AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Geçmişle Hesaplaşma

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geçmişle Hesaplaşma   C.tesi Nis. 28, 2012 7:04 am

.
Lestat Audrica . Karina García Dolores
Yer: Kastilya ve Leon, İspanya
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   C.tesi Nis. 28, 2012 8:43 am

“Şunu görüyor musun?” Lestat’ın gözleri önce serseri dostunun parmağının gösterdiği yöndeki kıza odaklandı. Siyah saçları dolgun güzel denebilecek bir vücudu vardı. Yüzünde saflık ve zariflik vardı ama gözlerinde beklenmedik derecede olgun bir hava vardı. Acıyı ve zevki tatmış olanların sahip olacağı türden. Daha sonra dikkati cadının göğüslerinin çatalına doğru sarkan madalyona takıldı. Dikkatli baktığında bunun yeşil süslü bir anahtar olduğunu fark etti. “İçimden bir ses o küçük anahtarın önemli bir hazineye ait olduğunu söylüyor. Belki bir tılsım ha? Bugünlerde çok para ediyor.” Lestat gözlerini kısarak bir kez daha baktı. Aslında bir hazine anahtarından çok bir günlüğe ait gibi gözüküyordu. Eh öyle olsa bile bu bir hazine sayılabilirdi. Zira o yaştaki cadıların pek çok sırrı olurdu ve sırları kullanmak Lestat’ın bir başka uzmanlık alanıydı. Zaten bu sıra işleri o kadar durgundu ki en ufak şeyin bile üzerine atlayabilirdi. Hem cadının güzel olması da işin albenisini artırıyordu. “Deneyeceğim. Sırf güzel bir hedef bulduğun için.” Sırtını dayadığı ağaçtan doğrulurken arkasında hafif bir çalkalama ve lıkırtı sesini duydu. Şişenin yere düşme sesi eşliğinde gölgelerdeki serseri dostu ortadan kaybolmuştu. Derin bir nefes alarak parmaklarını kütletti yüzüne etkileyici bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı. “Sizin gibi bir güzelliği yalnız yakalayabildiğim için şanslı olmalıyım. Eşlik edebilir miyim?”Kızın yüzünde kötü bir şey hatırlamış gibi bir ifade yansımış ve bunu da sert bir tokat izlemişti. Afallayan ve irileşmiş gözlerle öylece kalakalan Lestat’ın yanından uzaklaşması ise saniyeler sürmüştü. Okulda bir çok kez karşılaştığı ve sıkıldığı o basit kızlardan değildi. Bu sinirini bozmakla birlikte hoşuna da gitmişti.“Anlaşılan bu işi zor yoldan yapmak gerekecek.” Doğruldu ve cadının gittiği yönün aksine Ravenclaw kulesine doğru ilerledi. Çoğu yatağına yatmış olan öğrencilerin arasından geçerek yatağına kuruldu. Gryffindor’lu kızı düşünerek gözlerini kapattı.

Birkaç gün sonra

Son birkaç gününü cadıyı gözleyerek geçirmişti. Aslında her öğrencinin yaptığı türden monoton bir yaşamı vardı. Dersler, kütüphane, arkadaşlarla boş sohbetler… Erkeklerden özellikle kaçıyordu ki sebebini bir türlü çözememişti. Onun gibi bir güzelliğin peşinde pek çok erkek olmalıydı ama sert tavırları hepsini kendinden uzak tutuyordu. “Hadi ama güzellik. Bana anahtarı açan şeyin yerini gösterecek bir işaret ver.”

Bir hafta sonra

Yine aynı noktaya gelmişti. Burası onu ilk gördüğü yerdi. Tam bir hafta sonra yine buradaydı. Serseri dostunun yardımı ile aynılığın içinde farklılıkları görmeyi öğrenmişti. Burasının onu av olarak ilk seçtiği yer olduğuna emindi. Orman içinde rastgele dolaşmış olsaydı bir hafta sonra yine aynı noktada olmazdı. Gülümsedi. İşte bağlantıyı çözmüştü. Şimdi geriye sadece oturup izlemek kalıyordu. Sessizce gölgelere çekildiğinde tam da bunu yapmaya başlamıştı zaten. Sanki ortasından izlediği filmi başa sarılmış bir şekilde izliyordu. Cadı ağaçlardan birine yaklaştı parmakları ağaç yüzeyinde dolaştı. Doğru noktayı bulduğunda büyülü anahtarını soktu. Lestat bu sırada cadının tam arkasında bitivermişti. Aslında dönüştürülmüş bir kutudan başka bir şey olmayan ağaç yeşil ışıkla parlarken asasını kaldırdı. “Sersemlet.” Yeşil ışıkların ortasına elini soktu birkaç değerli mücevher ve para gördü. Cadının üzerinde de biraz vardı. Sanki biriktiriyor gibiydi. Belki de çalıyordu. Peki, ama niçin? Tam sorusuna cevap ararken mücevherlerin arasındaki siyah bir defter dikkatini çekti. Defteri çekip aldı ardından okumaya başladı.

Ve nadiren hissettiği bir şey oldu. Gryffindorlu kızın acısını anladı ve onun için üzüldüğü gibi öfkesini paylaştı.

Bir ay sonra, yaz tatili
Kastilya/ İspanya


“Burayı özlemişim. En son annem getirmişti. Babamın mezarını ziyaret için.” Bir Ravenclawa tezat bir şekilde miskin olan tavırlarının kaynağı kuşkusuz babasının memleketiydi. Doğrudan onun da kendisi gibi olduğunu söyleyemezdi. Annesi onun hakkında pek az şey anlatmıştı. İspanya’ya seyahati sırasında tanışmışlar ve aşk yaşamışlardı. Lestat onlar için beklenmedik bir sürpriz olmuştu. Çocuk dolayısıyla evlenmişler ve iş için İngiltere’ye taşınmışlardı. Babasının ne işte çalıştığını sorsa da hep geçiştirmişti. O da bir serseri olabilir miydi? Belki de. Franz yüzünden bu işe bulaştığında iri adamın birkaç kez babasına çektiği hakkında yorumlarını duymuş ancak irdelese de bir şey öğrenememişti. Zihinlere girmeyi o zamanlar bu kadar iyi başaramadığından ya da belki de bilmeyi hiç istemediğinden gerçeği asla öğrenememişti. Annesinin bahsetmekten kesinlikle kaçındığı bir diğer konu ise onun ölümüydü. Gittiği mezarın taşı bile yoktu o zamanlar akıl edememişti sebebini ama muhtemelen paraya sıkışık oldukları içindi. Dalgın gözleri basit yapılı evler üzerindeki seyahatine son vererek cadıya döndü yeniden. “Her neyse. Buraya sana yardım için geldik. Hatırlatmak kötü olacak ama olayı nerede yaşamıştın tam olarak?”


_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   C.tesi Nis. 28, 2012 10:03 am

    Karina elinde tuttuğu romanı bir o, bir bu yana çevirirken kıza ne cevap vermesi gerektiğinden emin değildi. Zira şimdiye kadar okuduğu en saçma kitabın, kendisine 'Hayatımda okuduğum en güzel ve sürükleyici kitaptı!' diye verilmesi pek karşılaştığı bir durum değildi. Bir kişinin, bu kadar düşük cümleler kurarak kendisine yazar sıfatını nasıl yakıştırdığını anlayamıyordu. Ancak bunu Hufflepuff'lı kıza, onu kırmadan nasıl diyebilirdi ki? Dudaklarının etrafında minik bir kıpırdama oldu, her ne kadar gülümsemeye çalışıyor olsa da rezil bir şekilde başarısız oluyordu. "Bazı bölümler güzeldi evet, önerdiğin için teşekkür ederim." dedi kısa kesmek için. Derin bir nefes verirken yalan söyleme kabiliyeti üzerinde çalışması gerektiğini zihnine not ediyordu. Kitabı kıza uzattı ve ondan bir cevap beklemeden arkasına döndü. Takıyor olduğu madalyonun kopçasının öne geldiğini fark edince, yavaş bir hareketle onu düzeltti. Boynunu bu sıra öne eğmiş olduğundan dolayı birisinin kendisine çarpacak mesafede yaklaştığını fark etmemişti. Ancak kendisiyle konuşulduğunu fark edince şaşkın bakışlarını yukarı doğru kaldırdı. Kendisinden en az on santim uzun, sarı saçlara sahip olan oğlanın suratındaki sırıtış amacının ne olduğunu yeterince belli etmekteydi. Normalde bu tarz klişe lafları kullanan birinden etkilenmesi olmayacak bir şeyken çocukta Karina'yı çeken bir şeyler vardı. Daha kendisi bile ne yaptığını fark edemeden elinin, oğlanın yanağına sertçe çarptığını hissetti. Afalladığını anlaması güç değildi, zira böyle bir şey beklemediği ortadaydı. Bir saniye tepkisini izleyen genç cadı, Hufflepuff'lı kız ile saçma kitap hakkında konuşmayı, kendisine asılmaya kalkışan erkeklere yeğlediğini düşünerek arkasına döndü ve hızla oğlandan uzaklaştı.

    Bir Hafta Sonra


    Son iki haftadır biriktirmekte olduğu parayı güvendiği yegane yere koymanın zamanı geldiğini düşünüyordu Karina. Gecenin bir yarısı dışarı çıkmaktan zevk almıyordu ama sınıf başkanı olduğundan dolayı, birileri kendisini görse bile sorun olmuyordu. Bunu avantaj olarak kullanan genç kız cübbesinin arasına sıkıştırdı iki deste parayı ve çabucak okul binasından dışarı çıktı. Havanın esmekte olduğunu anlaması uzun sürmedi, dudaklarının heyecandan mı yoksa rüzgardan mı titremekte olduğu ise bir ikilemdi. Çabucak büyülemiş olduğu ağacı bulmak için bahçeye indi. Gözleri aylar önce koymuş olduğu işareti ararken, izlenilmekte olduğunun farkında değildi. Saniyeler sürdü doğru yeri bulması, hızla oraya ilerledi ve madalyonundaki anahtarı oraya yerleştirdi. Ağacın ışık vermesinden nefret ediyordu, zira bu yakalanma riskini artırıyordu genç cadının. Ancak bunun için endişelenmesine gerek kalmadan, birinin yüksek sesle bir büyü yaptığını duydu. Sonrası ise kendisi için açıklaması güç bir buğuydu.

    Gözlerini yıldızlı geceye aralarken nerede yatmakta olduğunu anlayamadı genç cadı. Neler olduğunu hatırladığı anda ayaklandı ve ağacın bulunduğu yöne döndürdü bakışlarını. Daha önceden bu bahçede kendisine asılmaya çalışan oğlanı görünce yaşadığı şok ve kızgınlığı atlatması güçtü. "Sen ne yaptığını sanıyorsun!" Gözleri onun elindeki siyah deftere kaydığında artık ortada sır mır kalmadığını anladı genç cadı. Sinirden kriz geçirmek üzere olmasına rağmen kontrolünü kaybetmemeyi başarabildi. Asasını çıkardığı gibi ilk oğlana tuttu ancak kızgınlıkla hareket edilmemesi gerektiğini hatırlayınca bundan vazgeçti. Asasının ucunu deftere doğru çevirdi ve oğlanın hala onu tutuyor olmasını umursamadan "Incendio." dedi. Yanmaya başlayan defteri çabucak yere atan oğlanın gözleri, Karina'ya döndüğünde tek bir anlam ifade ediyordu. 'Sen delirdin mi!' Defterin yanıp kül oluşunu izledikten sonra ağaca doğru ilerledi Karina. Paraların hala yerinde durduğunu gördüğünde manidar bir kahkaha attı. "Sen nasıl bir hırsızsın öyle? Paraları bırakıp, günlükleri mi yürütüyorsun yoksa? Oğlanın, kendisinin hırsız olmadığına dair savunmasını dinlerken ona hiç inanası gelmemişti genç kızın. Zira şu sıra ne yaparsa yapsın, kendisini izlemesini sonrasında bilincini kaybetmesini sağlamasını ve günlüğü yürütüp okumasını açıklayamazdı. Kendisinde nasıl bir hak görmüştü de böyle bir şeye kalkışmıştı, genç cadı asıl bunun merakı içindeydi. "Ne kadarını biliyorsun?" Yenik bir ses tonu ile bu soruyu soran genç cadı, aslında cevabı duymamayı yeğlerdi. Kısa bir zamanda bütün günlüğü okuması imkansızdı oğlanın, asıl önemli olan nereyi okumuş olduğuydu. "Yeteri kadarını." Omuzları düşerken, başını da hafifçe öne eğdi Karina. Yenilgiyi kabullenmesi zor olmamıştı. Kimseye söylememeye yemin ettiği bu sırrı neden bir deftere yazmış olduğundan da emin değildi gerçi. Neden günlüğüne yazıp, onu her okuduğunda bir daha acı çekmek istemişti ki sanki? Neden bir kanıt oluşturmuştu? "Sana yardım edebilirim. O adamı bulmak istediğini yazmışsın."

    Bir ay sonra, yaz tatili
    Kastilya/ İspanya


    "Babanın mezarı burada mı?" Zihninde oluşan soruyu direkt olarak oğlana soramazdı Karina. Zira onun bildiklerinden sonra onun yüzüne bakmakta bile güçlük çeker olmuştu, sadece bunu ona belli etmemek için arada gülümsüyordu o kadar. Memleketine gelmiş olmanın mutluluğu içerisindeydi ancak gelme amacının ne olduğunu düşünülürse aşırı mutlu olduğu söylenemezdi. Bir kere genç büyücünün yardımını kabul etme düşüncesi bile ürkütücüydü, biriyle birlikte o adamı araştırmak istediğinden emin değildi. Geçmişten kaçmanın faydasız olduğunu öğrenmişti, bu yüzden geleceğini ve aynı zamanda arkadaşlıklarını kurarken fazlasıyla titiz davranıyordu. "Baban da mı Kastilyalıydı yoksa?" Hogwarts'tan biri ile hemşehri olacabileceğini hiç sanmazdı Karina, yine de bu duruma alışabileceğini düşünürken oğlanın sorduğu soru onu hazırlıksız yakalamıştı. "Evimin önündeki sokakta. İki binanın arasında dar bir yol..."

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Nis. 29, 2012 11:43 am

“Dar bir yol mu? Kastilya’da ondan daha çok bir şey yok. Lütfen evinin yerini hatırladığını söyle.” Neyse ki güzel cadı başını hafifçe salladı ve Arnavut kaldırımlı yoldan ilerlemeye koyuldular. Kaleler şehri Kastilya zaten küçük olan alanını iri surlarla iyice daraltmıştı. Bu yüzden olsa gerek insan kendini sıklıkla o sokaklardan birinde bulabiliyordu. Dahası o ara sokaklarda olanları kimse bilemezdi. Bazen bir hırsızın dolandırıcının peşindekilerden kurtulmak için sığınağı olurdu yollar, bazen iki çete birbirine girer biri diğerini yaralar ya da öldürürdü. Bazen de bir kız çocuğu değerli masumiyetini kaybederdi. Karina’yı hafifçe süzerken, gözlerinin önüne Liesje’ye doğru iğrenç bakışlarla yaklaşan Franz geldi. Kendi öz kızına tecavüze yeltenen o pislik herif. Annesinin ipte sallanan cesedini, içinin öfkeyle doluşunu ve üvey babasına bıçağı saplayışını hatırladı. Gözlerindeki ışığın sönüşünü ve soğuk yabancı bir enerjinin bedenini sarmasını hissetti. O enerjiyi uzun süredir duyumsamamış ya da görmek istememişti. O gün o defteri okurken uyumakta olan o his yine uyanmıştı. Kaldırımın kenarındaki çeşmeye yaklaşarak yüzünü yıkadı. Yüzüne hoş bir serinliğin yayılmasını hissetti bir süre ama bedenini saran nemli hava o kadar yoğundu ki suyun terle karışması uzun sürmemişti. Şehrin girişinden bu yana yaklaşık yarım saat sessizce yürümüşlerdi. Zaten konuşsalar da geçmişin rüzgarları birbirlerini duymalarını engellerdi. Anılardan kurtulmak için mi onu tanımak istediği için mi bilinmez konuşmak istedi. Normalde bu konuda pek zorluk çekmese de bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra araya karışan, Karina’nın soruları aklına geldi. “Babam burada mı doğmuş bilmiyorum. Ancak annemle burada tanışmışlar. Kastilya’nın aşk için güzel bir yer olduğunu söylerdi annem.” Sırtını duvara yaslarken gözleri cadının bedeninde dolaştı muzip bir gülümsemeyle. “Tabii o zaman; şehrin böyle güzel cevherleri barındırdığından bahsetmemişti.” Parmakları cadının saçlarına uzandı ve ipeksi saçları kendine çekerek hafifçe kokladıktan sonra iç çekti. Rayihasını zihnine yazarken gerçekten de cadının gizli kalmış bir cevher olduğunu düşündü. Belki de burada onun kendini bulmasını sağlayabilirdi. Kelebeğin kozadan çıkma vakti gelmişti. Hülyalı bir ifade takınarak oyunu sürdürdü. “Bahsetseydi, sanırım buradan ayrılmayı hiç istemezdim.” Karina'nın sert bir tepki vermesini bekliyordu ancak gözlerini devirmekle ve arkasını dönüp ilerlemeyi sürdürmekle yetinmişti. Lestat biraz hızlanarak ona yetişti.

“Hadi ama! Biraz eğlencesine bak.” Beyaz alçı ile pencereleri ve kapıları süslenmiş soluk turuncu bir binanın yanından yalnızca bir kişinin yürüyebileceği dar bir sokağa girdiğinde hemen arkasından ona yetişmeseydi onu kaybedebilirdi. Anlaşılan karlar kraliçesinin hayatına bahar getirmeden ona ulaşamayacaktı. Karlar kraliçesi… İsim zihninde bir süre döndü. Evet, gerçekten de ona uyuyordu. “Biraz yavaş ol karlar kraliçesi. Beni dar sokaklarda zavallı(!) halde bırakmak istemezsin değil mi?” Eh pek zavallı durumda olmazdı. Şehri çok iyi tanıdığı söylenemezdi ama karşısına çıkabilecek tehlikelere karşı da hazırlıklıydı. Sonuçta dar sokaklar onun mekanıydı. Bu konuda kendinden eminliği yüzünden zavallı derken yapmacık bir imasını anlamak hiç de zor değildi. Dar sokak son bulduğunda bu sefer asfalt bir yolun üzerindeydiler. Burada irili ufaklı bahçeli küçük evler vardı. Bahçe duvarları şehrin temasına uygun şekilde kalın ve uzundu. Yer yer yosunlarla kaplanmış yeşil sarı ve kireç renginin harmanlaştığı taşlarla örülmüşlerdi. Evlerin bir kısmı bakımlıyken terk edilmiş görünen bir eve kilitlendi bakışları. Solgun gri duvarların boyası yer yer soyulmuş altındaki çimentoyu gösteriyordu. Kırık pencereleri tozdan pek görünmüyordu. Bahçe ise yabani otlarla dolmuştu. Bu ev Franz’ın ve annesinin cesetleriyle birlikte yanmış olan eve o kadar benziyordu ki Lestat bir an için hortlak görmüş gibi olmuştu. Ardından dikkatini yeniden cadıya çevirdi. Dalgın görünüyordu. Bir şey demek için ağzını açacağı sırada kapılardan biri açıldı ve kafası biraz kelleşmiş gözlüklü bodur muggle görünümlü birisi dışarı çıktı. Önce etrafa bakınırken sonra gözleri cadıda sabitlendi. Ağır adımlarla bahçe kapısına yaklaşırken yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı. Ancak mutluluğu belli etmeyecek kadar da soğuk hafif yapmacık bir havası da vardı. Karlar kraliçesi için ne uygun bir baba… “Karina! Seni görmeyi beklemiyordum. Bizi delikanlı ile tanıştırmayacak mısın?” Karina bir şeyler bulmak için kekelerken Lestat hafifçe öksürerek araya girdi. “Sevgilisiyim efendim. Onun… Büyüdüğü yeri görmek istemiştim. Umarım rahatsızlık vermiyorumdur. Ben Lestat.” Az önceki hafif yılışık alaycı çocuk o kadar çabuk değişivermişti ki az öncekiyle aynı Lestat olduğuna kimse inanamazdı. Yanındaki cadı da inanamamış görünüyordu ama elbette onun sebebi başkaydı.

“Eh artık zamanı gelmişti. Alberto.” Adam kapıyı açarak yanlarına geldi. Uzanıp adamın elini sıktıktan sonra samimi bir tavırla kolunu cadıya dolarken zihniyle cadının bilincine doğru uzandı. Kapalı dudaklarının dillendirmediği sözcükleri kızın bilincine doğru itti. “Kusura bakma ama başka türlü açıklayamazdık.” Eh en azından sınırlı vakitte karşı tarafın aklından geçmesi en muhtemel şeyi söylemek her zaman en doğru şey olmuştu. Bu hem karşı tarafta durumu şıp diye çözdüğünü göstererek egosunu kabartır hem de şüphelenmesini engelleyecek şekilde meseleyi kapatırdı. Bahçenin içinden geçerken kollarından ayrılan cadıya muzipçe gülümsedi. Bu sefer gözlerinin içine bakarak fısıldadı. “Sen de bu kadar soğuk olma karlar kraliçesi. Baban aramızda bir sorun olduğunu sanacak.” Bahçe sadeydi. Birkaç çiçek oraya buraya ekilerek sadelik bozulmaya çalışsa da pek başarılı olunamamış görünüyordu. Eğer dünya hayatından bıkmış tipler değillerse kesinlikle başka şeye vakit ayırmayacak kadar işkolik olduklarını söyleyebilirdi. Kızın sokaklarda yaşadıklarına şaşmamak gerekirdi. Bu tip aileler her zaman kör olur ya da öyle kalmayı seçerdi. Ev saten renklere bezenmişti. Girişte aynalı bir portmantonun olduğu bir koridor üçlüyü rahat ve düzenli koltukların ve onun diğer tarafında bir yemek masasının olduğu büyükçe bir salona çıkarmıştı. Salonun iki yanında sarmal merdivenler uzanıyordu. “Ben annene haber vereyim kızım.” Kırklarında gösteren adam yukarı çıkarken merdivenler yılların yorgunluğu ile yaşlı moruklar gibi inlemeye başlamıştı. Lestat baş parmağı ile adamın az önce çıktığı merdivenleri göstererek konuştu. “Sanırım beni sevdi. Bakalım kaynanam da sevecek mi?” Yüzüne artık eğlenmeye başladığını gösteren bir sırıtma yayılmıştı.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Nis. 29, 2012 12:56 pm

    Genç cadı başını hafifçe sallarken, evine giden yoldan ne kadar nefret ettiğini düşünüyordu. Aslında tercih edebileceği üç tane yol vardı ancak iki tanesi aşırı derecede uzundu ve Karina, oğlan ile birlikte o kadar ıssız sokaklara girmek istemediğinden emindi. Gerçi geçen sene yaşamış olduğu olaydan sonra kısa yolu kullanmaması gerektiğini öğrenmişti ancak bu durumun üzerinde düşünmek bile istemiyordu. Ayakları istemsiz bir şekilde hareket ediyor, ayakkabıları adeta yer ile bitişik bir halde ilerliyordu. Hogwarts'ta alışık olduğu havanın, memleketi ile alakası olmadığından dolayı çok çabuk bunalıyordu. Alnında küçük ter damlacıklarının oluşmasından nefret ediyor, bu yüzden de yanında bir paket mendil olmadan dışarıya adımını atmıyordu. Anlaşılan o ki Lestat da en az kendisi kadar bunalmıştı, zira kızaran yüzünün başka bir anlama gelme olasılığı çok düşüktü. Karina gibi bir cadının yanında utanacağı düşüncesi bile saçmaydı çünkü, öyle birinin yakınından bile geçmiyordu kişilik özellikleri. Bakışları ona kayarken giymekte olduğu kot ceketi çıkarmak istemiyordu genç cadı, zira soyunuyormuş düşüncesi uyandırmak istemezdi oğlanın zihninde. Ancak bunun mümkün olmadığını anlaması uzun sürmedi, Lestat çoktan düşüncelerinin arasında boğulmuş gibi görünüyordu. Bakışları oldukça boştu ve sadece yürümüş, takip etmiş olmak için ilerliyordu. Ne düşünüyor olduğu merakını zihninden savuşturmaya çalıştı Karina. Bu konu, onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. Ve bunun böyle kalmasını da yeğlerdi.

    Yüzünde minik bir gülümseme oluşurken, oğlanın ayılmış olduğunu fark etti. Sarf ettiği cümleler karşısında gülmemek çok zordu. Hele Karina'nın saçından bir tutamı burnuna götürmesi ise ironikti. Bu cümleleri başka kaç kıza sarf etmiş olduğunu tahmin etmeye çalışırken, genç cadı gözlerini devirdi. İlgilenmiyorum mesajını vermek için arkasını dönüp uzaklaşmayı yeğledi. Sert bir çıkış yapmanın mantıksız olduğunu biliyordu, şu anda ne kadar inkar etmek istese de oğlanın varlığına ihtiyacı vardı. Fark ettirmeden omuz silkti, zaten ne yaparsa yapsın büyücünün terk edip gidecek gibi bir hali de yoktu.

    "Acaba biraz sen işin eğlence kısmına bakmasan nasıl olur?" Oğlanın önünden yürüyüp ona yol gösterirken bir saniye döndü ve ona manidar bir bakış attı. Ancak ne derse desin, onun ciddileşmeye niyeti olmadığı belliydi. Derin bir nefes alıp önüne döndü ve iki yolun kesişimine geldiği zaman aniden durdu. Sağdan gitmemeye kararlıydı, uzun yol olmasına rağmen sola döndü. "Bu taraftan gidelim." Zaten Lestat yolu bilmediğine göre, kızın adımlarını izlemek zorundaydı. Hatta Karina'nın içinden bir ses yanlış bir yola girmekten memnun bile olabileceğini söylüyordu ama genç cadı, bu sese karşı çıkmayı tercih ederdi. Adımlarını hızlandırırken oğlanın eski binaları incelemekte olduğunu gördü. Sanki onlarla ilk defa karşılaşıyormuş gibi bir hali vardı, oysaki eğer babasının mezarı buradaysa böyle görüntülere alışmış olması gerekirdi. Bu düşünce üzerinde fazlasıyla durmadı genç cadı, Lestat'ın hayatının derinliklerine inmemek ve onu sorgulamamak çok daha iyi iki tercihti.

    Dakikalar geçerken yorulmaya başladığını hissetti Karina, halbuki daha işin en başındaydılar ve tam olarak hiçbir şey yapmış sayılmazlardı. Yürümek ile iyi bir ilişkisi olmadığı için şanssızdı genç kız, zira çabucak ayakları ağrıyordu. Bu durumu oğlana belli etmiyordu elbette, halinden oldukça memnun görünmeye çalışıyordu. Ama evine gittikçe yaklaştığı için artı olarak bir gerginlik yaşıyordu. Ki endişelerinin boş yere olmadığını anlaması saniyelerini aldı. Kapının açılmasının ardından babasını gören Karina dilinin tutulduğunu hissetti. İspanya'ya geleceğine dair onlara bir şey söylememişti, dolayısıyla kendisini bekliyor olmaları saçma ve gereksiz bir durumdu. Hem ne zaman kendisini sene sonları beklemişlerdi de, şimdi bekliyorlardı? Gözlerini bir kez daha devirmekten geri kalmayan Karina, kendisine yöneltilen soru karşısında afalladı. “Ben... Yani o... Biz... Şey...” Kendisinin yardımına koşan oğlanın cevabının, minnettarlık gerektirip gerektirmediği tartışılabilir bir durumdu. Sevgili oldukları yalanını uydurmaktan zevk almıştı bir kere, gözlerinin içi gülüyordu adeta. Karina ise ağzının yarısı açık bir şekilde kime, ne cevap vermesi gerektiğini anlamaya çalışıyordu. Hele ki babasının onaylayıcı cevabı işleri daha da karıştırmıştı. Şimdi, asla içinden çıkamayacağı bir durumun içinde bulmuştu kendisini. Babasının sanki Lestat damadıymış gibi elini sıkmasını izledi. Sonrasındaki bel kavramaya zaten bir tepki gösteremezdi, çünkü daha olayın şokundan çıkabilmiş değildi. Zihninde beliren cümleye karşılık olarak oğlana sert bir bakış gönderirken babasına belli etmemeye çalışıyordu durumu.

    "Sen dua et de buzlar tanrısı ile tanışma." Hafifçe gülümsedi Karina sözlerinin ardından. Bahçeden geçmekte oldukları sıra kulağına fısıldanan cümleye karşılık, asıl oğlanın babasından çekinmesi gerektiğini ifade etmeye çalışıyordu. Gerçi onun için bu sorun olmaz gibiydi, zira hareketleri Karina'nınkinden çok daha rahattı. Evin içine girdiklerinde de tavırlarında bir değişim oluşmamıştı. Gözleri etrafını dikkatlice taramıştı sadece. Karina değerli bir şey aramadığını ummakla yetindi sadece. Daha tam olarak ona güveniyor değildi sonuç olarak. Tam o sırada babasının, annesini çağırmasına gerek olmadığını söylemek için ağzını açtı ama adam, senelerdir hiç olmadığı kadar heyecanlı görünüyordu. Bu yüzden laf edemeden geri kapattı çenesini. Yorgunluk içerisinde kendisini koltuklardan birine bırakırken Lestat'ın sözleri ilişti kulağına. Kaynana lafını belirgin bir ses tonu ile söylemiş olduğuna yemin edebilirdi Karina. Gözlerini oğlanınkilere çevirdi ve "Fazla havaya girme. Bu kapıdan çıkınca ailemin yanında olduğum gibi sıcakkanlı olmayacağım sana karşı." dedi. Bu sırada gözleriyle ona da oturmasını işaret etti.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Nis. 29, 2012 5:38 pm

"Fazla havaya girme. Bu kapıdan çıkınca ailemin yanında olduğum gibi sıcakkanlı olmayacağım sana karşı." Lestat başını geriye atarak kıkırdadı. Anılarla boğuştuğu bütün o zamanlardan sonra kendine bir eğlence bulduğu için neşesi yerine gelmişti. Beklenmedik de olsa hoş bir tesadüftü. İçinden bir ses zaten bu işi yaparken bir sürü oyun oynayacaklarını söylüyordu ama alıştırma turu olarak hiç fena değildi. Belki cadıya başta kendini reddetmesinin acısını bile çıkarabilirdi. Yüzüne o çapkın muzip gülümsemesi yayıldı. “Ah! Ailenin yanında eğlenebileceğiz demek. “ Cadının kollarını kavuşturduğunu yüzüne sert uyaran bir ifade yayıldığını fark ettiğinde eklemeden edemedi. “Hey somurtmana hiç gerek yok. Fena sevgili değilimdir.” Güzel cadıyı mahcup etmek ya da ailesinden azar işitmesine neden olmak istemediğinden merdiven yine gıcırtılar çıkarırken yüzüne nazik bir gülümseme yerleştirdi. Merdivenlerde önce yine Karina’nın babası görünmüştü. Kocasının ardından aşağı inen kadının Karina’nın babası gibi saçlarına kır düşmüş yaşlı biri olmasını beklemişti. Ancak kumral saçlarında tek bir beyaz tel göremedi. Yüzü ise dingin bir pürüzsüzlüğe sahipti. Olgunluğun izlerini görmek mümkündü ancak yaşı kestirmek güçtü. Sade bir kıyafet giymişti zira zaten bu yemek onun için beklenmedik olmalıydı. Kısa topuklu ayaklar merdivenden inerken ritmik takırtılar çıkardı. “Merhaba. Ben Karina’nın annesi…” Kadının sözlerini hafif abartılı bir jestle elini öptükten sonra nazik sesiyle bir iltifatla tamamladı. Doğrusu kadının iltifatlara karşı tepkisini merak ediyordu. “Estefania olmalısınız. Karina sizden bahsetmişti. Şimdi güzelliğini nereden aldığını anlayabiliyorum.” Karina’nın aksine kadın iltifata hoşnut bir kıkırdamayla karşılık verdi. Bir taraftan da yanında duran kocasına anlamlı bir bakış attı. Adam bunu görmemiş gibi davranarak sessizliğini korudu. Bir metamorfmagus ile evli olmak adam için muhtemelen zordu. Belli ki güzelliğine düşkün olan Estefania bunu yeteneği ile koruyor olmalıydı. Bu da yaşlılığın emarelerini göstermeye başlamış Alberto’nun karısını kıskanmak için pek çok nedeni olduğu anlamına geliyordu. Neyse ki kadın becerikli bir şekilde konuyu yeniden kızına çevirmeyi başarmıştı. “Karina ise senden hiç bahsetmedi. Ah benim utangaç kızım. Onun sonsuza dek başımda kalacağından korkuyordum. Her neyse. İltifat etmede ustasın görünüşe göre. Kızımın başını da bu sözlerinle mi döndürdün?” Lestat hafif bir gülümsemeyle Karina’ya döndü. Cadının ellerini tutarak hafifçe sıktı ve gözlerine aşkla baktı. Pek çok kızı gerçekliğine inandırdığı bakışlardı. Güzel cadı içinse pek zorlamasına gerek olmamıştı zaten. Karina da yüzüne mutlu bir gülümseme yerleştirmişti. O kadar ki derinlerde bir yerde hoşuna gittiğini hissediyordu. Yeniden kızın ebeveynlerine dönerek sürdürdü. “Kızınız benim başımı döndürdü demek daha doğru olur efendim. Ayrıca söylemek isterim ki Karlar Kraliçesi’ni etkilemek için sözlerden fazlası gerekliydi.” Kadın onları sanki bir tabloyu süzermiş gibi süzerken yüzünde muzip bir tavır vardı. “Ah gençler! Ne ile tavladın merak ediyorum. İyi bir öpücük gibi mi mesela? Kızım bana o konularda da çekmiş mi?” Lestat hafifçe Karina’nın zihnine uzanarak konuştu. “Tüh! Bu konuya gireceğini söyleseydin az önce gelmeden ufak bir deneme yapardık. İyi açıklamak için elbette.” Uzandığı bilinçten kendine öfke dalgaları akarken hafifçe sırıtmadan edemedi. Kadının sözlerine sessiz kalmakla yetinirken durumu kurtarmak Alberto’ya düşmüştü. “Hanım ilk seferden çocukları utandırmasak? Eminim açlardır. Vakit kaybetmeden sofrayı hazırlayalım.”

Durumları fena olmamasına rağmen görünüşe göre ev cini bulundurmuyorlardı. Kadın yemekleri biraz da asa marifetiyle kendi hazırlıyordu. Karina’yı kolundan tutup mutfağa götüren cadı içeride onu sıkıştıracağa benziyordu. Lestat Karina’nın arkasından hafif bir gülümsemeyle baktı. Ardından Alberto ile koltuklara kurulup İngiltere’den, tarihten ve politikadan konuştular. Lestat’ın hızlı gözleri salondaki kütüphaneyi fark ettiğinde ufak bir kitap sohbeti de açılmıştı. Yavaş yavaş adamın ciddi tavrı da yerini babacanlığa bırakmıştı. Kadının aksine sorular sormaya pek meraklı değildi. Anlaşılan bu işi karısına bırakmıştı. Sadece sohbet edecek birini bulmanın hoşnutluğu vardı. Yemek masasına geçerken cadının zihnine uzandı yeniden. “Yanıma otur. Yanlış bir intiba bırakmak istemeyiz değil mi?” Yeniden hafifçe gülümserken gözleriyle yanını gösterdi. “Yemekler mükemmel olmuşlar.” Tabağına yerleştirdiği eti ağzına götürdüğünde etin dağılışı ve muhteşem tadına gerçekten hayran kalmıştı. Böylesi yemekleri her zaman bulamıyordu. İlk söylemenin şokunun ardından artık iyiden iyiye kendisine alışmış olan Alberto masada ilk konuşan kişi olmuştu. “Annen baban neredeler evladım. Onları da görmeyi dilerdik?” Lestat gün boyu hatırladığı anıları hatırladığında ağzında acı bir tat belirdi. Muzipliği ve neşesi bir an kaçar gibi olmuştu. Alberto ve karısı bu değişimi gözlerinden kaçırmamıştı. Lestat her tatsız şeye yaptığı gibi hafifçe alaya alarak soruyu cevapladı. “Ruh çağıramıyorsanız ne yazık ki mümkün değil efendim. Babam ben henüz küçükken öldü. Mezarı burada, Kastilya’da. Annemse ikinci evliliğini yaptığı kocası Franz ile birlikte elim bir kazada hayatını kaybetti. İngiltere ile ilgiliyseniz gazetelerde yangını okumuş olmalısınız.” Son sözlerini gazetelere meraklı görünen Alberto’ya dönerek söylemişti. Adam kendisine sorular sormuş ve İngiltere hakkında konuşmuşlardı ancak haberleri takip edecek kadar ilgili olup olmadığını bilemiyordu. Gözleriyle adamın gözlerine baktığında hafif bir acıma sezdi. Bu pek hoşuna gitmemişti. Acındırmak için söylememişti. “Çok üzüldüm. Peki, şimdi nerede kalıyorsun? Yetimhanede mi?” Etinden biraz daha alıp meşrubatı yudumladıktan sonra ağzını silerken adamın sözlerini başını iki yana sallayarak yanıtladı. “Amcam üvey kardeşim Liesje ve benim sokakta kalmamıza ya da yetimhanelere düşmemize izin vermedi. Onunla birlikte kalıyorum. Kendisi hiç oğlu olmadığı için beni evladı gibi görür ve servetini hiç sakınmaz. Bu yüzden şanslıyım.” Ailesinin ölümüyle pek ilgili gözükmeyen kadının dikkati ise amca ve servet sözleri üzerine yeniden Lestat’a yönelmişti. “Amcan zengin yani?” Lestat bunu hiç düşünmemiş gibi duraksadı. Gerçekten de amcasından ne barınma dışında bir şey istemiş ne de zenginlikleri konusunda düşünmüştü. Ancak bu kadar çocuğa rağmen iyi geçindiğini söyleyebilirdi. Aklından geçenleri yine gerçeğe yalan katarak dillendirdi. “Eh, ben para işlerinden pek anlamam ama tanınmış biri olduğunu söyleyebilirim.”

Yemek ara ara yine sorularla bölünmüştü ancak aile konusuna bir daha girmediler. Böyle olunca keyfi yeniden yerine gelen Lestat ,Karina’ya hafifçe kur yaparak soruları cevaplamayı ve alaylı yorumlarını zihinsel olarak cadıya iletmeyi sürdürdü. İkisi de biraz da Lestat’ın dürtüklemesiyle işi fazlaca gözlerinde büyütmüşlerdi. Hatta sonunda Alberto kahve için yerlerine geçerken Lestat’ı kenara çekmiş ve muhtemelen en başından aklında dolanan soruları sormuştu. “Son bir şey evlat. Kızımla sen ciddi misiniz? Yani bu ilişkide.” Lestat bir an duraksadı. O kısa an soğuk görünümlü adamın gerilerde bir yerde kızını önemsediğini görüyordu. Oyunu gerçekten iyi oynamış olmalılardı. Nazik bir şekilde soruyu geçiştirmeye çalıştı. “İtiraf etmeliyim bugüne kadar aşkı ararken pek çok yanlış ilişki yaşadım. Ama sanırım kızınız benim için son liman oldu. Yani… Evet, ben son derece ciddiyim. Ama elbette bu işi zamana bırakmak en doğrusu.” Kahveleri yudumlamalarının ardından doğrularak elini Karina’ya uzattı. Zira bu işi daha da uzatıp onu çileden çıkarmak istemiyordu. “Hayatım, istersen kalkalım. Bana yaşadığın yeri gezdireceğine söz vermiştin.”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Nis. 29, 2012 7:35 pm

    Karina oğlan tarafından ciddiye alınmadığını görünce başını pencerelere doğru çevirdi. Perdelerin kapalı olmasının sebebini anlayamamıştı ancak ailesi aşağıya inene kadar vakit geçirecek bir şey olsun diye oturduğu yerden kalktı ve normalde hiç kapalı olmayan perdeleri açtı. İçeriye giren güneş ışığı bir an için gözlerini alırken hemen arkasını döndü ve tam o sırada merdivenden inmekte olan babasını gördü. Her geçen sene kısalıyor muydu acaba, genç cadı bir saniye için bunu ciddi olarak sorguladı. Ancak yaşlanıyor olduğu gerçeği de göz önüne alınırsa, bunun yadırganacak bir yönü yoktu. Annesinin ise misafir olduğunu öğrendiği için 'daha genç' görünümüne bürünmüş olması şaşılacak bir durum değildi. Derin bir nefes alıp kendisini en kötüsüne hazırlamaya çalışan Karina, annesinin kendisini tanıtmasını izledi. Bir daha böyle bir sahne yaşamamak için gerçek bir sevgilisi olsa bile onu, ailesiyle tanıştırmama kararı verdi. Zira o dakika kendisini fazlasıyla göz altında hissediyordu, sanki bir hata yapıyormuş gibi. Durumu kurtarmaya çalışan Lestat'ın ise ne zaman paniğe kapılacağını merak etmekten kendisini alamıyordu. Nasıl bu kadar soğukkanlı davranabiliyordu ki? Kendisini ağaç meselesi yüzünden bilinçsiz bırakmasını hatırlayan Karina, bu duruma şaşmaması gerektiğini biliyordu. Acaba oradaki günlük olmasa ve onu açıp okumasa, paraları alıp gider miydi? Meraklı ve şüpheci bakışları onun üzerine odaklandı. Ancak bu sıra oğlanın ellerini tutması ile dikkati dağıldı. Bir anda olayın gerçekliğine ayak basan Karina, eliyle alnına vurmamak için kendini zor tuttu. Bunları yaşamak zorunda kaldığına inanası gelmiyordu. Daha en başından neden oğlanı çağırmıştı ki? Hem neden iki elini birden tutuyordu, bir tanesini tutması bile yeterdi. Karina, oğlanın durumdan istifade etmek istediğinden emindi.

    Sonrasında annesinin dediklerine inanamayan genç cadı, "Anne!" diye haykırmaktan kendisini alamadı. Bulduğu fırsatı kullanarak ellerini çekti ve kollarını göğsünün üzerinde birleştirdi. Sahip olduğu en sert bakışları kullanmak için kendisini zorlarken komik duruma düştüğü için annesini suçluyordu. Karşısında Lestat değil de gerçek bir sevgili duruyor olsa, durumun daha kötü olacağını tahmin etmek kolaydı. Üstelik zihnine fısıldananlardan sonra kızın çileden çıkmaması işten bile değildi. Suratına okkalı başka bir tokat daha yapıştırmak istiyordu ama bu sefer oğlana değil de annesinin hedef olması geçiyordu içinden. Yine de ses çıkarmadan hareketsiz bir şekilde durdu. Beklediği kurtarma babasından gelince derin bir oh çekti.

    Yemek hazırlığı için annesinin kendisini mutfağa doğru çekmesine laf etmedi Karina. Salonda babasının ve oğlanın ne yapacağına dair büyük bir merak besliyor olsa da durup onları dinlemek gibi bir şansı olduğuna inanmıyordu. Kaderini kabullenerek başını önüne eğdi ve annesinin adımlarını takip etti. Mutfağa girip kapıyı kapatması ile birlikte onun kendisini omzundan tuttuğunu hissetti. Annesi parmaklarını sıkıp genç cadıyı kendisine doğru çevirdi ve "Her bir detayı istiyorum." dedi. Bu oyunun bir parçası olmak istemeyen Karina çevik bir hareketle annesinin kafes gibi olan elinden kurtuldu ve sıkılan omzunu sıvazladı. Hiç cevap vermemeyi yeğlerdi ancak annesinin merakının, kendisini rahat bırakmayacağını adı kadar iyi biliyordu. "Daha demin senin üstüne düşmeyen bir detayı öğrenmek istedin zaten. Beni daha fazla rezil edebilir miydin acaba?" Oğlanın kendisi hakkında rezil olmuş gibi düşündüğünü sanmıyordu Karina ancak annesinin iyi öpüşüyor olması onu ilgilendirmezdi. Aslında annesi hiç mi hiç ilgilendirmezdi onu. Zira dikkat çekmeyi seven bir kadındı kendisi, Karina'nın doğum günlerinde bile kısacık etekler ve yüksek topuklar giyip kendisinden bahsettirmeyi başarmıştı. "Baban ondan pek hoşlandı, ben de hoşlandım. Ama sen hiç rahat görünmüyorsun." Karina annesinin asasının tabaklar üzerinde dolaşmasını izlerken bağırmamak için kendisini tutuyordu. Nasıl rahat görünebilirdi ki? Lestat'ın gerçekte bir hırsız olduğunu bilselerdi ne olurdu acaba? Üstelik babası dikkatli biri sayılırdı, nasıl onun evi bu kadar detaylı bir şekilde incemekte olduğunu fark edemezdi? "Seninle hiçbir zaman anne-kız ilişkimiz olmadı. Şimdi olmasını mı bekliyorsun?" Mutfak kapısına doğru ilerledi Karina. Sanki yemeğe çok yardım ediyormuş gibi kendisini buraya getirmesinden nefret ediyordu annesinin. Kapıyı açarken, "Eğer öyleyse, yanılıyorsun." dedi ve salona çıktı.

    Oğlanın ve babasının gayet sorunsuz bir şekilde oturuyor olduklarını görünce şaşırdı Karina. İçten içe Lestat'ın, babasının da bilincini kaybetmesini sağlayacağını hissetmişti. Kendi kendisine gülerken genç cadı yemek masasına doğru ilerledi. Onların da oturdukları yerlerden kalkmalarını izledi. Zihnine yönelen cümleden sonra normalde masada oturuyor olduğu yer yerine Lestat'ın yanına yerleşti. Konuşulanlara karşı yine sessizlik gösteren Karina aile konusu açıldığında dikkatini oğlana verdi. Onun yüzünün sertleştiğini ve daha demin saf gibi sırıtan mimiklerinin donduğunu fark etti. Onun da zayıf bir noktasının olacağı hiç aklına gelmemişti doğrusu, bu yüzden şaşırmasını engelleyemedi. Oğlanın konuştuğu sırada bile daha deminki halinden eser yoktu, sesindeki canlılık kaybolmuştu bir kere. Normal görünmüyordu. Karina doğruyu söyleyip söylemediğini bilmiyordu ancak hiç de yalan söylüyormuş gibi görünmediğinden emindi. Yetim olduğunu duymuştu, üvey kızkardeşi ile kalıyor olduğunu da ama detayları hiçbir zaman tam olarak öğrenememişti. Ortamda esmeye başlayan serin rüzgarı annesinin kesmesi iyi bir şeydi ancak sorduğu şeyin, yine ilgisiz olması rahatsız etmişti Karina'yı. Bu kadının asla konuşma ahlakını öğrenemeyeceğini biliyordu ancak bir günde sadece bir patavatsızlığını kaldırabilirdi.

    "Peki ne kadardır berabersiniz?" Babasının sorduğu sorunun karşılığında ne demesi gerektiğini şaşırdı Karina. Zira adam sadece kendisine değil, Lestat'a da sorgulayıcı bakışlar atıyordu. Şüphelenmiş olabileceği olasılığı genç cadının zihninde belirirken "Dört ay." dedi çabucak. Aynı anda Lestat'ın da bir şey dediğinden emindi ancak genç cadının sesi daha üstün gelmişti. Oğlanın sesi, her ne dediyse, araya karışıp gitmişti. Ki Karina bu durumdan memnundu. Farklı bir süre veriyor olma olasılığı çok yüksekti ve bu, uğruna çaba harcadıkları işi bozardı. "Daha çok olmadı." Bakışlarını oğlana çevirirken genç cadı onay beklediğini anlatabiliyor olmayı diliyordu. Lestat'ın başını, babasına çevirdiğini ve sonra da onaylar biçimde salladığını görünce memnun oldu. Yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirirken, böyle bir günün daha üstesinden gelemeyeceğinden emindi.

    Sonunda bu işin bitmek üzere olduğuna sevinen Karina kahveden sonra kalkmanın en iyi fikir olduğunu düşünüyordu. Sadece yarım saat daha dayanması gerekiyordu o kadar. Sanki büyük bir yükün altındaymış gibi daralmıştı, üstelik bir de annesine bunu belli etmemek için uğraşıyor olunca daha da yoruluyordu. Kadın sanki kokusunu alabiliyordu duyguların, bu yüzden daha da dikkatli olması gerekiyordu cadının. Başının ağrıdığını hissettiği sıra Lestat'ın sorusunu duydu. Bir anda kabustan uyanmış bir çocuk gibi harekete geçti ve başıyla onu hızlıca onayladı. Çıkarmış olduğu ceketini koluna attı ve annesiyle babasına bir bakışta bile bulunmadan verandaya çıktı. Bahçeye kadar takip edilmekten hoşlanmıyordu ama bu ailesinin geleneğiydi sanki. Bütün misafirler uğurlnmalıydı. Üstelik oğlanın bütün bunlara kibar davranması da iyi bir durumdu. Karina adımlarını büyülttü ve sabırla sokağın sonuna ulaşmalarını bekledi. Artık görülemeyecek bir yere vardıklarından emin olunca arkasına döndü ve hala sırıtmakta olan oğlanın koluna vurdu. "Salak." İstemsiz bir şekilde gülmeye başladığında yanlarından geçen insanların tepkilerini önemsemiyordu. "Sende cidden iş varmış."

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Ptsi Nis. 30, 2012 10:34 pm

Cadı koluna ceketini atıp doğrulurken rahatlamış bir tavrı vardı. Aslında eski Lestat onu daha da sinirlendirmek için kötü çocuğu oynamayı da düşünebilirdi. Ancak nedense bu daha çok işine gelmişti. Kim bilir belki de oyunu uzatmanın bir yolunu bulmasını sağlardı. Ya da filmlere yakışır bir senaryo ile onun kalbine ulaşırdı. Gülümsedi, evet gerçekten bunu dilerdi. Her ne kadar ulaştığında ne yapacağını bilemese de. Lestat kendini çoğu zaman araba peşinde koşan köpeklere benzetirdi. Onu elde ettiğinde ne yapacağını bilemezdi ama koşardı işte. Bu amaçsız çaba anlamsız hayatına anlam bulma, karanlık anılarından uzaklaşma yoluydu. Her zaman biri kalbini ele geçirmeyi başarırsa, bırakamadığı biri olursa ne olacağını düşünmüştü. Liesje’yi bırakamıyordu aslında ama onunla kendisini bağlayan şeyler çok farklıydı. Ayrıca onla bağlayan şey tutkuydu. Üvey kardeşinin de aynı arayışta olduğunu gözlerinde görebiliyordu. Zaman zaman kendisine sorduğu sorularda, bakışlarında bunu görmek mümkündü. Birbirine bağlılık hissediyorlar ama asıl şeyi veremiyorlardı ki bu yüzden ikisi de o sokak köpekleri gibi geçen arabaların peşinden koşuyorlardı. Liesje’nin düştüğü duygusallığa düşeceği sırada omzunun biraz aşağısına gelen ve boş bulunduğu için yalpalamasına neden olan yumrukla irkildi. “Salak” Sonunda Karina’nın ailesinin yanından ve onların radar gibi bakışlarından uzaklaşmışlardı. Anlaşılan bunu tepki göstermek için fırsat olarak görmüştü. Neyse ki ardından sinirli sinirli gülmekle yetinmişti. Yüzü et benleriyle dolu tel tel seyrek saçları uzatılmış kambur bir adam ikisine bakarken kendi kendine homurdandı. Fakat cadı pek çevresini umursamıyor gibi görünüyordu. Bu iyiydi aksi işlerinin eğlencesini kaçırırdı. "Sende cidden iş varmış." Hafifçe gülümserken bakışlarına hafif bir kibir yerleşti. “Benim için karlar kraliçesi, hayat koca bir oyun sahnesi ve ben her zaman en iyi oyuncu olarak hayatta kaldım.” Gözleri yeniden çevreyi taradı. Her bir sokağı, caddeyi, tabelaları ve toplaşan kalabalığı izledi. Aslında onların her biri büyük bir sahnede küçük rollerini oynuyordu. Bu rollerin kimi gerçekten de yaşayıp ölmekten ibaret basit rollerdi. Kimiyse insanlarda iz bırakabilmeyi başarıyordu. Lestat henüz çocuksu masumluğunu kaybetmemişken büyük bir lider olup insanlarca tanınan hatta tapılan biri olmayı dilerdi. Sonra bir şey, onu derin düşüncelerinden koparıp götürdü. “Hey, bir dakika. Kastilya’yı unuttun mu sen? Şu yoldan direk eviniz görünüyor ve beni kilometrelerce yürüttün. Amacın beni yormak mı yoks…” Yolu gösteren parmağı sözleriyle birlikte havada kaldı. Nasıl bunu görememişti? Cevap o kadar basitti ki… O kadar açık. Havadaki elini kıvırıp ağzına götürerek ısırdı. Her zaman bir şeyi yeni fark ettiğinde yaptığı bir tikti bu. “Bir dakika… Orasıydı değil mi? Derdin neydi ki? Boş olmasını umarak eve atmak mı yoksa?” Alaylı sözleri sinirli bir kahkahayla son bulmuştu. Kızdığı genç cadı değil kendi aptallığıydı aslında. Şimdi her şey yerine oturmaya başlamıştı.

Cadının suratına baktığında bir parça anlamamışlık bir parça sinirin izlerini gördü. Sabrı her an taşabilirmişçesine bakıyordu ve durumun ehemmiyeti düşünülürse şaşılacak bir olay değildi bu. Derin bir nefes aldı ve ellerini teslim olur gibi havaya kaldırırken konuşmaya başladı. “Ah! Peki, kızma. Tamam, işimize dönelim. Tecavüzü burada yaşadın ve adamların hemen kaybolduğunu yazmıştın günlüğüne hatırladığım kadarıyla.” Geri dönerek hızlı adımlarını yola yönlendirirken cadıyı çekiştirdi. Cadıyı koşturmak zorunda bıraktığı birkaç dakika sonra yolun içine ortasına gelmişlerdi. Tuttuğu el kendinden çekilip kurtulmasına aldırmadı. Parmağı bu sefer daha ilk gelişinde gözüne takılan mekanı gösterdi. “Güzel. O halde başlayacağımız nokta tam da burası.” Cadının bakışları değişmemişti. Hatta o bakışlarda mantıksız bulduğuna dair izler bile vardı. Oysa onlar gibi düşünen Lestat’ın zihninde olasılıklar sıralanmaya başlamıştı. Pek çoğunun mantıklı ve mantıksız yönlerini düşünerek eleme yaptıktan, kalanlarındansa artık sonuç çıkması imkânsız olanları çıkardıktan sonra geriye son derece berrak tek bir şık kalıyordu. Bir an sanki anladığını söylemesini bekler gibi duraksadı bakışlar daha da sabırsız bir hal aldığında konuşmaya başladı. “Hey anlamak o kadar da zor değil. Muhtemelen çok bağırmıştın ve ıssızlığa rağmen korkmuştu. Bu taraf kalabalık… İnsanların arasına kolaylıkla karışabilirsin. Eğer zeki ise oraya yönelmiştir. Ancak zevkli anını yeni yaşamış bir hemcinsimin zeki davrandığını pek görmedim. O halde geriye tek bir seçenek kalıyor." Parmağını şaklatarak daha ilk gördüğünde dikkat çeken sıvaları dökülmüş bakımsız evi gösterdi. Mantıklı açıklamalarını sürdürecekti elbette ama bunların hepsinin varsayıma dayandığının farkındaydı. Yine de elinde olan en iyi şey buydu. Belki bu yıkık ev nefretlerine bir isim ve bir yüz verebilirdi. "Civardaki sessiz saklanılabilecek bir ev. Civardaki evlerden biri ise işimiz zor ama bu yıkık ev aradığımız çözüm olabilir. Ayrıca avını izlemeyi seven biri ise sizin evi tam görecek noktada olduğunu söyleyebilirim. Hatta bir tahmin yürüteyim. Odan üst katta sağ köşede.” Olayın heyecanı ile söylediği her kelimeyi bastırarak söylemeye başladı.

Anlattıklarını bitirdiğinde cadı kollarını kavuşturarak başını sallamıştı. Lider duruşunu bir kenara bırakacak kadar etkilenmiş görünse de sözlerini, kibrinden vazgeçmemiş bir tavırla yanıtlamıştı. “Tek bir şey dışında her şey doğru: Ben hiç bağırmadım.” Lestat onaylanmamaktan ziyade oflarmış gibi başını iki yana salladı. Gerçekten bağırmamış olabilir miydi bilemiyordu ki bu nokta büyük önem arz etmiyordu. Lestat’ın sıkıldığı nokta kızın gurur noktasında takılmasıydı. Karina’yı daha da kızdırmamak için tekrar konuşmaya başladı. “O zaman panter gibi üzerine atlamandan korkmuştur. Ya da yardım isteyeceğinden. Her türlü güvenli bölgesine gitme ihtiyacı duyar.” Eğer adam zekice davranmışsa işleri imkânsıza yakındı. Bunu cadı da anlıyor olmalıydı. Eğer kalabalığa karışmışsa belki birkaç gören olabilirdi ama onlar da çoktan unutmuş olmalıydı. İmkansızlıklar içinde tek umut ışığı o evdi. Eh önsezilerinin kendisini yanıltmamasını ummaktan başka çaresi yoktu. “Çok bir şey bulacağımızı sanmıyorum. Umalım da şansımız yaver gitsin.” Yeniden ilerleyerek evin önüne geldi. Başını iki yana çevirdi. Sokağın sessiz olduğunu, cama bakan bile birinin olmadığını görünce sevinerek asasını kaldırdı. Basit bir kilit bozma büyüsü kapının gıcırdayarak açıldı. Lestat’ın hızlı bakışları evin üzerinde dolanmaya başlamıştı bile. Karina’ların evine fena halde benziyordu. Ortada salon vardı. Ancak bu sefer üst kata çıkan yalnızca bir merdiven vardı. Birkaç basamağı kırık olan merdiven tozlarla kaplıydı. Salonda ise eski yeşil tek kişilik bir koltuk. Ağaçtan yapılma ve odadaki diğer şeylerin aksine tozsuz olan küçük bir sehpa vardı. “Vay vay… Eşyalar hala duruyor ha. İşe yaramayacak kadar eskimiş olmaları ne yazık. Hmm… Sen üst katlara bak ben de salona. Ama unutma her şeyi daha sonra yerli yerine koymalısın.” Cadı temkinli adımlarla yukarı çıkışını izledikten sonra işe koyuldu. Sehpanın belki iş göreceğini düşünürken başka bir noktayı fark etti. O niye yeniydi ki? Birileri buraya gelmeye devam ediyor olmalıydı. Tabi bunun için daha fazla kanıt lazımdı. Yerdeki bira şişeleri ve yanındaki cipslere kaydı gözleri. Son kullanma tarihini yazan yeri bulmak için hışırdatarak evirip çevirdi. Sonrasında yüzünü bir sırıtma aldı. Cipsler üzerine sinen tozun gösterdiğinin aksine yeni alınmıştı. Buraya hala gelip giden biri vardı. Zihnindeki olasılıkları güçlendiren bu şey yüzünde bir sırıtmaya neden oldu. Ta ki az önce büyüyle açtığı kapı gıcırdayarak açıldı. Lestat irkilerek cips paketlerini yere düşürdü. Eli otomatik olarak asasına gitti. Bu kadar çabuk geleceğini düşünmemişti.

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Perş. Mayıs 03, 2012 1:58 pm

    Lestat'ın şu durum içerisinde felsefik konuşabilmesi şaşılacak bir durumdu. Uzaktan bakıldığında görünüşü hiç de Ravenclaw'a yerleştirilebilecekmiş gibi değildi zira. Karina onu kütüphanede sabahlarken ya da her dersten olağanüstü alırken hayal edemiyordu. Ancak belli ki okumaktan zevk duyuyordu ve bu genç cadıya göre takdir edilebilecek bir davranıştı. Kendisi beğendiği ve ilgisini çeken kitaplar dışında hiçbirine yüz göstermezdi çünkü. Ne kadar kendisine faydalı olacağını biliyor olsa da, okumaya başladığı yıldan beri alıştığı bu durumdan kopamıyordu. Bir kere o önyargısını yenebilirse belki değişecekti. Kendisi bunları düşünürken belli ki Lestat yeniden etrafını izleme alışkınlığına dönmüştü. Karina'nın yolu değiştirmiş olduğunu fark etmişti ve bu yolda ilerlerken sonuca ulaşması zor olmamıştı. Aslında genç cadı onun çok daha öncesinden anlamasını beklerdi ancak belli ki kafası başka yerlere gitmişti. Üstüne bir de Karina olanların hiçbirini anlamamış gibi açıklamaya girişince genç cadıda gülme isteği oluşmasını sağlamıştı. Ancak Karina sessiz kalmayı tercih etti. O yola girmek, istediği en son şeydi belki de. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinde yaşadıkları bile kendisine olan güveninin bu kadar çabuk yenilenmesini sağlayamazdı. Sesli bir şekilde yutkunduğu sıra oğlanın kendisini kolundan tuttuğunu hissetti. Darp edildiği başka bir anı gözlerinin önüne geldiğinde çığlık atmamak için kendisini zor tuttu ancak sakinleşmeyi başardı. Ayaklarını yere sürümeye çalışıyor ve kolunu koparırcasına çeken oğlana karşı koymaya çalışıyordu. Ancak çabalarının sonuçsuz kalacağını biliyordu. Kendisinden kaç kat daha güçlü olduğunu bile bilmediği bir karşı cinsine, karşı koyamazdı. Gözlerinin dolduğunu saklamayı başardı ve sonunda durduklarında bedenini esir alan ürperme ile silkindi. Elini oğlanın elinden kurtardı ve kızgınlığını alt etmeye çalıştı. Genç cadıya yardım etmeye çalışıyordu sonuç olarak, elbette bu sokağa getirmesi gerekiyordu. Sadece daha anlayışlı olmasını dilerdi genç cadı.

    Sanki herkes olanları biliyormuş gibi kızardığını hissetti Karina. Bu daracık yolu kimse kullanmıyordu, insanlar tehlikelerini biliyorlarmış gibi. Neden geçen seneye kadar burayı kullanmaya devam etmişti ki sanki genç cadı? Tenha mekanların tehlike doğurduğunu biliyor olmalıydı, en azından tahmin edebilmeliydi. Başını oğlana doğru kaldırırken bakışları hala zeminin üzerindeydi. Geçmişi yargılamak için koca bir senesi olmuştu ve bunun hiçbir işe yaramadığını öğrenebilmişti. "Tebrik ederim." dedi kendi dikkatini dağıtmak için. Aslında ne için tebrik ettiğini bile bilmiyordu oğlanı. Zira vaktinden biraz geç fark etmişti olan biteni. Yine de Karina kendisinin anlatmasındansa, onun anlamasını tercih ederdi. Sonrasında bir kez daha sessiz kalmayı tercih ederek onun tahminlerini dinlemeye başladı. Mantık çerçevesinde düşünüyor olduğu bir gerçekti ancak daha çok 'erkek' yönü ağır basıyordu. Karina onu dinlerken 'zevkli an' kelimelerine takılı kaldı. Sonrasında denilenleri duymadı, algılamadı bile. Erkekler için bu, bu kadardı yani? Bir kızın ne yaşamış olduğunun bir önemi yoktu. Belli ki bazı canavarlar için öyleydi. Ancak Karina bir kere yemin etmişti ve bunu boş bulunduğu her an kendisine hatırlatıyordu. intikamın çekici tadını tatmak için elinden gelen her şeyi yapacaktı. "Tek bir şey dışında her şey doğru: Ben hiç bağırmadım." dedi olabildiğince sakin bir sesle. Neden yalan söyleyecekti ki? Bir kere yapma dedikten sonra acıdan ve aşağılanma duygusundan başka hiçbir şeye odaklanamamıştı genç cadı. Bağırmak, yardım istemek için hiç şansı olmamıştı.

    Tiksinme duygusu bedenini esir alırken yıkık dökük ev hakkında haklı olabileceğini düşünüyordu oğlanın. Hiç dikkat çekici bir yer değildi orası, önünden geçenler bile bir kere dönüp bakma gereksinimi duymazlardı. Karina orada gerçekten birilerinin yaşıyor olabileceğini hiç düşünmemişti şimdiye kadar. Yıllar boyunca oranın perili olduğunu bile düşünmüştü ancak her çocuk gibi büyüdüğü her yıl, bu saçma hikayelere karşı ilgisini yitirmesini sağlamıştı. Lestat'ın arkasından ilerleyerek ona doğru yürüdü. Evde birileri varsa... Evde o varsa ne yapardı, hiçbir fikri yoktu. Ancak şu anda korkak olmanın hiç sırası değildi. Hem Karina bu kadar kolay olmasını hiç beklemiyordu, olmalı mıydı? Oğlanın arkasından eve girdiğinde toz yüzünden birkaç kez öksürdü. Burada birileri yaşıyor olabilirdi ancak Karina'nın bu konuda hiçbir şansı yoktu. Ciğerlerine yapışan zerrecikleri hissediyor olduğunu düşünüp, kendi kendini iğrendiriyordu. Bu işin çabucak bitmesini yeğleyerek üst kata yöneldi. Gıcırdayan tahta merdivenlerin güvenli olduğundan emin değildi ancak çökeceklermiş gibi görünmüyordu. Çevik bir hareketle çökmüş bir kısımdan atladı ve üst kata vardı. Odaların düzeni kendi evininkine çok benziyordu ancak burası hiç de ev gibi hissettirmiyordu. Gerçi Karina'nın kendi evi bile, ev hissi vermiyordu ya orası ayrı bir konuydu. Şansını denemeye karar vererek odalardan birine girdi. Yere saçılmış kıyafetlerden ve kırılmış bir aynadan başka hiçbir şey görememişti. Ancak bu görüntü, onu heyecanla araştırmaya yöneltmişti. Önünde bir timsahın ve arkada bir kılıç ile asanın çakışık olduğu armayı bulabilirse, burada gerçekten onun bulunmuş olduğuna emin olabilirdi. Eline gelen her kıyafeti arkasına doğru atarken demir bir şey aradığını biliyordu. O günden hatırladığı yegane şeylerden biriydi çünkü bu. Aile armasını takacak kadar salak bir adamla karşı karşıyaydı. Son olarak gömlekleri kaldırırken gözüne bir şeyin iliştiğini fark etti. Bu pasağa uygun olmayan bir şey, ancak ne olduğundan emin değildi. Bir saniye zihninde karmaşa oluşurken, sonrasında neden böyle donup kaldığını anladı. Hızla fırlatıp attığı kıyafetlere doğru ilerledi ve yığının ortalarından açık yeşil bir tişörtü eline aldı. Askılarından tutup havaya kaldırırken bir kapı sesi duyduğundan emindi. Muhtemelen Lestat bir şey bulamayıp, Karina'yı dışarıda beklemeyi tercih etmişti. Genç cadı gözlerine inanamazken yığının üzerinden atladı ve merdivenleri çıktığından çok daha hızlı bir şekilde indi. Ancak Lestat'ı elinde asası ile atağa geçmeye hazır bir şekilde bulunca durdu. Bakışları kapıya yönelirken üstü başı dağınık bir adam gördü. Saçları uzun ve karışıktı, ayrıca aylardır yıkanmıyor olduğu belliydi. Burnuna gelen pis kokuya aldırmamaya çalışan Karina oğlana doğru ilerledi. Eliyle onun asasını indirirken kulağına fısıldadı. "O bir muggle, ayrıca da dilenci. Yoksa korktun mu?" Genç cadı yüzüne bir gülümseme yerleştirirken iki adım geriye gitti. Oğlanın tişörte attığı meraklı bakışları gördüğünde, iki kelimenin açıklama için yeterli olduğunu biliyordu. "Bu benimdi." Üstündeki tozdan arındırmak için birkaç kez eliyle tişörte vurdu. "En azından bir zamanlar."


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   C.tesi Mayıs 05, 2012 10:58 am

Kapı gıcırdayarak açılırken merdivenin altındaki karanlık gölgelere çekildi. Bedenini iyice saklamak için metalığını kullanırken asasını kaldırarak büyü düşündü. Normalde bir öğrenci olarak okul dışında yasak bir şeydi büyü yapması hele gelen bir mugglesa. Ancak İskandinav ülkelerinden birinde bir tılsımcı sayesinde asasının üzerindeki bakanlığın gözlerinden kurtulmuştu. Bu yüzden kimseye açıklama borcu yoktu. Kapı açıldığında geride olduğundan yaklaşan yüzü görememişti. Bulunduğu nokta kapıyı tam bir açıyla görmesini engelliyordu. Başının üstündeki merdivenin gıcırtısı bir an dikkatini dağıttı. Üzerine talaş ve toprak parçaları dökülmüştü. Yeniden hedefine dönüp büyü yapacağı sırada bir elin kendisininkini tuttuğunu fark etti. Dönüp baktığında bunun Karina olduğunu gördü. Gözlerindeki tedirginliği görmüş olmalıydı ki alaylı sesiyle eklemişti. "O bir muggle, ayrıca da dilenci. Yoksa korktun mu?" Lestat kaşlarını çatıp üzerine gelen tozları silkelemekle yetindi. Bu karanlık sokaklarda, yıkık evlerde günler geçirmişti. O yüzden bazen kudretli bir büyücünün canının ufak bir bıçak darbesiyle gidivereceğini de biliyordu. Ölüm her zaman basitti. Destansı savaşlar yavaş yavaş yaralarına rağmen yıkılmayan kişiler milyonda bir olurdu. Lestat onlardan olmadığını gayet iyi biliyordu. “Cesaretin onda dokuzu aptallıktır ve ben aptal olma niyetinde değilim. Bu korkaklık değil tatlım, temkinlilik.” Ardından konuyu değiştirmek için bulduğu cips paketinden bahsedecekti ki gözüne cadının elindeki pembe kıyafet takıldı. Ağzını açmadan cadı bir iki kelimeyle her şeyi açıklamıştı. Tecavüze uğradığı sırada çıkarılıp alınmış kıyafetti. Anlaşılan adamımız koleksiyon yapmayı seviyordu. Ya da kim bilir belki de Karina’ya aşık olmuştu. Gözleri çocuğa kaydı. Çekilen asaya konuşmalara şaşkınca bakıyordu. Kendine gelip kaçmaya yeltendiğinde yeniden asasını kaldırdı. “Levicorpus!” Basit bir bilek hareketinin ardından çocuk aniden tepetaklak oluvermişti. Büyü o kadar ani oluvermişti ki çocuk çığlık attı. “Hey! Partiden o kadar kolay kaçacağını mı sandın?” Yüzüne neşeli bir gülümseme yerleşmişti ancak sesinde bir parça tehlikeli tını da göze çarpıyordu. Çocuk havada çığlık atıp çırpınırken bir süre öylece duygusuzca onu izledi. Çocuk nihayet sakinleştiğinde kekeleyerek konuştu. “Si… siz kimsiniz? N… ne ist…tiyorsunuz?” Lestat yaptığı şeyden zevk alıyormuşçasına ellerini ovuşturdu. Eğlence başlıyordu. En azından Less için. “Biraz eğlence, biraz bilgi. Hangisinin daha uzun olacağı sana bağlı. Söyle bana üst katta kalan kim?” Sorgulayan bakışları doğrudan çocuğa odaklanmışken çocuğun gözlerinin derinliklerine baktı. Tehditkar, hatta sadist duruşunun aksine zarar vermek niyetinde değildi. Sadece doğruyu söyleyip söylemediğini anlayabilecek kadar zihnine yoğunlaşmayı seçmişti.

“Ben sadece burada kalıyorum. Bir şey bildiğim y…” Zihninin içinde düşündüğü ise bambaşkaydı. Zihin okuma doğrudan sesler aracılığı ile olmazdı zira beyin öyle düşünmezdi. İmgeler gözlerinin önüne gelirken bir an gözlerini kapadı. Artık Karina yanında ne söylüyor ya da yapıyorsa duymuyordu. Çocuğun hissettiği korku bedenine sızdı. Ancak kendisinden korkmuyordu. Bu zavallıya daha kötüsünü yapan biri vardı. “Yanlış cevap. Evertastartin.” Çocuğa acımasına rağmen sesi hala duygusuzdu. Zira Lestat’ı Lestat yapan da bu duygusuzluk kalkanı değil miydi? Küçük sokak çocuğunun kendisini daha fazlasına zorlayacağını tahmin edebiliyordu. Tepetaklak beden ileri doğru uçarken bir şak sesi eşliğinde çocuğun hemen önünde bitti. Zihninden adının Karl olduğunu öğrendiği çocuk başını hafifçe yaralasa da hala iyi durumdaydı. “Beni öldürür. C…cinleri olduğunu söyledi. Ya… yapamam.” Başını geriye yatırarak delice bir kahkaha attı. Cinler! O herif büyüyü öyle mi açıklamıştı? Kahkahası çocuğun şaşkın korkulu havasını daha da artırmıştı. Karl’ın yakasını tutarak kaldırdı. Sesindeki tehditkar tonu artırarak konuşmaya başladı. “Cinler mi? Biz cinlerin ta kendisiyiz. Bak bilgiyi senin zihninden de söküp alabilirim. Ama bu daha çok acı verecektir. Bunu ister misin?” Zihinfendarlığı kast ediyordu. Büyü konusunda henüz mükemmel değildi bu yüzden büyü yaptığı kişinin zihninde derin izler bırakabiliyordu. Denemelerinden birinde kurbanı az kalsın deliriyordu. Neyse ki izleri silmek için çoğu zaman unutturma sihri işe yarıyordu. Çocuğun zihnine uzanarak bir an için acı dalgası yollayarak sözlerini vurguladığında çocuk ikna olmuş göründü. “Ta… Tamam. Söyleyeceğim.” Sakinleşerek çocuğu bırakırken hafifçe gülümsedi. “Güzel. Sakın unutma yalan söylersen anlarım.” Eh bu gerçekten hiç de zor değildi. Kayıp babasının zihin yeteneğine sahip olduğunu ilk fark ettiğinde yaptığı şey karşıdakinin yalanlarını anlamaktı. Bu yeteneği oldukça fazla kez işine yaramıştı.

Zihnini geçmişten koparıp yeniden çocuğa odaklandı. “O üst katta kalırdı. Merdiven kırık olduğu için ben asla yukarı çıkmazdım. Yemin ederim orada ne yapıyor bilmiyorum. Buraya sık gelmez zaten. Geldiğinde de bizle konuşmaz. Sana söyledim onun hakk… Argh…” Yalan söylemişti ve Lestat artık bu işten sıkılmaya başlamıştı. Yanına neden biraz veritaserum almamıştı ki? Yapacak bir şey yoktu ve çocuğun spazm geçirmesine aldırmadan derinliklere dolup imgeleri kendine doğru çekmeye başladı. Adeta onun zihniyle besleniyorlar gibiydi. Anılar kendi anılarına karışırken Karl’ın gözlerinden onun hayatını görmeye başlamıştı. Zihni fazla tahrip etmemek için sadece dün geceye odaklanarak başladı. Cipslerle ilgili imgelere odaklandığında tablo zihninde şekillenmeye başlamıştı bile. Buradan başlayarak derinlere inerken mırıldanmaya başladı. “Dün gece yediğiniz cipsin anıları orda duruyor ama. Sizinle beraber oturuyor. Senin gözlerinden her şeyi görebiliyorum. Vay. Bize neden onun işlerini yaptığını, onu ziyaret ettiğini anlatmadın küçük kofti? Hmm… İşte aradığım şey.” Gördüğü şeyden emin olduğunda imgeyi zihnine kaydederken hafifçe aradaki bağı kopardı. Çocuk cenin pozisyonuna geçerek titremeye başlamıştı. Mendilini çıkararak çocuğun salyalarını sildi. “Seni burada bu deneyimine kimse inanmaz ve kafayı yerken bırakabilirdim. Ama ben insaflı bir cinim. Obliviate.” Çocuğun alnına dalmış asadan imgelerin akışını hissedebiliyordu. Bu işte iyiydi neyse ki. Sorunsuzca son yarım saati çocuğun zihninden silmişti. Ardından elinin tersiyle vurarak Karl’ın bayılmasını sağladı. Doğrulup üstüne asasını doğrultarak temizleme büyüsü yaparken yanındaki cadıya döndü. “Gel Karina. Burada yapacağımız bir şey kalmadı. Sonraki noktamız Glorychance adında bir bar. Fakat ne yazık ki, sadece geceleri açıkmış. Önümüzde uzun bir öğleden sonra var karlar kraliçesi. Doldurmak için fikrin var mı?”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   C.tesi Mayıs 05, 2012 12:30 pm

    Karina’nın amacı oğlan ile dalga geçmek değildi elbette ama sözcükler dudaklarından çıktığı anda öyle anlaşılıyor olduğunu biliyordu. Zaten bunun yüzünden konuyu değiştirmeye çalışmış ve elindeki tişörtü ona göstermişti. Üstelik tedirgin olmak çok doğaldı bu adamın karşısında, zira kokusu bile ondan uzak durması gerektiğini hatırlatıyordu insana. Dilenci bir köşeye kıvrılıp yatsa, köpekler bile onu koklayıp ölü olduğunu sanabilirdi herhalde. Zorunda kalıyor olmasa Karina o anda nefes almayı bırakırdı. Oğlanın dedikleri karşısında hafifçe başını salladı ve gülümsemesine engel olamadı. “Temkinlilikmiş.” diye mırıldandı kendi kendine. Bu sırada dilencinin açık olan kapıya doğru baktığını gördü, kendisi harekete geçmeden Lestat’ın geçmesi sadece onun daha iyi reflekslere sahip olduğunu gösterirdi. Adamın gözleri koca koca açılırken, havada nasıl asılı kaldığını anlamaya çalışıyor gibiydi. Karina ona bir aralar sadaka verdiğinden emindi, en azından bir banyo yapması için yine verebilirdi. Nefesini tutup onun hareketsiz kalmasını fırsat bilerek arkasına geçti ve açık olan kapıyı, dışarıya bir göz atarak kapattı. Sonrasında merdivenin yanına gelerek omzunu duvara yasladı. Duvarın bile sağlam olduğundan emin değildi gerçi, bu evin nasıl hala yıkılmamış olduğu ise büyük bir çelişkiydi. Her tarafından toz dökülüyordu ve sıvasının dökülmemiş olduğu tek bir yer bile yoktu. Genç cadı en azından buradan çıktıktan sonra yıkılmasını dilerdi buranın. Düşüncelerini dilenciye yöneltmesi gerektiğini kendisine hatırlatırken, duvara dayamış olduğu omzunun kaşındığını hissetti. Uzun olmayan tırnaklarını kullanırken bakışlarını tenine döndürdü. Kıpkırmızı olan eti gördüğünde şaşırsa da, bunun kaşımadan kaynaklı olduğunu düşündü. Derin bir nefes aldı ve bir daha kaşınmayacağını kendisine hatırlatmaya çalıştı.

    Aslında her şeyi Lestat’ın yapmasından hoşnut değildi ancak kendisi bu işlerde uzman sayılmazdı. Hem dilencinin dışı temiz değilken, zihni nasıldı kim bilir? Karina midesinin bulandığını hissederken zihinfendar olmadığı için memnundu bir derece. Lestat’ın, kendi düşüncelerine hiç girip girmediğini merak etti. Muhtemelen çaktırmadan birkaç defa göz atmıştı. Ve ilgi çekici hiçbir şey bulamamıştı. Eh, Karina da kendisinde ilginçlik bulmuyordu sonuç olarak. Bu duruma şaşmamak gerekirdi. Derin bir nefes alırken bu işin çabucak bitmesini istiyordu. Bu ev, genç cadının tüylerini diken diken edecek derecede ürkütücüydü. Üstelik bir de alerjisi vardı herhalde, zira kolu hala aşırı derecede kaşınıyordu. Karina, oğlanın dilenci ile uğraşmasını fırsat bilerek evin mutfağına doğru ilerledi. Bulduğu ilk su ile kendini ferahlatacak ve kolunu yıkayacaktı. Adımlarını temkinli bir şekilde atarken, tahtanın çökmesinden ve bacağını kırmaktan çekiniyordu. Evin arkasına daha çok ışık vuruyordu ve pencerelerden giren güneş ışığı toz zerreciklerini daha çok görülür hale getiriyordu. Karina musluğa doğru ilerledi sessizce. Lestat’ı yalnız bırakmanın doğru olduğundan emin değildi ancak orada olunca da pek bir değişiklik yapıyormuş gibi hissetmiyordu. Hem oğlan tek başına çalışırken çok daha rahatmış gibi görünüyordu, bu durumda en iyisi ayağının altından çekilmekti. Suyu açarken ilk başta gelen kiri gördü Karina. Uzun zamandır bu musluğu kullanmamışlardı demek ki, gerçi Karina dilencinin banyoda bulunanı da kullanmadığından emindi. Yüzünü bir kez daha buruştururken biraz su serpti tenine. Saçlarını dağınık bir topuz yaptı ve kolundaki karıncalanmanın yok olduğunu hissedince rahatladı. Hızla salona dönerken yolda Lestat ile karşılaştı, neredeyse çarpışacaklardı hatta. Karina ironik bir şekilde onun suratına tokat attığı günü hatırladı. Canını yakabilmiş miydi acaba? Başını iki yana sallarken saçma düşüncelerden kaçınması gerektiğini hatırlatmaya çalışıyordu kendisine. Glorychance ismi nedense genç cadıya hiç de yabancı gelmiyordu ancak şu anda nerede olduğunu çıkarabilmiş değildi. Elbet bulurlardı yerini endişelenmeye gerek yoktu, hem görünüşe göre oldukça zamanları vardı bunun için. Karina yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirirken dilenciye doğru bir bakış attı. Onu yerde baygın bir şekilde yatarken görünce şaşkın bakışlarını Lestat'a yöneldi. Yokluğunda neler olduğunu bilmek istiyordu. "Hallettiğine emin misin?" Ona tam olarak güvenmeli miydi, emin değildi. Genç büyücü birisinin yalan söylediğini anlıyor olabilirdi ama Karina tahmin yürütmekten başka bir şey yapamazdı. Ancak mimiklere dikkat edebilirdi ama bunun da çok işe yaradığını düşünmüyordu.

    "Madem zamanımız var, o zaman bir fikrim var." dedi oğlana manalı bir bakış atarken. Bu sefer onu kolundan tutup sürükleyen genç cadı oldu. Küçük bir bölgede yaşıyor olması iyi bir durumdu, zira olaylar kolayca duyulurdu ve genelde herkes herkesi tanırdı. Bunun yüzünden Karina'nın şu an sürmekte olduğunu tahmin ettiği karnavalı duymaması zor olmuştu. Zaman geçirmek için mükemmel bir yer olduğunu inkar edemezdi, tabii bugün gibi harcayacak zamanı bol ise. Öbür türlü o kadar çok insanın içinde bulunmaktan hoşlanmazdı genç cadı, aksine bundan kaçınırdı. Ama oğlana bir şans vermenin kötü bir yanı olacağını sanmıyordu. Onu hızlıca yürütürken aslında zorlanmakta olmadığını görebiliyordu. Eh, bacak boyu cadınınkinden uzundu, nasıl zorlanabilirdi ki? Karina büyük adımlar atarken, o oldukça normal bir şekilde yürüyor gibi görünüyordu. Ancak bakışlarında merakın gizli olduğu açıktı, nereye gidiyor olduklarını düşünüyordu. "Sabırlı ol." dedi Karina, sonrasında başını önüne çevirdi ve iki sokak sonra onu sola döndürdü. Büyük demir kapıların açık olduğunu görünce sevindi, demek ki karnavalın süresi daha bitmiş değildi. "Puesta del sol Fiesta, Günbatımı Karnavalı. Merak ediyorum çekiç ile ibreyi ne kadar yükseğe çıkarabileceksin." Karnavallarda bulunan güç sınama aletini ima etmiş olsa da büyücünün kendisini anlamış olduğunu zannetmiyordu genç cadı. Ancak ne yazık ki aletin adını bilmiyordu. Zaten genç büyücünün, güreşçilerin bile zirveye ulaşamadığı bir ibrede, başarılı olacağını sanmıyordu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Mayıs 06, 2012 3:16 pm


    "Hallettiğine emin misin?" Lestat baygın çocuğa göz atarak başını salladı. Gözlerini açtığında her şeyi unutmuş olacaktı. Belki bir iki gün baş ağrısı ya da zihin karışıklığı çekerdi ancak daha sonra iyi olacağından emindi. Barı akşam bulmaları gerekiyordu ve bu da ikiliye uzunca bir boş zaman sunuyordu. Bir an Karina’nın eve dönmeyi seçip yalnız bırakacağından korktu. Bilmediği bir şehirde yalnız kaldığı ilk sefer olmayacaktı, yolunu bulurdu elbette ancak nedense ayrılmayı istemiyordu. Yolculuk, ailesiyle tanışma derken cadıya fazla alışmıştı belki de. Karina’ya baktığında çoktan aklında bir fikir oluşmuş gibiydi. "Madem zamanımız var, o zaman bir fikrim var." Manalı, muzip bakışların ardından cadının eli kolunu kavrayarak yürütmeye başlamıştı. Lestat normalde kısa ve hızlı adımlarla yürümeyi severdi ancak bu sefer cadının adımlarına uymak için biraz daha uzun adımlar atması gerekmişti. Böylece sürükleniyor gibi görünmesine gerek kalmadan cadıya yetişebiliyordu, tabi dönüşler sayılmazsa. Dönüşlerin hepsinde kızın çekiştirmesine maruz kalıyor ve onunla yüz yüze geldiğinde meraklı bakışlar fırlatıyordu. Cadının yinelediği tek söz ise sabırlı olmasıydı. Kulaklarına tanıdık o çocuksu melodiler geldiğinde sırıttı. Cadı buraya gerçekten de çocukluğuna döndürmeye gelmiş gibiydi. Henüz beş yaşındayken Franz’ın iyi zamanlarında Liesje ile kendisini götürdüğü karnavalı anımsadı. O gün beceriksizce dans eder, kahkahalar atarken üvey kardeşine kıskançlığını bile unutmuştu. Ateşler havai fişekler ortasında lunaparkta bindikleri sanki sonu gelmeyecek gibi uzun olan tırtıl şeklinde yapılmış vagon, gizemli korku evi, masallar anlatan garip yaşlı adamlar ve büyü numaraları… Kesinlikle unutulmaz zamanlardı. "Puesta del sol Fiesta, Günbatımı Karnavalı. Merak ediyorum çekiç ile ibreyi ne kadar yükseğe çıkarabileceksin." Lestat göz ucuyla cadının gösterdiği aleti izledi. Kaslı bir adam yanında elini tuttuğu yanında küçücük kalan sevgilisiyle birlikte karşısına geçmiş inen çekiç darbesi ibreyi yarıya kadar hızla yükseltmişti fakat ondan sonra bir şey sanki onu engellemişti. Adam bir kez daha vurdu ve yine aynı engelle karşılaştı. Sinirden köpürerek üçüncü bir vuruş vurduğunda Lestat bu sefer adamı değil yanındaki adamı izliyordu. Başarısız üçüncü atıştan sonra sırıtarak Karina’ya döndü. “Benim için çocuk oyuncağı.”

    İki uzun adımla peşinde Karina’nın koşmasına neden olarak adamın yanına geldi. Kısa bir an adamla göz göze gelme şansını yakalayacak kadar Karina’yı geride bırakabilmişti. Hızla yeni kurban bulduğu için sırıtan görevlinin zihnine uzattı. Adam hile yapıyordu ve hile mekanizmada değildi. Hile bizzat adamın kendisiydi. Adamın yanına yaklaştığında hafifçe zihnine uzandı. “Rica etsem, yeteneğini bu seferlik kullanmaz mısın? Yoksa seherbazların seni yolsuzluktan tutuklamalarını mı dilerdin?” Adamın rengi attı, bozuntuya vermese de öfkelenmiş göründü. Muggle dünyası büyücüleri sevmezdi, büyü dünyası ise aralarına yenice katılan Visientia ve Sgiathinleri… Sevilmeyen ırkları suçlamak için en ufak bir mazeret yeterdi. Ortaçağda mugglelar başlarına gelen her felaketi ucube gördükleri büyücülerden bilmemişler miydi? Adamın kızarıp bozarmasına şaşmamak gerekirdi zira küçük bir olay da olsa bir kere mimlenmek onu her suç için aranan isim yapmaya yeterdi. Yanlarına gelen Karina’ya dönerek gülümsedi. Sözler ya da hareketlerle değil zihinsel olarak konuştuğu için bir şey anlamış olamazdı. “Biraz geri çekil Karina, muhteşem gücümü gördüğünde etkime kapılıp boynuma atlamandan korkuyorum.” Bakışlarını deviren cadıya bakarak kahkaha attı. Ardından Bütün gücüne yoğunlaştı ve çekiçle makineye sert bir vuruş yaptı. Adamın gücünü kullanmadığını keskin gözleri fark edebiliyordu. Ancak makine cidden zorluydu. Bu yüzden gücünü yoğunlaştırması gerekmişti. Yine de uzun süre sokak aralarında muggle dövüşleriyle geliştirdiği vücudu işini görmüştü. Çınlamalar ve yine çocuksu bir melodi etrafı sardı. Adamın uzattığı ayıcığı cadıya verdi. “Dediğim gibi çok kolaydı. Marifet tatlım güçte değil teknikte. Senden biraz önce geldiğimde kullanacağım tekniği görmek zor olmadı.” Eh iş kesinlikle teknikteydi. Hileyi anla ve hilebaza karşı kullan. Kartlar, zarlar ve türlü mekanizmalar. Kuşkusuz karşısındaki muhteşem bir hilebazdı zira makinenin ağırlığını çözse bile kişi onun yeteneğine takılıp kalacaktı. Hile beyinde olduğu için kimse bunu anlamıyordu, dikkatli bir büyücü hariç. “Güçlü ve zeki bir erkek! Yerinde olsam onu kaçırmazdım tatlım.” diye ilan etti yalakalık yapan adam. Lestat sırıtıp omuz silkmekle yetindi. “Bizi bir tek o yakıştıramıyor.” dedi adama dert yanar gibi bir tavırla. Gerçekten de annesini ve babasını bile ikna etmeyi başarmıştı. Özel yeteneklerinin ve yalancılıkta ustalığının bunda katkısı büyüktü.

    Adamın yanından ayrılarak alanı dolaşmaya başladılar. Havai fişekler fırlatan bir adam, yanında iki dansçısıyla ateşli figürler eşliğinde jimnastik hareketleri yapan bir başkasının yanında geçtiler. Ateş gösterisi yapan birinin önüne geldiklerinde Lestat’ın gözleri bir kez daha kısıldı. İnsanların dudaklarını uçuklatacak şeyler yapan bu adamın da bir Sgiathin olduğuna şüphe yoktu. Köşedeki kara cüppeli adamsa nesneleri uçurup patlatıp çocukların heyecanlı sesler çıkarmasını özel yetenekleriyle sağlıyordu. Burasına gün batımı festivali değil ucubeler sirki demelilerdi. Lestat ve Karina seyredip gülerek ve ara sıra laf atışarak çadırların arasında dolaştılar. Cadının gittikçe daha samimi davranmaya başladığı gözünden kaçmıyordu. O kadar ki falcı olduğu her halinden belli iri gözlüklü bir kadın bunu fırsata çevirmeyi düşünerek yanlarında bitivermişti. “Böyle güzel bir çiftin falına bakmak isterim.” Kadın sözlerini ellerini ovuşturup bir Lestat’a bir Karina’ya bakmaya başlamıştı. Karina yüzünü buruşturup sanki eğlencesini bozan bir şeymiş gibi kadını iteklemeye çalışmıştı. “Çekil şuradan seni dolan…” Lestat ise herkesin özel bir gücü olduğu bu ucubeler karnavalında bunu denemek istiyordu. Belki zihninin derinliklerinde kalmış sorulara cevap olabilirdi. Ya da kadın ikisine âşıklarmış gibi davrandığına göre Karina’nın aklını çelecek laflar söyleyebilirdi. Eğer hilebazsa bunu sağlayacağından emindi zaten. Uzanıp Karina’nın kolunu yakaladı. “Ah, madem eğleneceğiz böyle yapma karlar kraliçesi. Kabul ediyoruz, çadırınız nerede?” Karina bir an baktıktan sonra omuz silkerek kabul etmişti. Çadır fazla uzakta değildi. İçeri girdiklerinde tütsülerin kokusu ve sislerin ortasında loş bir ortamla karşılaştılar. Renkli parıldayan küreler, birkaç kirli fincan pişmekte olan bir çay demliği göze çarptı. Kadının ne falını deneyeceğini düşünürken tarot kartlarına yöneldi. “Gençlerin vakti değerlidir, fazla uzatmak istemem.” Gerçekten de çayı ya da kahveyi içmek düşünülürse onlar tarota göre daha uzun sürer gözüküyordu. Sözlerinin ardından dişlerini göstererek gülen kadına başını salladı. “Sırayla seçin bakalım.” Önce Karina’nın sonra Lestat’ın elleri kartlarda dolaşarak seçmeye başladılar. Kapalı şekilde ikisinin de pek anlamadığı bir düzenle yerleştirilen kartları izledi. Sonra kadın kartları bir bir açmaya başladı. Açtıkça gözleri kısılıyordu.

    “Bir karanlık görüyorum. Bu sensin evlat, hayat tarafından kötü yapılmış bir ruh. Geleceğinde büyük şeyler var tabi bu içindeki kötülüğü yenmene bağlı.” Gösterdiği kar ters asalar şovalyesiydi. Ardından bir başka karta kırmızı ojeli parmaklarıyla vurdu. “Ve sen kızım sense soğukluğu hayatın boyunca kendine kalkan etsen de aslında kırılgan zayıf bir ruhsun.” Neşeyle gülümsedi ve Lestat’ın pek hatırlamadığı başka bir karta dokundu. “Geleceğinizde aşk görüyorum, tohumları çoktan atılmış bile. Fakat ikinizin de vazgeçemediğiniz hayatınız önünüzde engel oluşturacak. Ya da vazgeçemediğiniz insanlar.” Kadın bu sefer asalar kraliçesine dokundu. Lestat kendisiyle aynı diziden gelen bu kartın kim olduğunu tahmin edebiliyordu. Karnaval gezisi sırasında zihninde hafifçe uyanan üvey kız kardeşi… Liesje’nin kıskanç sahipleniciliğini tahmin edebiliyordu. Duraksadı ve her şey gerçekmiş gibi düşündüğü için kendine kızdı. İstediklerini söylemiş olabilirdi ama mutlaka hile yapıyor olmalıydı. Kadın sözlerini daha bir çok şeyle sürdürür ve kartlardan bir masal ortaya atarken gözleri kısılarak kadını inceledi. Zihinlerine girmiyor, yüzlerine bakıp anlam çıkarmakla uğraşmıyordu. Ayrıca gözlerinde ciddi bir odaklanmışlık vardı. Karşılarındaki gerçek bir kahin olabilir miydi? Peki vaat ettikleri? Lestat ve aşk… Bu ikisinin bir arada olması sırıtmasına neden oluyordu.


_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Mayıs 06, 2012 4:48 pm

    Genç cadı, oğlana karşı alaycı başka bir bakış gönderirken başaramayacağından o kadar emindi ki. Nasıl kendisine bu kadar güvenebiliyordu, şaşmamak mümkün değildi. Açık açık ona meydan okumuştu ibreyi zirveye çıkaramayacağına dair, eğer başarısız olursa genç cadının önünde küçük düşmüş olacaktı. Erkeklerin ne kadar gurur düşkünü olduklarını biliyordu oysaki Karina, bir kere gözden düşerlerse hep onu hatırlarlardı. O sıra karşısındaki onu düşünmüyor olsa bile. Karina omuz silkti, eğer bu kadar istiyorsa meydan okumasını kabul edebilirdi elbette. Onun peşinden aletin yanına giderken gözüne giren havai fişeklerin ışıklarından rahatsız oluyordu. Halkının bu kadar israf düşkünü olmasına üzülüyordu aslında Karina. Her gün her gün karnaval düzenliyorlardı neredeyse, olan ise çevredeki evlerde yaşayanlara oluyordu. Sesten, ışıktan ya da kalabalıktan rahatsız oluyor olmalıydılar. Bu meydandan yüzlerce metre ötede oturduğu için memnundu genç cadı. Zira bazen aşırı asabi olabiliyordu ve tartışmak için hevesli bir zihniyeti vardı. Bu sırada aletten sorumlu olan adamın yüzünün kızardığını fark etti. Sanki boğazına bir şey takılmış da her an öksürmeye başlayacakmış gibi görünüyordu. Bir an kalp krizi geçiriyor olduğunu düşündü genç cadı, ancak bir dakika sonra olanın ne olduğunu anladı. Lestat bir şey yapıyor olmalıydı, ne olduğundan emin değildi ancak zihin oyunları oynadığına dair bahse girebilirdi. Karina gözlerini devirmemek için kendisini zor tutarken, erkeklerin kızları etkilemek için yaptıkları hareketlerin ne kadar da sıradan olduğunu düşünüyordu. Aslında bir kız karşısından sadakat ve güvenden başka bir şey beklemezdi. Elbette biraz da bağlılık. Ama hobi ortaklığı da olmazsa olmazlardandı. Genç cadının yüzünde nedensiz bir gülümseme oluşurken, isterse bu listenin bayağı uzayabileceğini biliyordu.

    Lestat'ın kendisi ile konuşuyor olduğunu fark edince dikkatini ona yöneltmesi gerektiğini hatırlattı kendisine. Her ne kadar ibrenin zirveye vuracağından emin olsa da Karina bir olasılık, yaptığı şeyin işe yaramayacağını umuyordu. "Belki de kollarına atlamamı istemiyorsan vazgeçmelisin." Bunun asla olmayacağını bildiğinden Karina eğlenmek istiyordu. Hazır zamanı varken neden hayatın tadını çıkarmayacaktı ki zaten? Gözleriyle çekicin dairesel hareketini izlerken, oğlanın omuz kaslarının gerildiğini gördü. Gerçekten efor harcıyor gibiydi, kaldırdığı ağırlık yüzünden kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmişti. Ancak aynı zamanda eğleniyor olduğu da belliydi, bir çocuğun oyuncağı ile oynaması gibi. Gözlerinin içerisindeki ışıltı her şeyi anlatıyordu aslında. Karina'nın ibreye bakmasına gerek yoktu, zilin sesi kulağına gelirken yüzünde boş bir ifade oluşması için özen gösterdi. Onun dediğini dinlerken sessizce gülümsemeye devam etti, sonrasında ilgisiz bir tavırla omuz silkti. "Benimki sadece bir öneriydi. İstersen vazgeçebilirdin." dedi, tam bu sırada arkasına dönerek. Görevli adamın dediği kulağına ilişirken kahkaha atmak için kendisini zor tuttu. Dudaklarını yapay bir hareketle bükerken, "Çok istiyorsan sen alabilirsin." Sonrasında Lestat'ın suratının asılmasına gülerken, onu yürümek için zorluyordu. "Sadece bir şakaydı." Neden alınmış olduğunu anlamamıştı Karina, sonuç olarak ciddi ciddi adama verecek değildi oğlanı. İnsan ticareti yapıyormuş gibi hissetti bir an, ancak bu hissi hemen kovaladı zihninden.

    "Biliyor musun bir kere kılıcı kabzasına kadar ağzına sokan adamlara özenmiştim. Dikkat edersen..." Yürümeyi bırakıp Lestat'a dudağının sol kısmındaki kesiği gösterdi. Büyük bir şey değildi, daha çok gamze gibi duruyordu aslında. Ancak çok yakından bakıldığında dikiş atılmış olduğu belli ediyordu. Tabii Karina'nın uyguladığı kapatıcının da bunda büyük bir payı vardı. "Bir daha denemedim eğer merak ediyorsan." Aslında karnavallarda bulunan pek çok kişiye özendiği olmuştu genç cadının. On metre yüksekte ip üzerinde yürüyen kadınlara özellikle, ancak beş yıl sonra ne kadar dandik bir işe sahip olduklarını kavrayabilmişti. Ve şu anda hiçbirine ilgi duymuyordu. Tam o sırada yanlarında biten kahin görünümlü kadını fark eden Karina adımlarını hızlandırmaya çalışıyordu. Geleceği gördüğünü söyleyen kişilere inanası gelmiyordu zira, genelde yüz tane şeyin olacağını söyleyip şansen biri gerçek olunca, 'Ben söylemiştim.' diyorlardı çünkü. Bunu küçük bebekler bile yapabilirdi. İnsanların nasıl gidip de böylelerine danıştıklarını anlayamıyordu genç cadı. Onun yerine sorunları ya da merakları ne ise onun üstünde daha fazla durabilirlerdi. "Çekil şuradan seni dolan..." Kolunu tutmaya çalışan kadını iteklemeye ve kendisinden uzak tutmaya çalışırken sinirlenmişti genç cadı. Ne söylemek ya da bakmak istiyorsa ilgilenmiyordu. Lestat'ın kendisini ikna etmek için söylediklerini umursamak istemedi en başta ancak buraya vakit geçirmek için gelmişlerdi. Ve karnavalda düzgün ve ciddi bir şey bulmak zordu. İç çeken genç cadı bu kadar kolay pes ettiğine inanamıyordu. Çadıra ayak basmak istemiyordu, zira günün erken saatlerinde görmüş oldukları dilenci kadar berbat kokuyordu içerisi. Karina tütsü kokusundan nefret ederdi, hem hayatında bu kadar saçma başka bir odada daha bulunduğunu hatırlamıyordu. Cam küre oyuncak gibi görünüyor ve Karina onu kırmak için büyük bir istek duyuyordu. Ancak şiddetin kendisine hiçbir faydasının dokunmayacağını biliyordu, tek yapması gereken en fazla yirmi dakika oturup sanki hiçbiri orada değilmiş gibi davranmaktı.

    İşler beklediği gibi gitmeyince sinirlerinin gerildiğini hissetti. Kart seçmekmiş, geleceğini iki kart mı belirliyordu yani? O zaman Karina'nın gözlerini kapatıp parmağını kadına doğrultması daha mantıklıydı, eğer parmak bir gözüne girerse kör kalırdı. İşte ona gelecek! Sabrı ölçülürken kartlara bakmadı bile. Eli ilk hangisine giderse onları seçti ve kadına uzattı. Tam tersi şekilde Lestat'ın dikkatli seçimler yapması ise sıkıcı bir durumdu. Çadırda geçirmek zorunda kaldıkları zamanı uzatmaktan başka bir şey yapıyor sayılmazdı. En sonunda onun da kartlarını uzattığını görünce Karina içinden 'Hele şükür.' dedi. Şimdi işin daha da saçma olan kısmına gelmişlerdi. Gelecek yorumu... Karina verdiği yarım yamalak dikkat ile ancak kendisine zayıf bir ruh denmiş olduğunu fark etti. Sonrasında kadının dediklerine odaklanamadı bile. Konuşmasını kestiği anda elinin tersiyle bütün kartların masadan aşağıya düşmesini sağladı. Kendisine dönen şaşkın gözlerin karşılığı olarak, "Bu saçmalığı daha fazla dinlemeyeceğim." dedi. Oğlanın kendisini takip etmesi ya da etmemesi umurunda değildi. Karina çadırın perdelerini yırtarcasına açtı ve temiz İspanya havasına adım attı. Hızlı adımlarla oradan uzaklaşırken az daha bir ayağı, pamuk şeker arabasının altında eziliyordu. Görevliye bağırmak istedi ilk başta ancak ağzından çıkan tek şey, "Boşversene." oldu. Karnaval alanını çevreleyen uzun demirli bölgeye yaklaştı ve en sonunda yürümeyi kesti.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Çarş. Mayıs 09, 2012 6:30 pm


    Kadın cümleleri uzattıkça uzatıyor kulağa saçma gelen kafiyelerle süslüyordu. Yaptığı işe o denli odaklanmış görünüyordu ki kâhin çingenenin gözlerinin ileriye çok uzaklara dalmış bir şekilde konuşuyordu. Bu bir şov muydu yoksa gerçekten kendini kaptırmış mıydı bilemiyordu. Kadın transa iyice geçmiş ellerini kartlara koyarak okumayı sürdürürken aniden Lestat’ın da irkilmesine neden olan bir şey oldu. Karina elinin tersi ile kartları dağıtmıştı. "Bu saçmalığı daha fazla dinlemeyeceğim." Kalkıp hızlı adımlarla kendini dışarı atmıştı. Ürkmüş görünen kadına bakarak omzunu silkti. Elini cebine atıp biraz muggle parası çıkartarak kadının önüne attı. Ardından cadının peşinden koşmaya başladı. Koşarken elinde mısır taşıyan bir çocuğu çarpıp geçmiş babasından küfür yemesine rağmen aldırmadan ilerledi. Bu onu daha da kızdırmış olmalı ki sırtına bir ayakkabı isabet etmişti. Yalın ayak koşan adama şöyle bir baktıktan sonra ayakkabıyı kapıp rastgele fırlattı. Belki adam bu yolla peşini bırakır diye ummuştu ancak başka bir yerde bir pastanın içine uçmasını hiç de beklemiyordu. Öfkeli cadı neye takılmış olabileceğini düşünürken peşine öfkeli bir topluluk takmıştı. "Boşversene." Derin bir nefes verdi. Fal olayının iyi bir fikir olmadığı kanısına vardı. Hele falcı cadının zayıflığını dile getirebilecek kadar dobra dobra ise. “Gerçekten iyi koşucuymuşsun. Yalnız bir daha koşmak zorunda kalabiliriz. En son peşimden bir adam kovalıyordu sanırım. Ah işte geliyor.” Bu sırada üzerine doğru bir pasta uçtuğunu fark etti. Eğildi ve uzun kızıl saçlı bir kıza sevgilisiyle öpüşürken çarpmıştı. Neyse ki ayakkabı sadece boş bir yere düşmüştü. Kısa sürede bu cümbüşe bilen bilmeyen herkes katılmaya başlamıştı. “Hey bak falcı orada. Arada bir yumurta da sen at istersen.” Cadı gerilemişti yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. Anlaşılan bunu fazla çocuksu buluyordu. Fakat diğerleri için pek öyle değil gibiydi. Kısa sürede eğlence tüm karnavala yayılmıştı. Karnaval çadırlarından süslü direklere ve oyun makinelerine kadar her şey yumurtalar ve türlü şeylere bulanmıştı. “Senin kadın bir tür delilik büyüsü yaptı herhalde. Ya da o delirdi ve bu bulaşıcı bir hal kazandı.” Üzerine isabet eden yumurtaya aldırmadan kahkaha attı. Ebeveynlerden bazıları çocuklarını kaçırırken hatırı sayılır bir kalabalık da kendini eğlenceye kaptırmıştı. Bunu karnavalın bir etkinliği sananlar da vardı. “Baştan beri akıllı olduğunu sanmıyorum.” Lestat’ın kaşı kalktı. Kadını mı yoksa kendisini mi kast ettiğini anlamamıştı. Eh her konuda kendince haklıydı.

    “Madem eğlenmek istemiyorsun bu çılgınlık kesilmeden ortadan kaybolmak en güzeli.” Bu sırada kulağının hemen yakınına ve saçlarına doğru gelen bir yumurtayla yüzünü buruşturdu. Arkasını dönerek az önce topladığı yumurtaları havaya fırlattı. Ardından asasını çekti. Önce havaya kaldırma sonra püskürtme büyüleri yaparak adamı yumurta yağmuruna tuttu. Sonra yeniden koşmaya başladılar. Karnaval sesleri azalana kadar da durmadılar. Cadı her şeye rağmen eğlenmiş görünüyordu. Gözlerinin baktığı yeri fark edince bir kez daha yüzünü buruşturdu. “Şunu temizler misin? Bara yetişmemiz gerek.” Karina önce bu anı zihnine kaydetmek ister gibi izledi ve gülmeye başladı. Asasını çantasında aramaya başladı ama bunu yavaş yapmaya özen gösterir gibiydi. Lestat başka şansı olmadığı için bekledi. “Hey, o kavga bir nevi senin yüzünden çıktı.” diye eklemeden edemedi. Cadı omuz silkerek büyüyü yaptığında rahatlayarak yeniden yürümeye başladı. Karanlık çökmeye başlamıştı. Zamanın nasıl bu kadar çabuk geçtiğini anlayamamıştı. Karnaval çok vakitlerini almış olmalıydı. Beynini işe odaklayarak zorladı. “Neydi adı… Hah Glorychance. Çocuğun gittiği yolu az çok hatırlıyorum.” Çocuk zihinbendar olmasa da dirençli bir zihne sahipti. Onu fazla zorlamamak için çok da karıştırmamaya çalışmıştı. İz bırakmak istemiyordu. Önce bulundukları sokaktan düz giderek yeniden yıkık evin bulunduğu noktaya çıktı. Sonrasında bir başka sokağa saparak ilerledi. İlk yol ayrımına geldiğinde çenesini kaşıdı. Buradan mı dönmüştü yoksa sonrakinden mi? “Şu sokaktandı. Yok hayır. Düz gidip sonra döndü sanırım. Lanet çocuk takip edilmemek için olsa gerek çok dolaşmış.” Cadının kuşkulu bakışlarına öfke de karışmaya başlamıştı. Başını göğe çevirdi. Daha vakit vardı. “Hey kızma barın açılmasına daha çok var.” Düz gidip sokaktan döndükten sonra yeniden düz gidip sola ve oradan da kavisli yoldan sağa döndü. Merlin aşkına Kastilya’da kaç sokak vardı böyle. Neyse ki az kalmıştı. Vardıkları dik bayırdan aşağı indi ve tekrar bir yol ayrımıyla karşı karşıya geldi. Bara yaklaştıkça her şey daha net hale gelmişti.

    “Evet, burayı iyi hatırlıyorum. Buradan dönmüştü ve işt…” Sözleriyle birlikte sokağı döndüğünde karşılaştığı manzara üzerine donup kalmıştı. Barın etrafı giren insanlar, özellikle de kadınlar. Kulaklarına dolan müzik, içeriye giren kadınlar ve açılan kapıda görünen manzara yeterince açıklayıcıydı. “Merlin aşkına! Burası bir bar değil, fazlası. Çok daha fazlası.” Elbette… Bir tecavüzcü için ne kadar mükemmel bir mekândı. Bu tip mekanlara birkaç kez girmişliği olmuştu. Striptizciler, seks odaları ve daha fazlası. Pek çok meslekten kişi gelirdi. Burada kimse yargılanmaz, bir diğerini tanımazdı. Burası insanların günaha, karanlığa kendilerini fütursuzca bıraktığı bir yerdi. Karina’ya dönerek kaşlarını kaldırdı. “İçeri girmek istediğine emin misin?”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Perş. Mayıs 10, 2012 1:49 pm

    Karina arkasına döndüğünde büyük bir karmaşa ile karşılaşmayı beklememişti. Daha yarım dakika öncesinde herkes kendi işiyle uğraşırken, şimdi birbirlerine pasta ve yumurta atmak ile meşguldüler. Genç cadı başının yirmi santim ötesindeki tahta karavana isabet eden yumurtaya şaşkın gözlerle bakakaldı. Kirlenmek istemediği için kendilerinden geçmiş insanları izlemeye başladı. Kendisinin bulunduğu yöne fırlatılan bir şey olduğunda başını eğiyor ya da paravanın arkasına saklanıyordu. Bu curcunanın nasıl başladığından emin değildi ancak hayatında ilk defa karavanın böyle bir duruma geldiğini görüyordu. Ortalarda bulunan insanları tanıyamıyordu, zira yüzleri pastaya bulanmıştı. Bu sıra birisinin kendisine doğru koşmakta olduğunu fark etti. Başını ayak seslerini duyduğu yöne çevirdiği anda Lestat ile karşılaştı. Curcunanın içinden geçmiş olmasına rağmen tertemizdi ve yüzünde eğleniyormuş gibi bir ifade vardı. Karina onun neden sırıtmakta olduğunu anlayamazken, iyi koşucu olmakla ilgili sözlerini duydu. Genç cadının kafası karışırken ona koşmadığını, hızlı bir şekilde yürümekte olduğunu söylemek istedi. Ancak sonrasında vazgeçti. Falcıya yumurta atmak gibi bir niyeti de yoktu. Zaten kadını durduğu noktadan görebiliyordu Karina. Frambuazlı olduğunu tahmin ettiği pastayı yüzünden temizlemeye çalışıyordu. İçten içe bu duruma sevinen genç cadı, ‘Oh olsun!’ diye düşündü. “Baştan beri akıllı olduğunu sanmıyorum.” Buradan gitmek için kapıya yöneldiği anda bir yumurtanın çarpma ve kırılma sesini duydu. Çok yakınından gelmiş olduğu için arkasına döndü ve etrafına bakındı. Lestat’ın boynundan akan şeffaf zarı gördüğünde gülmeye başladı. Onu her kim attıysa oğlanın yüzünü ıskalamıştı. Lestat durumdan pek hoşnut olmayan bir yüz ifadesi ve ‘Gülme!’ diyen gözleriyle Karina’ya baktı. Bu durum genç cadının daha güçlü kahkahalar atmasına sebep olurken, “Keşke yanımda ayna olsaydı.” demesine sebep oldu. Sonrasında aklına gelen fikir ile “Ya da fotoğraf makinesi.” diye mırıldandı. Oğlanın kendisini duymadığını görebiliyordu, zira o sıra başkalarına yumurta atmak ile meşguldü. Karina gözlerini devirirken adımlarını hızlandırdı ve karnaval kapısının dışarısına çıkınca rahatlayıp, derin bir nefes aldı. Lestat’ın kendisini takip ettiğini görünce ayağını yere ritimle vurmaya başlayarak bekledi.

    Oğlan yanına geldiğinde üstündekinin ıslanmış olduğunu fark etti. Karina’ya büyü yapması için ricada bulunurken genç cadı gülümsedi. Elinde olsa onu şu haliyle bırakmak isterdi ama o kadar kalpsiz değildi. Yavaşça elini asasının bulunduğu cebine attı ve daha da yavaş bir hareketle onu çıkardı. Ucunu Lestat’a yönelterek, “Aklapakla.” dedi. Büyüsünün etkisini izlerken, oğlanın tişörtünün ve yüzünün temizlendiğini gördü. Sessizce asasını yeniden cebine yerleştirdi ve ‘İşte oldu.’ ifadesiyle ona bakmaya başladı. Durumundan memnun görünen Lestat bir şeyler düşünüyor gibi görünüyordu. Karina barın yerini hatırlamaya çalıştığını tahmin ederek laf etmedi. Sonrasında onun yürüdüğü yol güzergahında ilerlemeye başladı. Onun geçtiği sokakların hepsini biliyordu elbette ancak bir süre sonra kaybolduğunu ya da yanlış bir yöne gidiyor olduğunu düşünmeden edemedi. Bulunduğu yerin şanını çok iyi biliyordu çünkü, ancak bu bölgeyi geçip farklı bir yere çıkacaklarını umut ediyordu. Bu yüzden sesini çıkarmadan ve oğlanı gözden kaybetmeden ilerlemeyi sürdürdü.

    Ancak Lestat’ın geldiklerini belirten sesi duyulduğunda gerilemekten kendisini alamadı. Kendisine tecavüz eden adamın pavyon-genelev benzeri bir yerde bulunması şaşılacak bir durum değildi oysaki. Karina içeri girmek istemediğini biliyordu, zira fahişelerle karşı karşıya gelmek için hazır sayılmazdı. Ancak Lestat’ın yüzünde güller açıyordu, belli ki bu durum hoşuna gitmişti. Karina gözlerini bir kez daha devirdi ve “Hayır, girmemeyi tercih ederim.” dedi. Geçip kaldırım taşının üzerine oturdu ve Lestat’ın onsuz ilerlemesini izledi. Adamın içeride olup olmadığını bilmiyordu, içerideyse oğlan onu tanıyabilir miydi ki? Teşhis edebileceğini sanmıyordu genç cadı. Nedense içten içe kurdu, kuzuların arasına yollamış gibi hissediyordu. Kabul etmek istemiyor olsa da Lestat’ın içeriye girip, dışarıya çıkacağından emin değildi. En azından kısa bir zaman ve aynı bu şekilde, tam giyinik haliyle. Karina onun ardından gitmek zorunda kaldığı için lanet etmeye başladı. Homurdanarak oturduğu yerden kalktı ve pantolonunun arkasını temizlemek için çırptı. Sonra koşarak bara ilerledi. Lestat çoktan içeri girmiş olduğu için bir de onu araması gerekecekti. Karina kapıdan girmek için girişimde bulunurken, bir elin kendisini engellediğini fark etti. “Burası senin için pek uygun değil tatlım.” Karina gözlerini adama doğru kaldırırken onun güvenlik görevlisi olduğunu anladı. Yüzüne en işveli gülümsemesini yerleştirirken, tek elini beline koydu. “Eminim bana en uygun nerenin olduğunu göstermek istersin. Benim aradığım tek şey…” Bu sırada ayak parmaklarının uçlarına yükseldi ve adamın kulağına yakınlaştırdı dudaklarını. Ses tonunun şehvetini artırarak fısıldadı. “… Zevk.” Sonra geri çekildi ve kaşlarını kaldırıp indirdi. “Anlarsın ya.” Karina bunun işe yarayacağını umarak kapıya doğru başka bir girişimde bulundu. Ancak adamın elini yine hissetti, sadece bu sefer onu engellemiyordu. Aksine kızın bel bölgesine yerleştirmiş olduğu elin parmakları, hızlı bir hareketle tişörtünün altında girdi. Karina daha neler olduğunu anlayamadan tacize uğruyor olduğuna inanamıyordu. Adamın elini göbeğinin üstünde hissediyorken, onun daha da yukarı bölgelere dokunmayı hedeflediğini anladı. Çıplak teninin üstündeki eli tutup kendisinden uzaklaştırırken, “Sakin ol şampiyon. Burada olmaz.” dedi, kısık bir sesle. Aslında içinden ‘Sen beni bu kadar basit mi sandın aşağılık herif!’ demek geçiyordu ama bunu derse içeri girme şansını tamamen kaybedeceğini biliyordu. Bu yüzden sabırlı olması ve içeri girince de gözden kaybolması gerekiyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Cuma Mayıs 11, 2012 6:00 pm



    “Hayır, girmemeyi tercih ederim.” Lestat cadı kaldırım taşına otururken Lestat başını salladı. Gitmemesi en doğrusu olurdu. Orada bir erkek kendini daha rahat koruyabilirdi ancak bir kadına hiç öyle kibar davranmazlardı. Özellikle de kadın birazcık olsun dikkatlerini çekivermişse. Ama nedense içinden bir ses cadının rahat durmayacağını söylüyordu. İçerideki işini fazla uzatmamalıydı. Arnavut kaldırımları döşenmiş yolu arşınlayarak süslü kapının önüne geldi. Kapıdaki görevlilerden biri bir an önüne gerilir gibi oldu. “Hey beni tanımadın mı?” Lestat bir taraftan adamın zihnine imgeler pompalamaya başlamıştı. Aceleyle oluşturulmuş basit anılar da olsa adamın gözleri aydınlandı. “Ah, tabi elbette. Seni içeri girmeye çalışan ergenlerle karıştırdım evlat. Özür dilerim.” Lestat yarım ağızla gülümseyerek içeri geçti. İçerisi tam anlamıyla bir curcunaydı. Girişte sarmaşık kabartmalarıyla süslenmiş bar bölümü göze çarpıyordu. Hemen yanında masalar uzanıyordu. Konsomatris olduğunu tahmin ettiği kızlardan birkaçı masalara geçmiş rahat bir tavırla gülüşüyordu. Hareketlerindeki yapmacıklık o kadar barizdi ki normalde zevk alması gereken manzaradan iğrendi. Genç büyücü yaşına rağmen çok kişiyle yatmıştı ama hepsi kızların rızası ile olmuştu. Kim böyle bir sahtelikten hoşlanırdı ki? Saçları kelleşmiş kimsenin yüzüne bakmadığı moruklar, aldatılmış, karılarıyla yaşayan yalnız erkekler ve elbette işin zevk kısmına odaklanmış ve kolay hedef arayanlar diye sıraladı zihninde. Zira insanların yüzlerine şöyle bir baktığında bunu görmek zor değildi. “Acaba bizim tecavüzcümüz bunlardan hangisi…” Zihninin gerilerine attığı çocuğun anılarına uzandı yeniden. Dilenci hiç durmadan doğruca ilerlemişti zihnindeki imgelerde. Lestat bardan bir kadeh içki aldıktan sonra aynısını yaptı. Ritimle hafifçe dans ederken içerilere doğru ilerledi. Mavi-mor-kırmızı ışıklarla aydınlatılmış striptizcilerin olduğu bölüme takıldı gözleri. Sahnede üç kadın vardı. Kadınlardan biri kumral yuvarlak yüzlü ve esmerdi. İri dudaklar dışında yüzünde pek ilgi çekici bir yan yoktu, hatta çirkin bile denebilirdi. Ancak vücudu dikkat çekiciydi ve bunu kullanmaya çalışıyordu. O kadar çabalıyor olmalıydı ki yanındakilerden daha fazla terlemişti. Yanındakiler ise daha rahattı. Biri sarışın diğeri esmerdi ve özellikle esmer olanın hoş bir yüzü ve vücudu vardı. İşi daha da çekici kılansa kadının işinden hoşlanıyor gözükmesiydi.

    Kadın önündeki adamlara küçümser bir bakışla bakmaktan çekinmiyordu ama onlar üzerinde hissettiği güçten hoşlanıyor gibiydi. Lestat mekânın direklerinden birine dayanarak rahat bir tavırla karşısındaki sahneyi izlemeye koyuldu. Gözlerini kıza dikti ve rahat bir tavırla izlemeye koyuldu. Diğerleri gibi ona taparcasına ya da arzu dolu değildi bakışları. Bu oyununu çözdüğünü gösteren bakışlardı. Onun ne olduğunu biliyordu, zira ona dikkatini yönelttikçe aurasını, çekiştirmesini hissedebiliyordu. Cadı insanların arzularından iğrenmiyor ya da korkmuyordu o bunu istiyordu ve diğer ikisi sadece onu yücelten argümanlardı. Dansın sürdüğü dakikalar boyunca yarı ilgilenir bakışlarını sürdürdü. Nihayetinde gösteri bittiğinde veela üzerine attığı geceliğe benzer giysiyle yanına gelmişti. “Sen de kimsin yakışıklı? Buranın müşterisi bellidir ve seni…” Elini veelanın dudaklarına bastırarak onu durdurdu. Lestat’ı hiç görmemişti. Merlin aşkına belki de burada çalışanları değil müşterileri konuşturmalıydı. İçkiyle sarhoş olmuş bir beyini konuşturmak daha güç olurdu kuşkusuz. Bunların şimdi önemi yoktu. Veelayı konuşturmaktan başka şansı kalmamıştı. “Adım önemli değil. Aslında buraya birini aramak için geldim. İsmini bilmiyorum ama yüzünü sana gösterebilirim.” Tereddütsüzce veelanın zihnine uzandı ve çocuğun adamla konuştuğu kısma dair görüntüleri ona yolladı. Adamla bu direklerin arasında konuşmuşlardı ve kendisine bakmayanlara öfkelenen biri görmüş olmalıydı. “Demek sen de normal değilsin ve bahse girerim kapıda bunu kullandın.” Lestat tek kaşını kaldırdı ve sonra omuz silkti. “Her neyse evet onu tanıyorum.” Lestat o kadar şaşırmış ve meraklanmıştı ki kadının zihnine baskı yaptı bilinçsizce. “Nerde!” Kadın bir an başını ovuştururken yüzünü buruşturdu. Lestat baskıyı geri çekti ve sadece yalanını çözecek kadar zihnine girdi. “Buraya pek sık gelmez ama. Bazen böyle birileriyle görüştüğü falan da oluyor. Ne iş çeviriyor bilmiyorum.” Doğru söylüyordu. Lestat başını salladı ve bir an düşündü. Ardından bir kağıda bir şeyler karaladı. “Onu gördüğünde bunu vermeni istiyorum karşılığında bir kese galleon vereceğim ve sen de…” Gözleri kapıya kaydı görevliler birini aralarına sıkıştırmışlardı ve olay çıkacağa benziyordu. Sertleştikleri için gürültüleri içeriden de duyulur olmuştu. Fakat kimse umursamıyor gibiydi. Neden önemsesinlerdi ki? “Lanet olsun! Gitmeliyim. Anlaştığımızı umuyorum. Yoksa seni bulurum nasılsa.” Paraları atladı ve hızlı adımlarla ilerlemeye başladı.

    Yanına geldiğinde güvenlikçinin elinin Karina’nın mahrem bölgelerine uzandığını görmesi Lestat’ı sinirden köpürmesine neden oldu. Adamın elini tutup cadıyı kurtardıktan sonra yakasından tutarak masalara doğru fırlattı. Yaşına ve vücut yapısına ters bir güçtü bu ama metalığı kol kaslarını kuvvetlendirmek için yeterli olmuştu. Adam yerden kalkmaya çalışırken zihniyle adamın beynindeki acı noktasına uzanarak kıvranmasına neden oldu. “O, benimle.” Korkmuş kafası karışmış adam öylece donakalırken Lestat Karina’yı kolundan tutarak dışarı doğru çıkardı. Adımları hızlandığı için cadıyı sürüklemek zorunda bırakıyordu. Bir bankın önüne gelene kadar yürüdü ve bankın önünde durarak cadıya baktı .“Ne yapmaya çalışıyordun? Oraya ya benimle girmeliydin ya da uzak durmalıydın. Sana en başından beri söylediğim gibi onu aradığın bu yol senin için tehlikeli. Bu yüzden bana ihtiyacın var.” Öfkesi bedenini sarmıştı. Nedenini bilmiyordu ama günlüğünü okuduğundan beri cadıyı önemsiyordu. Az önceki hareketinde koruma içgüdüsü kadar kıskançlık da egemendi. Ama onu önemsediğini cadıya söylemedi. Bunun yerine soğuk bir sesle ekledi. “Bir daha bunu deneme. Tabii tekrar tecavüze uğramak gibi bir derdin yoksa.”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Cuma Mayıs 11, 2012 6:50 pm

    Karina içeriye girmek için üçüncü teşebbüsünde bulunduğunda birisinin kapıdan hızlı bir çıkışta bulunmakta olduğunu fark etti. Her şey o kadar süratle gerçekleşmişti ki neler olduğunu kavrayabilmesi birkaç saniyesini aldı. Oğlanın, daha demin kendisini taciz eden adamı havaya kaldırışını izlerken tiz bir çığlık attı. Yumruk yapmış olduğu ellerini ağzına yapıştırırken kendi sesini bastırmaya çalışıyordu. Ancak tek çığlık atan kendisi olmadığı için memnundu, bütün –her ne kadar düşünmek istemese de- hayat kadınları bu curcunaya şaştıkları kadar, bundan zevk alıyorlardı da. Hayatında hiç bar kavgası görmemiş olabilirdi Karina ancak bundan sonra da görmek isteyeceğini sanmıyordu. Lestat’ın günün erken saatlerindeki çekici nasıl kaldırdığını hatırladığında, bu adamı havaya fırlatmasının güç olmadığını anlamak kolaydı. Üstelik şimdi kızmış olduğu da hesaba katılırsa ek bir gücün kendisine yardımda bulunduğu düşünülebilirdi. Karina bu boşluktan faydalanarak, kendisi gibi içeriye giremeyen gençlerin, koşturarak bara daldıklarını gördü. Az kalsın eziliyor olacağını düşünerek kendisini pembe ve kırmızı ışıklarla süslenmiş duvara yapıştırmıştı. Bir gün içinde bir insanın bu kadar adrenalini nasıl yaşayabileceğini düşünürken başını iki yana salladı. Lestat tam bir bela mıknatısıydı, Karina hayatında hiç böyle bir gün geçirmemişti ancak o, bu duruma oldukça alışkın görünüyordu. 'Güçlü bir kalbi olsa gerek.' diye düşünmekten kendini alamadı genç cadı, zira bu kadar macera yaşamak her yiğidin harcı değildi. Adamla işi bittiğinde onunla göz göze gelen Karina vücudunun buz kestiğini hissetti. Tüyleri diken diken olurken oğlanın işinin bitmemiş olduğunu anlayabiliyordu. Ses çıkarmadan onun kendisine doğru yaklaşmasını izledi, ancak kolundan tutup sürüklenmeyi beklememişti. Karina daha neler olduğunu anlayamadan Lestat kolunu tuttu ve onu barın dışarısına doğru ilerletti. Sanki bir çeşit paçavraymış gibi onun arkasından koşturan genç cadı bedeninin sinir dalgası ile titrediğini hissetti. En sonunda bardan çıkıp sokağa ulaştıklarında, Lestat kolunu sert bir şekilde itekledi. Karina onun bütün davranışlarını sabırla karşılarken, son dediği cümle ile içinden bir şeylerin koptuğunu hissetti.

    “Bunu… Bunu dediğine inanamıyorum.” Karina nefesinin tıkandığını hissederken öfke katsayısının arttığını hissediyordu. Damarlarında dolaşan adrenalin ile paralel olarak yüzünün kızardığını ve normalde sorun çıkarmayan yarı astımının nüksettiğini anlayabiliyordu. Ciğerlerini patlarcasına hava ile doldurmasına rağmen sanki hiç oksijen soluyamıyormuş gibi hissediyor, bu yüzden de kesik kesik ve bir o kadar da hızlı nefes alıyordu. Garip hırıltılı bir ses aldığı her solukta boğazından çıkarken ona boğuluyormuş gibi bir hava veriyordu. Kızgın bir tavırla oğlanı göğsünden bastırarak geriye doğru itekledi. Onu artık yakınında istemiyordu, bu düşüncesiz lafının üstüne Karina ona asla aynı gözle bakamazdı. “Senin, benim ne yaşadığıma dair en ufak bir fikrin bile yok. Benim hissettiklerimin kıyısından, en ufacık bir noktasından bile geçemezsin. Sen her sabah uyandığında milyonlarca kez bile yıkansan, teninden kokusunu silemediğin bir adamla yaşamak zorunda olmanın ne demek olduğunu tahmin edemezsin!” Sinir mi, öfke mi yoksa çaresizlik mi olduğunu bilmediği bir duygu seli tüm benliğini sarmış ve gözyaşları engel olamadığı bir hızla yanaklarından süzülmeye başlamıştı. En sonunda bütün görüş alanı kapandı ve kendisini zorlukla da olsa ayakta tutan son birkaç bağ da kopup gitti. Karina tüm zayıflığı ve tüm acizliğiyle oraya öylece yığılıverdi. Bunca zaman bir gün birisi gelir ve yeniden dokunur diye binlerce örtü altında, demir zırhlarla koruduğu yarasını bağlayan kabuğun böyle tek bir sözle hızla tuz buz oluşu canını öyle yaktı ki, acıdan başka bir şey hissedemez oldu. İki yıl sonra hala aynı yerde, aynı uçurumun dibindeydi işte. Hıçkırıklarının arasında boğazına düğümlenip kalan birkaç cümleyi daha söyleyebildi. “Nerden bilebilirsin ki? Sen her gün seni biraz daha öldüren bir hayat için nefes almak zorunda olmanın ne olduğunu nasıl bilebilirsin!” Lestat’ın kendisine doğru attığı adım karşısında başını dikleştirdi. Ağzından çıkan her kelimenin hesabını vermeden öylece af dileyemez ve Karina’dan sakinleşmesini isteyemezdi. Özellikle böyle hassas bir konu karşısında ince ve nazik bir tavır takınması gerekirken, genç cadıyı küçük yaramaz bir çocuk gibi azarlayamazdı. Kendinde bu hakkı nasıl gördüğünü merak eden Karina, “Uzak dur benden!” diye bağırdı oğlana karşı. Sesinin titremekte olduğu gerçeğini kabullenmemeye kararlıydı. Gözlerini kırpmadan oğlanınkilere bakmaya başladı, kendisini ne kadar incitmiş olduğunu görmesini istiyordu. Ve aynı şekilde bunun bedelini ödemesini de.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Mayıs 13, 2012 10:21 am




    Lestat’ın öfke patlamalarına hiç tanık olmamış Karina sözlerinden incinmiş görünüyordu. Belki de falcı haklıydı. Tüm güçlü duruşuna, neşeli görünmesine rağmen cadının aldığı bu yara onu zayıf kılıyordu. Lestat ise düşünmeden, duygusuzca o yarayı dağlamıştı. Hala haklı olduğunu düşünüyordu, cadının oraya gitmemesi gerekirdi, ancak onu karşı bu denli kırıcı olmaya da hakkı yoktu. Neden böyle yapmıştı? Kadınların duymak istediklerini fısıldayıp onları kolayca avcuna alan Lestat neredeydi? Bedenini saran duygu korumacı bir öfke mi kıskançlık mı anlamaya çalışırken cadı artık patlama noktasına gelmişti. “Senin, benim ne yaşadığıma dair en ufak bir fikrin bile yok. Benim hissettiklerimin kıyısından, en ufacık bir noktasından bile geçemezsin. Sen her sabah uyandığında milyonlarca kez bile yıkansan, teninden kokusunu silemediğin bir adamla yaşamak zorunda olmanın ne demek olduğunu tahmin edemezsin!” Kokusunu silemediğin bir adam… Cadının zihninin bir köşesinin o anın içinde sıkışıp kaldığını, içindeki acıyı söküp atamadığını görebiliyordu. O an ona dokunan o adama öfke duydu. Onu öldürmek istiyordu, üvey babasını öldürdüğü gibi. Ama Franz’ın ölümü onun Lestat’ta bıraktığı izleri silememişti. Cadı için durumun farklı olacağını sanmıyordu. Yine de hayatına devam edecek güç bulacak, nefreti biraz olsun yatışacaktı. Fakat o zamana kadar bu yaraya saygı göstermesi gerekirdi. Ama aksini yapmış ve onun ağlamasına neden olmuştu. Ağlarken nefesi sıklaşmaya başlamıştı. Suçlamalarını sürdürürken artık sesi gittikçe daha boğuk çıkmaya başlamıştı. Neler olduğunu anladığında cadının krizini sakinleştirmek için ona yaklaşmaya çalıştığında cadı bağıracak gücü bulabilmişti kendinde. “ “Uzak dur benden!” Lestat ellerini teslim olurmuş gibi kaldırarak iki adım geriledi. Ancak dönüp gitmemiş öylece orada durmuştu. Sakinleştirici bir ses tonu takınarak dudaklarını araladı. “Öfkeliyken seni düşünmeyecek kadar odun olabilirim ama seni böylece bırakacak kadar da acımasız değilim.” Bankın yanındaki ağaca yaslanırken cadının gözlerine baktı. Bir parça hipnotizma olacak kadar beynine odaklandı. İstese her şeyi unutturabilirdi ama bunu yapmayacaktı. Sadece astımını sakinleştirmeye çalıştı. “Şimdi gözlerini kapat ve bir ateş hayal et. Bütün kötü anılarını o ateşin içine at. Onu, o ateşin içine at, sana dokunuşunu, sözlerimi… Her şeyi. İçindeki acıyı. Şimdi dumanlardan uzaklaş ve denize doğru yürü. Temiz havayı içine çek. Al, ver… İşte böyle…” Kontrol altına alınmış cadı bir süre zihinsel bir direnç gösterse de Lestat’ın sahte cenneti ile rahatlamıştı. Nefes alışverişi düzene girerken yaşları dinmişti. Zihninden yeniden ayrılırken hafifçe gülümsedi Lestat.

    Üzerine gelen ani sakinliği anlayamamış görünen cadıya gülümseyerek açıkladı. “Acılarını yok etmez, ancak dindirir. Uzakdoğulu bir keşişin oğlundan öğrenmiştim.” Derin bir nefes verirken yanına oturdu cadının. Bir an ne diyeceğini bilemedi. Hatta aynı yöntemi kendinde de kullanmak zorunda kaldı. Derin bir nefes alıp verdikten sonra gözlerini açtığında sözcükler beyninde şekillenmişti. “Sözlerim için özür dilerim. Bugün o kadar yakındın ki bana bir an kardeşim Liesje gibi düşündüm. O benim bütün öfke patlamalarıma dayanırdı. Ona bağırır gibi sana bağırmam saçmaydı ama.” Aslında bu karşılıklı bir şeydi. O kadar süre birbirlerine dayanarak hayatta kalmışlardı ki hiçbir şey o bağı koparamaz hale gelmişti. Ayrıca birbirlerini büyürken gördükleri için sözlerinin altında anlamları bilirlerdi. Neyi öfkeyle, neyi hırsla, neyi gerçek sevgiyle söylediklerini anlarlardı. Kızdan bunu bekleyemezdi elbette ve bu yüzden suçluydu. Umursamaz kişiliğine tezat bir kabullenişle sözlerini sürdürdü. Cadının durumu ne kadar anlayacağını bilemiyordu. “Yarası olan tek kişi sen değilsin. Liesje ve ben de çok şey yaşadık. Franz Liesje’nin öz kızıydı ve öz babası tarafından tecavüze uğrayacaktı az kalsın. Onu… öldürdüm. Sana yardım etme sebebim de bu. Tecavüzcüleri sevmem, bana o pisliği hatırlatıyor.” Evet, işte şartlar eşitlenmişti. Açık bir şekilde cinayetini itiraf etmişti. Cadı anlamazsa sırf intikam için bakanlığın dikkatini üzerine çekebilirdi. Gerçi Lestat usta bir yalancıydı ve bundan sıyrılmanın bir yolunu buldu ama risk almıştı. Yine de nedense ona güveniyordu. Zaten onun da günlüğüne yazdığı bu değil miydi? Zihni bir an o ana gidecek olsa da derin bir nefes alarak durdurdu. “Ayrıca belki dile getirişim sert oldu ama sözlerimin arkasındayım. Bu sokakların seni bir kez daha almasına izin veremem.” Cadının kaş çatışını gördüğünde ellerini kaldırdı yeniden ve nazikçe ekledi. “Güçlü olmadığını düşündüğümü sanma. Sadece cahilsin ve bilgili olduğum konuda bana güvenmeni bekliyorum.” Elleri bilinçsiz olarak cadının saçlarını okşadı hafifçe ama hareketinin arzularıyla hareket eden bir adamla hiç alakası yoktu. Bakışlarında sadece duygudaşlık vardı. Tecavüz deneyimini yaşamasa da birini unutamamanın nefretle yaşamanın ne demek olduğunu iyi bilirdi. “Bu pisliğe ben bulaştım, senin bulaşmana hiç gerek yok. Bana bırak, olur mu?”

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Paz Mayıs 13, 2012 12:02 pm

    Karina olan bitene inanmak istemiyordu. Ne ile savaşması gerektiğinden bile emindi. Düşünceleri onu başka bir yönden sıkıştırırken, astımı bu durumu daha da kötü yapıyordu. Bir de Lestat’ın kendisini sakinleştirme çabaları işin içine girdiğinde delirmediği için kendisini şanslı sayıyordu genç cadı. Elinin tersiyle gözyaşlarını silerken rimelinin akmakta olduğunu fark etti. Sinirli bir gülüş sergilerken bunun umurunda bile olmadığını hissedebiliyordu. Kim ağlarken güzel görünebilirdi ki zaten? Karina şu an dışarıdan bakıldığında bir ucubeye ya da bir uzaylıya benzediğinden yüzde yüz emindi. Oturduğu yerde dizlerini büktü, kollarını bacaklarının etrafına sardı ve yüzünü göbeği ile bacaklarının arasındaki boşluğa eğdi. Bu hareketi ciğerlerini sıkıştırıyor olduğu için nefes almasını daha da zorlaştırıyordu ancak şu an bunu düşünecek kadar zamanı yoktu. Beyninin içerisine gönderilen düşünceleri algılayabiliyor ama onların dediğini yapmak, itaatlerine uymak istemiyordu. İçinden bağırmak, çığlık atmak geliyor ancak onun yerine sakin kalmayı ve elleriyle dizlerini sıkmayı tercih ediyordu. Aldığı her nefeste vücudundaki heyecanın azaldığını anlayabiliyordu fakat vücudunda bulunan her hücrede belirgin bir şekilde hissetmekte olduğu öfke kolay kolay geçecek cinsten değildi. Karina hala bir şeylere vurmak ya da birinin canını acıtmak istiyordu, bu her ne kadar mizacına ters bir durum olsa da. Derin bir nefes alırken içten içe ateşi düşündüğünü fark etti. Zihninde görüntüsü beliriyor ve sanki bütün nefretini ona atabilecekmiş gibi hissediyordu. Oysaki bunun saçmalıktan ibaret olduğunu biliyordu. Neden bir anda düşüncelerinin ateşe ve onun sıcaklığına yöneldiğinden emin değildi. Bir an deliriyor olduğunu düşündü ancak sonrasında yalnız olmadığını hatırladı. Başını sert bir hareketle yukarıya doğru kaldırırken boyun kasının seğirdiğini hissetti. Acı ile yüzünü buruştururken elleri otomatikman ağrıyan bölgeye uzandı. “Düşüncelerimden uzak dur!” İçinden ettiği küfürleri dışa vurmamaya çalışıyor olsa da, kısık sesle ağzından kaçan “Lanet olası.” lafından pişman değildi. Şu anda yaşamakta olduğu krizin asıl sorumlusu karşısında duruyordu ancak Karina duygularının kölesi olduğu için asıl kendisine kızması gerektiğini biliyordu. Bu kadar çabuk kızmamalıydı, çok daha kontrollü olması gerekirdi. Dünyada öfkelenecek o kadar çok şey vardı ki, hepsine bu tepkiyi gösterse çoktan soğuk toprağın altında çürümekte olurdu. Tüylerinin diken diken olduğunu hissederken oğlanın dedikleri geldi kulağına. Onun yanına oturmasından rahatsız olmuştu, zira şu anda en küçük bir fiziksel etkileşimi kaldıracak modda değildi. Ve Lestat için de dediklerinden sonra bu kadar yakına gelmesi sağlıklı olmazdı.

    Denilenleri duygusuz ve bir o kadar da donuk gözlerle dinlerken hiçbir tepki vermedi Karina. Tek yaptığı esintinin kendisini üşütmesine engel olmak için kollarını sarmak oldu. Aslında bir nebze kendisini koruma içgüdüsüydü bu. Zamanında sahip çıkamamış olduğu bedenine borçluydu, onun zarar görmesine engel olamamıştı. Ve belki de şu an bedelini ödemekte olmasına laf etmemeliydi. Her şey kadere bağlı değil miydi sonuç olarak? Lestat’ın sustuğu anda hayal kırıklığı dolu gözlerini onunkilere çevirdi. “Öyle mi? Ben senin kardeşin kadar şanslı değilmişim o zaman.” ‘Beni koruyacak kimse yoktu zamanında.’ diye düşündü Karina. Ve şimdi çok geçti. Özellikle bunu sesli bir şekilde söylememişti, zira oğlana güvenmekte hata ettiğini bile düşünüyordu şu an. Açıklamalarının yeterli olmadığını hissedebiliyordu, ikna olmuş değildi genç cadı. “Sen sırf buna teşebbüs etti diye öldürdün birini. Hiç uyanamayacağı bir kâbustan kaldırdın kardeşini. Ya ben... Benim o adamdan aşağılık canı dışında alabileceğim ne var sence?” Sesinin duygusuzluğuna kendisi bile şaştı genç cadı. Birinin canını almaktan bahsediyordu sonuç olarak, her kişinin yapabileceği bir şey değildi bu. Bir bedeli vardı ve onun ödenmesi gerekiyordu. Karina adamı öldürse bile bugünleri asla unutamayacaktı, bu yarayı sonsuza kadar taşıması gerekecekti. “Bulaştığın hiçbir şey yok senin. Masum bir kızın teninden çaldığın bembeyaz bir günah var sadece ellerinde. Senin yerinde olabilmek için benim onun gibi kaç can almam gerek sence?” Gözlerinin tekrardan dolduğunu hissederken yanağına düşen göz yaşını kararlılıkla sildi genç cadı. Bakışları Lestat'ın arkasında duran karanlık silüete dönerken kimin kendilerini dinlemekte olduğunu anlamaya çalıştı. Oğlanın haberi yoktu, zira gölgeye karşı sırtı dönüktü. Ama Karina bu duruşu daha önce de görmüş olduğunu hissediyordu. İki sene önce, o günde... Kalp atışlarının arttığını ve aynı anda eliyle ayağının titrediğini hissederken gözleri karardı. Belki açlıktan, belki korkudan, belki de öfkeden bedeninin kontrolünü kaybetti. Sonrasında hissettiği tek şey başının beton zemine sert bir biçimde çarpışı, tek gördüğü ise silüetin arkasına dönüp hızla kaçışı oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lestat Audrica
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 431
Kan Durumu : Safkan
Rp Partneri : Andreina Barries
Özel Yetenek : Meta, Zihinfendar.
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   Salı Mayıs 15, 2012 5:04 pm


    “Öyle mi? Ben senin kardeşin kadar şanslı değilmişim o zaman.” Liesje’yi bataklığın en ucundan kurtarmıştı. Fakat Franz’ın onu kendi dolandırıcılıklarında oyuncu yapmasını engelleyememişti. Bazen masum küçük kızı, bazen fahişeyi oynuyordu üvey kardeşi. İnsanların şevkatlerini, cinsel tutkularını kullanıyor onları Franz’ın karanlık tuzaklarına çekiyordu. Başlarda başına gelenlerden utandığını kızdığını hatırlıyordu ancak sonra kendini işin eğlencesine bırakmıştı. Belki de öyle görünmüştü. Aslında onun için bile geç kalmıştı ve ikisi de o bataklığa fazlaca bulaşmışlardı. Ama Karina’nın bulaşmasına izin vermeyecekti. Anlasa da, anlamasa da… “Sen sırf buna teşebbüs etti diye öldürdün birini. Hiç uyanamayacağı bir kâbustan kaldırdın kardeşini. Ya ben... Benim o adamdan aşağılık canı dışında alabileceğim ne var sence?” Cadının sözlerinin haklılığı karşısında genç büyücü bir an ne diyeceğini bilemedi. Gerçekten de böyle bir şey yapan adama bunun karşılığını nasıl ödetebilirdi? Canını alsa bile yara dinmeyecekti. O dokunuşun hissini silmek imkansıza yakındı. Tek yapabileceği cadının daha da beter deneyimler yaşamasını engellemekti. Daha beteri olur muydu? Elbette… Hele olmaz dediğinizde Tanrı ne yapar eder orijinal bir şeyler bulurdu. “Bulaştığın hiçbir şey yok senin. Masum bir kızın teninden çaldığın bembeyaz bir günah var sadece ellerinde. Senin yerinde olabilmek için benim onun gibi kaç can almam gerek sence?” Cadı yine arkasını dönmüş ellerini yüzüne götürmüştü hızlı bir hareketle. Ama bir hırsızın gözlerinden ne kadar hızlı olunabilirdi ki? Cadının hareketi gözünden kaçmamıştı. Belli ki sözleri etki etmemişti. Aslında her şey çok açıktı Lestat için sadece cadı içindeki acıyla durumu büyütmeyi tercih ediyordu. Ona ulaşması derdini anlatabilmesi için doğru kelimeleri kullanmıyordu belki de. Sonuçta bu tip duygusal anlarda iyi sayılmazdı. Lestat katıksız bir mantığa, belli kuralların dışında tümüyle umarsızlığa sahipti. Çevresine asla uyum sağlamaya çalışmamıştı, onların kendisine alışmasını beklemişti. Fakat ilk kez başarısız oluyordu. Bu bir anlığına onu öfkelendirdi ancak cadının bedeninin aniden külçe gibi yığılmasıyla bu duygu hızlıca uçup gidiverdi.

    “Neler olu…? “ Etrafına bakındı, ıssız sokağın sessiz sakinleri dışında tek gördüğü hızla akıp giden bir gölgeydi. Bir an aklına o geldi. Olabilir miydi? Peşinden koşmayı düşünse de bu kısa süreli oldu. "Karina! İyi misin?” Eliyle kızın yüzüne vurdu birkaç kez ancak cadının başının bir yana bir öbür yana kukla gibi yatması dışında bir tepki alamadı. Kulağını cadının dudaklarına yaklaştırıp nefesini dinledi. Düzenli nefesler kulağına uğultular halinde yaklaşınca gülümsedi. Hafifçe zihnine uzandığında gördüğü şey tamamen karmaşaydı. Hemen onları bir ateşte kül ederek cadının bedenine rahatlık pompaladı. Bir süre sonra cadıda şokun kasılmaları gitmiş rahat bir hava yayılmıştı. Ancak uyanmamıştı, ki belki de böylesi daha iyiydi. Kızı doğrulturken aniden göğsüne yakın bir yerde kan görmesi ile irkildi. Eline götürdüğünde bu sefer kan elinin üstüne gelmişti. “Ah, Merlin aşkına.” Elini burnuna götürdü. Bugün gücünü gereğinden fazla kullanmıştı. Hali ile vücudu buna isyan etmekteydi. Anlaşılan cadıyı bir kriz daha geçirmeden eve götürse iyi olacaktı. Bacaklarından ve belinden kavrayarak kendine çekti. Vücudunu hissedebilecek yakınlaşmasına neden olan bir hareketle asasına uzandı sonra cadının evine yakın bir sokağı hayal ederek asasını salladı. Bir şak sesi ve esen rüzgar eşliğinde sonunda gelmişlerdi. Hızlı adımlarla evlerine ilerledi ve kapıyı çaldı. Kapıyı açan babası bir an şaşkın göründü. “Bugün çok dolaştık da efendim, sinema izlerken Karina uyuyakaldı.” Adamın kaşlarının kalkması üzerine hızlıca ekledi. “Sadece sinema, o istemişti.” Yüzüne ilk ilişkisini yaşayan bir ergenin mahcup tavrını takındı. Bu ifadesine bakan birisi biriyle el ele tutuştuğuna bile inanmakta güçlük çekerdi. Adam başını salladı ve içeri girmeleri için kapıyı açtı. Ardından odayı gösterdi. Lestat cadıyı yatağa uzattıktan sonra son bir kez zihnine uzandı. Uyandığında zihninde belirecek bir mesaj bıraktı.

    “Uyurken daha tatlı oluyorsun karlar kraliçesi. Bu yüzden öyle bıraktım. Umarım bir gün beni anladığında neler olduğunu anlatırsın. Ha, babana sinemada kollarımda uyuyakaldığını ve benim de iyi çocuk olarak seni eve getirdiğimi söyledim. Sanırım damadını bir kez daha sevdi. Yarın ilk iş sana bu çocuğu elinden kaçırma diyeceğine bahse girerim. İyi geceler, ya da günaydın. Her neyse…”



    --- S O N---

_________________


Lestat'ın garip hayatına şikayeti:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Geçmişle Hesaplaşma   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Geçmişle Hesaplaşma
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Diğer Şehirler-
Buraya geçin: