AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Enough romance, lets fu- hmm...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Charles Quinn
Yazar
Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 594
Kan Durumu : Viski
Rp Partneri : Çok kaba, kimse istemiyor onu.

MesajKonu: Enough romance, lets fu- hmm...   C.tesi Nis. 14, 2012 4:41 pm

Büyücülerin yeraltı dünyasından uzaklaşmışlardı. Londra'nın en sık uğradığı caddelerinden birindeydiler şimdi, gözden uzak, sessiz ve temkinli gibi görünüyordu. Etrafta çakan büyü ışıklarının olması kendisini rahatsız ettiğinden de olabilirdi daha nahoş ve sakin bir muggle şehrinde yaşamayı seçiş nedeni. Yanındaki kızın paşa paşa buyurgan tavırlarına itaat edeceğini bildiği halde, yine de işleri sağlama almayı severdi. Bir de asa parçalamakla falan uğraşmak istemiyordu, hoş, Belial'ın yapacağı hatalar listesinde önemli bir yer teşkil ederdi bu atak.
Kızı karanlığın ortasında getirdiği odaya taşınalı üç veya dört gün olmuştu. Pek izbe sayılmazdı fakat özel servis falan beklemekte hata olurdu. Gerçi kumarda elde ettiği büyük başarısının ardından daha iyi bir yere taşınabilirdi de ama şu an ihtiyaçları listesinde olan eşyalar sınırlı sayıdaydı: bir yatak ve Belial. Ne büyük zenginlik.
Koyu yeşil ahşap kapıyı araladığında odanın kapkaranlık hali el verdiğince dağınıklığı örtüyordu. Belial içeri girdikten sonra kendisi de ilerledi. Kapıyı kapatmış hemen ardından da elini uzun pardösünün cebine, tanıdık bir yerlere atmıştı. Sigara paketini bulduğunda ürpertici yüz ifadesi biraz gevşedi. Kız kendi evine gelmiş gibi rahat görünüyordu, adamın yüz ifadesinin iğrençliğine rağmen sırıtıyordu üstelik. Koyu renk bir sigarayı dudaklarının arasına yerleştirip fazlalıklarından kurtulmaya başladı. Üzerinde kalan koyu renk gömleğin bir kaç düğmesini açıp, çakmağı bir kaç sabırsız hareketle çaktı, hemen sonrasında tutuşturduğu sigarasından derin bir nefes çekti. Gözleri daha sonra Belial'a dikilmişti. Baştan ayağa süzdü önce, ilk gördüğü günkü gibi. Daha sonra sağ kaşını havaya kaldırıp sırıttı. Alay ve aşağılamayla başladı önce sözlerine;
"Evine geri dönmek seni mutlu etmiştir eminim."
Çekinmeden yaklaşıp kaldıkları yerden devam amaçlı fakat daha buyurgan tavırlarla güçlü kollarını doladı, nezaketi es geçip. Saçların arasında usulca dolanan parmakları büyük bir tutamı sıkıp başı geriye çekti. Kızın ürkmüş gözleri gizlenmiş bir öfkeyle parlamıştı önce. Bir şey demeye çekiniyordu, toplum içinde sayılmazlardı ve Charles'ın yönetimi geri alma iç güdüsünü sezmiş olmalıydı ki susmuştu. Karanlığın etkisinde, camdan vuran loş ışık adamı daha da acımasız gösteriyordu. Birbirine sabırla kenetlenmiş dişleri, dudaklarının arasından görünüyordu artık. Belial kaçamazdı. Çantasına uzanıp asayı aldı ve uzak bir köşeye fırlattı hemen ardından kadının çantasını yolladı ve sonra paltosunu. Ellerinden birini bilekten yakalamış avını hem psikolojik, hem de bedensel açıdan etkisiz kılmaya çalışıyordu. Dişlerinin arasına sıkıştırdığı sigaranın dumanı burun deliklerinden çıkarken öfke dolu bir ejderha gibi görünüyordu. Hainlikle kısılan gözleri güzel bedene yöneldi. Yüzünü kızın yanaklarına yasladı. Hem ufak tefek bedeni açlıkla kokluyor öbür yandan da mahvedip, acı çektirmek için kuduruyordu.
"Yarım kalan hesabımızı es geçiyorum. Demek benimle oynamaktan hoşlanıyorsun ha? Sence beni eğlendirdi mi yaptıkların?"

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1016
Kan Durumu : Kirli, her yönden.
Rp Partneri : Kendisini itip kakan bir adama takmış durumda.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Paz Nis. 15, 2012 10:08 pm

Onunla karanlık sokaklara girerken ve bilmediği, meçhul bir eve giderken tuhaf bir şekilde memnundu hayatından. Üstelik son andaki hareketleri sahip olduğu Charles’a daha çok benziyordu ve bu sert adam az önce başını okşayan o yumuşak hareketlerden daha az korkutuyordu kadını. Mutluydu. Kendisini onun kollarına bırakmışken sonrasını düşünmemişti hiç, şimdi de düşünmüyordu. Onun karanlığında boğulmak en büyük hazzı olabilirdi yalnızca ve nihayet eve varıp da Charles’tan gördüğü son nezaket kırıntısıyla içeriye girdiğinde halinden hoşnut gülümsemesi biraz daha yayıldı yüzüne. Etraf karanlıktı, ancak gözleri alıştığında bir eşya karmaşası çarptı yüzüne. Koku tanıdıktı. Charles’ın kokusu gibiydi biraz: Sigara, adamın tatlı kokan parfümü ve biraz da havasızlık. Teklifsizce etrafı incelerken dudakları biraz daha kıvrıldı keyifle. Yeni taşınıldığı belli olan evde yerli yerine yerleşmiş gibi görünen tek şey yazı masasıydı. Masanın üzerinde terk edilmiş duran birkaç kağıdın üzerine eğildi, neye dair olduğunu bilmiyordu ama Charles’la ilgili her şey ilgisini çekiyordu. Kapı kapandığında özlediği adamın nihayet içeride olduğunu, onun olması için hiçbir engelin kalmadığı düşüncesiyle döndü. Memnuniyeti tedirginliğinden çoktu. Fakat adamın ses tonunu duyunca dudaklarındaki gülümseme önce dondu, sonra yavaşça küçüldü. Şimdi, tamamen karşısındaki bedenin insafına kalmış olduğunu fark ediyordu yavaş yavaş. Eskiden, kendince severken, hatası yokken bile Charles’ın neler yaptığını bilirken şimdi, öfkesinden korkuyordu. Sesini çıkartmadı. Fakat adamın kolu sertçe bedenine dolandığında nefesini tuttu. Başı geriye çekildiğinde nefes alması zorlaşmıştı ve kalbi bununla paralel olarak hızlı atıyordu. Heyecandan mı, yoksa korkudan mı emin değildi artık. Onu hem istiyor, hem de yapacaklarından korkuyordu. Adamın iradesiyle yüzüne bakarken, ifadesi başına geleceklerin fragmanı gibiydi. Önce asası, sonra çantası kendinden uzaklaştığında artık tamamen onun insafına kaldığını fark etmişti. Burada ne birisi sesini duyabilirdi, ne de kendisini kurtarabilirdi artık. Charles’ın malıydı artık, kadın olma hissini kapının dışında bırakmıştı içeriye girerken. Adam ne isterse o olacaktı burada ve bu, her zaman Belial’in de istediği anlamına gelmiyordu tabi.

Adam bileğini sıkıca kavradığında çırpınmaya çalışmadı bile. Çaba harcamanın yalnızca onu daha çok öfkelendireceğini ve öfkenin acı vereceğini biliyordu. Sadece her geçen saniye heyecanın, korkunun ve biraz da duruşunun etkisiyle daha da zorlaşan soluklarını dinliyordu. Her nefesiyle adamın kokusu genizlerine, doluyor bir anlığına sakinleşiyor ve sonra heyecanı yeniden katlanıyordu. Gözlerini kaçırmıyordu ondan, ama imkanı olsa başka bir yere bakmak isterdi. Öldürücü bir nefretle söylenen sözler içindeki korkunun aksine yayvan bir gülümseme olarak yansıdı yüzüne. Boşta kalan eli adamın tanıdık vücudunda yerini arıyordu şimdi; erilliğinin üzerinde durdu. Şimdi, karşısındaki bedenden bağımsız yeşeren bir hayat vardı avucunda; her saniye biraz daha canlı, her saniye biraz daha vardı. “O, eğlendiğini söylüyordu. Şu anda da söylüyor.” Sesi kısık ve kesikti, ama bir şekilde hoşnuttu halinden. Hafif bir baskı uyguladıktan sonra elini çekti. “Hangi hesaptan söz ediyorsun Charles? Onu çözdüğümüzü sanıyordum. Anılar benim, onları sana verirsem teşekkür etmen gerekir bana.” Tüm korkusuna rağmen onu öfkelendirmenin verdiği sonsuz hazzı yaşamak için bir çeşit deli cesaretiyle konuşuyordu ve yaptığını desteklemesi gerektiği düşüncesiyle silkelendi. Fakat bu kurtulmasına yetmemişti tabi. “Hadi ama, oyun bozanlık yapma.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Charles Quinn
Yazar
Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 594
Kan Durumu : Viski
Rp Partneri : Çok kaba, kimse istemiyor onu.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Ptsi Nis. 16, 2012 9:59 pm

Tümüyle bana sadık, beni seviyor. Çünkü sevilmiyor. Muhtaç, paramparça ve üzgün. Gücü seviyor ama yönetmekten aciz. Bana delice sadık.
Zihninden geçen, belki gerçek, belki gerçeklikten uzak düşünceler asıldığı narin başı bir nebze bile salmasına izin vermiyordu. Kızın korku dolu gözleri kendisine müthiş bir keyif veriyordu. Çenesinde seğiren ince bir kas, kızdığına ama sakin kalabileceğine alametti. Bacaklarının üstünden, erkekliğine ilerleyen parmaklar gözlerindeki küçümsemeyi gittikçe şiddetlendiriyordu. Ne yaparsa yapsın hoşuna gidiyordu. Dozajı iyi ayarlayacaktı, emindi çığlık atıp kaçmayacağına. Kaçarsa öfkesinin daha da şiddetleneceğini bildiğinden de kalıyor olabilirdi, kim bilir? Ya da Charles kadar deliydi sadece. Atmacaya benzeyen ifadesi kısa bir sırıtışla çirkinleşti. Sigarayı iki parmağının arasına almış, dudaklarından çıkan dumanlar eşliğinde konuşuyordu dişlerini gıcırdatıp;
"Eserimi değil tabii ki sürtük, oradan oraya yelloz gibi poponu sallayıp giderken hiç düşünmedin değil mi Charles'ın eline geçersem ne olur diye?"
Akşamın uğursuz ışığı suratına vurduğunda soğuk kanlı bir katil gibi görünüyordu yakışıklı suratı. İfadeler nasıl da çeşit çeşitti. İnsanı ne kılıklara sokuyordu. Derin bir nefes daha çekti sigarasından. Acı bir baharat ve tarçın kokusu sardı odayı. Kokusu bile insanı öldürebilirdi. Biraz durup ciğerlerine dolan hazzı dışarıya yine kükreyen bir kaplan gibi burun deliklerinden verdi. Ona itaat etmeyi, kazık atmanın nelere mâl olacağını öğretecekti. Hoş, daha önce de yapmıştı ama demek gerekli bilgiler silinmişti. Dediği gibi; bıraktığı izler geçiyor olmalıydı. Kabul edilemez!
İşaret parmağı, kocaman cüssesiyle onu altında daha da ezmek amacı güttüğü kıza doğru kalkıp, yapabildiği kadar sindirdi. Ders anlatan çıkarcı bir papaz kadar mide bulandırıcıydı. Kötü alışkanlıkları, kapkara ver acımasız ruhunun yüzünde oluşturduğu ifade daha net seçiliyordu. Dudakları kafasına kazıması gerektiği dersi öfkeli bir sabır ve dikkatle sıralıyordu;
"Altı yıl boyunca bakmadığım delik, genel ev kalmadı. Her barın tuvaletinde, hangi ayyaşın altında kıvranıyorsun diye aradım seni. Şimdi, beni kızdırmanın, ihanet etmeye kalkışmanın cezasını çekeceksin. -sırıtması gittikçe büyüdü- Ne hoş, zevk almayı öğrenmişsin, ellerin hala pek marifetli."
Belial, Charles'ın malı olduğunu biliyordu. Charles da kızın bunu bildiğine adı gibi emindi. İşte bu yüzden diğer kadınlardan farklıydı adamın hayatındaki yeri. Garip bir histeriye kapılıp, ertesi gün adamı kapının önüne koymak ufak seks kölesine, ilham perisine hiç yakışmamıştı. Ya gidecekse temelli gitmeliydi, ya da sahiplenilmenin tüm çetin sınavlarını vermeliydi.
Kızın erilliğindeki elini kapıp geriye geriye iterek yatağa götürdü, endişelenmesine gerek yoktu sıra oraya geldiğinde bol bol vakti olacaktı okşamak için. Saçlardaki parmaklar bu sefer incecik boynu kavramış, yatağa bir çırpıda yatırıp bastırıyordu. Boğmayacaktı, rahat nefes alabilirdi ama öyle ustaca yakalamıştı ki insanı korkutuyordu. Korkuyla biraz çırpındı, ölmeyeceğine emin olduğu için kısa sürdü bu hali.
"Bir daha Belial, bir daha kendi başına iş yapmaya tenezzül edersen seni öldürürüm."
Göz temasını kesmemiş, tehditinde ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu en ilkel ve en etkili biçimde. Anladığına emindi kızgınlığını, çaldığı eserin öfkesinin daha da fazla olduğuna kesinlikle emin olmalıydı. Şimdi oyun sırasıydı artık. Tehditleri kısa sürerdi ama hep etkili olurdu. Konuşmaktan ziyade icraatlerle göstermekten hoşlanıyordu kapkara zevklerini.
Süt beyazı boynu sıkan parmakların kırmızı izleri yavaşça belirmişti. Sağ eli haşin bir hareketle düğmelerin kopmasına aldırmadan yakanın bir kısmını açtı. Tilkiye benzeyen suratı, bu güzel bedenle işi bittikten sonra oluşacak morluklarin ve ıstırabın hayaliyle aydınlandı. Sigarayı parmak uçlarında ovalamaya başladı tekrardan, kadının merakla bakan suratına karşılık. Kızgın ucu boynuna yaklaştırıp sırıttı.
"Söyle bakalım Belial, sahibin kim?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1016
Kan Durumu : Kirli, her yönden.
Rp Partneri : Kendisini itip kakan bir adama takmış durumda.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Salı Nis. 17, 2012 9:44 pm

Adamın yüzündeki ifade şiddetin oyunun ta kendisi olduğunu fark etmesini sağlamıştı. Öyle delice yanan bir öfke vardı ki gözlerinde, Belial tek bir yanlış harekette o ateşte yanmaktan korkuyordu. Kıpırdamak, direnmek aklının ucundan bile geçmiyordu şimdi; oysa boynu ağrımaya başlamıştı. Karanlıkta tek ışık kaynağı adamın sigarasıydı ve kadın, hipnotize olmuş gibi bir sigaraya, bir de adamın gözlerine bakıyordu. Kalbi, korku ve heyecanın etkisiyle gırtlağında atıyordu şimdi. Bardaki cesareti büyük ölçüde kırılmış, adamın yapabileceklerinden korkuyordu. Altı yıl önce, dik başlılığının, inadının nasıl törpülendiğini hatırlıyordu çünkü ve bu defa işlediği günahlar öyle çok ve büyüktü ki başına neler geleceğini az çok tahmin ediyordu. Derdi adamın açlığını hatırlatıp, göreceği cezayı hafifletmekti sadece. Fakat Charles’ın çaldığı adamlar gibi olmadığını unuttuğunu fark etmesi çok da uzun sürmemişti. Belial’e sahip olduğunu biliyordu çünkü. Tahrik olmak için acelesi yoktu, üstelik Charles, kucağındaki kızın acısından zevk alan bir adamdı zaten. Çocuğunu azarlayan bir babanın çok daha acımasız bir versiyonu gibi parmağını sallamaya başladığında derin bir soluk alıp gözlerini adamın açık renk gözlerine dikti. Yüzü öyle karanlık, ifadesi öyle korkunçtu ki Belial bile yüzünü incelemekten çekiniyordu. Zehir zemberek sözleriyse bakışlarından daha sıcak değildi. Söyleyecek bir şeyi yoktu tüm bunların karşısında. Adamın, ne söylese dinlemeyeceğini biliyordu çünkü. Söyleyebileceği hiçbir şey kendisini kurtarmaya yetmezdi, yetmeyecekti. Yalnızca sigaranın boğucu dumanına daha fazla dayanamayıp ciğerleri çıkacakmış gibi öksürdü. Sigara içerdi, ancak bir başkasının sigarasının dumanı, üstelik bu denli yakınındayken, öksürmesine neden oluyordu.

Adamın iri cüssesinin iradesine uyarak geriye doğru hızla giderken saçının birkaç telinin başını terk ettiğini ve adamın elinin boynuna dolandığını hissetmişti. Ne olduğunu anlamadan yataktaydı, bedeni adamın ağırlığı altında hareketsiz kalmıştı. Boynunda hissettiği baskı nefes alamadığı sanrısını oluşturmuştu zihninde, soluklarını tutup çırpındı can havliyle ve nihayet nefesini daha fazla tutamadığında soluk alabildiğini fark etti. Fakat yaşadığı şokun ve korkunun etkisiyle titremeye başlamıştı vücudu. Gözlerini kapatıp sakinleşmek için derin soluklar aldı; nefes alabiliyordu ama adamın elinin uyguladığı baskı rahatsızlık vericiydi. Her şeyden öte, kan akışını yavaşlatıyordu ve bu kadının kulaklarının uğuldamaya başlamasına neden olmuştu.

Gözlerini açtığında adamın gözleriyle buluştu yeniden. Öfkesinin ardına gizlenmiş hazzı görmek kolaydı. Adam bu halinden zevk alıyordu. Aciziyetten, korkudan, sahip olmaktan, acı vermekten… Ve Belial, onun tüm bu zevklerinin hedefi olmaktan zevk alıyordu. Hayatı boyunca farklı bir muamele görmemişti çünkü. Annesi tarafından bile sevilmemişken, bir başkasından sevgi görmek midesini bulandırırdı sadece. Tehtid, etkilememişti kadını. Daha önce de benzerleriyle karşılaşmıştı ve Charles’ın bunu yapmayacağını biliyordu. Onun için özel olduğunun farkındaydı. Özel olmasa şimdi bunları yaşamıyor olacağına dair hastalıklı düşünce dudaklarının titrek bir gülümsemeyle kıvrılmasına neden oldu. Ancak gülümsemesi durumunun etkisiyle çabucak geçmişti.

Boynundaki baskı her geçen saniye daha fazla rahatsızlık verirken içgüdüsel olarak kurtulmaya çalışıyordu ondan. Adamın elini kendi zayıf eliyle kavramış kendisinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Bunalmıştı. “Charles…” Devamını getiremeden adamın diğer eli yakasını açtığında bundan sonraki adımın ne olacağına dair endişe sardı vücudunu. Çabalamayı bırakıp merakla adamın yüzüne baktı. Yüzündeki ifade başına gelecek şeyin hiç de hoş olmadığına dair bir fikir veriyordu kadına ve merakı birkaç saniye içinde giderilmişti bile. Çıplak tenine yaklaşan sigaraya korkuyla irileşmiş gözlerle bakarken nefes bile almıyordu. Bunun acısını biliyordu ve Belial ateşten korkardı. Sefil yaşamında sahip olduğu nadir korkulardan birisiydi, biliyor olmalıydı adam ki şimdi kullanıyordu. Üstelik, Belial’in asla tahammül edemeyeceği bir sorunun zorlayıcısı olarak kullanıyordu. Kendi içinde korkunç bir kavgaya tutuşmuştu duyguları şimdi. Ne boyun eğmek istiyordu, ne de ateşin acısını yaşamak istiyordu. Korkuyla tuttu adamın bileğini sıkıca. “Çek şunu üzerimden.” Sesi ilk defa titriyordu. “Bizim ilişkimizde sahiplik yoktu, çek şunu!” Yaşadığı stresle birlikte yeniden titremeye başlamıştı bedeni. “Bir anlaşmamız vardı.” Sesi cılız ve ağlamaklıydı şimdi. "Birbirimize ait değildik. Eğleniyorduk. Sana geldiğim sürece kimin kucağında olduğumu hiç umursamadın sen." Hızlı hızlı konuşuyor, adamın ilgisini dağıtmaya çalışıyordu. O zaman belki vazgeçebileceğini düşünüyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Charles Quinn
Yazar
Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 594
Kan Durumu : Viski
Rp Partneri : Çok kaba, kimse istemiyor onu.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Çarş. Nis. 18, 2012 12:49 pm

Cılız bir sesle titreyen kadın ismini söylemişti. Yüzündeki o korkuyu tüm bedeninde görüyordu. Aynı zamanda cüssesinin altında gittikçe küçülen bedeni ve gururu da. Müthiş bir manzaraydı, Belial yavaş yavaş akıllanmaya başlamıştı. Charles'a hükmetmeye, elindeki ufak bir oyuncak gibi istediği şekilde oynayabileceğini düşünmeye başlaması son bulacak, bir daha da kalkışmayacaktı. Bunu ona esaslı bir biçimde öğretememiş olduğu için kendine de kızgındı aslında. Seğiren çenesindeki ifade sabit kalmış, kadına bakıyordu. Sorusu çok basitti ama istediği yanıt değildi bu. Kaşları hinlik ve kızgınlıkla çatıldı. Alnı, minyatür kum tepecikleri gibi kırış kırış olmuş, gecenin karanlığıyla daha fazla ürkütücü görünüyordu. Sanki romantik dönem tablolarındaki şeytan tasvirleri gibiydi. İyi-kötü, güzel-çirkin, umut ve karamsarlık gibi zıt kutuplar arasındaki etkileşimin temel öğesi gibiydi Belial ve Charles...
Birden ters yöne sapan kadına hayret etti. Alaya almak üzere hazır bekleyen kaşları zaman kaybetmeden havaya kalktı. İnadı kırılmamıştı demek, yazık olacaktı güzel tenine. Fakat her yazar kitabını imzalamaktan keyif duyardı. Kitabı seven herkes de bu izi severek taşımalıydı.
Sigaranın dairesel yüzeyini ufak ufak tenine değdirdi. Bir anda değil, köşelerinin vereceği ufak acı gözünü korkutmaya yeterdi. Titreyen beden keyfini doruklarına çıkardı.
"Sana basit bir soru sordum, bana laf kalabalığı yapma. Barda değiliz artık!"
Uyarısı kesin ve sertti. Alışverişi bitirmek kolayken, kendisine dönmeyi arzu ettiyse buna ve daha fazlasına katlanacaktı. Hiçbir zaman aralarında sevgi olmamıştı, aitlik kısmı Belial'a özeldi; Charles avcıydı ve malıyla istediği gibi oynardı. Oynuyordu da.
Bir kaç düğmeyi daha açtı hırçın hareketlerle. Kızın korkup titremesi umrunda bile değildi; verdiği keyif dışında. Sigarayı dudaklarının arasına yerleştirdi tekrar ve doğrulup elbiseyi bir çırpıda yukarı çekerek çıkardı. Titremesi kadar beyaz teni de açığa çıkmış, iştah kabartan kıvrımları emrine sunulmuştu. Elbiseyi kenara fırlattı. Bakışları güzel bedeni keşfederken yüzüne taşkın hislerini belli eden bir gülüş yayıldı. Kızın yüzüne doğru eğilmiş, eli bacaktan bele doğru nazlı bir hareketle çıkarken acımasızca sırıttı. Dudaklarını büzmüş kızın mücevherine canını yakan şiddette bir baskı uygulamıştı. Unutmadığına emindi, hem acı hem zevk. Yeterli dozda ayarlandığında her insan severdi.
"Mabedim olmanın esaslarını unuttun mu küçüğüm?"
Yumuşak hareketleri sertleşerek kızın beline yöneldi, sıktı. Göğsün üç parmak üstündeki sigarayı çekmiş yavaşça yanına uzanmıştı. Eğer yazacağı her ne varsa tükeniyorsa, Charles yenilerini üretmekte oldukça başarılı olacağına inanıyordu. Dudakları, erken gelen bir kadınlıkla yoğrulmuş kızın yüzüne yaklaştı. Şakakların zonklayışını hissedebiliyordu. Sırıtarak ufak bir kaç öpücük kondurdu, daha sonra kulağına eğildi. Hafifçe güldü, her hareketi baskı dolu bir vaziyette;
"Seninle işim bittiğinde söz veriyorum tüm kızgınlığın geçmiş olacak."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1016
Kan Durumu : Kirli, her yönden.
Rp Partneri : Kendisini itip kakan bir adama takmış durumda.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Perş. Nis. 19, 2012 10:17 pm

Gücü tabi ki Charles için yeterli değildi ve adamın sigarayı tenine yaklaştırmasını yavaşlatamamıştı bile. Acısını hissettiğinde çığlıkla inilti arası bir ses döküldü dudaklarından. Ama acıdığından değildi bu. Hayatı boyunca çok daha büyük acılar yaşamış, çoğunu da Charles’ın elinden yaşamıştı. Korktuğu için çığlık atmıştı, göğsünün üzerindeki sıcaklık ölesiyle korkutuyordu genç kadını. Korkusuyla birlikte vücuduna da hakim olamamaya başlamıştı. Her geçen dakika biraz daha fazla titriyordu. Özlediği adamın bu olduğunu biliyordu aslında; itiraz etmeye hakkı yoktu. Bardaki sakin Charles’tan nefret etmişti ama şimdi üzerinde duran adamdan da çok korkuyor, her geçen dakika ona da öfkeleniyor, öfkelendiği ölçüde artıyordu adama duyduğu arzu. En çok her şey bittikten sonra kucaklaşmalarını seviyordu. Sevgi dolu sayılmazdı belki ama Belial’i memnun etmeye, kendisini özel hissetmesini sağlamaya yetiyordu. Ancak bu gece, o anın çok geç geleceğini görüyordu. Adamın hareketlerinden, öfkesinden, yıllardır biriktirdiği kinin yüzüne yansımasından biliyordu bunu. Yine de Charles hayatında yer etmiş en özel varlıktı ve tekrar onun kirli dünyasına kabul edilmesi için ateşle oynaması gerekiyorsa oynayacaktı.

Üzerindeki adamın sert sesiyle gözlerini kapattı. Cevap beklemiyordu Charles, Belial’in de cevap vermeye niyeti yoktu zaten. Sigara teninden uzaklaştığında rahat bir nefes alıp adamın gözlerine baktı bir an. Açlığını görebiliyordu. Kendi iradesi dışında elbisesi çıkartıldığında itiraz etmedi. Bu anı bekliyordu zaten, bunu istiyordu. Vücudu her zaman işe yaramıştı, şimdi de işe yarayacağını düşünüyordu çünkü. Şimdi soğuğun da etkisiyle titremesi şiddetlenirken adamın ifadesinde daha da aleni bir şekilde yer edinen açlığı izledi. Onun tarafından istenmek büyük bir mutluluk nedeniydi kadın için; hep öyle olmuştu. Çünkü şimdi neredeyse üzerine yatmış olan adamın kucağına çıkmak isteyebilecek onlarca fahişe olduğunu biliyordu. Charles onları değil, kendisini seçmişti. Yirmi iki yıllık ömrünün tek başarısı…

Adamın sıcak nefesi yüzünde dolaşırken parmaklarını bacaklarında hissetmek yüzüne halinden hoşnut bir gülümseme yayılmasına neden olmuştu. Charles’ın yüzündeki gaddar ifadeyse umurunda bile değildi şimdi. Öpüşmek için çıldırdığı halde buna henüz izninin olmadığını hissediyordu; yine de gevşemeye başlamıştı yeniden. Fakat adam, bunu hissetmiş gibi kadınlığına şiddetle bastırdığında bir anlık bir zevkin ardından gelen acıyla soluğunu tutup adamın cüssesinin izin verdiği ölçüde kıvrıldı bedeni. Nefesini yavaşça verirken ve eski pozisyonuna geri dönerken gelen soruyla adamın başını tuttu. “Asla! Her bir dersini hatırlıyorum” Charles’ın yumuşamasına güvenerek dudaklarına bir iki küçük öpücük bıraktı ancak çok uzun sürmemişti bu. Hareketleri yeniden sertleşirken küçük bir inilti döküldü yeniden dudaklarından; biraz sigaradan, biraz da belindeki baskıdan.

Üzerindeki baskı nihayet azalıp da adam yanına yattığında rahat bir nefes aldı. Fiziksel acıdan çok üzerinde hissettiği psikolojik baskı yoruyordu kadını. Her an ne olacağını düşünmek, kendisi için endişelenmek başının ağrımasına neden oluyordu. Adama doğru dönüp sigara içişini izledi. Az önce canını yakan kor hala canavar gibi görünüyordu gözüne ve Charles acısının asıl sebebi olmasına rağmen hiç de suçlu görünmüyordu. Üstelik bakışları kesişip adamın dudakları geniş bir gülümsemeyle kıvrıldığında Belial de hafifçe gülümsemekten alamamıştı kendisini ve adamın sıcak dudaklarını yüzünde hissetmek her şeyi unutturmuştu. Ne olanları, ne de olacakları düşünüyordu artık. Fakat adam, unutturmamaya kararlı gibiydi. Yüzündeki hain gülümsemeyle söyledikleri Belial’i tetiklemeye yetmişti. Parmakları adamın siyah gömleğinde yerlerini bulup düğmelerini çözmeye başladı hızla. “Peki ya senin kızgınlığın?” Önünü açtığı gömleği pantolonunun içinden çıkartmak için çekiştiriyordu şimdi. “Senin öfken yüzünden yaşamıyor muyum bunları? Kinin ancak beni acıttığında geçecek ve ben canım yandıkça nefret edeceğim senden. Tutamayacağın bir söz veriyorsun. Sonsuz bir kısır döngünün içinde yaşıyoruz!” Gömleği adamın üzeriden itti. Şimdi çıplak tenleri birbirine değiyordu ve Belial adamı tüm varlığıyla hissetmek için tarifsiz bir istek duyumsuyordu. Omuzlarından tutup çekti adamı. Dudaklarını dudaklarına bastırdı sertçe. “Küçük kızını istemiyor musun?” Bardakinden daha büyük bir arzuyla öpüyordu şimdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Charles Quinn
Yazar
Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 594
Kan Durumu : Viski
Rp Partneri : Çok kaba, kimse istemiyor onu.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Çarş. Nis. 25, 2012 2:50 pm

Soruları yanıtlamaksızın sadece suratına çöken sırıtmayla izliyordu kızı. Titreyen bedeni durulmuş, hareketleri arsızlaşmıştı. Hem hararetle konuşuyor, hem de gömleğine saldırıyordu. Yarattığı manzaraya hayran olmuştu. Belial, hem aşk beslemediği, hem de kıyamadığı bir yaratılış harikasıydı. Onca zaman sonra eline düşmüşken birazcık gözünü korkutup, içindeki arsız fahişeyi ortaya çıkarmanın kime, ne zararı olurdu ki? Ancak işine yarardı ve Belial'in gerçek varlığı ortaya çıkardı. Kız azıcık sarsılır ve korkardı ama gitmeksizin yine kendisine kalırdı. Charles'ın kurduğu yüzeysel plan bundan ibaretti. Şiddet, gerçek anlamıyla kafasına bir defa oturdu mu, öyle ufak bir sigara yanığı kesmezdi kendisini. Öte yandan bir RPG sitesi için de yazılması elem verici öğelerdi ve banlanmayı yemiyordu bir yeri.
"İstemez miyim hiç?"
Kızın çıplak bedeni üzerinde dolanırken ahlaksız hayallerle parlayan gözleri, şimdi Belial'in şehvetle alevlenmiş gözlerine yöneldi. Gömleğinden bir çırpıda onun yardımıyla kurtulurken dudakları öpücüğü kesmemiş, aksine daha da tutkulu bir hal alarak devam ediyordu. Karşısındaki ufaklık kızdığında gerçekten iştah kabartıcı oluyordu. Elleri sabırsızca ufak oyuncaklara yerleşti; göğüslere. Öfke ve şehvet buluştuğunda gerçekten tehlikeliydi. Hele karşısınızdaki insan bundan keyif alıyor ve sizi durdurmuyorsa. Avuçlarının arasında ezilip, kızarmaya başlayan narin tenin verdiği hissin gerçekten müthiş olduğu aşikardı. Öpücüğü aldığı haz düzeyinde vahşi ve edepsizdi de. Dudaklarından içeri nüfuz eden dili hala maharetliydi. Belilah'den sonra da epey pis bir hayatı olmuştu ama tadı bu sefer daha farklıydı; gerçekten eğleniyordu. Dudaklarını güç bela ayırdı, alt dudağını ısırmış kızın kızaran yanaklarını öpüyordu durmaksızın. Nefes nefese kalmıştı, onu ne kadar da arzuluyordu bilemezdi.
"Öfkem çabuk geçer Belial. Kızdığında çok fettan oluyorsun."
Basit ve kafa karıştırıcı bir itiraftı. Tamam, ona kızgındı bunu inkar edemezdi ama verdiği tepkiler kendisini mest ediyordu. Onun kafasını karıştırıp, sakladığı ne varsa ölümüne döktüğünde Charles'ı eğlendiriyordu besbelli. Öfke demişken biriktirip sakladığı kini farklıydı. İş parlayıp dağıtmaya gelince kısa ataklar işini görürdü. Daha çok gizliden gizlice tüketme politikası işliyordu.
Ufak çeneyi dudaklarının arasında keyifle emerken sırıtıp durdu biraz. Oyunlarını hatırladığı kadının böyle sereserpe yatması sıkıcıydı. Burnu ucuz parfümün kokusunu almak için ince uzun boyunda giderken konuşmaya başladı.
"Ben itirafımı yaptım. Ama sen babacığını pek özlememişsin galiba. Küçük Charles üzülecek neredeyse."
Kızı elinin ince bileğinden yakalayıp kaldırdı. Sonra kucağına çıkarttı minik kedisini. Kolları beline dolamış, muhteşem kıvrımları hayranlıkla izliyordu. Harika bir parça diye geçirdi içinden. Kızın yüzüne biraz yaramaz, biraz buyurgan bir tavırla baktı. Pantolondan epey sıkılmıştı anlaşılan. İşini ona öğretmeyecekti, nasıl olsa o bir numara bulurdu. Dudakları yarım kalan işine döndü. Çenesine yapıştı hemen, dudakları önce keyif veren öpücükler bırakırken dişleri insanı şaşalatan bir darbeye geçmişti. Çok ufak ve sinsi bir acıydı. Korkutmuyordu ama ardından gelecek morarıklar iz bırakımın en ilkel öğesiydi. İşi bittiğinde beden kendisine ait işaretlerle dolacak ve Charles'ı neşelendirecekti. Boynunu öpmeye başladı, düşüncesizce ısırıyordu. Keyifle tırnakları sırtı çizdi, gerçekten acımasızdı. Yumuşacık tenin kızarıp alevlendiğini hissediyordu parmak uçlarında. Şimdi ona güzel bir kaç kelepçe falan taksa ne şık dururdu. Bir kaç gün yatağa tasmayla da bağlayabilirdi aslında. Biraz erteledi oyunlarını, nasılsa şu an hasret gideriyorlardı. Başı sıkılmış gibi geriye savurdu, uzun bir demet sarı saç görüş alanından çıkmıştı. Sigaranın taze yanığına baktı, sonra kızın gözlerine ve tekrar bedene. Nasıl da kızarmıştı. O kısacık bakış esnasında gerçekten şeytana benziyordu ve aklından nelerin geçtiğini Tanrı bilirdi. Eğilip ufak bir öpücük kondurdu. Artık Belial'e sahip olmak istiyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1016
Kan Durumu : Kirli, her yönden.
Rp Partneri : Kendisini itip kakan bir adama takmış durumda.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Cuma Nis. 27, 2012 11:45 pm

Adamın elleri göğüslerini bulduğunda derin bir soluk aldı genç kadın. Hassas dokunuşları tüylerini ürpertiyordu ve zevk aldıkça daha büyük bir tutkuyla öpüyordu adamı. Şimdi barda olmadıkları için daha arzulu, daha tutkuluydu ve dili de eşlikçiydi artık dudaklarına. Adamın uyguladığı göz yaşartan şiddette baskı dudaklarından döküldüğünde bile bırakmadı onu. Sadece güç arayışıyla sıkı sıkıya tutunmuştu omuzlarına. Acı mı daha çoktu, zevk mi karar veremiyordu genç kadın. Acıdığı ölçüde zevk alıyordu belki de kim bilir? Hoş, bunu başkasının elinde yaşasa şimdi hissettiklerini hisseder miydi, emin değildi. Acı önceleri git gide şiddetleniyordu ve sonra yaşadığı uyuşma hissi acıyı duyumsamamasına neden olmaya başlamıştı. Yalnızca Charles’ı hissediyordu ve hissettiği ölçüde şiddetle öpüyordu adamı. Fakat anlamadan, zorla kendisinden uzaklaşmaya çalışan dudaklar gözlerinin iri iri açılmasına neden olmuştu yeniden. Neyse ki ayrılık çok uzun sürmemişti. Adamın nemli dudakları yanaklarında, boynunda dolaşırken o da parmaklarını Charles’ın yumuşak saçlarının arasına daldırmıştı. Yarı çeker, yarı okşarken adamın altında hafifçe kıpırdanmaya başlamıştı bile ve Charles’ın soluk soluğa kalmış sesi, onun da zevk aldığına dair ipucu veriyordu kadına. Cevap vermedi; tek derdi biraz daha fazla öpebilmekti.

Neden sonra Charles’ın iri eli bileğini kavrayıp kucağına çektiğinde itaatkar bir tavırla oturup boynuna doladı kollarını. “Özlemez olur muyum hiç?” Derin soluklar alıyordu. Hala az önceki dokunuşların etkisinden kurtulamamıştı. Charles’ın bakışlarının anlamını biliyordu aslında ama onu bekletmek hoşuna gidiyordu. Yalnızca biraz daha kayarak erkekliğinin üzerine denk getirdi ağırlığını. Aynı zamanda adamın dudakları çenesine kaydığında ona rahat bir alan sunmak adına iyice açtı boynunu. Tam gevşemeye başlamışken aniden hissettiği keskin acı irkilmesine neden olmuştu. Avucundaki saçları çekti refleksle. Fakat acı bitmemişti ve bitmeyecekti de. Adamın öpücüklerine karışmış sert ısırmaları dudaklarından ufak iniltilerin dökülmesine neden oluyordu. Acı değildi nedeni, zevkti. Alelade öpücüklerin asla veremeyeceği bir hazzı yaşıyordu onun kollarında. Her saniye biraz daha fazla kıvrılıyordu vücudu ve yine zevkinin önüne set çekmek istermiş gibi davranan Charles’ın tırnaklarını sırtında hissedince kapandığı omzu dişledi sertçe. Sırtında şeritler oluştuğunu hissediyordu, ilk andaki acının yerini şiddetli yanma hissi almıştı. Vücudu alev alev yanarken ifadeleri kesiştiğinde meydan okuyan bir bakış vardı gözlerinde.

Adamın bacaklarını açarak araya girdi. Fermuarını açarken acelesiz, sakin davranıyordu. Charles’ın da yardımıyla pantolonu aşağıya indirdiğinde elleri memnuniyetle gezindi adamın bacaklarında. Yavaş yavaş kasıklarına çıkarken yüzünde halinden hoşnut ve biraz da hain bir gülümseme vardı. Korkutmadan, zevk vererek yaklaştı adamın erkekliğine. Varlığı bir histen ibaret değildi artık Belial için, görebiliyordu. Maharetlerini sergilemeye başladığında Charles’ın zevkini kendisi de paylaşmaya başlamıştı. Adamın kendisini saldığını hissettiğinde yakıcı bir intikam duygusuyla tırnaklarını bastırdı hassas deriye. Onun canını yakmak, acısını onun da paylaşmasını sağlamak istiyordu. “Şimdi sahip olan kim?” Sesindeki kin neredeyse somuttu. Sesiyle birlikte ifadesi de sertleşmişti. Az önceki masum yüzü gitmiş, yerine her bir çizgisine öfke kazınmış bir maske gelmişti sanki. “Benim öfkem geçmiyor Charles.” Tırnaklarını hafifçe kaydırıp, ince çizgiler bıraktı ve tekrar kavradı kendisine ait olanı. Yumuşamıştı şimdi hareketleri. Sakindi. Az önceki öfke nöbetine hiç kapılmamış gibi sakindi. Neden sonra ıslak öpücüklerle yavaş yavaş doğruldu. Her şey hatırladığı gibiydi, teninin kokusu, hatta parfümü bile aynıydı. “Ama zaten sen bunu seviyorsun.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Charles Quinn
Yazar
Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 594
Kan Durumu : Viski
Rp Partneri : Çok kaba, kimse istemiyor onu.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Salı Mayıs 01, 2012 10:43 am

Taşlaşmış kalbinin hissedebileceği tek hissin yatak odasında gün ışığına çıkıyor oluşu ne üzücüydü, ah bir de daktilonun başı vardı ama o konuda hiç olmadığı kadar bencil ve paylaşmamak konusunda da ısrarlı bir tutuculuğu vardı. Herkese karşı üstünlük sağlamayı çok sevmesine karşın şimdi en sevdiği parçasına vahşi bir kedi gibi pençelerini geçiren kıza müsaade ediyordu. Yüzü arsız bir sırıtışın acıyla burkulmuş haline bürünmüş, tırnakların yarattığı acı geçsin diye bekliyordu. Daha sonrasında sahip olma, karşısındaki ufaklığı becerme hissi daha ağır basıyordu. Tek kaşını kaldırıp kızın pençe zannettiği eli kaptı sertçe. Biraz önce inipte keyfini yarım bıraktığı kucağa geri geçti Belial'i.
"Yediğin kaba tükürmeyi seviyorsun değil mi?"
Suratında beliren sırıtma genişleyerek sivrileşti. Kim kimin sahibiydi gerçekten söylemek güçtü. Yanıtı pek kısa süre içinde alacaktı ama Belial. O zaman Charles'ın saltanatı da dolaylı yoldan değişirdi, ne mide bulandırıcı. İşi fazla uzatmadı, gördüğü bedenin her santimini keşfetmişti; zaten ezberindeydi de. Keyifli bir hissin dürtüsüyle hızlanan solukları bile haberdar ediyordu artık; onu al, sahip ol, çaresiz kadınını öfkesini söndür.
Tüy gibi hafif kızı biraz daha kaldırdı, renk renk saçları şimdi kendi suratına doğru salınmış, buluşan gözleri hikayenin sonunun ne olduğundan haberdar biçimde imayla bakıyordu birbirine. Duygu içermez, derin bir manaya yükseltilmezdi, gayet hayvani dürtülerdi hissettikleri. Eti, kanı, hisleri, hızlı solukları ve kadının ıslak kutucuğu kadar gerçek ve bayağıydı. Charles, kaleminde kullanmaktan nefret ettiği gerçekçilikle sevişirdi.
Artık ona sahipti, Belial'de Charles'a. Eşittiler ama adamın içine sinmedi, ufaklığı tekrar yatırdı, aşağıya iktidarın olmadığı ve teslimiyetin lazım geldiği yere; ait olduğu ve kalması gereken yere. Kızın pembeleşmiş suratını öperken düşündüğü tek şey yumuşacık etin vereceği fazladan keyifti. Fakat kıza böyle yansıtmadı, tutku ve iştahla öperken belki Belial özlem duyduğu hisleri giderip kendini kandırmaya devam ederdi, kim bilir insanlığın yüz karası aşkına daha da bağlanırdı. Bir altı senenin sonrasında, nasıl Charles kızın gençliğini mahvedip onun yol göstericiliğini üstlenmişse önlerinde kalan uzun yıllarda da aynı işi görev edinebilirdi. Kız yaşlanıp çirkinleştikçe, kaşarlık katsayısı arttıkça iğrenç ve eğlenceli olurdu. Charles gençliği ve gücü tükendikçe oynaması eğlenceli basit bir adama dönerdi. Zamanın çevirdiği en eğlenceli oyundu, ölümsüz gibi yaşayan insanları dişleriyle öğütmek. Sinsice ve bir anda farkındalığa ulaşmak. Bir bunalım ve korkunç bir sanrı. Charsl ve Belial için en lezzetli hisler olurdu belki. Hakettikleri başka ne vardı ki bu dünyada zaten?
Yatağın sarsıntısı, inlemeye karışan keyifli soluklar, birbiriyle birleşen beden... Her şey kısa süreli bir zevkle örtülüp kaldırılmıştı. İşi bitip kızın ufak bedenini terkettiğinde hissettikleri garip ve tarifi güçtü onun için. Yuvarlanıp sırt üstü yatağında kendine ayrılan tarafına geçtiğinde alışkanlık üzere kolunu kıza doladı. İlginç bir histi, yıllar geçse de değişen pis suratına, zevklerine inat değişmemişti Belial'le yaşadığı her şey. Onu gerçekten sahiplenmişti, seviyordu ilham perisini. Hiç konuşmadı, pek adeti değildi zaten. Yaslanmış, kolunu kıza daha da sararken soluklarını düzenlemeye çalışıp, bir yandan da eliyle arayıp bulduğu ceketin cebinden sigara paketini aldı. Dudaklarının arasına yeni bir tanesini yerleştirip yakarken bir gözü de kızın yüzüne dikilmişti merakla. Şimdi gerçekten şeyi acayip sızlıyordu. Bakışları tırnaklara kaydı, sırıtıp kaldı sadece. Derin bir duman bulutu çekip havaya üfledi, gerçekten güçlü hissediyordu şimdi. Öfkesinin geçmediğini her fırsatta vurgulayan kıza güldü.
"Ateşini alabildim mi Belial?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1016
Kan Durumu : Kirli, her yönden.
Rp Partneri : Kendisini itip kakan bir adama takmış durumda.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Salı Mayıs 01, 2012 8:54 pm

Altı yıllık özleminin ve bu geceki sabrının nihayete erdiğini görünce memnuniyetle kıvrıldı dudakları. Ölümcül perhizi sona eriyordu artık; üstelik en mükemmel şekilde gideriliyordu açlığı. Onlarca kucakta gezmişti Belial. Kadınlığını fark ettiği günden beri birçok tenin tadına bakmış, birçok hazzı yaşamıştı. Ama hiçbiri Charles’ın yaşattıklarını yaşatmamıştı, yaşatamıyordu ve kiminle olursa olsun eksik hissediyordu kadın. Bir yapbozun en karanlık, habis parçalarıydılar belki de ama öyle tamdılar ki birlikteyken, kimsenin itirazı olmazdı bu birlikteliğe. Sınırsızlığın ürünüydü onlar. Duvarları vücutlarının el verdiği yere kadar uzanıyordu. Ancak içlerinden birisi tahammül edemeyecek noktaya gelirse dururlardı ve bu, genelde Belial olurdu. İtirazı yoktu. Hastalıklı duygularla bağlandığı bu adam şiddetle karşı çıktığı, direndiği ait olma ve sahip olma kavramlarını her seferinde biraz daha derinden sarsıyordu. Yine de kendisini öyle alıştırmıştı ki bağımsız olma fikrine, karşısındaki adama ait olduğunu bile bile direniyordu ona. Belki de buydu Charles’ı da kendisine bağlayan şey. Sorgusuz sualsiz itaat etseydi şayet, adamın ardında bıraktığı kadınlardan birisi olurdu şimdiye dek. Adamın, zoru sevdiğini biliyordu. Karşısındaki öfke ve korkuyla besleniyordu o ve Belial’de de ikisinden de bolca vardı. Canı yandıkça öfkeleniyordu adama. Her defasında o da Charles’ın canını yakma arzusuyla yanıyor, bedel ödetmek istiyordu. Bir taraftan da ölesiye korkuyordu ondan. Yapabileceklerinden, gücünden korkuyordu. Daha önce, henüz dış dünyayı çok da iyi tanıyamamışken kucağına düştüğü bu adam kurallarını acıyla kazıyarak öğretmişti çünkü. Öfkesini tatmıştı ama sevgisini de tatmıştı. Canı ne kadar yanarsa yansın her şey bittiğinde kucaklanmak ruhunda aç kalan bir tarafı dolduruyordu. Belki de bu yüzden acı zevk veriyordu kadına, sonunda alacağı ödül ruhunu doyurduğundan memnuniyetle kollarını açıyordu Charles’tan gelecek ıstıraba.

Ancak bu gece ikisi de öyle özlem doluydular ki ne Charles kinini boşaltabilmişti, ne de Belial. Bedenini sıkı sıkıya saran adamın varlığını hissettiği sürece hiçbir şey umurunda değildi. Teni, soğuk yatağa temas ettiğinde ürperdi. Fakat bu, hazzını arttıran bir başka küçük unsur olmanın ötesine geçememişti. Her geçen saniye zihni biraz daha boşalıyor, kulaklarındaki uğultu biraz daha artıyordu. Başı, korkunç bir ateşle yanıyor, vücudunun üzerinde sahip olduğu hakimiyeti kaybediyordu. Sadece Charles vardı, hep var olmalıydı. En vahşi hallerindeydiler şimdi. Mantıklarıyla birlikte insanlıkları da uzaklaşmıştı vücutlarından; sadece içgüdüleri vardı. Bir de gecenin sessizliğini ve karanlığını dolduran sevişme sesleri…

Solukları git gide hızlanıp zirveye ulaştığında vücudu üzerindeki hakimiyetini kaybetmişti artık. Kulakları duyamaz, gözleri göremez olmuştu. Her bir hücresinin alev alev yandığı hissiyle gözleri karardığında Charles’ın da aynı duyguyu paylaştığını hissetti. Tarifsiz zevk ardında derin ve düzensiz soluklar bırakarak bedenlerini terk ederken Charles’ın ağırlığını yanında hissetti. Gözlerini açmaya yeltenmemişti bile. Sadece anın tadını çıkarıyordu.

Soluklarını düzenlemeye çalışmıyordu bile. Ellerini yer yer kırmızı lekeler oluşmuş beyaz karnının üzerinde birleştirmiş, yüzünde halinden hoşnut bir gülümseme belirmişti. Mutlu olduğunu anlamak için yüzüne şöyle bir bakmak yeterliydi. Oysa mutsuz olmak için öyle çok nedeni vardı ki… Vücudu daha şimdiden adamın izleriyle doluydu ve her birinin ayrı ayrı sızladığını duyumsuyordu. Tüm bunlara karşın nihayet istediğini almış olmanın verdiği memnuniyet tüm acılarını bastırmaya yetmişti. Üstelik Belial, Charles’ı sevdiği gibi onun bıraktığı izleri de seviyordu.

Sigara kokusu genizlerine dolduğunda nihayet yavaşlamıştı solukları ve tanıdık, memnuniyetini arttıran sesi duyduğunda gülümsemesi biraz daha yayıldı dudaklarında. “Sence?” Gözlerini iri iri açarak döndü adama. Yüzü ilk defa bu kadar yakında ve ilk defa şimdi fark ediyordu Belial değişiklikleri. Yakışıklı hatları bozulmaya başlamıştı. Gözlerinin altları morarmış, yüzü de kırışmıştı. Umurunda değildi bu, aradan yüzyıllar da geçse, defalarca ayrılsalar da sonu hep onun yanında, onun kollarında olacaktı. “Sen var olduğun sürece o ateş hiç sönmeyecek. Belki küllenecek zaman zaman ama en ufak bir rüzgarda yine alevlenecek.” Omuz silkerek adamın dudaklarının arasında duran sigarayı çekti ve kendi dudaklarına götürdü. Bardan çıktıklarından beri içmemiş olmanın verdiği açlıkla ciğerlerini doldurdu ve dumanın başının üzerinde oluşturduğu bulutu izledi hoşnutlukla. “Yüzüğünü hissedemiyorum, boşandın mı yoksa?” Vücuduna dolanmış elin yüzük parmağında hep bir serinlik olurdu eskiden, şimdi yoktu. Eğlendiği her halinden belliydi Belial’in. “Evli bir adamla yatmıyorsam işin eğlencesi nerede kalır ki?” Yüzüstü dönerek elini çenesine yasladı. Bacaklarını birbirine dolamış sallarken çocuk gibi görünüyordu. Artık sakinleşmişti ve uzun zamandır olmadığı kadar keyifliydi şimdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Charles Quinn
Yazar
Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 594
Kan Durumu : Viski
Rp Partneri : Çok kaba, kimse istemiyor onu.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Salı Mayıs 08, 2012 3:10 pm

Terden ıslanmış bedeni kurudukça soğuk bir hisle titriyordu. Ortamın soğukluğundan ziyade harcayıp bitirdiği insanlığının ve zarifçe yontulup emanetçi olarak sahip çıkması gereken duygularının tükenmişliğindendi. Yorgun ve bıkkındı. Her keyfinden ardından gelen histi yaşadığı bu boşluk. Sahipti ona ama aitliği yoktu. Derbeder ilişkilerin tattminsiz havası hakimdi kendisine. Duygunun en iğrenç ve en acı tadıydı damağında kalan his. Sigarayla ciğerlerini şenlendiren kızı izliyordu boş gözlerle. Ruhsuzdu ama zevkle dolup taşmıştı bedeni. Elini yavaşça kaldırıp, yüzüksüz parmağına sabitledi gözlerini. Ne kadar düzgün ve güzel elleri vardı; üstündeki kire rağmen, keyfi için acımasızca indirdiği darbelerden sonra oluşan yaralara rağmen güzeldi. Ne lanetli, ne acı verici. Charles kendisinden hep tiksinmişti, hiç sevmemişti sahip olduğu bedeni bu yüzden ait olamıyordu ne Belial'e, ne de bir başka kadına. O hep yalnızdı. Yalnızlığın en kötüsünü yaşıyordu; toplumun, insanların yanında yalnızdı. Sevdiği kadının özlem dolu kollarında hissediyordu en büyük güvensizliği ve acıyı. Ondan uzaklaşmalıydı, kendisinden de uzak tutmalıydı Belial'i. Bir süreliğine hiç değilse.
"Uzun zaman oldu boşanalı, şırfıntı çok başımı ağrıttı ama."
Doğrulup, kırışmış çarşafa sildi boynunu ve göğsünü. Korku verici bir sakinlikle odanın içinde gezdiriyordu bakışlarını. İlhamını almıştı perisinden. Daha fazlasına şu anlık ihtiyacı yoktu. Yağmur biraz daha şiddetlenmiş, ağır ağır, ince bir tülle örtülü camı dövüyordu. Kiremitten, leş gibi bir duvara bakıyordu oda fakat üzerinde bulunduğu dar sokağın arkası tamamen açıklıktı. İçerisi ayın uğursuz, mat rengiyle dolmuştu. Görüş alanına giren sigaranın dumanıyla gerçekliği döndü bir an. Ayaklarını birbirine dolamış ufacık kızın suratındaki sakin ifade o kadar güzeldi ki, kendisi de sessizce gülümsedi. Yüzüne doğru eğilip sigaradan derin bir nefes daha çekti.
"Biraz da bekar Charles'ın tadına bak. Hem daha iyi ya, eve gidince beni sinirlendirecek biri olmayacak."
Kaşları muzipce genişleyen gülümsemesine destek çıkarcasına genişledi. İşine yarardı demek istiyordu kıza.


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1016
Kan Durumu : Kirli, her yönden.
Rp Partneri : Kendisini itip kakan bir adama takmış durumda.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   C.tesi Mayıs 12, 2012 10:50 pm

Mutluydu. Yıllardır olmadığı kadar hem de, yaralanmış bir ruh ne kadar mutlu olabiliyorsa o kadar mutluydu. Gülümsemesini engelleyen her şeyin önündeydi Charles, bardaki korkusu yoktu artık. Bu gece kin kusmanın zamanı değildi, yıllardır biriktirdikleri özlemi gidermek için berberlerdi ve bu gecenin sonunda hala öfke kaldıysa geride acısını çıkartmak için çok vakitleri olacaktı. Bunun bilincine vardığı anda rahatlamıştı genç kadın. Korktuğu gazabın bu gece gelmeyeceğini bilmek rahatlatıyor, tatlı tatlı gevezelik etmesine neden oluyordu. Biliyordu aslında, Charles sevmezdi konuşmayı ama öyle uzun zamandır doğru düzgün konuşmamıştı ki Belial, durduramıyordu kendisini. Merak ediyordu yokluğunda neler olduğunu, adamın hayatında neler değiştiğini. En çok da özlenip özlenmediğini merak ediyordu. O, çok özlemişti çünkü. Uyanık olduğu her an aklındaydı Charles. Ne yaparsa yapsın çıkartamamıştı adamı hayatından. Onu her düşündüğünde midesine yerleşen ağrıdan kurtulamamıştı bir türlü, belki de kurtulmak istememişti, kim bilir. Aralarındaki tüm imkansızlıklara rağmen, daha bacak kadar bir çocukken hayatı boyunca onun olmaya karar vermişken kendisini adamın kollarından ayırmak zor gelmişti. Hep geri dönmek istemiş, ama adamın egosu kadar büyük olan gururu engel olmuştu geri dönmesine. Ancak kader, oyun oynamayı severdi. Hiç beklemediği bir anda adamın kucağına düşürmüştü yeniden Belial’i; üstelik gözlerini öylesine kör etmişti ki aylarca kollarında uyuduğu adamı tanıyamamıştı bile yüz yüze gelene dek. Yine de memnundu bu oyunun parçası olmaktan. Yıllardır ulaşamadığı doygunluğa ulaşmıştı şimdi. Memnuniyetle adamı gözler ve az önce onun dudaklarında ısınmış olan sigaranın dumanını her solukta biraz daha derine çekerken gözleri mutlulukla ışıl ışıldı. Yoğun duman görüşünü birkaç saniye için buğulandırmışken sırıttı. “O hep senin başını ağrıtıyordu zaten. Charles Quinn için fazla sıkıcı bir kadındı. Nasıl desem…” Yüzünü buruşturdu “Fazlaca şefkat dolu.” Üzerine eğilen adamın dudakları arasına sıkıştırdı sigarayı. Eskiden de paylaşırlardı ve Belial için en keyif verici bağımlılıktı Charles’ın dudaklarından aşırdığı sigara.

Zaman geçtikçe şiddetlenen ağrılarına rağmen gülümseyerek doğruldu ve bağdaş kurarak oturdu yatakta. Çarşafı üzerine çekmiş, az önce büyük keyifle sunduğu her şeyi gizliyordu adamdan. Göğüsündeki sigara yanığının yuvarlak, taze izi için için yanarken bakışları küçük yaraya kaydı. Damgalanmıştı. Charles daha önce de çeşitli yaralar bırakmıştı vücudunda, ancak hiçbirisi kalıcı değildi. Bunun geçmeyeceğini biliyordu Belial. Yine gitse bile adamın somut bir izi olacaktı vücudunda; bir çeşit sahiplik emaresi gibiydi. Hiç kimse bilmese bile kadın bilecekti adama ait olduğunu, adam için var olduğunu. Üstelik artık öfkelendirmiyordu bu düşünce kadını. Belki ayrı geçirdikleri yılların getirisiydi şu anki uysallığı, belki de değişmişti. Değişmeyen tek şey Charles’a duyduğu arzu ve tutkuydu. Gördüğü anda deli gibi istemişti adamı, hala daha da ilk günkü kadar çok istiyordu onu.

Adamın dudakları arasındaki sigarayı aldı bir kere daha. “Komik olan ne biliyor musun? Rollerimiz değişti. Eskiden gitmen gereken bir karın vardı, sonunda seni geçiren taraf hep ben olurdum. Sanırım bu defa senin beni uğurlaman gerekecek.” Tütünü biten sigarayı komidindeki küllüğe bastırarak söndürdü ve yanaştı adama bir kez daha. Yüzünde beklenti dolu bir ifade vardı. “Affettin mi beni şimdi?”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Charles Quinn
Yazar
Yazar
avatar

Mesaj Sayısı : 594
Kan Durumu : Viski
Rp Partneri : Çok kaba, kimse istemiyor onu.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Ptsi Mayıs 28, 2012 11:49 pm

İnsanların bir olaya el atması için her zaman geçerli sebepleri olurdu; doktorlardan din adamlarına, katillerden fahişelere, en yaşlısından en gencine. Charles'ın yoktu ama. Herkes yaptığı işi anlamlı kılıp kendini haklı çıkaracak birer sebep bulur ve ona yapışırdı. Övünmek, rahatlamak, haz almak yada her ne haltsa işte... Hiçbir zaman kendisini neden sunmak zorunda hissetmemişti parçaladığı bir şeyin ardından. Belki bu yüzdendi boşluğun derin kederi. Charles basit bir anlamsızlıklar bütününden de fazlaydı; en çok bu zoruna gidiyordu. Kendisini ne kadar tüketip mahvetmek isterse istesin yapamayışına lanet ediyordu. Hisseden ve atan kalbinin zayıflığından tiksiniyordu. İnsanların kelimelere kavram yüklemiş olduğunu biliyordu; insan zekasından başka hangi basit yaratık ahlak ve aşkı oluşturmayı akıl ederdi ki? Charles, aşık mıydı, ya da ahlaklı mıydı, elbette hayır. Fakat bu hisleri herkesten iyi biliyor, tanıyor ve görüp anlatabiliyordu. Dahi olduğunuzu bildiğiniz halde neden icat yapmak isteyesiniz ki? Değiştiremeyeeğinizi bildiğiniz bir dünya hakkında neden yazasınız ki? İşte bunlar Charles'ın çilesinin tohumuydu. Delice tutkunu olduğu her değeri öğütmek istiyordu, ama yapamıyordu. Yapamadıkça da daha öfkeli, daha saldırgan ve daha acımasız oluyordu; zaten umarsızın tekiydi. Açık mavi bakışları dolunayın mat rengine rağmen parlak ve canlıydı. Biçimli ellerinden uzaklaşıp biraz önce açtığı yaraya kaydı. Belki yüzlercesine sebep olmuştu, gerçekten acı veren ve tehlikeli olanlarına. Hiç acımadan kazımıştı kızın bedenine her birini. Her bir darbesi, her diş izi, akan her damla kanı, ona kendi bedeninden sadece aşağılamak için sunduğu her neyi varsa amaçsız duruyordu. Ama bu seferki farklıydı. Hissettiği güvensizlik şimdi kızın kendi zihnine açtığı bir yaraydı. Altı sene sonra karşısına çıkıveren bu ufak fahişenin gitmesinden korkuyordu. O yokken seneleri saymak çok kolaydı, aynaya her bakışında yaşlandığını daha iyi görüyordu. Kızın, Charles üzerindeki bu etkisinden haberi var mıydı henüz emin değildi. Adamın iri cüssesinin incitilmeyeceğini herkes biliyordu, peki ya zihni hakkında fikir yürüten var mıydı? O sert kafatasının içinde yumuşak bir beyin olduğunu idrak eden? Hisseden ve canlı bir kalbi olduğunun farkına varmış biri? En büyük korkusuydu belki de bu. Bu yüzden kolaylıkla sunuyordu kendisine aşık olan bu kadına olan öfkesini. Onun da var olan hislerinden iğreniyor, kendisine de aşılayacak yada en kötüsü farkına varacak diye korkuyordu. Ne acıydı ikilemde kalmak. Her zaman ne istediğini bilen Charles müthiş bir sanrı yaşıyordu bu kadınla beraberken. Ona tutkun olmasının sebebi buydu. Evet, belki en iyi kelime buydu.
"Şefkat mi? Güldürme beni, o sefil fahişeden kurtulana kadar canım çıktı."
Doğrulup sırtını yatağın ahşap kısmına dayamışken kızı izliyor gözleri şimdi. Bedenini gizleyişinden memnundu. Sevişme esnasında çıplaklık hoşuna giderdi ama alelade gezinen bir kadının çekiciliğini ve o kendine has 'gizemini' yitirdiğini düşünürdü hep. Fakat o yara izi tam karşısında duruyordu hala. Onun açıkta olmasından memnundu. Gözleri kızın incecik beyaz gerdanından biçimli yüzüne yöneldi. Yanakları yedikleri halt yüzünden pespembe kesilmişti, nemden saçlarının bir kısmı yüzüne yapışmıştı. Bir kadını en güzel kılan şeyler bunlar olmalı diye düşündü. Minik ilham perisinin bu özel halini aklına kazıdı; mutluluk vericiydi. Kurduğu cümle üzerine alayla dudaklarından yılan tıslamasını andıran bir gülüş çıktı;
"Saçmalama, hiçbir şeyin değiştiği falan yok. Karım daha çok avukatım gibiydi, biliyorsun servetime konmak için epey uğraştı ama... Neyse, bir yere gitmeyi planlıyordun galiba? Aşığın için geç değil mi?"
Gülüşü büyümüştü, meraklanmıştı doğrusu ama üzerinde fazla durmadı. Küllüğe bastığı sigarayı izlerken gözlerine dikilen imalı bakışları anlamamazlıktan gelmeyi tercih etti. Kaşlarını kaldırmış, dudağının sağ tarafı gerilmişti. Kızı elinden tutup yanına çekti, şık elbisesi olan çarşafı ona dolamış, kucağına çıkarmıştı. Dudakları ufak bir dokunuşla sigara yanığına değdi; öptü. Tatlı ama kısa bir öpücüktü.
"Şunu anlamalısın Belial. Nereye gidersen git, ne yaparsan yap, sen bana aitsin. Dönüp dolaşıp bulacağın tek insan benim. Aynı şey benim için de geçerli tabii ama bunu sen fazla dile getirmesen iyi olur. Görüyorsun, çabuk kızıyorum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Belial Laurens
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1016
Kan Durumu : Kirli, her yönden.
Rp Partneri : Kendisini itip kakan bir adama takmış durumda.

MesajKonu: Geri: Enough romance, lets fu- hmm...   Salı Haz. 12, 2012 8:04 pm

Göğsü sakince inip kalkarken adamı izliyordu parlayan gözlerle. Ona bakmak, ondan bir parça almış olmak gurur ve mutluluk veriyordu Belial’e. Anlamını bilmediği bir duygunun içinde kıvranıyordu yıllardır. Charles’ı ilk gördüğü andan beri, ona ilk dokunduğundan beri hissediyordu bunu. Daha önce yaşamadığı bir deneyimdi; içini ısıtmaya yetiyor, kalbinin şakaklarında atmasını sağlıyor, midesinin bulanmasına neden oluyordu. Karşıdan görmediğiniz bir duygunun ismini bilmezsiniz, Belial de bilmiyordu. Daha önce sevgi görmemiş ya da aşkı tanımamış bir ruhun bunlarla karşılaştığında boşluğa düşmesi çok normaldir ve tam olarak o boşluğu yaşıyordu kadın. İçgüdüsel olarak bu duygunun çekiciliğine kapılıyor ancak korkuyordu da. Yanlış olduğuna inanıyordu çünkü, hele ki Charles gibi bir adam için çok yanlış olduğundan emindi. Bir defa kaçmıştı ondan, bir defa daha olmasını istemiyordu.  Çocukluğunu kollarındayken terk ettiği bu adama bağlanmıştı. Anlaşmaları kanla, acıyla yazılmıştı belki ama hiç şikayet etmemişti kadın bundan. Eğer anlaşmanın sağlamlaşması için yine kan akıtması gerekiyorsa tereddütsüz akıtırdı. Az önce hazların en büyüğünü tutkuyla yaşatan Charles’tan uzaklaşmak istemiyordu ve yaşadığı dünyada her şeyin bir bedeli olduğunu biliyordu. Şimdi kendisine ilgiyle bakan bu adam için bedel her zaman büyüktü. Yine de umarsızca gülümsedi kadın. Gülümsemesi birkaç saniye içinde kısa ve keskin bir kahkahaya dönüşmüştü bile. "Gittiğim yerde çok kalmam Charles, biliyorsun. Hele yabancı bir adamın kollarında birkaç saatten fazla kalmadım hiç.” Yüzünde hala kahkahasının izleri dururken elinden tutan kuvvete teslim etti iradesini ve yönlendirildiği kucağa çıktı keyifle. Charles’ın da gülümsediğini görmek memnuniyet vericiydi. Çıplak bacakları beyaz çarşafın üzerinde ve adamın teninde hoş bir kontrast oluşturuyordu. Onun hayatını yaşayan bir kadının duruşundan beklenmeyecek bir zarafetle duruyordu kucağında. Charles’ın yanındayken tamam oluyordu Belial. Yalnızca onun yanındayken en güzel halindeydi. Zaman geçtikçe belirginleşen izler bile onun yanındayken vücuduna ait değilmiş gibi görünmüyordu. Beyaz boynunda iyice belirginleşmiş olan parmak izleri teninin bir parçasıymış gibi doğal duruyordu, tıpkı göğsünün üzerindeki sigara yanığı gibi.

Adamın başını son derece doğal, yumuşak bir tavırla tutmuştu şimdi. Ona temas ederken kendisini güvende hissediyordu. Dudakları az önce açtığı taze yaraya dokunduğunda ürperdi. İçinin tutkuyla titrediğini hissetti kadın. Onunla ne yaparsa yapsın asla bıkmayacağına dair fikri her geçen saniye biraz daha netleşirken kulaklarını dolduran aksanlı ses tonu yüzünde dingin bir ifadeye neden oluyordu. Başını adamın omzuna yasladı. Adamın boynuna küçük öpücükler bırakırken yüzünde arsız bir gülümseme vardı. “Ben senin öfkeni de seviyorum.” Öpücükleri ufak ufak çenesine, oradan da dudaklarına kaydığında sanki az önce sevişen kendisi değilmiş gibi heyecanlanmıştı yeniden. Charles’ın böyle bir etkisi vardı onda. Her hareketi, solukları bile heyecanlanmasına yetiyordu; hele ki böylesine uzun bir aradan sonra heyecanlanmamak elinde değildi. Hep doğal davranmıştı adamın yanında. Oyun yok, rol yok, sahte olan hiçbir şey yoktu. En çıplak haliyle onundu ve sırf bu yüzden heyecanını gizlemeye gerek duymadı. Biliyordu zaten, gizleyemezdi. Charles, küçük kızını tanıyordu. Emindi bundan. Aradan geçen yıllarda değişen çok şey olmuştu evet, ama özünde olduğu şey hiç değişmemişti. Hogwarts’a giden kız çocuğuyla şimdi tutkuyla bağlandığı adamın kollarında şımaran kadın aynıydı.

Dudaklarını onunkilerden çekip yeniden göğsüne yaslandığında, aykırılığını vurgulamak istercesine parlak pembeye ve mavinin tonlarına boyattığı saçları adamın tenine yayılmıştı. Her geçen saniye sakinleşiyor, dinginleşiyordu. Bununla denk olarak gözleri de kapanıyordu hafiften. Dışarıda yağan yağmurun cama vururken çıkarttığı ritmik ses ve Charles’ın solukları birleştiğinde muhteşem bir senfoni oluşmuştu ve bu rahatlatıyordu kadını. “Biliyor musun Charles, seninle olmayı özlemişim.” Sesi mahmurlaşmıştı. Ona karşı hissettiği duyguları tabi ki dillendiremezdi, kendisi bile ne olduğunu bilmediği bir duyguyla adamı elinden kaçırmak istemiyordu. Ancak bunu söylemekte zarar görmemişti. "Peki yarın bugün hiç olmamış gibi mi devam edeceğiz?"  
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Enough romance, lets fu- hmm...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Londra-
Buraya geçin: