağını biliyordu. Kardeşi (Merlin! Kardeşi!) bunu yapmaları son derece doğal bir şeymiş de Perdita'nın karşı çıkması olağandışıymış gibi bir soru yönelttiğinde cadının bakışlarına sinirin tekrar yerleşmesi kaçınılmazdı. Kendisini beğenmeyen herhangi bir dişinin genel olarak erkekleri beğenmediğine emin olacak kadar kendini beğenmiş ve küstahtı kardeşi. -Aslında, adamın kelimelerinde bir dereceye kadar doğruluk payı olmadığını söyleyemezdi kız. Bizzat Helga'nın kendisi kadar Hufflepuff'tı Perdita da, dış görünüşün önemsiz olduğunu savunurdu ve yine de adamı her gördüğünde midesinin kasıldığını hissediyordu.- Kötü olan şey, ela harelerin muhtemelen kızgınlığın gerisindeki arzuyu saklayamıyor oluşuydu.


"Hayır, ukala. Senin kız kardeşinim."

Dudaklarından çıkanların nefessiz kaldığı gerçeğini yansıtmaması için elinden geleni yapmaya odaklanmıştı kız. Belki de bu yüzden, kelimeler dudaklarını terk ettikten yalnızca birkaç saniye sonra, Andrzej'i evden, genç kızın pişman olacağı bir şeyler yaşanmadan önce gönderebilmenin tek yolunun büyük bir ihtimalle adamın sorusuna olumlu cevap vermek olduğunu fark etti. Mantıklı düşünen Perdita neden kardeşini istemenin kötü bir fikir olduğunu görüp kızın kelimelerini kontrol ediyor olabilirdi ama genç kızın, Andrzej'in kısa bir süre önce bıraktığı şeye geri dönmesini arzulayan bir tarafı da vardı, daha ilkel, daha basit bir parçasıydı yarı veelanın. Ve söz konusu bu parça, damarlarında dolaşan veela sihrini kontrol ediyordu. Annesinden miras kalan bu yeteneği -ki ne kadar yetenek olduğu tartışılırdı- hiçbir zaman sevmemişti kız, serbest kalmak için can atan veela sihrini kontrol altında tutmaya çalışırdı hep ancak vampirin karşısında geçirdiği her saniye, büyü üzerindeki hakimiyeti zayıflıyordu. Derin bir nefes alıp düşüncelerini tek bir şey üzerine -hayır, Andrzej'in ne kadar yakın, gömleğinin ne kadar dar olduğu ya da dudaklarının az önce nerede bulunduğu değil; Merlin, adamın farklı anneden kardeşi olduğu gerçeğine yoğunlaştırmaya çabaladı. Tek kelimeyle yanlıştı istedikleri. Vampir, genç kızın dudaklarına geri dönerse Perdita buna eninde sonunda izin verirdi ancak sıcacık arzu geçip de suçluluk duygusu karnına çöktüğünde Andrzej'den şimdi olduğundan da çok nefret ederdi. Yine de vampire duyacağı kızgınlık, kendisine duyacağının yanında bir hiç kalırdı.


En son Perdita de Vicenzi tarafından Salı Mayıs 08, 2012 5:48 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andrzej F. Mieszko
Vampir, Striptizci
Vampir, Striptizci
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kan Durumu : Çok kanlı.
Rp Partneri : Eheh, çok komiksin.
Yaş : 21

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Salı Mayıs 08, 2012 5:16 pm

Verdiği cevaptan sonra kızın oldukça cesur olduğunu düşündü. Ukala mı? Ukala! Andrzej'in kız kardeşini oracıkta öldürmesini engelleyecek bir sebebi mi vardı? Yoktu, öyle görünüyordu yani. Tabii ki sinirlenmemişti, aksine kızın sözlerindeki sertlikten zevk almıştı. Andrzej'i kıza çeken bir şey de buydu işte, Hufflepuff'lığını hiç belli etmiyordu. Belki biraz fazla iyi olabilirdi ki o sarı porsukların hepsi öyle değil miydi zaten? Andrzej de Hogwarts'a gitmişti elbette ve orada Hufflepuff'ları ömrü boyunca sevmeyeceğini düşünmüştü. Ancak yanıldığı apaçık ortadaydı. Gerçi kızdaki şu Veelamsı çekicilik olmasa onun hayatını cehenneme çevirebilirdi, Andrzej'i geri çevirdiği için. Bundan hiç tereddüt duymazdı. Hem kız niye böyle yapıyordu ki? Hazır onunla ilgilenen birini bulmuşken, bunun peşini bırakmamalıydı. Zira Andrzej dünya üzerinde onu sevebilecek birinin olduğunu düşünmüyordu. Evet, bunu sadece kendini avutmak için düşünüyordu; kız gayet de bir sevgili bulabilirdi. Ama üvey kardeşlerin arasında iişki olmasının toplum kuralları çerçevesinde bir sorun oluşturmadığını öğrenmeliydi. Andrzej'in toplum kurallarında. Aslında o kurallarda öz kardeş ilişkisi de bir sorun yaratmıyordu.

Elini kendi saçlarına daldırdı Andrzej; sözlerinin karşısında etkilendiğini göstermeye çalışıyordu ve de ne kadar sevimli bir varlık olduğunu. Ne kadar seksi olduğunu, bir de, hım, ne kadar çekici olduğunu. Söylememiş miydim? Fazla kibirli olduğunu inkar etmiyordu. O an yüzüne yerleştirdiği gülümseme de kibir doluydu. Olduğu yerde kızı süzerken, elleri gömleğinin düğmelerine ulaşmıştı ve yavaş yavaş iliklerinden çıkarıyordu onları. Kızı elde etmeye kararlıydı ve bundan vazgeçmeyecekti. Gömleğinin önü tamamen açılıp harika olduğunu düşündüğü vücudu ortaya çıktığında, kıza bir adım atarak daha da yaklaşmıştı. Oldukça şaşırtıcı olsa da bir damla kanın onun üzerindeki şehvetli etkisi halen gelmemişti ve büyük ihtimalle, amacına ulaşana kadar da geçmeyecekti. Dudakları kızın vücudunda dolaşırken dişlerini olmadık bir yere geçirmemeyi not etti.

Belki belli etmemeye çalışıyordu ama ne kadar da berbat bir oyuncuydu kardeşi! Zaten o vücut karşısında etkilenmeyen bir kız olabilir miydi? Gözlerini kıza dikmiş, onun hareketlerini, bakışlarını inceliyordu. Gömleğinin önünü biraz daha açıp, "Sana striptizci danslarımdan birini yapmamı ister misin? Meraklanma, kardeşlere uygun," derken süper vampir hızını kullanıp kızın arkasına geçmiş, kollarını onun beline dolamıştı. İşin içine biraz da süper vmpir gücü katarak kaçmasını engellemeyi istemişti Andrzej. Vücudu kızınkine sürtünürken her ikisinin de içinde bir hareketlenme olduğunu biliyordu. Kıza fark ettirmeden ellerini yukarı doğru kaydırdı; parmakları yavaş yavaş kızın göğüslerine yaklaşıyordu. Ah, bu sefer bu iş oluyor muydu ne? Nefesi kızın boynunu ısıtırken, yüzünde sinsi ve istediğini elde etmiş bir gülümseme vardı. Otel odasında aceleyle üstünü giyerken iç çamaşırını unuttuğunu neden sonra fark etti.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Perdita de Vicenzi
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 289
Kan Durumu : safkan.
Rp Partneri : hafılpaf dediysek de azize demedik, arıyoruz efenim.
Özel Yetenek : Yarı Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Salı Mayıs 08, 2012 9:16 pm

Vampirin yüzündeki tebessümü silmekten daha çok istediği bir şeyin olmadığını fark etti Perdita. Asıl sorun, bunu sert birkaç kelimeyle ya da bir saldırı büyüsüyle değil, dudaklarını adamınkilere yapıştırarak yapmak istemesiydi. Yalnızca saniyeler sürmüş temasın özlemiyle yanıyordu hala dudakları. Adam, kızın en başından beri ne kadar dar olduğunun farkında olduğu gömleğin önünü yavaşça açmaya başladığında ürkek bir ceylanınkileri andıran bakışlarını vampirinkilere dikti Perdita. Gözlerini düğmelerle uğraşan parmaklara ve kumaşın artık örtmediği tene çevirmeyi reddediyordu. Eğer bu yalnızca fiziksel olmasa, adamın kişiliğinden tüm kalbiyle nefret etmiyor olsa farklı anneden kardeşine karşı bir şeyler hissettiği için kendisine bu kadar çok kızmayabilirdi genç kız ama bir Hufflepuff'a yakışmayacak derecede, vücudunun arzularıyla alakalıydı bu. Gözlerini, vampirin karın kaslarına çevirmemeye çalıştı kız, gerçekten. Yalnızca dış görünüşün onu bu kadar etkilememesi gerektiğini ve alt tarafı adam kaslı diye yelkenleri suya indirmenin ne kadar sığ bir davranış olacağını hatırlatmayı denedi kendisine. Ancak iradesi zayıflayıp da bakışları aşağı indiğinde, düşüncelerinin arasında sığlıkla alakalı hiçbir şey kalmamıştı. Aslına bakılırsa, ellerini o kaslara uzatmak, parmakları altında göründükleri kadar sert olup olmayacaklarını öğrenmek ve onları, vampirin gömleğinin örttüğü kollarına kadar takip etmek istediği hariç pek bir şeyden emin değildi genç kız.

Yaratığın sinir bozucu bir gülümsemeyle kıvrılmış dudaklarından dökülen kelimelerin ardından, bir an vampirin gerçekten onun için dans edeceğini düşünmüştü. Kendisininkinden önce kim bilir kaç çift göz dolaşmıştı kardeşinin vücudunda? Kimliği belirsiz bir müşteriye ait ellerin, Andrzej'in pantolonundan içeri para sıkıştırdığını olanca netliğiyle görebiliyordu neredeyse. Hayal gücü, zihninde beliren görüntülerdeki detayları arttırmak için daha yanlış bir zaman seçemezdi herhalde. Vampirliğin avantajlarından birini kullanıp kızın takip edemediği bir hızla arkasına geçmiş adam belini kavradığında hazırlıksız yakalanmış genç cadı her nasılsa çığlık atmadı ancak dudaklarının sert bir nefes için aralanmasına engel de olamadı. Arkasında vampirin bedeninin hareket ettiğini hissettiğinde, dudaklarını terk eden soluğunun bir iniltiye dönüşmesini durdurmak için alt dudağını ısırdı yarı veela. Birkaç ince kat kumaşın gerisinde, vampirin teninden yayılan sıcaklık baştan çıkarıcıydı. Ellerinin titrediğinin farkında olmayan genç kız, arzularına teslim olarak körpe bedenini vampirinkine yasladı. Düzensiz kalp atışları, zihninde duyduğu, Andrzej'in kardeşi olduğuna dair zayıf itirazları boğup anlaşılmaz bir uğultuya çeviriyordu. Vücutlarının yakınlığı neredeyse hayal edilemeyecek kadar inanılmaz ve katlanılamayacak kadar güzeldi ancak aynı zamanda, yeterli değildi de. Tuzlu su içmek gibiydi bu, damağındaki her damla susuzluğunu dindireceğine daha da kamçılıyordu onu. Anlık bir şaşkınlıkla, daha fazlasını istediğini fark etti genç kız. Kendisinin yerinde, adamın güçlü kollarının arasında bizzat Helga Hufflepuff ya da Rahibe Teresa olsaydı bile sonucun değişeceğini düşünemiyordu. Aslında, kendisinin yerinde herhangi bir kişi olabilecekken adamın, onun gibi tecrübesiz ve yaşça küçük birisiyle ilgileniyor oluşu -yalnızca ergen bir kıza ait olabilecek ve aptalca bir düşünceydi bu, farkındaydı Perdita- tuhaf bir şekilde gururunu okşuyordu.

Adamın nefesini boynunda hissettiğinde gözleri kocaman açıldı kızın. Zihninde arzunun yerini büyük ölçüde korku aldı vampir birkaç milim daha yaklaşıp dişlerini, genç kızın tenine geçirirse neler olabileceğini ya da farklı anneden kardeşinin boynunu isterse ne kadar kolay kırabileceğini ilk defa, mide bulandırıcı bir netlikle düşündüğünde. Adamdan korkuyor olmak küçük düşürücüydü. Bedenini kaskatı kesmiş sıcak korkuya rağmen genç kızın, vampiri hala arzuluyor olması da öyleydi. Bir transtan uyanmaya çalışıyormuşçasına bir an gözlerini kırpıştırıp dehşet, utanç ve arzunun bulandırdığı zihnini basit bir cümle kurmaya zorladı Perdita. Konuştuğunda sesi, adam ona neredeyse kızın kendisi kadar yakın olmasa duyulamayacak derecede kısık, kelimelerinin arasındaki boşluklar, kızın soluksuz kaldığı gerçeğini ele verecek ölçüde uzun ve düzensizdi.
"Ne istiyorsun, Andrzej?" Fısıltısında korku ve arzu, kızın kelimelerinde adeta tadabildiği nefret kadar belirgindi en az. Ancak genç cadı, bu sefer nefretinin vampirden çok kendisine yönelik olduğunu fark etti. İlk birlikteliğini nefret ettiği -ve aynı zamanda kardeşi olan- bir adamla yaşamayı ciddi olarak düşünebilecek kadar iradesiz olduğu için iğreniyordu kendisinden. Vampirin büyüsüne kapılmaması gerekirdi; veela olan, sihirli bir çekiciliği olan kızın kendisiydi sonuçta. Vampir eğer hiç karşısına çıkmamış olsaydı ilk seferinin nasıl geçeceğini düşünebiliyordu Perdita. Kendisi gibi bir porsuğun ruhuna sahip birileriyle, tereddütlü, tüy gibi hafif dokunuşlar ve her temasın arkasında, pembe ve aptalca denebilecek hayaller. Andrzej'in belini sıkıca kavramış elleri, kızın hassas, beyaz teninde sabah karşılaşacağı morluklar ve veela olan kısmına yakışacak ilkel bir haz hariç hiçbir söz vermiyordu oysa. Yine de bütün bunlara ve yaratığın ondan beslenmesinden korkmasına rağmen, yaslandığı bedenin kendisininkinden uzaklaşmasını ya da vampirin, güçlü kollarını belindeki yerlerinden çekmesini istemiyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andrzej F. Mieszko
Vampir, Striptizci
Vampir, Striptizci
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kan Durumu : Çok kanlı.
Rp Partneri : Eheh, çok komiksin.
Yaş : 21

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Çarş. Mayıs 09, 2012 5:25 pm

Kızın söyleyeceği şeylerin başka bir şey olmasını bekliyordu; biraz daha mantıklı, biraz daha şehvet dolu. Andrzej ne mi istiyordu? O durumda ne istediği belli olmuyor muydu? Fazla ahlaksız olabilirdi belki ama kız kardeşini istiyordu. Üvey kız kardeşini ve onun bekaretini. Tabii ki onun daha ilk seferini yaşamadığını düşünüyordu; böyle utangaç davranarak onu isteyen kaç erkeğin gitmesine sebep olmuştu kim bilir! Biraz gözü açık olsa neler elde edebilirdi... önce Andrzej'i elde edebilirdi elbet, ya da tam tersi. Neyse ki Andrzej kıza bunu sağlayabilecek kapasitedeydi. Hani şu utangaçlık meselesi; Andrzej'i çok istiyor ama bunu dışa vuramıyordu. İşte bunu fark etmişti adam, ve Perdita'nın istediğini ona verecekti. Kendisini. Pek çok kıza yaptığı gibi.

Bu sırada kızın kollarından tutarak onu arkalarındaki boş duvara doğru sürüklemişti vampir hızıyla. İki saniye sonra, Andrzej ve Perdita yüz yüzeydi tekrar. Adamın vücudunun kızınkiyle arasında hiç boşluk yok gibiydi. Gömleğini üzerinden çıkarmıştı ve, yine kızın istediğini düşündüğü için, kızın ellerini tutup kaslarının üzerine yerleştirmişti. Bunu yaparken de tahrik edici bir biçimde gülümsüyordu elbet. Kızın ise yüzündeki ifadeyi okumakta zorlanıyordu. Bu kızın hala neyi beklediğini düşünüyordu Andrzej. Eğer böyle devam ederse, zor da kullanabilirdi. Hattta en başta da öyle yapabilirdi ancak böylesi daha zevkliydi; kız da isterse bu gece hayatlarının en güzel gecesi olabilirdi. Tanrı niye ona böyle utangaç bir kardeş vermişti ki? Andrzej gibi bir adama, sürtük bir Slytherin kızı yakışırdı. Herhalde Tanrı kendi eğlencesini yaratmak için yapmıştı böyle bir şey. Lanet olası.

Kızın sorusuna, sonunda, onun dudaklarına kendi dudaklarını tekrar bastırarak cevap vermişti. Ancak bu seferki daha uzundu; Andrzej bu sırada da biraz güç kullanıyordu, kızın yine bu anı bozmaması için. Dudaklarını uzun bir süre sonra kızınkilerden çektikten sonra bpynuna, ve sonra da göğüslerine yönelmişti. Daha rahat hareket etmek için kızı kucaklamıştı. Şu kız ne kadar şanslı olduğunun farkında mıydı acaba? Belki de rüyalarının erkeği denebilecek, hatta kesinlikle öyle olan biri, onu istiyordu. Onu. Bir porsuğu. Belki de birçok kişi ona ezik gözüyla bakıyordu. Aslında bu kadar güzel olmasa Andrzej'in de gözünde öyleydi ama hem güzel, hem de genç olunca tadından yenmiyordu. "Bu klasik olmamalı," derken nefes nefeseydi ve dudaklarıyla kızınkilerin arasında birkaç milimlik bir mesafe vardı. "Hadi seni tehdit edeyim ve serbest bırakayım; sen kaç, ben kovalayayım. Çok seksi değil mi? İstersen başka fantezilerim de var..." Vampir gücünü kullanmayı bırakmıştı; kız bir tekmeyle ondan kurtulabilirdi artık. Tabii ki kızın kaçmasının bu işi daha da eğlenceli ve zevkli hale getirmek için olmadığını biliyordu; muhtemelen bir odaya kapanacak ve kapıyı kilitleyecekti. Ama bu Andrzej'in onun tadına bakmaya devam etmesini engellemeyecekti elbette. "Kaçarsan seni yakaladığımda, ısırırım, güzelim." Sesinin tonu karşısında kahkaha atmamak için kendini zor tutmuştu Andrzej. Sadece geniş bir gülümseme vardı yüzünde.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Perdita de Vicenzi
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 289
Kan Durumu : safkan.
Rp Partneri : hafılpaf dediysek de azize demedik, arıyoruz efenim.
Özel Yetenek : Yarı Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Çarş. Mayıs 09, 2012 10:06 pm

Kız, mutfağın çevresinde hızla döndüğü bir andan sonra sırtını duvarda bulduğunda bu sefer şaşkın, kısa bir çığlığın dudaklarından çıkmasını engelleyemedi. Sivri dişlerin tenini her an delebileceğini düşünmüştü genç kız ancak kollarını sıkan parmaklar hariç hiçbir şey hissetmiyordu. Korkuyla yumduğu gözlerini açtığında birkaç milim ötesinde son derece gömleksiz bir Andrzej duruyordu. Bakışları, adamınkilerden yaratığın güçlü kollarına inerken yutkundu Perdita. Vampirin üzerindeki gömleği ne ara çıkarttığını bulmaya çalışsa da zihni bu detayın üzerinde yoğunlaşamıyordu. Kardeşi, kızın parmaklarını belirgin karın kaslarına yönlendirirken fiziksel olarak bundan daha yakın olabilmelerinin imkansız olduğunu düşündü genç cadı. İkisinin tenini ayıran birkaç kat kumaştı yalnızca. Adamın her nefes alıp verişinde hareket eden sert karnının üzerinde kızın ürkekçe duran parmaklarının dokunuşu var olmayacak kadar hafifti neredeyse. Kendisine aitmiş gibi gelmeyen ellerden gözlerini ayırıp başını kaldırdığında, gülümseyen Andrzej'le göz göze geldi ancak sonra bakışları tekrar biraz aşağı yolculuğa başladı ve inip adamın dudaklarında durdu. Vampirin ondan besleneceği korkusunu neredeyse unutmuş olan genç kız içgüdüsel olarak kendi dudaklarını yaladı adamınkilere bakarken. Andrzej onu öptüğünde, hala ışığa yakalanmış bir tavşanın ifadesine sahipti Perdita ancak bir porsuktansa bir veelaya ait görünen içgüdüleri bir şeyler yapmaya zorluyordu onu. Vampirin soluğunu bir kez daha boynunda hissettiğinde adamın karnında duran parmaklarını neredeyse daha aşağılara kaydıracaktı kız. Ancak ayaklarını bu sefer gerçek anlamda yerden kesmiş adamın bir vampir olduğunu hatırlattı ona boynunda sertçe gezinen dudaklar. Kendisi de yarı yarıya bir yaratık olan kızın vampirlerle bir alıp veremediği yoktu aslında ama Andrzej'in, şahdamarına bu kadar yakın olmasına izin vermek bir tavuğun kendi ayağıyla fırına girmesi gibi geldi Perdita'ya. Tavuklar en azından bundan zevk almayabildiklerine göre kendisinin onlardan daha şapşal olması gerektiğini hissetti genç kız.

İşin aslı, ayaklarını adamın beline dolayıp bu çılgınlığın devam etmesine izin vermeyi hala en başındaki kadar istiyordu ancak Andrzej'in, onun boynunda geçirdiği her an korkusu ağırlık kazanıyordu. Ona çok uzun gelen bir süre boyunca düşünmediğini fark ettiği bir başka şeyse vampirin onun kardeşi olduğu gerçeğiydi. Bunu kısa bir an bile olsa unutabildiği için kendisinden iğrenen kız ne yapmak üzere olduklarını ve zaten neleri yaptıklarını düşüncelerini gölgelendiren arzudan bağımsız olarak fark etti. Tenindeki öpücüklerin yarattığı hissi yok saymaya çalıştı telaşla. Tanrım! Ne yapıyorum ben? Ayaklarının onu taşıyabildiği kadar hızlı koşmak, odasına kapanmak, affedilmek için yalvarmak ve mümkünse oradan hiç çıkmamak istiyordu. Pekala, aslına bakılırsa önce vampirin istediğini almasına izin verip sonra ağlayarak kaçmak da istiyordu ama adamın ısırmakla ilgili sözlerinden sonra iradesini ilk seçenekte yoğunlaştırmayı başardı Perdita. Zira vampirin gülümsemesi, eğer kaçmazsa kesin ısırılmayacağı güvencesini vermekten çok uzaktı. Bir Hufflepuff'a yakışacak şeyi yapıp kardeşiyle sonrasında daha da pişman olacağı bir işlere girişmeden bunu durdurmanın bir yolunu bulmalıydı kız. Ancak vampirin gücünü ve hızını, adamın kollarını tuttuğu yerlerde yarın mutlaka karşılaşacağı morlukları hatırladı; fazla bir ağırlığı olmayan cadıyı kucaklamak onun için zerre sorun yaratmamıştı. Yalnızca adamı iterek koşabildiği kadar hızlı koşarsa hiç şansının olmayacağını görebiliyordu. Kısacası Hufflepuff olan şeyi yapmalı ama bunu mümkün olan en az Hufflepuff şekilde yapmalıydı. Düşüncelerinin o kadar da mantıklı gelmediğini fark etti cadı ancak az önce farklı anneden kardeşini öpmüştü, dünyanın o anda pek de mantıklı bir yer olduğu söylenemezdi onun açısından. Andrzej onu kucağından indirdiğinde duvara yaslanmış kız, koşarsa vampir onu durdurmadan önce asla ulaşamayacağı mutfak masasının üzerinde asasını görebiliyordu.

Bakışlarında bir anlığına bir şey parlayan Perdita, derinlerde bir yerde gerçekten onun kardeşi olduğunu adama başka bir şekilde göstermeye karar verdi ani bir ilhamla. Ayaklarının ucunda yükselip adamın dudaklarını kendisininkilerle buluşturana kadar söz konusu kararına uyacağından kendisi bile emin değildi aslında. Vampir mutfağa girdiğinden beri üstünde olan durgunluktan kurtulan yarı veelanın hareketleri hevesliydi. Bunun bir daha tekrarlanmayacağına dair söz vermişti kendisine içinden ve yaptıkları yanlış da olsa, vampiri son öpüşünü her zaman hatırlamak istiyordu. Parmaklarını adamın kaslı karnından aşağıya indirerek iki eliyle vampirin kemerini kavradı genç kız. Deriyi hafifçe çekiştirerek adamın hareket etmesini sağladı. Yerleri değişmişti, şimdi sırtı duvara dönük olan Andrzej'di. Perdita, mutfak masasına doğru küçük adımlarla ilerlerken kemerin tokasını gerçekten çözmüş ve vampiri masaya daha da yaklaştırırken kemeri pantolondan çıkartmıştı. Adamınkilerden çektiği dudaklarında küçük bir gülümsemeyle karşısındaki yaratığın gözlerine baktı Perdita. Vampirin hala kaçacağını düşünmediğini umuyordu ancak yine de dudaklarını yalayarak illüzyonu güçlendirdi. Normalde kötü bir oyuncu olabilirdi ancak bundan hoşlanmasının bir rol olmaması kıza başka türlü asla yakalayamayacağı bir inandırıcılık katıyordu. Bacaklarının arkasında masanın kenarını hissedene kadar üç dört adım gerileyen kız ellerini arkasına götürdüğünde, elbisenin sırtından başlayan fermuarını açacakmış gibi davranıyordu. Yalnızca bir anlığına gerçekten onu yapmayı bile düşündü aslında. Ancak titreyen parmaklarını fermuara götürmek yerine masanın üstünde yatan asaya doladı onları. Asasını kardeşine doğrulturken aralarındaki mesafeyi biraz daha açmak için mutfak kapısına doğru temkinli birkaç adım attı Perdita. Az önce Andrzej'in dudaklarına saldıran kızdan iz yoktu ifadesinde, ciddi ve korkmuş görünüyordu. Parmaklarıyla beraber titreyen asanın belli ettiği tehdidi dile getirmedi genç kız, neyi istediğini - ve hatta Andrzej'e mi yoksa Tanrı'ya mı seslendiğini- kendisi de tam bilemeyerek
"Lütfen." diye mırıldandı yalnızca.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andrzej F. Mieszko
Vampir, Striptizci
Vampir, Striptizci
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kan Durumu : Çok kanlı.
Rp Partneri : Eheh, çok komiksin.
Yaş : 21

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Perş. Mayıs 10, 2012 3:41 pm

En büyük şaşkınlığını yaşadığı anın, yeni dönüştüğü zamanı takip eden ilk ayda öldürdüğü insan sayısını düşündüğü, "Cidden bu kadar deşici miyim?" diyerek kendisine sorduğu an olduğunu sanırdı hep. Ama, kız (buraya dikkat) kendi isteğiyle adamı öptüğünde Andrzej'in ağzı bir karış açık kalmıştı. Mecaz olarak söylüyorum tabii; şaşkınlığını gizlemeye çalışmıştı aslında. Gülümsemişti ve "Sonunda," diye geçirmişti içinden. Sonunda minik porsuğumuz Andrzej'i istediğini gizlemeye çalışmıyordu. Elleri adamın kemerini çözerken, dudaklarını çekmişti kız ve onu mutfak masasına doğru sürüklemişti. Andrzej kendisini serbest bırakmıştı, herhangi bir güç kullanmıyordu. Sıra kızdaydı, artık Andrzej kızındı. Belki biraz kovalamaca olsa her şey daha eğlenceli olabilirdi ama mutfakta seks de kötü bir fikir değildi. Kemeri pantolondan çıkardıktan sonra kız kendisine geçmişti. Masaya yaklaşırken elini arkasına uzatmıştı. Andrzej kızı sonunda üryan göreceğini umarken elinde asasıyla gördüğünde sinirlenmiş ve şaşırmıştı. Şaka yapmıştım, en büyük şaşkınlığını işte bu an yaşamıştı. (Gerçi öldürdüğü insan sayısıyla yarışırdı.) Kız kardeşi gerçekten bu kadar iyi bir oyuncu muydu?

Andrzej istifini bozmamıştı ve gelecek büyüyü bekliyordu. Neyse ki onda iyi bir refleks yeteneği vardı da ona büyü yapanlar her zaman ıskalıyordu. Ve yine öyle olmuştu. Kızın asasından çıkan mavi ışık yaklaşırken, adam kızın arkasına geçivermiş, kolunu sertçe tutarak diğer eliyle de asayı almıştı. O aleti mutfağın öbür tarafına fırlattıktan sonra kızı kendisiyle birlikte üst kata sürüklemişti ve kapısı açık olan yatak odalarından birine girmişti. Ah, ne tesadüftü kızın odasını seçmiş olması. Kapıyı sertçe kapatıp kızı yatağa fırlattığında yüzünde korkutucu derecede sinirli bir ifade vardı. Ona oyun oynanmasını hiç sevmezdi Andrzej. Ve en başta da söylediği gibi, eğer kız istemezse, zor kullanacaktı. Şimdi de bunu uygulamak üzereydi. Yatağa, kızın yanına atlayıp kollarını tuttu, bacaklarıyla da onun bacaklarıyla herhangi bir hareket yapmasını engelliyordu. Dudakları tekrar kızınkilerle buluşurken ellerini serbest bırakmış, kızın üzerini çıkarmaya girişmişti. Sırtındaki morluklara ve tırnak izlerine alışıktı nasıl olsa. Dudakları kızın göğüslerine doğru inerken bir eli de karnından aşağı doğru kayıyordu. Kendi pantolonunu çıkarttığında istediğini almasına çok yakın olduğunu düşündü ve gülümsedi. Vampir yanı ortaya çıkmıştı bu sırada. Dişlerini dudaklarının dolaştığı yerlerde gezindirirken yukarı doğru çıkmış, omzuna gelince durmuştu. Dişlerini geçirdiğinde ise kızın attığı çığlığı duymazdan gelmişti. Bir dakikaya yakın bir süre kızın kanından içtikten sonra dişlerini çektiğinde, "Andrzej hatırası," demişti, gülümseyerek. Ancak gülümsemesinde bu sefer alay yoktu. Gözlerinin rengi henüz eski haline dönmemişken, dudakları kızın vücudunda dolanmaya devam ederken dudaklarının etrafındaki kanı temizleme gereği de duymamıştı. Sonunda elbisesini yırtarak bir kenara attı. Vücutlarının birleşmesine ramak kala duyduğu kapı sesi Andrzej'in durmasına neden olmuştu. "Kızım?" diyerek seslenen adamın ayak sesleri sessiz evde rahatlıkla duyuluyordu. Bu sırada, Andrzej bir küfür savurdu.

Neyse ki hızlıydı. Sesin babasına ait olduğunu fark ettiğinde kızın üzerinden kalkmış, pantolonunu üzerine geçirmiş ve odanın içerisinde gömleğini ararken mutfakta unuttuğunu fark etmişti. Ancak bunun bir zararı yoktu, yaklaşık altı saniye sonra gömlek yeniden üzerindeydi. Kızın yırtık elbisesini yatağın altına sokuştururken onun hızlıca yeni bir tane giyişini izlemişti. Babası her saniye yeni bir küfür yiyordu. İstediğini elde etmesine çok az kalmışken, hatta milimler kalmışken, her şeyi tuzla buz etmişti. Ama kız kaçmıyordu ya? Onu yine bulur, işine kaldığı yerden devam ederdi. Babasının ayak seslerinin yaklaşmasından merdivende olduğunu anladığında çoktan yatağa atlamış ve kızı yanına oturtmuştu Andrzej. Televizyon kumandasına bastı ve neyse ki açılan kanalda bir film oynuyordu. Şimdi oyunculuk yeteneğini sergileme vaktiydi, kızın bir sorun çekeceğini sanmıyordu. "Biliyor musun, şu adam aslında bir— Ah, merhaba baba." Gözlerini bir anlığına kapının eşiğinde duran adamdan aynaya çevirdiğinde saçının dağınık olduğunu ve dudaklarının ruj sürmüşçesine kırmızı olduğunu fark etti. Dudaklarını birbirine bastırdı. "Seni arıyordum ama yoktun, ben de kardeşime bir film izlemeyi teklif ettim." Yapmacık gülümsemesini takınırken nefes alışverişleri pek bir düzensizdi. Cidden gergin miydi?


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Perdita de Vicenzi
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 289
Kan Durumu : safkan.
Rp Partneri : hafılpaf dediysek de azize demedik, arıyoruz efenim.
Özel Yetenek : Yarı Veela.
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Perş. Mayıs 10, 2012 11:16 pm

Vampirin bu konunun olaysızca kapanmasına izin vermeyeceğini anladığında Hogwarts'ta öğrendiği bir büyünün sözlerini mırıldandı genç cadı. Ancak adam, genç cadının asasından çıkan ışıktan daha hızlı davranmıştı ve Perdita daha ne olduğunu anlayamadan sert ellerin bileğini kavradığını hissetmiş, parmaklarının arasından alınan asası da mutfağın bir kenarına atılmıştı. Andrzej onu kızın kendi yatak odasına götürene kadar tam anlamıyla korkamayacak kadar şaşkındı Perdita. Asasını eline alabilirse bu işe bir son verebileceğini düşünmüştü. Rol yapma yeteneğine zerre güvenmeyen kız, tahtayı vampire doğrulttuğunda zor kısmının geride kaldığına inanıyordu. Asasını eline alabildiğine bunun bile başlı başına bir mucize olduğunu düşünmüştü çünkü kız, bir porsuktan bekleneceği üzere yalan söylemek konusunda başarılı değildi gerçekten. Hareketlerinin inandırıcılığı isteğinin bir yalan olmamasından kaynaklanmıştı, veela olan yarısının kontrolü ele geçirmesine izin vermişti yalnızca. Ancak vampirle yaptıkları şeye bir son verebileceği konusunda belli ki inanılmayacak şekilde yanılmıştı. Sertçe yatağına itilip de kızgın görünen bir Andrzej'le göz göze geldiğinde köşeye kıstırıldığındı anladı genç kız. Şu anda bunun olmasını engelleyebilecek tek şey bir mucizeydi herhalde. Evleri şehir dışındaydı, hemen kapının önünden bir yol geçiyordu ama en yakın yerleşkeye yine de çok uzaktılar. Çığlıklarını duyabilecek kimse yoktu ve asası alt katta kalmışken vampire karşı koyması da imkansızdı. Andrzej onu tekrar öpmeye başladığında, yaratığın ellerinin sertçe tuttuğu bileklerindeki acıyı unutup bir anlığına karşı koymayı istemedi de zaten. Ancak dudaklarını sıyıran sivri dişler, vücudunun üstünde ağırlığını hissettiği adamın bir vampir ve aynı zamanda, daha önemlisi, farklı anneden kardeşi olduğunu bir kez daha hatırlattı ona. Üstündeki bedeni itmeye çalıştıysa da çabaları boşunaydı ve çok kısa bir süre sonra pantolonunu çıkartmış Andrzej'le aralarında yalnızca elbisesinin ince kumaşı vardı.

Teninde dolaşan dişler, omzunda bir saniyeden daha fazla duraksamış olamazdı ancak onların etine geçtiğini hissedene kadar zamanın adeta durduğunu düşünmüştü genç kız. Acıyla attığı çığlık, ne omzundaki tarifsiz yanma hissini ne de vampiri durdurmuştu. İlk andaki dehşeti, vampir ondan beslenmeye devam ettikçe silikleşti. Dişlerin omzunda geçirdiği her saniye bedeninin gevşediğini ve zihninin uyuştuğunu hissediyordu. Dudaklar omzunu terk edip vücudunun kalanında dolaşmaya başladığında adamın kanlı gülümsemesinin ne kadar korkunç olduğunu bile düşünememişti. Vampir sabırsızca elbisesini parçalarken çıplak teni, serin havayla temas etti. Derin bir nefes alan kız, vücutları dokunmamasına rağmen Andrzej'in sıcaklığını hissedebiliyordu. Kalp atışlarının uğultusunun gerisinde, kendisini çağıran bir ses duydu kız. Sesin ne anlama geldiğini bir an için anlayamasa da küfreden Andrzej üzerinden kalktıktan sonra düşünmek daha kolay bir hal almıştı. Babası buradaydı. Ardı ardına birçok şey geçti zihninden. Rahatlama en bariz olanıysa da arkasındaki ufak hayal kırıklığını da inkar edemiyordu kız. Babasının evde olduğunu zihni tam anlamıyla kavrayınca ikisinin yerini de panik aldı. Nedeninden emin olmasa da babasının yapmak üzere oldukları şeyi öğrenmesini istemiyordu. Babasıyla Andrzej kavga ederlerse büyücünün başına bir şey gelmesinden mi yoksa adamın ona da kızma ihtimalinden mi korktuğunu bilmiyordu ama oturup da düşünecek zaman yoktu. Bir anlığına ortadan kaybolan Andrzej, adamın dudağından bulaşmış kanın lekelediği kumaş parçalarını yatağının altına sıkıştırırken aceleyle dolabına doğru hamle yaptı genç kız. Eline ilk geçen elbiseyi, vampirin diş izlerinin parladığı omzunu kapatacağından emin olmak için göz ucuyla süzdükten sonra üstüne geçirdi. Kardeşinin onu yatağa oturtmasıyla babasının kapıyı açması arasında geçen birkaç saniyeyi saçlarını elleriyle düzeltmeye çalışarak harcadı kız.

Perdita, pek kullanmadığı ancak yine de varlığından hoşlandığı televizyona boş gözlerle baktığı bir andan sonra bakışlarını kapının eşiğinde duran adama çevirdi. Andrzej adama 'baba' diye hitap ettiğinde, bir anda ortaya çıkmış kardeşine karşı duyduğu kıskançlığın kısa bir saniye için alevlendiğini hissetti kız. Ancak Andrzej'in kanlı dudaklarını gördüğünde kıskançlığını unuttu çünkü adam, tam da az önce yapmak üzere oldukları şeyi yapmış gibi görünüyordu. Nefes alıp verişini düzüne koymaya çalışırken, kardeşçe bir şakalaşma gibi duracağını umduğu bir hareketle adamın dudaklarındaki kırmızılığı eliyle sildi ve konuşmadan önce, abartılı bir şekilde gözlerini devirdi.
"Rujlarımla uğraşmayı keser misin? Yirminci kere söylüyorum, korkutucu olmuyorsun." Sesindeki sinir olmuş tınıyı sınırlandırmak, sandığından daha zor olmuştu kızın ve tamamen yalan söylemiş olma fikri de hoşuna gitmiyordu. Bundan sonra, yalnızca gerçeğe bağlı kalarak bu olayı atlatabileceğini umuyordu ve gülümsemeye çalışarak, doğru olduğunu bildiği bir şeyler söyledi babasına. "Gecikeceğini sanıyordum, gelmene sevindim." Şimdi beyni tekrar çalışmaya başlarken unuttukları bir sürü şeyin olduğunu fark etti kız. Andrzej'in kemeri galiba hala mutfaktaydı; asası da orada, muhtemelen son derece şüpheli bir şekilde fırlatılmış gibi duruyordu –çünkü fırlatılmıştı- ve bir de başladığı, ancak pek bir ilerleme kaydedemediği yemek vardı elbette. Onu neden bıraktığıyla ilgili de bir yalan söylemesi gerekecekti ve kız, hayatının on beş yılının toplamından daha fazla kötü şey yapmıştı bugün zaten.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andrzej F. Mieszko
Vampir, Striptizci
Vampir, Striptizci
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kan Durumu : Çok kanlı.
Rp Partneri : Eheh, çok komiksin.
Yaş : 21

MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   Cuma Mayıs 11, 2012 5:08 pm

Babasının şüpheci bakışlarının kaydığı dudakları için ne yalan uyduracağını düşünürken kız kardeşi akıllıca davranıp, akıllıca bir yalan buluvermişti bile. Ruj ha? Babasının onun eşcinsel olduğunu düşünmediğini umuyordu Andrzej. Kız, eliyle adamın dudaklarını temizlerken adam da ona imalı bir bakış attı. Düşüncelerinin bir kısmı halen babasına yönelikti ve çoğu küfür doluydu. Zamanlaması müthişti gerçekten. Belki, en kötü ihtimali düşünüyordu, birkaç dakika geç gelse istediğini almış olacaktı. Neyse ki anahtarı vardı; babasının evde olmadığı bir zaman tekrar gelebilirdi. Kimseye hissettirmeden kızın odasına sızıverirdi ve ona bir sürpriz yapardı. Cidden, iyi bir fikir gibi geliyordu kulağa. Birkaç gün sonra buraya tekrar uğrayabilirdi fazla meşgul olmasa. Kızlarla, yani. Bakışlarını kızdan çekip adama yöneltmesine neden oldu babasının konuşması. "Evet, işlerim erken bitti." Andrzej, adamın sesindeki hoşnutsuzluğu sezebiliyordu kolaylıkla. Onun orada o an, kızının yanında olmasından pek memnun değildi herhalde. Ona kalsa eve bile gelmemeliydi ya, neyse. Yakında buraya taşınmayı düşünebilirdi aslında. Hah, süper fikir.

Kapıyı kapatırken, "Siz keyfinize bakın, ben aşağıdayım," dedi adam. Adamın ayak sesleri kesilince derin bir iç çekti Andrzej. Gömleğinin altına sakladığı kemeri çıkarmış, pantolonuna geçiriyordu. Mutfakta kanıt bırakmamaya özen göstermişti ancak yemek malzemelerine dokunmamıştı. Hem zaman yoktu, hem de bu, kıza bir cezaydı. Şimdi yemeği neden yarım bıraktığını babasına açıklasın bakalım. Kemeriyle işi bittikten sonra pantolonunun arkasından kızın asasını çıkardı; ona asayı uzattı, kız elini uzattığında ise geri çekti. "I-ıh," dedi. "Ben bu odadan çıktığımda alacaksın. Sana güvenmiyorum, bebeğim. Pek bir cadısın." Vücudunu kızınkine yaklaştırırken dudakları da onun dudaklarına, yine, milimlik mesafe kalacak kadar yaklaşmıştı. Şimdi, nefesini kızın dudaklarına üflerken, fısıldıyordu. "Bu seferlik ucuz kurtuldun ama ben bir yere gitmiyorum, sen de öyle. Anahtar da bende olduğu sürece..." Sinsice gülümsemişti ve kızın dudaklarını son bir kez öpmüştü. Asayı elinde sallayarak kapıya yöneldi ve eli kapının kolundayken tekrar kıza döndü, söyleyeceği bir şey daha vardı. "Bir de, bak aklıma ne geldi, buraya taşınma olasılığımı bir düşün istersen." Son sinir bozucu gülümsemesini kullandıktan sonra asayı yatağa fırlatmıştı ve kızdan bir büyü yemeden odadan çıkmış, kapıyı arkasından kapatmıştı. Merdivenlerden inerken, televizyondan gelen sesi duyabiliyordu. Babası televizyon izliyormuş gibi yapsa da, onun ayak seslerini bekliyor olduğunu biliyordu Andrzej. Oturduğu kanepenin arkasından dolanırken, önündeki masanın üzerinde duran bir tomar parayı görünce gülümsemiş, babasının çaprazındaki koltuğa oturmuştu. Andrzej parayı alıp cebine koyarken, konuşmayı babası başlattı. "Perdita'nın yanında olmandan hoşnut olmadığımın farkındasındır umarım, Mieszko." Soyadıyla hitap etmesinden rahatsız olmuştu. Ah, onu asla gerçek bir oğul olarak görmeyecekti, değil mi? Pislik. "Buna üzüldüm baba, çünkü küçük kardeşimle çok iyi anlaşıyoruz. Hatta bana, 'Keşke bu evde kalsan,' bile dedi. Bunu bir düşüneceğim." Ukala tavrı babasının sinirini bozmuş gibi görünse de, adam istifini bozmadı; gözlerini bir süre televizyona diktikten sonra, gözlerini oradan ayırmadan cevap verdi. "Evimde bir vampir istemiyorum. Üstelik yaptığını duyduğum iş..." Tabii ya, tüm mesele Andrzej'in kan emici bir yaratık olmasında bitiyordu. Babası, onun insanlığının tamamen yok olduğunu, artık bir canavar olduğunu ve kan ihtiyacı olduğu zaman önüne çıkan herkesi öldürebileceğini düşünüyordu. "Sen kabul etmesen de, ben hala eski Andrzej'im. Ah, tabii sen eski Andrzej'i bile tanımıyorsun. O sırada başka bir kadından başka bir çocuk peydahlamakla meşguldün." Ayağa kalkmış ve kapıya yönelmişti. Adamın huyuna gitmesi gerektiğini biliyordu ama bu sefer öyle yapmayacaktı. Onun bu nefretinden bıkmıştı. Andrzej'i sadece para isteyen, hovarda biri olarak görüyordu. Striptizciydi ya, önüne gelen her kadınla birlikte oluyor sanıyordu onu. "Benim senden istediğim her şeyi bana borçlusun, baba, bunu unutma. Belki biraz umursayıp annemin hamile olduğunu öğrendikten sonra yanından ayrılmasaydın böyle olmazdım." Adamın cevabını beklemişti ancak babası sessiz kalınca ön kapıdan çıktı ve kapıyı arkasından sertçe kapattı. O adamın ölümünü göreceği düşüncesi aklına geldikçe öyle mutlu oluyordu ki tarif edemezdi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Hayat bazen çok ensest.   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Hayat bazen çok ensest.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Diğer Şehirler-
Buraya geçin: