AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Eski Bir Hesap

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Dorian Grace
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 87
Kan Durumu : TB.
Özel Yetenek : Animagus, şah kartalı.

MesajKonu: Eski Bir Hesap   Paz Nis. 15, 2012 12:56 pm

Dorian & Delilah

    Uzun zaman geçmişti. Akan zamana ayak uyduramamış Dorian, onun kölesi olup çıkmıştı. Saniyeler, aylar, yıllar sonrası onun ümit veren yegane görüntüsüydü zihninde. Kanlı canlı, sıcak bir bedenin yanına kıvrılıp geceyi atlatacağı günler gelecekti. İronilerle kurgulanmış yeni hayat senaryoları okuyacağı zamanlar yakındı. Saf bir umutla beklediği, varoluşuna anlam getirecek varlığın izine düşeceği o gün, çok yakındı. Onu yaşamaya zorlayan tek kıvılcım, buydu. O asla güneş görmemiş, güzel anılarla işlenmemiş; kabusların mesken tuttuğu, tatlı rüyaların kapı dışarı edildiği zihninde tek hayaldi. Yalnızca asla kapanmayacak cerahatli yaraların, aktıkça devamı gelen irinlerin, çürükler içinde kalmış kupkuru bir vücudun kendisini haklayacağını düşünüyordu. Daha fazlasını istedik.e maraz çıkarıyor, bilincini kaybedinceye dek cezasını buluyordu. Ama Dorian biliyordu, cezası bu kadar hafif olamazdı. Hapishane onu cezalandırmıyordu. Dışarısı... Esas hapishane oraydı. İnsanlar... Acımasız gardiyanlar onlardı... Hapishanedeki emiciler etten kemikten bile değildi ki, acının ne olduğunu anlasınlar. O yüzden buradan kurtulmalıydı. İki seneye yakın tatili son bulmalıydı. Judas, hiç görmediği hücre arkadaşına gönülden inanıyordu nedense. Sırtını dayadığı yosun tutmuş taş duvar değil de onun sırtıydı sanki, son dönemlerinde daha da içten hissediyordu bunu. Kurtuluşu ondaydı. Buna inanmıyordu, öyle olduğunu biliyordu çünkü. Oldu, düşündüğü gibi de oldu zaten. İç gıcıklayan o çığlıkların ya da ölümcül sessizliğin yerini yıkımın sesi aldı bir gün. Ancak Dorian neler olduğunu idrak edemeyecek kadar güçten düşmüştü. Bilinci kapanıp yere kapaklandıktan Judas'ın yanına gelişine kadar geçen periyodu hiçbir şekilde hatırlamıyordu halen. Uçuruma açılan deliğe ulaşıncaya kadar neler yaptığını da bilmiyordu. Ancak o muamma arasındaki tek net hatırası can havliyle peyda olan çığlıktı. "Beni de çıkarın." Vakit yoktu. Son bir defa dönüp baktı hapishaneye, ona. Kemikleşmiş yüzündeki umutsuzluğu ve kırgınlığı gördü, ancak bakmakla yetindi Dorian. " Başaracaksın." Kendisi bile zor duyduysa da sesini, onun duyacağından emindi.

    Birkaç ay sonra


    "Bir sene evvel gerçekleşmiş olay. Bir grup. Ancak amacına henüz ulaşamadım grubun. Bildiğim tek şey faaliyetlerinin büyü dünyasını rahatsız edecek türden olması. Onları gün yüzüne çıkaran olay da seherbazın akıllara durgunluk veren cinayeti. Sonrasını sen biliyorsun. Zavallı kızın üzerine kalmış her şey. Onu aklayacak şeyi Londra'da ne diye arıyorsun anlayamadım. Sahi, neden kendini kurtarmak yerine onu kurtarmaya çalışıyorsun?" Yerinde huzursuzca kıpırdandı. Aniden ayağa kalktı, adamı sıçratarak. Gözlerini kapatan saçların bir kısmını arkaya doğru attı. Ardından cebinden çıkardığı parayı masa üzerine koyduysa da elini para üzerinden çekmedi. Fötr şapkasının gölgesine sığınmış adamın yüzüne doğru yaklaştı. "Orası seni ilgilendirmiyor. Hiçbir s*kim öğrenmediğin için teşekkür ederim. Ben haber verene kadar arama beni." dedi hararetle. Ardından tek kelam etmeden arkasını dönüp mekandan dışarı attı kendini. Nereden başlayacağını bilemez halde oradan oraya dolanıyordu aylardır. Üstelik kendini gizleme çabası yorucuydu. Bunca çabası vicdanını ferah tutmak için miydi? Aklına ilk gelen cevap buydu, ama Dorian ne zaman vicdanının sesini takip etmişti ki? Öyle olsaydı ellerine baktığında ters bir şeyler hissederdi. Tırnaklarının arasına girip yer etmiş kandan midesi bulanırdı. Aynadaki aksinde içinde ruh olduğuna dair izler bulurdu. Vicdan meselesi olmadığını daha kaçtığı gün aklına genç cadının yüzü düşünce anlamıştı. Ona acımamıştı kesinlikle. Kendisinden çok daha güçlü olduğunu biliyordu. Ara sıra gördüğü yüzü müthiş bir kararlılıkla sabit kalıyordu. Sesi... Aklına yer eden o cümleden evvel hiç işitmediğine de emindi. Ona borçlu hissediyordu kendisini.

    Kıza yolladığı mektupta belirttiği eski püskü, izbe mekana doğru ilerlemeye başladı. Hoş, daha zarfı açıp okuduğundan, hatta mektubun doğru adrese gittiğinden bile emin değildi. Ulaştığını düşününce, genç kadını görünce ne yapacağını da bilmiyordu esasında. Sadece görmesi lazımdı, bu hem Dorian'a hem de kıza yardımcı olacaktı. Paltosundan içeri giren serin hava düşünmesini de engelliyordu. Panik Dorian'da görülmeyen bir şey olmalıydı. Zira olsaydı, tüm hayatı şimdi olduğundan çok daha farkı bir yola girerdi. İç sesi Dorian'ı telkin ededursun, Dorian çoktan Delilah'ı görmüştü. Dar yolun en sonunda bulunan ve bulunduğu sokakta pek bir eğreti görünen, yıkık dökük binaya girmişti bile. Bir dakika bekledikten sonra binaya doğru ilerlemeye başladı. Çok geçmeden de içeriye girdi ve bodruma doğru inen merdivenlere ulaştı. Bodrumu restore edip içine girilebilir bir yer yapmışlardı, helal. Ancak bir evsiz bu sözde barı iyi bulabilirdi. Ama göze batmamaları temel kuraldı. Duvara dayanmış masaya doğru, ona doğru ilerlemeye başladı. Elini kadının omzuna koydu, irkilmesine mahal vermemek adına hafifçe. Ardından karşısına geçti. " Mektubun ulaşmasına sevindim. Buraya gelmene de." Yüzü bomboş, ifadesizdi; tıpkı Delilah'ınki gibi. " İnancımı da boşa çıkarmadın. Oradan kurtulacağına emindim." Belki biraz yüzsüz bir cümle kurmuştu. Genç kadının tüm kinini ya da nefretini kusmasını istiyordu zaten. Belki o zaman Dorian'ı da Judas'ı da anlardı. İkisini de uzun zamandır görmüyordu, Judas ile de yolları kesişmez olmuştu birkaç aydır. Böylesi daha iyi olacaktı üçü adına. Tekrar oraya girmemek için her şeyi yapardı Dorian.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Delilah Malkavian
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 110
Kan Durumu : Önemli değil
Rp Partneri : Eskidendi öyle şeyler

MesajKonu: Geri: Eski Bir Hesap   Paz Nis. 15, 2012 5:28 pm

    Yüzünün iki yanında aşağı salınan şık buklelerin çoğunluğu geriye doğru taranmış, kararmış gümüşî renkli eski bir tokayla özenle tutturulmuştu. Kaçtığı günden bu yana, ilk defa yüzünde peçe işlevi gören cübbeyi yana salıp kendisini rüzgarın serinliğine teslim etmişti. Azkaban'dayken en nefret ettiği şeydi rüzgar. Yetimhanedeyken bile bu kadar üşütmez, yalnız hissettirmezdi. Fakat özgürdü bu gün. Elinde sıkı sıkı tuttuğu mektubun kenarları yıpranıp kıvrılmaya başlamış, uçup gidecekmiş gibi hararetle kıpırdanıyor Delilah'ın açığa vurmaktan çekindiği merağını sunuyordu. Gece mavisine yakın bir renkle boyadığı gözleri kaydı tekrar mektuba. Hiç beklemediği, aklının ucundan bile geçmeyeceği türden bir mesaj vardı içinde. Dorian'ın ardına bakmayan, eşelemeyen biri olduğunu bilirdi. Kafasını karıştırmış, kendisini öfkelendirmişti aylar sonra ilk defa.
    Beni terkettiler!
    Birbirlerine hiçbir bağları yoktu, umut dışında. Kalp, yumruk kadar bir et parçası değildi; asla inanmamıştı bu kadar basit olduğuna. Bu yüzden, mimiksiz yüzüne inatla kalbi olabildiğine canlıydı. Kirlenmiş dünyanın pisliklerine çanak tutmaya alışık insanlar için basitti elbette; bu yüzden doğmuştu Delilah. Bu yüzden var olmuştu. Kendi kendini dişleyip tüketene kadar da var olacaktı amacından sapmış hayatı. Kendisine sunulan 'yaşamı' harcamak istediği yön fazlasıyla el değiştirmişti, kirlenmişti.
    Beni terkettiler...
    Noktalama işaretlerinin gücünden bahsediyordu dün okuduğu Fransız yazar. İnsanların kelimelerine ettiği ihanetten şikayet ediyordu; zavallı Sollers. Soyadını insanlar için değiştirmişken eline ne geçtiğini sorguluyordu. Kendisi de sorguladı kendisini. Muggle bir anne ve büyücü bir babanın biricik kızı olarak doğmuştu. Hogwarts'ın anlamı büyüktü onun için ama yeni adım attığı hayatın acımasızlığı muggle'ların basit dünyasından çok öteydi. Slytherin'e seçildiğine lanet etmişti sonraki günlerde. Safkanlığın gururunu ayaklar altından çekip almak için annesini öldürenlerden nefret ettiği kadar. Soyluların oyuncağı zavallı ailesine çok acımıştı. Annesinin cesedini aşağılayan adam, öfkesinden ilk nasibini alan erkek olmuştu. Babası kendisini bir yetimhaneye bıraktığında henüz okulu yarılamamıştı. Berbat hatıralarla doluydu yılları. Arada kendisini ziyaret eden zavallı adamcağız da bir otel odasında bakımsızlık ve hastalıktan ölmüştü. Haberi çok acı gelmişti. O da garip bir zarfın içinde sunulmuştu kendisine. Noktalama işaretleri ne kadar acımasızdı! Kelimeler onlarla daha da fazla anlam kazanıyordu.
    "Ağlayın, âşinasız, sessiz, can verenlere,
    Otel odalarında, otel odalarında!..."

    Daha sonra nefret ettiği safkan büyücü ailelerinden biri evlat edinmişti kendisini. Onları gördüğünde gözlerinin aldığı deli ifade tohumsuz adamı ve doğurganlıktan aciz kadını ürkütmüştü. Çok istemişlerdi kendisini, sevgileri de sözleri kadar gerçekti. Fakat kaderi lanetli miydi yoksa peşine bağlanan tenekeler mi tıkırdıyordu koştukça bilmiyordu. Bu seferkinin acısı daha kuvvetliydi, çünkü daha büyüktü Delilah. Hiçbir zaman parayı sevmemişti, bitkilerle uğraşmanın tadını almıştı üvey annesinden. Botanikle uğraşmak, çeşit çeşit güller büyütmek istiyordu. Olmadı, aç gözlülük ufak bir bahçeyi bile es geçemedi. Onlara dokunmadan duramadı rahatsız beyinlerin kirli amacı. Katlettiler, suçu ailenin gücüne göz diktiğini öne sürdükleri genç kadına, tamahkar ve hainlikle suçladıkları Delilah'a yıktılar.
    Dalgınlıkla rüzgarın geldiği ufka sabitlenmiş gözleri anlam kazanıp önce ürktü, sanra toparlandı. Dalgınken takındığı teslimiyetçilik ve yorgunlukla düşen omuzları enerji hapı almışcasına dikleşti. Sivri ve kapkara kayalıklarla buluşan metalik havanın güzelliğini keşfettiği sırada gelmişti Dorian.
    Sözcüklerine cevap vermiyordu, elindeki sarıya çalan mektubu yavaşça kaldırıp adamın gözlerinin içinden ruhunu okumak istercesine baktı uzun uzun, sonra neler kazanıp yitirdiğini daha kesin görmek için inceledi yabancı yüzünü. İlk defa görmüştü onu, yarım yamalak anılarında kalan adamdan çok farklı ve canlıydı. Gözleri ölgün de olsa parlak ve derindi, dipsiz bir kuyu kadar. Sesi son cümlesi kadar cayır cayır çıkmamıştı bu defa fakat tınısı hissettiriyordu derindekileri, ortaya çıktığında neye dönüşeceğini. Delilah, albenili bir kadın gibi giyinmişti. Sözde hiçbir farkı yoktu yaşıtı kızlardan. Hafif bir makyaj yapmış, yeni bir parfüm ve sade bir takım almıştı. Tırnakları bakımlı ve boyalıydı. Katlettiği adamın gırtladığına yapışan kirli ve kapkara el gitmişti. Susuzluk ve açlıkla rengini kaybetmiş dudakları açık pembe bir rujla maskelemişti kendisini. Zordu saklamak ifadesizliğini, aşikar acısını. Delilah yaşlanmıştı. Tıpkı karşısındaki adam gibi ruhsuzdu ve bıkkın.
    "Kendini riske atmamalıydın. Ben bir şekilde kurtuluyorum nasılsa, bilirsin yetenekliyim."
    Mektubu ilk aldığında şaşırmıştı, sonrasında çok kızmıştı. Geldiğinde kafasında muhasebesini yaptığı ilk mevzu bu olmuştu. Ona baktığında ne hissedeceğiydi. Kızmıyordu, yapamıyordu. Ne kadar ruhunu yitirmişte olsa Delilah iyi biriydi. İyi fakat kayıp. Slytherin'den nefret edip tam zıttına özense de yapamazdı bir Hufflepuff yada Gryffindor ile. Ravenclaw için bile fazla tutkuluydu.
    "Yapılacak işler listeni erken bitirmişsin anlaşılan. Nedir peşime düşme sebebin?"
    Ağzından çıkan cümleler kesinlikle laubali yada alaylı değildi. Camsı gözlerine ilginç bir merak çökmüştü üstelik. Dorian, geride bıraktığı biri için neden tekrar kıymetli özgürlüğünü tehlikeye atıyordu? İsteyerek gitmediğini de biliyordu, elinde olsa kurtarırdı Delilah'ı. Fakat şimdi, hem güvenip, hem de kendisini kollaması... Çok farklıydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dorian Grace
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 87
Kan Durumu : TB.
Özel Yetenek : Animagus, şah kartalı.

MesajKonu: Geri: Eski Bir Hesap   Çarş. Nis. 18, 2012 10:30 pm



    Yaşadığı müddetçe risk altındaydı Dorian. Hiçbir şey Azkaban'la ilgili değildi. Kimilerinin miladı olurdu orası: Derinlere işlemiş bir leke yahut daima yüzüne vurulacak bir hata, her günü zehredecek anılar, belki klostrofobi sebebi... Ama Dorian oradan kurtulmadan önce de aynıydı, oraya tıkılmadan önce de. Hatta hayatının en sakin, istikrarlı bir monotonluğun hüküm sürdüğü günlerini geçirmişti. Aslında heba etti demek daha doğru olur. Genç yaşını umursamadan iliklerini kurutan yaşamın tatsız sürprizlerinden uzak kaldığı her an, katlanarak ona dönecek olan lanetleri bünyesinde saklıyordu. Zamanla hıncını alacağını biliyordu Dorian, hak da ediyordu. Onca suçsuzun hükmünü bir delilik anında vermişti, acımasızca. Dorian... Onun zoru bir tek kendisiyleydi. Neden savunmasız bir veledin, yeni bir hayat doğuracak kadının, geleceğini sağlama almaya çalışan bir adamın hayatına müdahale etmişti ki? İmrenmiş miydi bakî mutluluklarına? Elini uzatamayacağı, dillendiremeyeceği şeye özleminden miydi insanlığını kaybedişi? Dorian, kimse mi sevmedi seni? Nasıl bir karanlık bir bebekten katil yaratırdı ki? Hayır, zoru kendisiyle değildi demek ki. İnsanlar, hep onlar... Dorian değildi ki katil, onu böyle olmaya itenlerdi. Uzun zaman önce fark etmişti Dorian. Henüz hiçbir şeyin ayırdına varamamış bir veletken geleceğini adeta öngörmüştü. O zamanlar da konuşmayı sevmeyen Dorian, sözlerini yutmuştu. Ama o ufacık yüreğini nasıl telaşlandırmışlar, nasıl esaslı bir korku yaşatmışlardı zavallıya. Kör olmayı bile dilemişti o sahneye tanık olmak yerine. Yanlış bir telaffuz eseri düştüğü Knockturn'de, zifiri karanlık sokağı aydınlatan bir lanet, ardından gelen çığlık... Belki üç saniye sonra boğazına kenetlenen kemikli bir el... Bunların hiçbirini hatırlamayacaksın. Ama Dorian her şeyi hatırlıyordu. Fuzuli anıları ne diye o kadar ehemmiyet kazanmıştı da unutturma büyüsünden kaçmıştı ki? O pençe misali ellerin yıllar boyu izin düşüp sırf ufak Dorian'a benzediği için canından olan sessiz çocuğun hayatından olmasına değmiş miydi? Hayır, Dorian intikamını almış da olsa o ağırlığı kamburunda hissederdi. Tıpkı o zavallı Muggle ailenin ağırlığı gibi. Belki yorulmuştu onca yükü taşımaktan, ama hiçbir pişmanlık hissetmiyordu. Garip, hatta sakıncalı bir rahatlıkla geçirmişti son birkaç yılını. Hatta bu ruhsuzluğu sermayesi dahi olmuştu. Kanlı para. Üzerindeki her kıymetli parçayı onlarla satın almıştı. Dorian hiçbir cinayetten çekinmez olmuştu. Nesinden çekinecekti ki? O kendi için açılan yola girmişti, üstelik zorla. Tanrı bile müdahale etmiyordu artık Dorian'a. Ya da sadece umurunda değildi. Peki ya şeytan? Dorian gelecek vaat eden bir mürit miydi? Şüphesiz. Bir defa çağrısına kulak vermişti Dorian. Bir sonrakini bekliyordu. Delilah... Ona bunları yaşatanları bulduğu vakit deliliğin sınırını geçmeyi can-ı gönülden istiyordu.

    Genç kadını bu kadar net ve bu kadar yakından ilk defa görüyordu. Hatırladığı gölgeli suratına oyulmuş bir çift açık renkli, alev alev gözdü. Şimdi bir rujla renklendirilmiş biçimli dudakları kuru ya da dişlenmekten yara içindeydi orada. Kir pas içindeki saçı, özenle şekillendirilip arkada birbirine kavuşturulmuştu karşısındayken. Aylar içinde böylesi bir değişim ummuyordu Dorian. Kendisini hala aynı bulmasındandı belki de. Belki beyaz teni onca kirden sonra gözler önüne serilmiş; kuru dudakları bir nebze daha nemlenmiş, biraz daha renk kazanmıştı. Şık kıyafetlere bürünmüştü. İçinde bulunduğu mekanla tezat oluşturarak Dorian daha da uyumsuz bir hal almıştı. Delilah da en az Dorian kadar elegan duruyordu. Bu kılıktaki iki insanın normal şartlar altında böyle paspal bir yerde buluşması beklenmezdi. Ancak şartlar hiç ummadık şeyleri gerektirirdi.

    "Köşe bucak kaçmam dışında listemde bir şey yok. Listemin en önemli maddesi sensin bugün, Delilah." Mektuptaki hitabı dışında ismini ilk defa dile getirmişti. Bunu bir daha yapmamayı geçirdi aklından. Kızın ismi dudaklarında kirlenecekmiş gibi hissediyordu. Şık kılıfına rağmen böyle bir garabetin yanında olması da daha da çirkinleştiriyordu kadını. Ama her şeyi Delilah'tan öğrenmeliydi, kendi kendine halledemeyecekti. "Biliyorum, kızgınsın. Ve emin ol haklısın da. Ancak o hengâmede kısa bir zamana ve tek bir fırsata sahiptik. " Kelimeleri özenle seçmeye çalışıyordu. Delilah, Dorian'ı anlamalı ve onu affetmeliydi. Yoksa genç kadından hiçbir şey alamazdı. "Üzgünüm." Bir çırpıda söyleyiverdi. "Nasıl kurtuldun?" Soru sormaya bir yerden başlamalıydı. Terslememesi ise o anki tek temennisiydi.
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Delilah Malkavian
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 110
Kan Durumu : Önemli değil
Rp Partneri : Eskidendi öyle şeyler

MesajKonu: Geri: Eski Bir Hesap   C.tesi Nis. 21, 2012 3:37 pm

    Öldürmek yaşama umudundan mı, yoksa yaşamdan tiksinmesinden mi peydah olmuştu hayatlarına? Evet ve hayır arasındaki duraksama lazım geliyordu şimdi. Hayatındaki dram benzeri basitliği bir kenara bıraktı. Kararında kesindi, sesinde belli ediyordu.
    "Gitmekte haklıydınız. Ben de giderdim."
    Dorian gibi bir adamın hayatındaki ilk maddeye yerleşmek kendisini düşündürmüştü. Azkaban'a açılan kapının nedeni ölümdü. Azkaban'ın açık kapısından çıktığında da ilk uğradığı semt ölümle tanışmıştı. Devam edecekti, kararlıydı. Fakat Dorian'ın karışması kendisini ürkütüyordu. Bir yıkım, büyük bir acı doğabilirdi. Delilah kendi dünyasının kirliliğiyle gurur duyuyordu. Acısını deşip kanatmak onu güçlendiriyordu. Suratı ne kadar güçlü, kararlı ve hırsla çirkinleşip yaşlanmış da olsa kafasının içinde kendisini kemirip acıyordu. Vikleyen bir fare gibi tiksinti uyandırıcı bir histi, sidik kokusuna karışan ölü kokusu gibi. Sollers da öyle demişti.
    Dorian'ın masumsiyeti olmadığını biliyordu. Fakat intikam daha lekeli bir işti. Yer bitirir, öğütürdü insanı. Çılgınca bir oburluktu, doyma hissinden gittikçe uzaklaşmak kötüydü. Yorgun, mavi gözlerini elinde tutmakta olduğu sarımsı mektup kağıdına dikti. Demek yapacak işleri yoktu?
    "Büyük ihtimal çabuk yakalanacağım, intikamımı alamadan. Daha da iğrenç biri olacağım, ceset görmeyi daha çok arzulayacağım. Yaptım da Dorian. Geçen hafta birini öldürdüm, çok iyi hissediyorum. Yapacak daha iyi işler bulmalısın kendine. Keşke biri kellemi koparsaydı."
    Keşke pek sık kullandığı bir kelime değildi. Dorian'ın bulaşmasını istemiyordu sanki. Bir parçası hala vicdan azabı çekebiliyordu; zevk veren ölümün taze kokusunu ciğerlerine doldurmayı sevse de.
    Üzgünüm
    Beklemediği bu kelimeyle soğuk duruşu biraz kırılmıştı şimdi. Ne diyeceğini şaşırmıştı, hoş her zaman boyundan büyük laflar eden biri olmamıştı. Fazla derin bir görüntüsü yoktu zaten, hep zıtlıklarla doluydu suratı. Katı görüntüsüyle örtülmüş dramatik bakışları zarifti hiç kuşkusuz. İçinde her ortama ayak uyduran yaratık hiç çıkmamıştı ortaya. Bakışlarını Dorian'a dikti tekrar. Giyimi, görüntüsü ne kadar hoştu. Bulundukları ortamın basitliğine rağmen ilgi çekici bir endamı vardı. Ait olduğu dünyayı kucaklamıştı ama yabancıydı ona. Ona baktığında hissettiği bir his daha vardı; zafer. Kafası ruh emiciler yüzünden aylarca uyuşmuşta olsa hala kendisine sakladığı bir gücü vardı. Dorian bunu hatırlatıyordu. Hücrenin dar parmaklığına yapışıp onların gidişini izlerken hissettiği çaresizlik kaçıp kurtulduktan sonra tamamen iyi bir hal almıştı. Amaca giden yolların bir önemi yoktu artık, Delilah tipik bir kadın gibi düşünmezdi. Kaçışı zaferiydi, keyfini çıkaracaktı her hatırladığında.
    "İkinci bir patlama daha oldu. Yan hücremdeki adamla kaçtım. Karanlık tarafın sevdiği biriydi. Bir süre saklanmama yardım etti. Hileleri öğrenmek hiç zor olmadı."
    Soğuk rüzgar yüzünü yalayıp geçerken hem üşüdüğünü hem rahatladığını hissediyor, muhabbetin gittiği yönden kaçmanın bir faydası olmadığını düşünmeye başlıyordu. Eski bir alışkanlık üzere iki parmağına dağılan buklesini dolayıp, düzeltti. Tamamen adama döndürdü incecik bedenini. Ona doğru biraz eğilmiş, mevzuyla ilgilendiğini gösteriyordu. Tabii bir de edindiği yeni huylarından biri olan pür dikkat kesilip, işlerini gizemle yordamına sokma durumu vardı.
    "Öyle yada böyle, ikimize bildiğimiz yoldan gideceğiz. Fakat itiraf etmeliyim ne bu mektubu bekliyordum, ne de hayatında önem teşkil etmeyi. Kızgın değilim artık, o kadar basite indirgeme beni. Sadece şaşırdım, bu hayatta sadakat ve güven zararlıdır. Çok mu iz bırakıyorum, neden beni aradın?"
    Özgür kaldıktan sonra insanî yaşamına ayak uydurmak ona zor gelmemişti. Parası hep olmuştu, yaşama karşı çok inatlı sayılmasa da güttüğü intikam ve doğasından gelen gücü kendisini ayakta tutuyordu. İnsanların düşünce yapısını sık gözlemlerdi, bu yüzden kendini ne kadar çabuk düzeltirse o kadar sağlıklı sonuçlar alacağını biliyordu. Sonuç olarak, elleri kanlı bir katil de olsa kendisine ayıracağı vakti vardı her zaman. Fakat eksiği vardı, Dorian'ın gözlerinden anlamıştı. Bir şeyin peşindeydi. İyi yada kötü, farketmezdi. Merak ediyordu. Açık renk bakışlarını kıstı biraz. İster istemez merak duygusu kendisini keyiflendiriyordu. Bakışları biraz yaramazlaştı, daha çok kadın görünüyordu şimdi, özellikle hafifçe gülümsediğinde.
    "Beceriksizliğimi tahmin mi ettin yoksa?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dorian Grace
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 87
Kan Durumu : TB.
Özel Yetenek : Animagus, şah kartalı.

MesajKonu: Geri: Eski Bir Hesap   Çarş. Nis. 25, 2012 9:15 pm


    ... Geçen hafta birini öldürdüm, çok iyi hissediyorum. Şaşkınlık bir anda Dorian'ın ruhsuz suratını şekillendirdi. Oysa Delilah bunu alelade bir faaliyet gibi, sanki herkesin gün içinde yapabileceği bir şey gibi, bir çırpıda söyleyiverdi. Cümlenin ortasındaydı üstelik. Devamı Dorian'ın kaşlarının çatılmasına sebep vermişti. Kadının ümitsiz sözleri karşısındaki öfkesini huzursuz kıpırtılarıyla aksettirmeye girişti. Sandalyesini geriye itti bir karış, sonra da bacağını diğerinin üzerine attı. Dirseğini bacağından destek alacak şekilde diz kapağına koydu ve çenesini yumruğunun üzerine yerleştirdi. Düşündükleri, gelmeden evvelki planları bir anda suya düşmüş, Dorian'ı sus pus yakalamıştı. Ne demeliydi ki genç kadını rahatlatabilsin. Ya da kendi hayal kırıklığını. Evet, Dorian başta şaşırmıştı ancak şaşkınlığı tamamen düş kırıklığına dönmüştü. Delilah o çaresiz anda nasıl da masum görünmüştü oysa. Şimdi bu ayaz gibi surat birkaç ayda nasıl devralmıştı o çehreyi? Belki de Dorian'ı buralara kadar sürükleyen o masumiyet, yalandı artık. Kendisinin yitirdiği saflığa inancı, peşinden koşması, her yerde didik didik masumiyeti araması... Her şeyin kirlendiğine kanaat getirmişti. Kir, derinin kemiğin altına işlemişti. Delilah da her günü gibi bir düş kaybıydı artık. Şaşkınlığı devralan öfke yerini hüzüne bıraktı Dorian'ın kemikli yüzünde. Gözlerini güzel kadının üzerinden çekip arka masadaki çirkin kadına ve kaba adama dikti. Dorian kibarlığıyla övünse de o adamdan farklı mıydı? Ya da Delilah bir gençlik rüyası olduğu halde o kadından daha üstün, daha mı temizdi. Hayır, diyordu iç sesi katî bir suretle. Kendinden ümidi yoktu zaten, ama Delilah, kaçışından beri Dorian'ı toprağına bağlayan tek köktü. Şimdi çürüyüp toprağa karıştığını biliyordu. Yine de henüz ölmemek için bir sebebi vardı. Bir işe başlamıştı ve o işi bitirecekti. Yarım bırakmak Dorian'ın yapacağı bir şey değildi. Üstelik Delilah şimdi daha da yakındı Dorian'a. Dorian genç kadının yaşadıklarını yaşamıştı. Her şeyin başladığı Knockturn'ün o sokağında Dorian ıslak yere yığılmıştı. Nefesini bıçak gibi kesen büyü, en fazla bir üstadın asasından bu denli bir hızla çıkabilirdi. Okulu yarıda bırakan bir yeni yetmenin basit bir "protego"sunu elbette alt ederdi. Ancak büyünùn tamamının nüfuz etmesini engellemişti. Şans o gün Dorian'dan yanaydı. Zar zor ayağa kalkabilmişti. Cübbesinin heybetiyle gözünde daha da büyümüş deneyimli büyücü adım adım Dorian'a gelmekteydi. Belki de bu kadar böbürlenmesiydi ölümünü getiren. Dorian belki deneyimsizdi, evet. Ama daha çevik olduğu su götürmez bir gerçekti. Adamın, yakasına yapışmasına müsade etmeden koşturup karanlık sokağa, dar bir girintiye sığınıp ya ölümü ya da ölümünü beklemeye başlamıştı. O an beyninde şimşekler çaktı. Asası güçsüzdü ama bıçak kullanmak ona belki de genlerinden geçmişti. Bir "lumos maxima" büyücünün dikkatini dağıtmaya ve bıçağına ulaşıp adamın sol göğsüne isabet ettirmeye yetmişti. Burnu havada büyücü boylu boyunca yere serilmiş son nefesini veredursun, Dorian adamın kafasını ayağının ucuyla çoktan dağıtmış ve bıçağını alıp uzaklaşmıştı oradan. Nasıl ulaştığını anımsamaz halde Hogsmead'e varmış ve bir handa son galleonlarını harcamaya koyulmuştu. Ama ilk gecesi uykusuz geçmişti. Sonraki de. Peşine düşen o tilki suratlı kadının boynunu kırdığı gece de uyuyamamıştı. Yıllar sonra o aileyi katlettiği gece de...

    İşte o ilk ölümü hatırlıyordu Dorian, dün gibi. Her zaman kaybeden, ıssız, güçsüz Dorian o koskoca büyücüyü devirmişti. Hayatında ilk defa namağlup taraf Dorian olmuştu. Bu üstünlük hissini bir daha kaçıramazdı Dorian. Ruhunu elden çıkarmak pahasına da olsa. Dorian, işte bu yüzden Delilah'ı anlıyordu. Tıpkı Delilah'ın Dorian'a hak vermesi gibi."Kimsenin kimseye güvendiği yok Delilah. Ve kafanın hala yerinde olmasını istiyorsun ki şimdi buradasın. Ne sen infaz edileceksin ne de ben, çıkar bunu aklından." Sesini yükseltti. Azar işitmiş bir çocuk gibi sinmesini beklemiyordu Delilah'dan. Ancak belki gözleri bir nebze irileşebilirdi. Kendisind bu yönlerden benzemesi Dorian'ı sinir etmeye başlamıştı. Bir de ismini söylemekten çekinmiyordu artık. " Unutmadan, bu iyilik hissini bilirim. Ardı arkası kesilmeyecek o hisse ulaşma çabasının. Ancak yaptıklarından sen mesulsün, umurumda değil ne yaptığın. Seni sadece uyarabilirim. Oradan kaçmanın sebebi suçsuz olmandı, değil mi? Şimdi seni oraya tıkmaları için koz veriyorsun ellerine." Delilah'ın, kendisini çok bilmiş bulmamasını diliyordu. Ancak söyledikleri doğruydu. Dorian Azkaban'a ellerine kabarık bir dosya verdiği için girmişti.

    Pozisyonunu değiştirip masaya yaklaştı, ellerini masa üzerinde birbirine kenetledi. Kadının bir anda değişen çehresine uyum sağlamaya çalışıyordu. Yüz kaslarını rahat bıraktı, saçlarından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı. Becerileri hangi alanda gelişmişti? Dorian'ın iç sesinin cevabı aynı muzip gülümsemenin benzerini, belki daha belirsiz, yüzüne yerleştirmesine sebep olmuştu. HORMONLAR. Bir katil için de kurallar aynıydı. Her neyse. Yutkundu ve eski ciddi Dorian'a dönüştü. " Tahmin? Pekala, daha fazla sürdürmeyeceğim bu oyunu. Üzerine yıkılan suçla ilgileniyorum kaçtığımdan beri. Sebebini sorma, neden ben de bilmiyorum. Ancak ben de en az senin gibi beceriksiz çıktım. Ama bir grup. Bakanlık çalışanlarına yaltaklık yapıyorlar muhtemelen. İstenmeyen kim varsa son dört beş yıl içinde gitmiş. Benden işine karışmamamı isteyebilirsin. Ancak bu isteğin umurumda olmayacak bilesin." Yanından geçen bir çalışanı durdurdu. " Elinizde en iyi ne varsa ondan getir. Delilah, sen ne istersin?"


En son Dorian Grace tarafından Paz Nis. 29, 2012 12:07 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Delilah Malkavian
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 110
Kan Durumu : Önemli değil
Rp Partneri : Eskidendi öyle şeyler

MesajKonu: Geri: Eski Bir Hesap   Çarş. Nis. 25, 2012 11:31 pm

    "İntikam almayacağımı mı sandın yoksa? Çok ölüm gördüm, ölümden daha acı şeyler tattım, daha da kötülerinin olduğunu biliyorum, gösterdiler bana. Fakat ben bu hikayade düşündüğün avcı değilim Dorian. Öyle olsam pişmanlık duymazdım, seni de katmak için sebep arardım. Ben sadece hayatta kalmaya çalışıyorum. İnfazım adalet yüzünden olsa ne ala, ben bir avuç pisliğe çok büyük bedeller ödedim. Şu an hibem sadece kendi canım."
    Keskin cümleler bir kadının ağzından ancak bu kadar yumuşak çıkardı. Zarafet garip bir eğitim silsilesinden gelmezdi, özde oldu mu tadı başkaydı. Dorian'ın yüzündeki mimik değişikliklerini, hayal kırıklıklarını ve huzursuzlanmayı görüyordu; belki bir parça öfke de. Suçlayamazdı, hakkı vardı. Delilah ufacık bir çocukken yontulmuştu: ne olacağı belliydi. Hiç içine sindiremese de zorlanacaktı batağa girmeye. O asla kazanmak için oynayacak kadar güvenmezdi kendisine. En iyi kartlar elinde olsa dahi kaybetmeye mahkumdu zavallı bedeni. Kabullenmişti ama savaşıyordu. İşte en büyük girdap buydu hayatında. Çözemediği en büyük problemi, hayatını didik didik eden el yine kendisine aitti. Dorian'ın da böyle olduğunu biliyordu. Gözlerinde görüyordu ölüme aşina bakışlarını. Ölüm ismini duyduğunda bile değişen bir şeyler vardı ifadesini titreten. Hiç tanımadığınız bir insanın adı geçtiğinde tepkiniz değişmezdi ya, ama bir kaç defa dahi görseniz birini hemen kulaklarınız dikilirdi; Dorian böyle ele veriyordu kendisini. Adamın açıkça hissettirdiği öfkesine karşılık sadece tebessüm ediyordu. Suçlu bulunmuş bir çocuk gibi, sakince ve kabına sığamaz bir halde. Bakışları bir kaç saniye utançla yere sabitlendi. Sanki eve ilk sevgilisini getirdiği gün babasına yakalanmış bir genç kız gibi. Utanıyordu ama içten içe gurur da duyuyordu. Dorian'ı bile şaşırtmıştı.
    "Kafamdaki çileyi bilsen, iyiliğim için dağıtırdın. Seninki de farklı değildir gerçi, eminim. Kızma bana, mutlu değilim. Seni hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm, keşke daha iyi şeyler sunabilseydim. Sadece ne yapabiliyorsam ona devam edebiliyorum, belki anlayabilirsin."
    Yükselen sesine karşılık bakışları bir an ellerine kaydı. Kırmızının tatlı bir tonu tırnaklarını renklendirmişti. Azkabandayken kemikleri çıkmış kirli elleri değişmişti. Şimdi bembeyaz ve bir kaç kilonun etkisiyle güzelleşmişlerdi. Üstlerindeki leke aynıydı ama; yapıştığı gırtlağı dağıtırken de aynıydı, yıllar önce kırmızı gülleri budarken de aynıydı, ondan öncesinde gözlerinin önünde tecavüze uğramış annesinin kestane rengi gür saçlarını okşarken de aynıydı yada öz babası hayata küstüğünde kederin son haddesindeyken okşadığı sıska yanağa da aynı el değmişti. Ailesini hayvan gibi avlayanları tek tek öldürürken de aynı olacaktı. Belki huzuru bulduğuna inandığında urgana bir kaç düğüm atarken de aynı kalacaktı elleri. Gururu bu anda son buldu işte. Suratına tokat gibi patlamıştı katil oluşu. Yüzü yeni bir hayal kırıklığı yaşadı, ağlamaklı, acınası bir ifadeydi. Hemen kayboldu ama, savuşturdu kafasından.
    "Ailemi ben öldürmedim, ya da birini zevk için katletmedim. Sadece bundan emin olabilirsin Dorian... Bırak biraz kendimi kandırayım, gerçekten insan olduğuma inanmak istiyorum sadece."
    Bu sefer bakışları adamın masa üstüne yerleşen ellerine yöneldi. Onların hikayesini merak etmişti, nasıl kirlenmişti elleri acaba? Önceden odak noktası gözlerken şimdi eller ele veriyordu insanları. Tam o sırada yakaladığı yaramaz bakışlara gülerek karşılık verdi. Erkek her zaman erkekti, hoşlanmıştı. Kadınlığını üstü örtülü de olsa hissetmeyi seviyordu. Giyimi, saçları, tırnakları bas bas bağırıyordu toprağın altına girmeden evvel bir adamın altına girmek istediğini. Hayatı ve arayışları basitti fakat basitlik ucuzlukla eş anlamlı değildi. Adam eski haline dönmüştü ama Delilah açık bir kapı bırakmadan es geçmedi konuyu. Evvelki hayatında sadece bir kaç ilişkisi olmuştu, keşke dönebilseydi o günlere. Aldatılmayı bile özlemişti, basit bir kaç flört, öpüşmek, ufak bir hediye almak. Belki şimdi de hediye alırdı, kim bilir? Hele katiller avucuna düşerse... Konuya döndü ve dikkatle dinledi. Dorian işe karışmaya kararlıydı, itiraz edecekti ki sustu ve çektiği nefesi boşluğa bıraktı.
    "Geçen hafta yakaladığım adam da aynısını söylemişti. Öz ailemi öldürenlerle aynı kişiler olduklarını biliyorum. En acı vereni de, evlatlık verildiğim aile ile olan yakınlıkları, akraba gibi. Ama kim olduklarını bulmalıyım. Beni ruh emicilerden önce onlar avlayacak, biliyorsun değil mi?"
    Dikkati bir an dağılıp garsona döndü, eski tavırlarından birini takınmış şaşkınca sipariş veriyordu. Konuşurken tatlı, belki biraz haylaz görünüyordu gözleri.
    "İrlanda kahvesi çok isterim, bulabilirseniz eğer. Yoksa bir şey getirmeyin, teşekkürler."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dorian Grace
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 87
Kan Durumu : TB.
Özel Yetenek : Animagus, şah kartalı.

MesajKonu: Geri: Eski Bir Hesap   Paz Nis. 29, 2012 12:06 pm


    Genç kadının hararetli cümlelerini sus pus dinlemek ve önceki düşüncelerinden utanmak dışında bir şey yapamadı Dorian bir süre. Delilah'ın yaşadıklarını tıpkı diğerleri gibi tek bir açıdan ele almıştı sonuçta. Bir günah bulaşmıştı kadının ellerine. Ve izleri silinmeyecekti. Ne kadar da utanç verici. Kendisine bu utancı yakıştırırken Delilah'a neden yakıştıramadığını bilmiyordu. Aslında cevabı ortadaydı, Dorian asla bulamayacağı şeyin peşinden koşuyordu. Düşünselinin bile yardım edemeyeceği arayışı çocukluktu. Belki de bir insana güvenmek için öne sürdüğü tek koşul da buydu. Ne sadakat ne güven. Delilah'a o sebepten çok güvenmişti o taş duvarlar arasında. Üzerine bir suç atılmış masum taraf. Ancak şimdi Delilah'a hak veriyordu. Başına gelen şey kabul edilemez, sindirilemez bir şeydi. O yüzden kısa süre içinde genç kadına bakış açısını değiştirdi ve yüzündeki yitik ifadeyi daha telkin edici ve hatalı olduğunu aksettirici bir ifadeye çevirdi. Dorian tek başınayken korku duymazdı, ama Delilah'ın başına üşüşenlerle baş edebilecek kadar yetkin miydi? İlk defa gelecekten korku duymaya başlamıştı.

    "Haklısın, yersiz bir çıkış yaptım. Seni rahatlatır mı bilmiyorum ama yanında ben de olacağım. Yanlış anlama, tek başına ayakta durabilecek kadar güçlü olduğuna eminim. Bundan birkaç ay önce de emindim, o uçurumdan atlarken. Ancak ilk defa biri için kendimden daha çok endişelenmeye başladım. Yüzünü bir iki defa uzaktan gördüğüm, sesini dahi bu dakikalarda yeni duyduğum senin için. Umutsuzluğa kapılma diyemem, ancak hiçbir şey için geç değil. " dedi düşünmeden. Düşünseydi bu kadar içten söyleyemezdi zaten bunları. Gözlerini genç kadının yüzünden bir saniye bile indirmedi, gözleri Delilah'a samimi olduğunu söylerdi ne de olsa. Ancak genç kadın ne düşünecekti, önemli husus buydu. Haklı da olsa onu terk eden biri çıkmaza girince yine terk etmez miydi Delilah'ı. İlla ki. Dorian olaylara onun gözünden bakmaya çalışsa da başarısız olacaktı. Yine de benzer çilelerden o da geçmişti. O da bir intikamın ortasında bulmuştu kendini. Henüz tazeydi de anıları. Öldürdüğü büyücünün tıpkı onun kadar azılı olan kız kardeşi de peşine düşmüştü. Dünyanın Dorian'ı saklayamayacak kadar küçük olduğunu düşünürdü. Kaçmanın onu kurtuluşa götürmeyeceğini anladığı vakit savuşturmaya ikna etmişti kendisini. Dorian'ı kolay avlayabileceklerini düşündüklerinden Godric's Hollow'a gidip günlerini onları bekleyerek geçirmeye başlamıştı. Ancak bekledikleri ters köşe yapıp Dorian'ı bizzatodasında yakalamışlardı. Serinkanlılık. Dorian'ın kurtuluşu işte buydu. Delilah panik halinde miydi, bilemezdi. Ancak susarak genç kadına yardım etmiyordu.

    " Evet, seni gerçekten anlayabilirim Delilah. Mutsuzluğunu da, endişelerini de. Zaten en doğalı da bu, kendin için endişelenmen. Biliyorum, benim sözlerimle endişelerin bir anda yok olmayacak. DUH. Ne desem bilemedim."
    - o son cümle orada yok, yazarın notu- Yutkundu ve masaya yasladı kollarını, sandalyesini de biraz daha yaklaştırdı. Mesafeler kısaldıkça kimi zaman tedirginlik artar kimi zaman da güven sınırları belirlenirdi. Dorian Delilah'a yaklaşıyordu, içindekilere de kendi içinde hissettiklerine de. Normal şartlar altında, sıradan iki insan olarak bir araya gelmeleri ne güzel olurdu. Tıpkı az önce yaptıkları gibi bir şeyler sipariş ederler, daha insani kaygılardan bahsederlerdi. Birbirlerini yakından tanırlar belki de hayatlarındaki boşlukları birbirleriyle doldururlardı. Ortak bir hayalleri olurdu. Rüyaları temiz ve aydınlık olurdu, içlerinde birbirlerini görürlerdi. Böylesi bir monotonluk insanı mutlu eder miydi sahiden? Dorian, dışardaki o insanlara özenirdi hep. Ve onlara içten içe de kızardı. Rahatlık batıyor, sözünün hakkını verirlerdi çünkü o insanlar. Dışarıdan gözlemleyen biri bu iki insanın ölüm kalım mücadelesi verdiklerine inanır mıydı?

    " Seni rahatlatır mı mı bilmiyorum ama Azkaban'a girmeden önce benim de peşimde birileri vardı. Ben de başta korktum, kaçtım. Tıpkı bir it gibi korkunun onları çektiğini fark ettim ama. Elime geçen sadece o kara kaplı deftere yeni bir sayfa açmak oldu. Onlarla ilgili daha fazla şey illa ki elimize geçecek. Buraya gelme sebebimin yarısını da bu konu oluşturuyor. Sen buradaysan, onlardan biri de burada olacaktır. Bu yüzden gerçekten dikkatli olmalısın." Sözleri son bulduğunda Delilah da sipariş vermeye koyulmuştu. İsteği Dorian'ı gülümsetti, hatta içten içe kahkaha attırdı. " Burada olacağını sanmıyorum. Ama istersen onu içebileceğimiz bir yer bulabiliriz hemen. İki sıradan insan gibi kahve içmek, garip değil mi? Nesini garipsiyoruz, bizim de onlardan farkımız yok. Onların da günahları var, onlar da daima bir şeylerden kaçıyorlar. Kendini kandırmana gerek yok."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Delilah Malkavian
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 110
Kan Durumu : Önemli değil
Rp Partneri : Eskidendi öyle şeyler

MesajKonu: Geri: Eski Bir Hesap   Çarş. Mayıs 02, 2012 2:57 pm

    Neden bilmiyordu fakat adamın yumuşayan bakışlarının etkisi yadırganamaz ölçüde kendisini de rahatlatmış, fazla laf gevelendiğinden dolayı da büyük bir pişmanlık duymuştu; Delilah suçlamak istemiyordu, onu ürkütmek, yada gözünde fazla katı ve acımasız bir imaj çizmek de. Fazla göze batmayan bu kafeden içeriye ilk adımını attığında tam aksini düşünüyordu ama. O kadar celalli bir ifade ile karışmıştı ki soğuk bakışları, hemen gözler kendisine çevrilip sessizlik çökmüştü önce. Katil olduğu alnında yazmıyordu ama ölümün ağır kokusu üzerine sinmişti. Azrail gibi. Onun yüzünü bir kez gören mutlaka canını teslim eder çünkü o kadar dehşet vericidir ki, imkanı yoktur alt etmenin. Delilah sadece sayılı can almıştı ve üzerine çöken hava tıpkı bahsi geçen metindeki gibiydi. Tek farkları vardı, Delilah kendini görevli bir melek ilan etmiyordu; etmezdi de. İnanç her ne kadar bireyle alakalı olsa da saygı duyuyordu, kirli ellerini doğal bir seyre, tertemiz bir nehre sokamazdı. Yüzündeki çocuklara özgü azarlanma hissi yavaşça tatlı bir gülücüğe dönüştü, adamın nelerden bahsettiğini anlıyordu; zaten kızgınlığına da hak vermişti. İlgiyle ve pür dikkat dinleyen suratını bir an bile çevirmedi adamdan. Gözleri mıhlanmıştı sanki onun gözlerine. Bu kadar uzun konuşacağını tahmin etmiyordu, hem şaşırmıştı, hem de hoşuna gitmişti. Demek Dorian göründüğünden daha yumuşak, daha hisliydi. Keşke daha uzun konuşsaydı, hiç sıkmıyordu insanı. Yıllar boyunca hayatındaki en büyük eksiklerden biri olmuştu iletişim. Anlatmayı ve dinlemeyi özlemişti. Farkediyordu ki artık ruhunu daraltıp bunaltan her ne varsa bir an önce kurtulmalıydı. Sonra hür insanlar olacaklardı, normal seyri devam edecekti hayatının. Umudu yeşermişti, yıllar sonra doğurduğu çocuğu gibi bakacaktı bu hisse. Kaybetmeyecekti, mezara gömmeyecekti.
    "Sadece vicdan azabı ama çabuk geçer değil mi?"
    Titrek ve sevimli bir gülümseme samimiyetle sunulan bakışları kucakladı. Ufak bir yalan bekleyerek sormuştu bu soruyu. Kendilerini kandırmaktan çekinmemeliydiler. Dorian'ın yanında olacağını bilmek kendisine daha da güç verse de korkuyordu hiç tanımadığı bu adam için. Başına bir şey gelmesinden ya da sonrasında pişman olmasından. Yaşayacağı ve yaşatacağı ölümler için heyecanlı değildi. Yıllarca tabutunda bekleyen iskelet misali sakin ve kuru bir ifadesi vardı; gözleri, dünyanın yaratılışından bu yana konulmuş en katı ve olağan kuralı yerine getirecek de olsa sönük ve baygındı. Ölüm artık fazla yabanıl gelmiyor, hatta bu kadar korkutucu ve yasak bir işmiş gibi sunulmasından rahatsızlık duyuyordu. Adalet yoktu ki, neden sakıncaktı kendisini? Vahşet ve hayatta kalma mücadelesi insanın özündeki en gerçek dürtüydü. Hayatımıza bir anayasa kitabı, bir kaç kullanışlı elektronik alet, kutu gibi apartman dairelerine hapsedilen bedenler ve evlere taşınan tuvaletler bizi özümüzden koparmıyor; aksine göz boyuyor ve olası yıkımı geciktiriyordu. Delilah inanmıyordu artık insanların kendilerini gömdükleri tabutların kadife kılıfına. O toprağın dışına çıkmıştı, yeryüzü güzellik uykunuzda gördüğünüz rüyalara benzemiyordu. Keşfetmişti. İyi bir şeyler söylemek isteyen ama alışık olmayan adama gülümsedi, yaklaşan sandalyesi kendisini korkutmadı. Aksine güveni arttı, yakınlığı da. Daha sonra anlattıkları ile tamamen sivrilen hisleri yatışmıştı. Büyük bir borçtan kurtulmuş gibi rahatçana oturuyordu şimdi. Demek onun hikayesi böyleydi, kim bilir ne büyük ıstıraplar çekmek zorunda bırakılmıştı zavallı Dorian. Delilah'da karar verdi, onun yanında ayrılmayacaktı, neye mâl olursa olsun. Şimdi korkmuyordu, abartılı öfkesi soğumuş, fazlaca takındığı sarsılmaz imajı kenara bırakmıştı. Acılarla yıkanmış geçmişine rağmen Delilah iyiydi, saftı, güzeldi. Hep öyle kalacaktı. Asası neye yol açsa da kimse etini kemiğini söküp kalbini alamayacaktı. Sunmaktan çekinmedi endişesini ve masumiyetini. Bakışları gardını indirmiş, asabiyeti yerini güzel bir çift mavi göze ve tatlı bir gülüşe bırakmıştı. İnce parmaklarını onun masanın üzerinde kavuşmuş ellerine yasladı. Cılız ama tatlı bir gülümseme genişleyerek anlayışını göstermeye çalıştı;
    "Gerçekten minnettarım Dorian. Umutsuzluğum gidiverdi korkumla beraber. Yanımda olduğun için de çok mutluyum, konuşmak iyi geldi. Bilesin, ben de artık senin yanındayım. Dikkatli olacağım, yeni bir bedel ödemeyeceğiz... İkimiz de."
    Kahve için söylediğine kendisi de güldü. Büyücü dünyasına hiç alışamamıştı ve garipsiyordu da. O kadar büyü yetenekleri varken bir kahveyi ortaya çıkarmak neden zor geliyordu. Aklı basit şeylere ermeyen tiplerdendi galiba, bir kez anlamadı mı hep öyle gidiyordu işte.
    "Harika olur ama önce siparişin gelsin. Sıradan insanlar ve günahlar, evet. Her şey bitince özgürüz. Azkaban'dan kaçtık, diğerlerini de pekala alt edebiliriz. Hep şehirden uzakta yaşamak istemişimdir."
    Kendisini kandırmasına gerek yoktu ama insan doğasıydı bu, olmayacak planlar kurup mutlu olmak. Belki de olurdu kim bilir. İzlerini kaybettirdiler mi kim haberdar olacaktı ki onlardan. Hele suça karışmaya fazla istekli olmadıkları sürece.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Eski Bir Hesap
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Londra-
Buraya geçin: